Los Angeles şehir merkezinin kuzeyinde başlayan ve yaklaşık 145 kilometrekarelik bir alanı kaplayan devasa yangın, San Francisco’nun yüz ölçümünü bile geride bıraktı. 12 binden fazla yapının küle döndüğü bu doğal vahşette hayatını kaybedenlerin sayısı ne yazık ki 24’e ulaştı. Bu felaketin nedenleri üzerine farklı görüşler var. Los Angeles ve Güney Kaliforniya’da meydana gelen bu yangınlar daha çok doğal etkenlerin bir sonucu mu, yoksa insan müdahaleleri daha büyük bir rol mü oynuyor? Bu konuda yapılan araştırmalar bize ne anlatıyor? İklim değişikliği ve çevresel krizlerin karmaşık doğasını anlamak için GazeteBilim’in bu haftaki konuğu, Prof. Dr. Murat Türkeş.
Prof. Dr. Murat Türkeş
Haber: Buse Güler
Uzun zamandır Türkiye ve Akdeniz bölgesi üzerine yazılar yazıyor, çalışmalar yapıyorum. Özellikle Akdeniz Havzası’nda ve Türkiye’de yağış değişimleri, sıcak hava dalgaları ve değişen orman yangını rejimleri üzerine yoğunlaşıyorum. Bu, uzun süredir üzerinde durduğum bir konu.
Akdeniz ülkelerinin büyük bir kısmında, Portekiz’den Türkiye’ye kadar olan bölgede ve Amerika’nın batı ile güneybatısında, San Francisco’dan Meksika’ya kadar uzanan alanlarda büyük orman yangınları meydana gelmiştir. Bu tür yangınların gelecekte de sıkça görüleceği öngörülmektedir. Özellikle Los Angeles, yani Güney Kaliforniya bölgesinde, çok özel koşullarda yangınlar meydana gelmektedir. Güney Kaliforniya’da yaz aylarında çıkan yangınlara ek olarak, tıpkı ülkemizde zaman zaman olduğu gibi, kış mevsiminde de yangınlar görülmektedir. Örneğin, bu yıl Los Angeles’ta çıkan yangın günlerce söndürülememiş, büyüyerek büyük bir afete yol açmıştır. Bu durum, can kayıplarına, ekosistemin ciddi şekilde bozulmasına ve büyük çaplı zararlara neden olmuştur.

Bu yangınlar, geçmişte olduğu gibi bu yıl da Ocak-Şubat döneminde, kış aylarında görülmüştür. Amerika’nın güneybatı kıyılarında, özellikle Kaliforniya eyaletinde ve yoğun olarak Güney Kaliforniya’da etkili olan yüksek basınç sistemleri ile kurak periyotlar, bölgedeki hava koşullarını yangına elverişli hale getirmektedir. Hava durumu yangını başlatmasa da, yangın çıktığında bu koşullar yangını kontrol altına almayı ve söndürmeyi oldukça zorlaştırmaktadır.
Güney Kaliforniya’da yaz aylarında çıkan yangınlara ek olarak, tıpkı ülkemizde zaman zaman olduğu gibi, kış mevsiminde de yangınlar görülmektedir.
Güney Kaliforniya’daki Los Angeles yangınında da benzer bir durum yaşanmıştır. Geniş alanlı yüksek basınç anomalisi oluştuğunda, karadan denize doğru kuru bir rüzgar sistemi meydana gelir. Bu rüzgarlar, o bölgede “Santa Ana rüzgarları” olarak adlandırılmaktadır. Santa Ana rüzgarları, Akdeniz’de görülen föhn rüzgarlarına benzer özellikler taşır. Bizdeki föhn rüzgarları da özellikle yaz aylarında orman yangınlarının daha şiddetli hale gelmesine neden olmaktadır.

Santa Ana rüzgarlarının aynı dönemde etkili olduğu için, bölgede hem kuru hava koşulları hem de mevcut kuraklık durumu daha da belirgin hale gelmiştir. Buna ek olarak, normalden daha sıcak hava koşulları ve basınç gradyanının güçlenmesiyle birlikte, Güney Kaliforniya’da karadan denize doğru, iç bölgelerden Los Angeles kıyılarına kadar uzanan kuvvetli rüzgarlar meydana gelmiştir. Saatte 160 km’ye ulaşan ani rüzgar değişimleri yaşanmıştır.
Santa Ana rüzgarlarının bu faktörlerle bir araya gelmesi, yangınların kontrol edilemez boyutlara ulaşmasına ve mega yangınlara dönüşmesine neden olmaktadır.
Santa Ana rüzgarlarının bu faktörlerle bir araya gelmesi, yangınların kontrol edilemez boyutlara ulaşmasına ve mega yangınlara dönüşmesine neden olmaktadır. Bu tür koşullar, yangınların şiddetini artırarak müdahaleyi son derece zorlaştırmaktadır.
Bu mevsimde görülen hava durumu tiplerini ele aldığımızda, bölgede ciddi bir hava değişimi olduğu söylenebilir. Normalden daha kuvvetli ve kurak koşulları kontrol eden yüksek basınç alanları etkili durumda. Bu yüksek basınçlar, karadan denize doğru kuru rüzgarlar üretmektedir. Güney Kaliforniya’daki Los Angeles bölgesinde çıkan yangının bu boyutlara ulaşmasında, bu kuvvetli rüzgarların etkisi büyüktür.

