Kurban Bayramı, yalnızca dini bir ibadet değil; aynı zamanda toplumsal dayanışma, aidiyet ve paylaşım kültürünün önemli bir parçası olarak geçmişten günümüze varlığını sürdürüyor. Sayın Kudret Emiroğlu ile gerçekleştirdiğimiz bu röportajda kurban kültüründen Kurban Bayramı’nın dönüşümüne kadar pek çok konuyu ele aldık.
Kudret Emiroğlu
Röportaj: Sedef Çakır, Emine Öykü Güner
GazeteBilim Yazı İşleri
Kansız kurban
Kurban Bayramı’nın tarihsel serüveni nedir? Örneğin, yalnızca Müslüman toplumlarda mı kurban kültürü vardır?
Kurban kavramını sadece bizim uyguladığımız kanlı kurban, Ramazan Bayramı kurbanı olarak düşünmemek gerekiyor. Adına kurban denmese de kanlı veya kansız birçok kurban türü evrensel olarak tarih boyunca çok farklı toplumlarda saptanmış bir durum. Bu antropologların, etnologların, folklorcuların konularına da girdi. Özellikle geçen yüzyılda din meseleleri, inanç meseleleri o kadar bilinmediği zaman Avrupalılar bu işi yapıyorlardı. Belli başlı kavramlardan biri olarak da kurban karşımıza çıkıyor. Örneğin, düğünlerde bugün sahte dolar serpiyorlar. Bu aslında geleneksel olarak buğdaydır, darıdır ve saçı denilen kurbandır. Yani kansız kurbandır aslında.
Yani bir birlikteliğin, evliliğin bereketli ve uğurlu olması için bunu kurban ediyoruz. Buğday en kıymetli şey, onu kurban ediyoruz. O da bir kurbandır. Dolayısıyla, bugün inanan, inanmayan, Ramazan’da kurban kesen kesmeyen birçok kişinin de adak verdiğini görüyoruz. Örneğin, bir dileğimiz gerçekleştiğinde koyun adamak, tavuk adamak da aslında bir kurbandır. Demek ki kurbanı bir kefaret ödeme olarak düşünmek gerekiyor.
Düğünlerde bugün sahte dolar serpiyorlar. Bu aslında geleneksel olarak buğdaydır, darıdır ve saçı denilen kurbandır. Yani kansız kurbandır aslında.
Yani önceden veya sonradan bir şeyden kazanç elde edebilmeniz için veya uğurlu gelmesi, bereketli olması da yine aynı şekildedir. Dini olabilir, din dışı da olabilir. İnanç bizde sadece dinle ilgili zannediliyor. Halbuki “Seni sevdiğime inanıyorum” denmesi de bir inanç. İnsan psikolojisinde, kendi bireysel tutumunda veya başka insanlarla ilişkisinde kavramsal olarak çok büyük bir farkı yok aslında inanç olduğu zaman. Aynı nedenler, aynı sonuçlar veya belki benzer talihsizlikler ortaya çıkıyor. Onun için kefaret duygusu da özellikle bir şey kazanmak istediğinizde veya kazandığınızda zekatta olduğu gibi bunun bedelini ödemektir. Potlacı antropologlar bilirler ve zevkle kullanırlar. Potlaç kavramı da “Malım yağma olsun” düşüncesine dayanır. O da aslında bir kefaret ödeme.
Kurban farz değildir
Ama şunun altını çizmek isterim: Kurban farz değildir. Kurbanın farz olmamasına rağmen bu kadar önemsenmesi; hayvancı toplumların ve kefaret duygusunun, hayvancı olduğu için kendi sahip olduğu hayvan üstünden ödemeyi geleneksel olarak bilen toplumların kuvvetli bir geleneği olarak karşımıza çıkıyor. Onun için de vaciptir.
