Orman yangınlarıyla mücadeleye bütüncül yaklaşılması son derece önemlidir. Sadece tek bir noktayı ön plana çıkartarak çözüm aramak Mevlana’nın Mesnevi eserinde yer alan insanların karanlıkta bir fili tarif etmesine benzetilebilir.
Prof. Dr. Doğanay Tolunay
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Orman Fakültesi Öğretim Üyesi
Orman yangınları sayısının ve yanan orman alanı miktarının artması üzerine yangınlarla mücadele için değişik öneriler gündeme getirilmekte. Bunlar arasında 1990’lı yıllardan itibaren her yangın sonrasında tartışılan uçak ve helikopter sayısı ilk sırada yer alırken, son zamanlarda erken uyarı sistemleri, güncel teknolojilerle desteklenen karar destek sistemleri, ormanlara giriş çıkışın yasaklanması, ormanları yakanlara cezaların ağırlaştırılması, yangın farkındalığının arttırılması, denetimli yakma gibi pek çok öneri bulunmakta. Ne yazık ki bu önerilerin çoğu da ormanlar, doğa ve afetlerle ilgili uzmanlığı olmayanlar tarafından gündeme taşınmakta. Orman yangınlarıyla mücadelenin sihirli formülü yok. Aslında yukarıda sıralanan veya sıralanamayan önerilerin pek çoğu orman yangınlarıyla mücadelenin birer parçasıdır ve ama tek başına hiçbiri çözüm olamaz. Bu nedenle orman yangınlarıyla mücadeleye afet yönetimi sistematiğiyle yaklaşılması gereklidir.
Orman yangınlarıyla mücadelenin en önemli aşaması risk azaltmadır. Yangın çıkış nedenlerinin analiz edilerek yangın sayısının azaltılması temel risk azaltma yaklaşımlarından ilkidir. Farkındalık oluşturma, denetimler, orman içinden geçen elektrik nakil hatlarına sınırlama getirilmesi, orman içindeki yapılaşmayı sınırlandıran ve konut ve tesislerle ilgili mevzuat düzenlemesi gibi pek çok konu bu kapsamda değerlendirilebilir. Bu yaklaşım kıvılcım, yanıcı madde ve oksijenden oluşan yangın üçgeninin kıvılcım ile ilgili ayağına müdahale edilmesi ve kıvılcımı çıkartan insan faaliyetlerinin sınırlandırılması ile ilgilidir.
Mega yangınlarla ilk karşılaştığımız yıl olan 2021 ile 2026 yılını karşılaştırdığımızda özellikle farkındalık çalışmalarında oldukça ilerlediğimiz söylenebilir. Örneğin 2021 yılında yangınların terör örgütlerince çıkarıldığını düşünenler, ormanların imara açılmak için yakıldığına inananlar oldukça fazlaydı. 2026 yılında yaz aylarının yağışlı seyretmesi nedeniyle büyük yangınlarla karşılaşmasak da yangınların ardında terör örgütlerinin olduğu ve yanan alanlara otel dikileceği iddiaları çok fazla gündem olmadı. Bunun yerine çoğu yangının tamamen insan ihmali ve dikkatsizlik olduğunu ispatlayan kaynak makinesi, elektrik hattı, izmarit gibi nedenlerden çıktığına dair çok sayıda görsel sosyal medyada paylaşıldı. Yangınlara neden olanların hızlıca belirlenmesi ve tutuklanması da sosyal medya dezenformasyonlarını engelledi diyebiliriz. Yine özellikle Gömeç ve Edremit’teki yangınların zeytinlik ve bağlara zarar vermesi nedeniyle olsa gerek kızılçamı kötüleyen ve yerine yanmadığı iddia edilen zeytinin dikilmesi yönündeki paylaşımlar da oldukça sınırlıydı. Az sayıda ormanların 5G için yakıldığını ve İklim Kanunun çıkmasıyla yangınların arttığını iddia edenler olsa da bunlar haklı olarak kamuoyunda pek karşılık bulmadı.

Olumlu diğer bir gelişme ormanlara giriş çıkış yasaklarının uygulanmaya ve denetlenmeye çalışılmasıydı. Bu yasaklara ek olarak bazı illerde kritik günlerde biçerdöver ve balya makinelerinin çalıştırılmasına yönelik yasaklar da önemliydi. Yine ilk defa kritik meteorolojik koşullarda riskli illerde yaşayanlara ve bu illere seyahat edenlere cep telefonları üzerinden uyarı mesajları gönderildi. Bu da oldukça önemli bir gelişmeydi. Çünkü birkaç yıl öncesine kadar ormanlara yönelik sabotaj endişesi nedeniyle bu gibi ikazlardan özellikle kaçınılmaktaydı.