İklim değişikliği ile bağlantısını ise şu şekilde özetleyebiliriz: Uzun vadeli eğilimlere bakıldığında, tıpkı Akdeniz bölgesinde olduğu gibi, iklim değişikliği yaz yangınlarının yanı sıra sonbahar ve kış yangınlarına uygun hava koşulları oluşturmaktadır. Kaliforniya’da da özellikle sonbahar ve kış yangınlarına elverişli koşulların oluşmasında iklim değişikliğinin etkisi olduğu ifade edilebilir.
Bölgesel ve mevsimsel olarak normalden daha kuru ve rüzgarlı hava koşulları, doğal bitki örtüsünün bozulması ve plansız yapılaşma ile birleştiğinde yangınların etkisi artmaktadır. Örneğin, Los Angeles’ta, yangınla iç içe geçmiş, yangına elverişli bitki peyzajıyla çevrili binlerce konut inşa edilmiş. Ancak bu yapılaşma sırasında güvenlik koridorları, geçiş kuşakları ve yeterli koruma bantları bırakılmamış. Bu durum, hem yangınla mücadeleyi hem de can kayıplarını önlemeyi oldukça zorlaştırmıştır.
Bölgesel ve mevsimsel olarak normalden daha kuru ve rüzgarlı hava koşulları, doğal bitki örtüsünün bozulması ve plansız yapılaşma ile birleştiğinde yangınların etkisi artmaktadır.
Tıpkı Türkiye’nin güneybatısında, Manavgat’tan İzmir’e kadar uzanan kıyı şeridinde 2021’de yaşanan büyük yangında ve geçen yıl İzmir’de karşılaşılan sorunlar gibi, benzer bir durum şu anda Güney Kaliforniya’da yaşanmaktadır. Üstelik bu tür ekstrem olaylar, daha önce 1920’lerde ve 1991’de de görülmüş olsa da bu yangının, yaşananlar arasında en şiddetli olanlardan biri olduğu değerlendirilmektedir.

Güney Kaliforniya, Los Angeles’ta meydana gelen bu kadar hızlı gelişen yangında, yangın teşkilatındaki itfaiyecilerin, büyük ve hızla yayılan yangınlarla mücadele yeteneklerinin ve araçlarının yeterli olmadığı anlaşılmıştır. Bu durum, o bölgede halen tartışılmaktadır. Elbette bu tür sorunlar, insanların bulunduğu her yerde gündeme gelebilir.
Yangına elverişli ve yangından etkilenebilirlik düzeyi yüksek bölgelerde enerji hatlarının, yerleşimlerin ve ulaşımın mutlaka dikkatle planlanması, hazırlanması ve düzenli olarak denetlenmesi gerekmektedir. Los Angeles yangınına ilişkin olarak, hem kamu kuruluşlarının hem de enerji şirketlerinin ihmali olduğu yönünde raporlar bulunmaktadır. Hatta yangının en etkili olduğu alanlarda, bir elektrik şirketinin trafosundan kaynaklandığına dair iddialar nedeniyle mahkemeye başvurulmuştur.
Yangına elverişli ve yangından etkilenebilirlik düzeyi yüksek bölgelerde enerji hatlarının, yerleşimlerin ve ulaşımın mutlaka dikkatle planlanması, hazırlanması ve düzenli olarak denetlenmesi gerekmektedir.
Özellikle hızlı gelişen yangınlarda, kuvvetli rüzgarın etkisiyle yanan bitki parçaları ve ağaç dalları yüzlerce metre uzağa taşınabilir. Bu durum, yeni yangınların çıkmasına neden olabilir.

Bazı yangınlar, dip yangını şeklinde ilerleyip bir anda örtü yangınına dönüşebilir. Bu tür yangınlar, uzaktan fark edilmez; çünkü bitki örtüsü çok kuru olsa da yüzeydeki bitkiler genellikle yeşil bir görüntü sunar. Ancak dip yangını, uygun bir yerde yüzeye çıkarak büyük bir yangın haline gelebilir. Bu durum, sanki yeni bir yangın çıkmış gibi bir izlenim yaratabilir. Bir diğer olasılık ise, kötü niyetli kişilerin bu tür olayları fırsat bilmesidir. Bu kişiler, farklı yerlerde ve farklı zamanlarda kasıtlı olarak ek yangınlar çıkarabilir. Ne yazık ki, Amerika’da da herkes bilinçli ve sorumlu davranmıyor.