Demek ki Allah’ın bunu elbette yapmamız için bir emri yok. Fakat icap ediyor, vacip oluyor. Habil-Kabil çekişmesi de Allah’a ne sunduğumuzla ilgilidir. Yani hayvansal ürün mü sunuyorsun, tarımsal ürün mü sunuyorsun? Allah kimin kurbanını kabul ediyor? Tarımcının mı, hayvancının mı? Onun için bu Ramazan kurbanı meselesi toplumların psikolojisinde çok derin kökleri olan bir konu.

Önemli olan toplumsal aidiyet
Tarihi kaynaklar geçmişte toplumumuzda bayramın nasıl yaşandığına dair bize ne tür ipuçları sunuyor?
Doğrusunu isterseniz ülkemizde sosyal tarih denilen disiplin pek gelişmediği için tarihi kaynaklarda bayramların nasıl kutlandığı tam olarak ortaya konmuş değil. Popüler tarih dergilerinde veya basında geçmiş Ramazanlar gibi geçmiş Kurban Bayramlarına pek rastlanmaz. Çünkü Ramazan bir ay sürüyor. Kurban Bayramı ise birkaç gün sürüyor. Dolayısıyla bu konuda çalışma eksikliği söz konusu. Ama bu konuda tarihsel olarak şunu söyleyebilirim: Önemli olan nedir? Bir toplumsal aidiyettir. Topluca aynı gün aynı şeyi yapmanızdır.
Örneğin, Japonlar aynı isimli olanların yaş günlerini aynı gün kutlarlar. Yunanistan’da ise yortu günü vardır. Bir azizin gününde doğmuşsanız onun adını size veriyorlar. Bizde Ramazan’da doğana Ramazan, Arife’de doğana Arife veya Hıdrellez’de doğana Hıdır, Hızır veya İlyas ismi verilmesi gibi. O insanların adından anlıyorsunuz doğum gününü. Bütün o insanların doğum günü olmuş oluyor. Yani toplumsallaşmış oluyor.
Burada da toplumsal olabilmesi, bayram olabilmesi de aidiyet duygusuyla ilgili bir durumdur. Dolayısıyla, eski toplumun iletişim, ulaşım açısından yalıtılmışlığını düşünürsek tabii ki topluca bir bayram havası yaşanması söz konusu. Bir de tabii eskiden sınıflara göre, zenginliğe göre ayrılmış mahalleler bugünkü kadar belirgin değildi.
Önceden de sınıflar vardı
Eskiden de tabii ki zengini fakiri vardı, fakat paşa mahallede otururdu. Bayram günlerinde paşadan bütün mahalleyi yedirmesi, doyurması beklenirdi. Örneğin, paşa Ramazan’da bütün mahalleye iftar sofrası açmak durumundaydı. Aşure gününde bütün mahalleye kazanla aşure pişirip dağıtmak durumundaydı. Ramazan’da da tabii et dağıtılırdı. Bu aidiyet meselesi çok çok önemli. Şimdi tabii orta sınıf, alt sınıf, üst sınıf gibi bir ayrım elbette bugünkü şehirlerimizde de var. Yok değil. Fakat orta sınıf kurban kestiğinde eti hangi fakire nereden bulup verecek? Dolayısıyla, teknik bir sorunla karşı karşıya kalıyor. O zaman ne yapılıyor? Kurumlar, vakıflar üstünden kurban etinin dağıtılması tercih ediliyor. Hatta Kurbanla, hayvanla bilfiil uğraşmıyorsunuz. Parayı hesaba yatırıyorsunuz. Biliyorsunuz ki o gereken yere ulaşıyor.
“Holiday” kutsal günken tatil anlamına gelmeye başlıyor
Kurban Bayramı’nın kültürel kimlik ve aidiyet duygusu üzerindeki etkilerini dönemler halinde belirlemek mümkün müdür?