2021 yılında 30 helikopter ve 5 uçaktan oluşan hava filosundaki araç sayısının 2023 yılından itibaren arttırılarak 2026 yılında 119 helikopter ve 28 uçağa çıkarılması da oldukça önemli bir gelişme. Ama geriye gittiğimiz konular da var. Özellikle ana akım medyada 2021 yılında orman yangını uzmanlarıyla yapılan program sayısı daha fazla iken 2025 ve 2026 yılında çoğunlukla birkaç dakikayla sınırlı görüş alma veya orman yangını uzmanı olmayan kişilerin yangınları konuştuğu tartışma programları şeklinde olduğunu da dikkat çekmek isterim. Halbuki medyanın önemli görevlerinden birisi de sadece yangınlar değil pek çok konuda toplumsal farkındalığın arttırılmasına katkı sağlamaktır. Yine orman içindeki konutlara verilecek izinler ve önlemler, orman geçen elektrik hatları ilgili mevzuat düzenlemeleri de gerçekleştirilemedi. Yangınların çıkış nedenleri konusundaki farkındalık artsa da vatandaşların özellikle yangın esnasındaki davranışları, tahliyeler gibi konular üzerinde durulması gerekli.
Yangın üçgeninin yanıcı madde kısmı da risk azaltma kapsamında yönetilmesi gereken bir konudur. Çünkü kıvılcım da yanıcı madde de yoksa orman yangını, hatta hiçbir yangın başlayamaz. Ormanlarda yanıcı madde yönetiminin pek çok yolu bulunmaktadır. Örneğin son yıllarda kuru ot ve ağaçlardan dökülmüş yapraklardan oluşan ince yanıcı maddeler, yangınların hızlı ilerlemesinin en önemli nedenlerinden arasında gösterilmektedir. Özellikle yağışlı ve ılıman geçen ilkbahar aylarından sonraki kurak ve sıcak yaz ve sonbahar aylarındaki yangınların hızla büyümesi ve örtü yangınından tepe yangınına dönüşmesinde bu ince yanıcı madde yükünün artması gösterilmektedir. Bu yaz aylarındaki Fransa ve İspanya’daki orman yangınlarıyla 1,5 yıl önceki Los Angeles yangınlarında ince yanıcı madde yükünün önemli payı olduğu bilinmektedir. Ek olarak ormandaki ağaç tabakasının altında çalı tabakası olması durumunda da kuru ot ve yaprakların tutuşmasıyla başlayan örtü yangınları önce çalıları yakmakta ve tutuşan çalılar merdiven görevi görerek ağaçların tutuşmasını ve örtü yangının tepe yangınına dönüşmesini kolaylaştırmaktadır. Ek olarak çok sık ormanlarda birim alandaki odun miktarı fazla olduğu için ağaçlar tutuştuğunda yangının enerjisi yükselmektedir. Örtü yangının söndürülmesi nispeten kolayken tepe yangınına dönüşen yangınların yönetilmesi oldukça zordur. Bu nedenle tüm dünyada ormanlardaki yanıcı maddelerin yönetimi veya azaltılması yangın risk azaltma çalışmalarının bir parçasıdır.

Diğer yandan günümüzde ormanlardaki yanıcı madde miktarının artması orman yangınlarının mega yangınlara dönüşmesinin önemli nedenleri arasında gösterilmektedir. Tüm dünyada orman köylüsü nüfusunun azalmasıyla terk edilen tarım alanları ormanlara dönüşmüş, köylü baskısı azaldığı için ormanlardaki ağaç varlığı artmıştır. Yangınların kaçınılmaz olduğu Akdeniz coğrafyasında 1990’lı ve 2000’li yıllarda orman yangınlarının bastırılması ve genç ormanların artması da yanıcı madde yükünü arttırmıştır. Yine ülkemizde ve tüm dünyada 1960-2000 döneminde toplumun odun hammaddesi ihtiyacını karşılamak amacıyla geniş alanlarda doğal veya yabancı türlerle geniş alanlarda ağaçlandırmalar yapılmıştır. Örneğin İspanya’da okaliptüs yaygın olarak kullanılmıştır. Ülkemizde yabancı türlerden okaliptüs ile 15 bin ha ve sahil çamıyla 60 bin ha kadar alan ağaçlandırılmıştır. Ülkemizde maki veya boşluklu kapalı meşeliklerin kızılçam ve karaçam ile ağaçlandırıldığı alanlar bulunmaktadır. Yine 1980’li ve 1990’lı yıllarda yeşil kuşak ağaçlandırmaları adıyla kentlerin çevreleri ağaçlandırılmıştır. Ancak bu şekildeki ağaçlandırmaların alanı oldukça azdır. FAO verilerine göre ülkemizde ağaçlandırmayla kurulan orman alanı 750 bin ha kadar olup bu da tüm ormanlarımızın %3 kadarına karşılık gelmektedir.

