Likya semenderlerinin geleceği, yalnızca küresel iklim değişikliğiyle mücadeleye değil, yangın sonrasında orman ekosistemlerini nasıl yönettiğimizle de doğrudan bağlantılı.
Türkiye’nin güneybatısı, biyoçeşitlilik açısından eşsiz ama bir o kadar da hassas bir canlı grubuna ev sahipliği yapıyor. Ulusal ve uluslararası uzmanlardan oluşan çok disiplinli bir araştırmacı grubu, bölgede yaşayan 7 Likya semenderi türü ile bir hibrit soyun günümüzdeki ve gelecekteki yaşam alanlarını mercek altına aldı. Dr. Yasin İlemin’in (Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi / MSKÜ Biyolojik Çeşitlilik Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü) de yer aldığı ekipte; Prof. Dr. Morteza Naderi (Sakarya Üniversitesi), Prof. Dr. Kerim Çiçek (Ege Üniversitesi), Dr. Amaël Borzée (Nanjing Forestry University – Çin / IUCN Amphibian Specialist Group), Dr. Hossein Azadi (Xinjiang Institute of Ecology and Geography – Çin / Ghent University – Belçika) ve Dr. Babak Naimi (Utrecht University – Hollanda) bulunuyor.

Ortaya konan veriler, bu endemik canlıların geleceğine dair hem kritik uyarılarda bulunuyor hem de çözüm yollarını gösteriyor.
Gelecek senaryoları korkutuyor: Yaşam alanlarında %96,5’e varan kayıp!
İklim değişimi simülasyonları, yüksek emisyon senaryosu altında bazı Likya semenderi türlerinin uygun yaşam alanlarında %73 ile %96,5 arasında değişen devasa kayıplar yaşanabileceğini öngörüyor. Gelecekte havaların ısınması ve kuraklaşmasıyla birlikte bu hassas habitatların, daha yüksek rakımlara ve kuzeye bakan yamaçlara doğru çekilmesi bekleniyor.
Bu süreçte türlerin hayatta kalabilmesi için bazı özel alanlar öne çıkıyor:
- Göcek–Köyceğiz
- Köprülü Kanyon
- Sandras Dağı çevresi
Bu bölgelerdeki “iklim mikrorefüjleri” (sığınak alanları), semenderlerin geleceği için hayati bir önem taşıyor. Ancak endişe verici olan nokta, bu kritik mikrorefüjlerin bir bölümünün mevcut korunan alanların dışında kalması.

Yangınlar yalnızca ağaçları değil, yaşam sığınaklarını da yok ediyor
Akdeniz Havzası’nda artan sıcaklık ve kuraklık yangın mevsimlerini uzatırken, daha büyük ve şiddetli yangınlara yol açıyor. 2021 yılında Türkiye’nin güneybatısında yaşanan büyük yangınlar, Likya semenderlerinin mikrohabitatlarının ne kadar kırılgan olduğunu acı bir şekilde gösterdi.
Alevler yalnızca ağaç örtüsünü yakıp geçmiyor; semenderlerin özellikle yaz sıcaklarında sığındığı:
- Kaya yarıklarını,
- Nemli toprak katmanlarını,
- Kaya kümelerini ve ölü odunları,
- Pınar ve sızıntı suyu çevresindeki serin alanları da tahrip edebiliyor.
Yangın sonrası müdahaleler kalan son sığınakları da tehdit edebilir
Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri de yangın sonrasında yapılan uygulamalarla ilgili. Yangınların ardından gerçekleştirilen derin toprak işleme, kayaların kaldırılması ve ölü odunların sahadan tamamen temizlenmesi, alevlerden kurtulmayı başaran son mikrorefüjlerin de ortadan kalkmasına neden olabiliyor.
Çözüm önerileri: Ormanı nasıl yönettiğimiz kaderlerini belirleyecek
Araştırma ekibi, bu endemik türlerin yok olmasını önlemek adına acil yönetim stratejileri öneriyor:
- Doğal Gençleştirme: Yangın geçiren alanlarda yapay müdahaleler yerine doğal gençleştirme tercih edilmeli.
- Mikrohabitatların Korunması: Yanmış kütükler ve kayalık yapılar sahadan uzaklaştırılmamalı, yerinde korunmalı.
- Koruma Zonları: Pınar ve kayalık alanların çevresinde 30–50 metrelik özel koruma zonları oluşturulmalı.
- Habitat Bağlantısı: Serin ve nemli habitatlar arasındaki bağlantı kesintisiz şekilde sürdürülmeli.
Likya semenderlerinin geleceği, yalnızca küresel iklim değişikliğiyle mücadeleye değil, yangın sonrasında orman ekosistemlerini nasıl yönettiğimizle de doğrudan bağlantılı. Çünkü küçük bir nemli kaya yarığı, bu endemik türler için yaşamla yok oluş arasındaki son sığınak olabilir.