Bizim gençliğimizden itibaren yeni nesillerde mahalle hayatı değişip, üst katta kim yaşıyor, alt katta kim yaşıyor ilgilenmemek, bireysel çekirdek ailenin özgürlük alanı olarak tanımlanırdı. Eskiden yaşlı kesim genç kesimle uğraşırdı. Şimdi pek öyle bir durum kalmadı. Kılık kıyafet açısından gayet liberalleştik son 15-20 yılda biliyorsunuz. Dolayısıyla, eski uğraşma durumları çok fazla yok. Aidiyet dediğimiz şey doğrudan yaşanılan mekanla kurulmuyor. Geçmişte mahalleli olmak diye bir kavram vardı. Şimdi şehirli olmanın bile bir anlamı kalmadı. Tek başına bayram olmaz, bayram toplumsallaşma demektir. Onun için o aidiyeti yaşamanız gerekiyor. Bu aidiyeti yaşamadığımızda bayramın da çok fazla bir anlamı kalmıyor. Tatil ve bayram kavramının karışması gündeme geliyor. Zaten bakın İngilizce’de de “holiday” kutsal günken tatil anlamına gelmeye başlıyor değil mi? Holiday’i kimse kutsal gün diye düşünüyor mu? Biz yabancı dil öğrenirken bile onu tatil olarak kodluyoruz kafamızda. Bayram tam kökeni bilinmese de çok eski bir Türkçe kelime. Fakat bayram tatil değil. Bu aidiyet küçülüp tek bir çekirdek aileye indiği zaman şimdi fiilen tatil olmaya başlıyor. O zaman dönemleştirme açısından şunu söyleyebilirim: Eskiden bayram evin erkeğinin ve erkek çocuklarının bayram namazına gitmesiyle başlardı. Zaten bayram namazında mahallenin hemen bütün erkekleriyle cami çıkışında bayramlaşırdınız ve sonra mezarlık ziyareti başlardı.

Bayram herkesin birbirini görmesi için vesile
Osmanlı’dan devraldığımız Cumhuriyet döneminde bile aile var, sülale var. Ne yapılırdı? Ailenin büyüğü ziyaret edilirdi. Bunları gerçekleştirince aidiyetinizi bir defa daha göstermiş oluyorsunuz. Mesela ailenin büyüğünün mezarına gittiğiniz zaman ailenin diğer üyeleri yeğenler, kuzenler de orada. Çünkü en büyük ata ortak. Bayram bunların hepsini gözünüzle görmek demek. Bayram da herkesin birbirini gözüyle görmesi için önemli bir vesile. Biraz da bayramı bayram yapan zaten bu topluluk hali.
Kapitalizmin vahşileşmesi
Tabii bizim toplumumuzda sorun şu: Sermaye birikimiyle belli bir teknolojiye ulaşmış toplumlardaki ailenin çekirdekleşmesi epey eskiye gidiyor bize göre. Bu yalnızlaşma, Avrupa’da sosyal sigortalar, işsizlik sigortasına kadar çeşitli toplumsal kurumlarla karşılanıyor. Burada amaç, kimsenin yaşlandığında, halsiz olduğunda sokağa düşmemesi. Amerika’da sokağa düşüyorsun ama Avrupa’nın geleneğinde hiç olmazsa bu durum söz konusu. Bizde bu bireyselleşme, evet kapitalizmin vahşileşmesiyle birlikte yaşanıyor fakat aynı toplumsal kurumsallaşmayı yaratamıyoruz.
Kurban Bayramı tüketimi teşvik etmiyor
Modern şehir hayatı Kurban Bayramı’nın geleneksel pratiklerini tüketim açısından nasıl dönüştürdü?
Ben bayramların çok fazla Anneler Günü, Sevgililer Günü gibi tüketimi teşvik anlamında çok büyük bir etkisi olduğunu düşünmüyorum. Örneğin, misafire ne yedireceksiniz? Telefonla yemek söyleyeceksin. Hiçbir yerde yemek yok. Çünkü bayramda kimse lokantada yemek yemeyecek. Yani diğer tüketime teşvik edici günler gibi değil; Ramazan Bayramı da olsun, Kurban Bayramı da olsun… Tam tersine dükkânların kapatıldığı, tatil kavramının çok girmediği toplumsal sınıfa memlekete gitme, bir soluk alma, bir büyüklerini görme fırsatı olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla esnaf açısından böyle bir durum söz konusu.