Ülkemizde pek uygulanmayan ancak başta ABD; Kanada, İspanya gibi ülkelerde başarıyla uygulanan ilk yanıcı madde yönetim uygulaması denetimli yangınlardır. Denetimli yangınlar yangın mevsimi öncesindeki daha nemli ve serin koşullarda yol ve yerleşim alanları civarındaki kuru ot, yaprak ve çalıların yakılmasıdır. Böylece riskli bölgelerde örtü yangının başlaması veya başlayan bir örtü yangının tepe yangına dönüşmesi engellenmiş olur. Buradaki kritik konu denetimli yangınların sadece sınırlı alanlarda yapılmasıdır. Zira kuru otlar ve kuru yapraklar zamanla çürüyerek humusa dönüştükleri için orman ekosistemindeki su ve besin maddesi döngülerinde kilit rol üstlenmektedir. Ayrıca kuru otlar, ölü örtü ve çalılar aynı zamanda birçok canlının besin kaynağıdır.
Yanıcı madde yönetiminin diğer bir yolu keçi gibi evcil hayvanları kullanma veya otçul yaban hayvanı sayısını arttırmadır. Keçi konusu da özellikle 2025 ve 2026 yıllarındaki yangınlardan sonra da çok gündeme getirilmiştir. Keçilerin çalıları ve ağaçların dallarını yediği için yanıcı maddeyi azaltarak yangınları önlemede çok etkili olduğu bilinen bir gerçektir. Ancak otlatma daha doğrusu plansız otlatma aynı zamanda ormansızlaşma nedenidir. Keçiler kadar olmasa da açık alanda otlatılan evcil hayvanlar ile yabani otçul hayvanlar yeni gençleşen, ağaçların henüz fidan halinde olduğu ormanlara sokulduğunda en az orman yangınları kadar zarar verebilmektedir. Bu nedenle doğa bilimlerinde kesin doğru veya şablon bilgi yoktur. Başka bir deyişle keçinin orman yangınlarına karşı kullanılması ancak ağaçların keçinin erişemeyeceği boya ulaştıkları alanlarda kontrollü olarak uygulanması durumunda yanıcı maddeyi azaltma etkisi olacaktır. Keçiyi yangınla mücadele aracı olarak kullanmak kulağa hoş gelebilir. Köylü nüfusun giderek yaşlanması, gençlerin kentlerde yaşamayı tercih etmesi nedeniyle tarım işçisi ve çoban bulmanın giderek zorlaştığı bir dönemde keçi önerisinin ne kadar gerçekçi olduğu da tartışılmalıdır. Yurt dışında AB destekli projelerle kontrollü keçi otlatması yangınla mücadele aracı olarak kullanılmaktadır. Ancak desteklerin sona ermesinden sürekliliğinin nasıl sağlanacağı da soru işareti taşımaktadır. Yine de doğru yerde ve kontrollü olarak keçi otlatması yanıcı madde yükünü azaltmaktadır.
Keçilerle ilgili iddialardan birisi de ormanlarda keçi otlatmasının yasaklandığıdır. Ormanlarda halen keçi ve diğer hayvanların otlatılmasının yasak olduğu yerler vardır. Otlatmanın yasak olduğu bölgeler hayvanların zarar verebileceği genç ormanlardır. Bu genç ormanlarda otlatma yapmanın ciddi cezaları halen de vardır. Ancak 1990’lı yıllarda 10 milyonun üzerinde olan keçi sayısı 2009’da yarı yarıya azalarak 5,1 milyona kadar gerilemiştir. Bu gerilemenin nedenleri arasında köyden kente göç, büyükbaş hayvancılığa desteğin artması, tüketici talepleri, keçicilik de yapan yörükler gibi gezici topluluklardan konakladıkları alanlar için ücret talep edilmesi gibi pek çok neden bulunmaktadır. Sonrasında desteklerin artmasıyla birlikte keçi sayısı da artmaya başlamış olup günümüzde 11 milyonu aşmıştır. Özetle günümüzde Türkiye’de yangınların daha az olduğu 1990’lı ve 2000’li yıllardan daha fazla keçi olmasına rağmen yangınların hem sayı hem de alan olarak artmasını keçiyle ilişkilendirmek pek de doğru değildir.
