Son günlerde Dünya genelindeki sıcak hava dalgaları oldukça dikkat çekiyor. Özellikle Avrupa’daki artan sıcaklıklar insan yaşamını tehdit edecek seviyeye ulaştı. Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu ile iklim değişikliği ve sıcak hava dalgaları konulu bir röportaj gerçekleştirdik.
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu — İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü
Röportaj: Sedef Çakır
GazeteBilim Yazı İşleri
Son günlerde Avrupa’da sıcak hava dalgalarının çok daha şiddetli yaşandığını görüyoruz. Bu durum çok sayıda ölüme de sebebiyet veriyor. Bu değişimin arkasındaki temel nedenler nelerdir?
En temel neden, atmosferin sanayi öncesi döneme göre yaklaşık 1,3–1,4 °C ısınmış olmasıdır; ortalamadaki bu görünüşte küçük artış, aşırı sıcakların sıklığını ve şiddetini kat kat artırır. Bunun üzerine, yüksek basıncın sıcak havayı bir kapak gibi hapsettiği “ısı kubbesi” dediğimiz durumlar biniyor; jet akımının zayıflaması bu blokajları günlerce yerinde tutuyor. Yani zemini küresel ısınma yükseltti, günlük hava desenleri de bunun üstüne çıkıyor. Nitekim hızlı atıf çalışmaları, 2025 ve 2026 Avrupa sıcak hava dalgalarındaki ölümlerin büyük bölümünü doğrudan insan kaynaklı iklim değişikliğine bağladı.
Türkiye’de de zaman zaman benzer sıcaklıkları görmemize rağmen, Avrupa bu sıcaklardan daha çok etkilenip ciddi can kayıpları yaşadı. Bunun temel nedeni yalnızca yüksek sıcaklık mı, yoksa hazırlıksız olunması da önemli bir etken midir?
Ölümlerin asıl belirleyicisi çıplak sıcaklık değeri değil, o topluluğun sıcağa ne kadar hazır olduğudur. Orta ve Kuzey Avrupa şehirleri serin iklime göre inşa edilmiş: klima yaygın değil, binalar ısıyı hapsediyor ve nüfus görece yaşlı. Buna gece sıcaklıklarının düşmemesi de ekleniyor; vücut geceleyin dinlenemeyince risk katlanıyor. Türkiye toplumu ve altyapısı sıcağa görece alışkın olsa da bu bir güvence değil; hazırlıksız yakalanırsak biz de aynı kayıpları yaşarız. Kısacası sorun yalnızca sıcaklık değil, hazırlık ve uyum eksikliğidir.
Sıcak hava dalgalarının iklim değişikliği ile ilişkisi nedir?
İklim değişikliği sıcak hava dalgalarını daha sık, daha uzun ve daha şiddetli hâle getiriyor. Bunu bir zar oyununa benzetebiliriz: ortalama sıcaklık birkaç derece kaydığında, “aşırı sıcak” gelme olasılığı orantısız biçimde artar. Artık “atıf bilimi” sayesinde tek tek olayların ne kadarının iklim değişikliğinden kaynaklandığını da ölçebiliyoruz. Örneğin son Avrupa sıcak hava dalgalarında, iklim değişikliği olmasaydı can kaybının yaklaşık üçte bir düzeyinde kalacağı hesaplandı.
Betonlaşma, yeşil alanların azalması ve asfalt kullanımı sıcaklığı ne ölçüde artırıyor?
Bu, “kent ısı adası” dediğimiz olgudur ve etkisi çok büyüktür. Beton ve asfalt gün boyu güneş ısısını depolar, gece de bunu yavaş yavaş salar; bu yüzden bir şehir, çevresindeki kırsala göre özellikle geceleri 5–10 °C daha sıcak olabilir. Ağaçlar ve yeşil alanlar ise hem gölge yapar hem de terleyerek (evapotranspirasyon) havayı serinletir. Yeşili söküp yerine beton koydukça bu doğal klimayı kapatmış oluyoruz; yani betonlaşma, küresel ısınmanın etkisini şehir içinde ayrıca büyütür.
Küresel ısınma ile iklim değişikliği arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendirirsiniz?
İkisi aynı şey değildir; biri sebep, diğeri sonuçlar bütünüdür. Küresel ısınma, yerkürenin ortalama sıcaklığının sera gazları nedeniyle artmasıdır. İklim değişikliği ise bu ısınmanın tetiklediği daha geniş değişimlerdir: yağış düzeninin bozulması, kuraklık, sel, şiddetli fırtınalar, deniz seviyesinin yükselmesi. Kısaca küresel ısınma motordur, iklim değişikliği ise o motorun ürettiği bütün sonuç yelpazesidir.
Önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin de Avrupa’dakine benzer risklerle karşılaşması olası mıdır?
Sadece olası değil; bu süreç Türkiye’de çoktan başladı. Akdeniz havzası, bilim dünyasının “iklim sıcak noktası” ilan ettiği, dünya ortalamasından daha hızlı ısınan bir bölgedir. Ülkemizde sıcak hava dalgaları, kuraklık ve orman yangınları son yıllarda gözle görülür biçimde arttı. Dolayısıyla Avrupa’daki türden riskleri kendi geleceğimizin provası olarak okumalı ve şimdiden hazırlanmalıyız.
Gelecekte yaşanacak sıcak hava koşullarına uyum sağlayabilmek için şehir planlaması nasıl yapılmalı?
Şehirleri “iklime duyarlı” tasarlamamız gerekiyor. Bunun başında yeşil altyapı gelir: daha çok ağaç, park, yeşil çatı ve geçirimli yüzeyler. Çatı ve yol kaplamalarında ısıyı geri yansıtan açık renkli malzemeler, gölgeleme ve rüzgâr koridorlarıyla şehri havalandıran yerleşim düzeni önemlidir. Ayrıca serinleme merkezleri, güvenilir erken uyarı sistemleri ve yaşlılar ile kronik hastalar gibi hassas grupları koruyan planlar şart. Yani mesele tek tek binalar değil, tüm şehri bir termal sistem olarak yönetmektir.
Bizlerin günlük yaşamda alacağı önlemler ciddi bir fark yaratabilir mi?
Kesinlikle fark yaratır; bunu iki başlıkta düşünmek gerekir. Birincisi korunma: bol su içmek, günün en sıcak saatlerinde dışarı çıkmamak, serin ortamda kalmak ve özellikle yalnız yaşayan yaşlı komşularımızı arayıp kontrol etmek doğrudan can kurtarır. İkincisi azaltım: enerjiyi tasarruflu kullanmak, gereksiz tüketimi azaltmak ve toplu taşımayı tercih etmek, uzun vadede sorunun kaynağını küçültür. Bireysel önlemler tek başına yeterli değildir; ancak toplumsal ve politik dönüşümle birleştiğinde asıl büyük farkı yaratır.
– Çok teşekkür ederiz.
– Ben teşekkür ederim.