Eskiden post kavgaları yapılırdı
Kurban kesme pratiğinin toplumsal dayanışma ve paylaşım kültürü üzerindeki etkilerini, neoliberal kapitalizm koşullarında nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şimdi burada tabii gündeme şu geliyor, eskiden evlerin bahçesinde kurban kesilirdi. Kurbanı tabii esas olarak kurban sahibinin kesmesi evla, yani daha iyidir. Ama genellikle orta sınıf ona yanaşmaz, profesyonel kasap gelir, vekalet verilir, İslami usul de öyledir.
Kurban da bahçede mahallenin çocuklarının gözü önünde, komşuların gözü önünde kesilirdi. Şimdi ise hijyen ön planda. Belediyeler belirli kesim yerleri ayırıyor ve kurbanın satış yerlerinden başlayarak bir düzen oluşturuluyor. Yani bunun bir nizamı, düzeni olması gerekiyorsa bu da belediyelere düşüyor. Dolayısıyla, burada teknoloji tamamen değişmiş oldu.
Kurban bahçede mahallenin çocuklarının gözü önünde, komşuların gözü önünde kesilirdi. Şimdi ise hijyen ön planda.
Şimdi her kurbanda kesiyorsanız her sene evinizde post olacak. Türkiye’de bir zamanlar ciddi bir post kavgası vardı. Post kime gidecek? Türk Hava Kurumu’na mı gidecek? Yoksa dinsel vakıflara, derneklere mi gidecek? Dolayısıyla post çok kıymetli bir şeydi.
Şimdiki gençler postun kıymetli olduğunun da herhalde farkında değildir. Ama orada ciddi bir para yatırım söz konusuydu. Teknoloji bütün bunları değiştiriyor.
Yaklaşımlar farklılaşıyor
Şimdi ise dediğim gibi bayram, tatile gitmek için veya memlekete gitmek için bir fırsat. Tabii memlekette bayramı, kurbanı kutluyorsun yine ama tatil yerine sıcak denizlere gittiğin zaman kurban yerinde kesiliyor. Bu da teknolojinin getirdiği bir durum. Bir zamanlar internet üzerinden mezar ziyareti çok dillendirilmişti.
Örneğin, Almanya’dan internet üzerinden mezar ziyareti yapıyorsunuz. Hatta istediğiniz hocaya Kur’an okutabiliyorsunuz. Bu, bayramdaki mezar ziyareti yerine geçiyor. Yani evet, teknolojik bir kolaylaşma birçok alanda olduğu gibi bu alanda da söz konusu. 1970’li yıllarda Almanlar, Türklerin banyoda, küvette kurban kesmesinden şikâyetçiydi. Onlar da kurban kesilmesine ilişkin bir hazırlık yapmamışlar. Dolayısıyla, herkes kendi başının -kendi bildiği yollarla- çaresine bakıyor. Aidiyette bir eksiklik söz konusu. Örneğin, kurban kesilirken çocuklara göstermek isteyen aileler vardır, çocukların görmesini istemeyen aileler vardır. Bu noktada yaklaşım farklılaşabiliyor.
Amaç mezara gittiğini göstermek
Medya ve dijitalleşme, Kurban Bayramı’nın temsilini ve deneyimlenme biçimini değiştirdi mi?
Evet. Almanya’dan mezar ziyareti yapabilmeniz buna bir örnek. Bu tabii sadece hani bayram günlerine ait bir şey değil. Birçok köyün siteleri var şimdi internette. Giriyorsunuz. Gurbetçiler daha çok yapıyor. Geliyor kamerayla bütün köyü arabayla dolaşıp çekiyor, yüklüyor. Bunlar birçok kişi tarafından defalarca yapılınca her mevsimde köyünüzü gezebiliyorsunuz. Dini bayram tabii ki gidemeyenler için, gurbette olanlar için bir özlem.