Keçiye benzer şekilde otçul yaban hayvanlarının sayısının arttırılmasının da yanıcı madde yükü yönetim aracı olarak kullanıldığı örnekler bulunmaktadır. Ancak ülkemiz tür çeşitliliği ile övünsek de ormanların parçalanması, insanların hemen her yerde yaşaması ve kaçak avcılık gibi pek çok nedenle yaban hayvanı popülasyon yoğunluğu oldukça düşüktür.
Yanıcı madde yönetiminin denetimli yakma ve keçi otlatması haricinde de pek çok yöntemi daha vardır. Örneğin yol kenarları, binalar ve enerji tesisleri çevresindeki otların biçilmesi, ağaçların budanması, ormana sınır tarım alanlarında hasat sonrası sürme bunlar arasında yer almaktadır. Bu alanlardaki yanıcı madde yönetiminden karayolları, belediyeler, enerji şirketleri, Tarım ve Orman İl Müdürlükleri, tesis ve konut sahipleri gibi pek çok farklı kurum ve kişi sorumludur. Bu alanlarda biçme, budama veya ağaçların seyreltilmesi, hatta denetimli yakma gibi yanıcı madde yönetim uygulamaları aynı zamanda kentleri yangınlara karşı dirençli hale getirme yolları arasındadır.
Ormanlarda da çeşitli yanıcı madde azaltmaya yönelik çeşitli uygulamalar yapılmaktadır. Bunlar arasında YARDOP olarak bilinen yol kenarları ve köyler çevresindeki ağaçların şeritler halinde kesilerek çeşitli maki elemanlarının dikilmesi şeklindeki uygulamada bulunmaktadır. 2021 yılı yangınlarından sonra da riskli bölgelerde yol kenarlarındaki ormanlar şeritler halinde kesilmişti. Ancak ağaçların kesildiği alanlarda her yıl bakım yapılmadığı takdirde hemen ot ve çalı gelmekte, hatta ışık ve su rekabeti azaldığı için ağaçların rüzgarla taşınan tohumlarıyla gelen fidanlar hızlı bir şekilde büyümektedir. Bu nedenle ot ve çalı biçme, şeritler halinde ağaçların kesilmesi gibi uygulamalar da bir seferlik olmayıp sürekli olarak yapılması gereken işlemlerdir.
Ormanlarda diğer bir yanıcı madde yönetim şekli sık ormanların seyreltilmesidir. Özellikle riskli bölgelerde 50 yaşından genç kızılçam ve karaçam ormanlarında düzenli olarak ağaç sayısı azaltılarak ormanlarda yanabilecek biyokütle miktarı kontrol altında tutulmalıdır. Bu kapsamda çok geniş alanlarda aynı yaşlı ormanlar kurulması da yanıcı madde miktarını arttırabilmektedir. Bu nedenle çok geniş alanlarda gençleştirme yapılması yerine farklı yaşlarda, farklı türlerde, hatta ağaçsız alanlar bırakılarak bir mozaik oluşturulmalıdır. Böylece yangınlar birim alanda farklı biyokütle bulunan alanlara geldiğinde yangının enerjisi azalacak ve söndürülmesi kolaylaşabilecektir.
Ormanların yaşlandırılması da bir yanıcı madde yönetim uygulamasıdır. Pek fazla bilinmez ama genç ormanlarda birim alandaki biyokütle miktarı yaşlı ormanlardan daha fazladır. Ayrıca genç ormanlar aynı zamanda sık olduğu ve ağaçlar kısa boylu olduğu için örtü yangınları tepe yangınına daha kolay dönüşür ve tepe yangınları daha hızlı ilerler. Ek olarak ince çaplı ağaçların tutuşması kalın çaplı ağaçlara göre daha kolay olur.
Özetle orman yangınlarıyla mücadeleye bütüncül yaklaşılması son derece önemlidir. Sadece tek bir noktayı ön plana çıkartarak çözüm aramak Mevlana’nın Mesnevi eserinde yer alan insanların karanlıkta bir fili tarif etmesine benzetilebilir. Bilmeyenler için hikâyede karanlıkta file dokunarak tarif edenler dokundukları yere göre direk, yelpaze veya su oluğu şeklinde tarif etmişlerdir. Sadece erken uyarı sistemi, uçak ve helikopter veya keçi gibi önerilerin her biri doğru olsa da bütünü kaçırmaktadır.