Bütün aileyi toplayan günler, özel günler olarak da tabii ki bayramlar daha çok özlenebilir. İnternet sayesinde, dijital ortamlar sayesinde bu özlemi giderebiliyorsunuz.
Tabii bazı akrabalar da var. Her sene aynı mezar fotoğrafını gönderiyor. Amaç mezara gittiğini göstermek. İmaj çağında yaşıyoruz. İmaj da bir fotoğraf demek. Dijital anlamda fotoğrafı çekmek de göndermek de kolay. Dolayısıyla, bir şey yapmak değil, o görüntüyü vermek belki daha önemli. Ne diyeceksiniz? Sağ olsun düşünmüş hiç olmazsa diyeceksiniz.
Bütün dünyada şehir nüfusu insanlık tarihinde ilk defa kırsal nüfusu geçti
Genç kuşakların Kurban Bayramı’na yaklaşımı sizce kültürel bir kopuş mu yoksa dönüşüm mü gösteriyor?
Evet, aslında bundan bahsetmiş olduk. Tabii çekirdek aileyle birlikte, torunla dedenin, ninenin bir arada yaşamaması aktarımda elbette ciddi sorunlar yaratıyor. Bu sadece bizim toplumumuza ait değil.
Etnograf arkadaşların, sosyologların çalıştığı belli konulardan bir tanesidir. Bütün toplumlarda böyle bir kopuş gerçekleşiyor.
Şimdi sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada şehir nüfusu insanlık tarihinde ilk defa kırsal nüfusu geçti. Bu da demek oluyor ki, aile, sülale, mahalle, köy artık insanlığın büyük bir çoğunluğu için geçmişte kalacak. Yani şehirde yaşayanlar artık azınlık değil, çoğunluk.
Ama hangi tabaka, hangi meslek olduğu ve burada geçmişi özleyip özlememek biraz da bugünü yaşayıp yaşayamamakla ilgili. Veyahut gelecek beklentisinin inandırıcı olup olmamasıyla ilgili bir durum herhalde. Kopuş da bu beklentilerle ilgili bence. Eğer umudunuz varsa kopabilirsiniz, umudunuz yoksa kopmak istemezsiniz. Hani gericiliğin, tutuculuğun, ilericiliğin tanımı aslında budur. Gelecekten ne beklenti var? Umudun varsa gelecekten ve kendinizi de o gelecek içinde görebiliyorsanız o zaman geleceğe sarılırsınız.
Bu bir kopuş oluşturur mu? Umutla buna sarılıyorsanız bu kopuşu istiyorsunuz demektir. Sığınma, elde bulunanı koruma gibi bir telaşa düştüyseniz o zaman geçmişteki değerleri çocuklarınıza da aktarıp böyle bir savunma hattı oluşturabilirsiniz.
Sinemaya gitmiyorsun sonra sinema neden kapatılıyor diyorsun. Yani belli şeylerin zamanı toplumsal ilişkiler, beklentiler nedeniyle dolabiliyor. Dolayısıyla kopuş olup olmaması nötr bir durum gerektiriyor bence.
Hizmet sektöründe çalışanlar Kurban’da tatil yapıyor
Evet tabii ki bir kopuş var. Bu sadece veganlıkla ve saireyle ilgili değil. Yani hizmet sektörü en gelişmiş sektör bütün dünyada. Yani sanayi işçisinin çoğunluğu oluşturduğu bir emekçi dünya yok. Hizmet sektörü çoğunluğu oluşturuyor.
Hizmet sektörü de vardiyalı çalışan, fabrikadan çok vardiyası olan, tatili çok az olan bir sektördür. O zaman Kurban Bayramı da olmasa bu insanlar ne zaman tatil yapacak?
Katkılarınız için çok teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim.

