İslâmcılar, tarihten ders almamışlar ve almak istememektedirler. Müslümanlar’a önerdikleri yol, yine onları sefalete ve yokluğa mahkûm edecektir.
İslâmcılığın tam olarak olgunlaşmamış “bilim algısı”, esasen iki temel eğilime dayanmaktadır:
1. Geçmişe Dönüş
İslâmcılara göre, insanlığın ve dolayısıyla Müslümanlar’ın hayrına olacak en uygun bilim anlayışı geçmiş asırlarda inşa edilmiştir.
“İlim” kavramı ile ifadesini bulan bu anlayış, [Aklî İlimler ve Naklî İlimler ayrımında kendisini gösteren ve] din yani kutsal ile irtibat kuran bir yaklaşım sergiler. Bu nedenle, İslâmcılara göre, eğitim ve araştırma faaliyetleri geçmişten miras aldığımız bu yaklaşım yardımıyla yeniden şekillendirilmelidir.
A. Eğitim Alanı’nda yapılması gereken, İmam-Hatip Okullarındaki müfredata benzer bir müfredatın geliştirilmesi ve yükseköğretimde de uygulanmasıdır. Böylece, Eski İlim Anlayışı, Batı’dan sorgusuz-sualsiz bir biçimde aktarılan Yeni Bilim Anlayışı’nın kusurlarını giderecek ve dengeli bir Müslüman Birey’in oluşumunu sağlayacaktır.
B. Araştırma Alanı da bu hedef doğrultusunda yeniden düzenlenmelidir. Kadim İlim Geleneği’ni yansıtan eserler Türkçeye aktarılmalı ve bunlardan alınacak ilhamlarla yeni araştırmalara girişilmelidir. Böylece, geleneksel düşünce ile bağlantı yeniden kurulmuş ve tarihin tozlu sayfalarında kalmış olan “Müslüman Âlim” kimliği yeniden diriltilmiş olacaktır.
2. Günümüzü Eleştirme
İslâmcılar, Doğu’dan alınmış teolojik ve mistik görüşler ile Batı’dan alınmış post-pozitivist ve post-modernist görüşlerden istifade ederek sentetik bir bilim algısı yaratmak veya daha doğrusu eski “İlim Heybesi”ni Batı’nın dogmatik süzgeçten geçirilmiş bilgileri ve öğretileri ile doldurmak istemektedirler.
Onlara göre, Dünya’nın bu hale gelmesinden ve insanlığın sefaletinden öncelikle sorumlu olanlar Batılılardır ve Batı Üniversitelerinde öğretilen bilim ve felsefe de bundan büyük ölçüde sorumludur; çünkü Aydınlanma Dönemi’nde bu düşünsel etkinlikler, kutsal alandan çıkarılmış ve dolayısıyla ilahî gözetimden kurtarılmıştır. Rehbersiz bırakılmış “Beşerî Akıl”ın insanlığı getirdiği yer, işte burası olmuştur.
İslâmcılar, eski “İlim Heybesi”ni Batı’nın dogmatik süzgeçten geçirilmiş bilgileri ve öğretileri ile doldurmak istemektedirler.
Bu iki eğilimin etkisi altında, esasen çok köhnemiş olan “ilim algısı”nı yeniden diriltmeye çalışan İslâmcılar, son on yıllarda hükûmetlerin desteğiyle de bir hayli yol almışlardır.
Fakat bu ilim algısı, [ki orijinal değildir ve geçmişte olduğu gibi Akıl ile Nakli uzlaştırma hedefini benimsemiştir] tarihsel bulguların da açıkça ortaya koydukları üzere, çelişik bir doğaya sahiptir; çünkü birbirlerinden farklı yöntemlerle elde edilmiş bilgi türlerini birbirlerinin denetimine açmakta, yani esasen ikisini de yapılabilir olmaktan çıkarmaktadır. Malum olduğu üzere bu yol filozoflar, mütekellimler, mutasavvıflar tarafından daha önce denenmiş ama açıkça itiraf etmek gerekir ki Müslümanlar’ı bu Dünya’da köleliğe ve fakirliğe götürmekten başka bir işe yaramamıştır.
Öyleyse bir kere daha hatırlatalım: İslâmcılar, tarihten ders almamışlar ve almak istememektedirler. Müslümanlar’a önerdikleri yol, yine onları sefalete ve yokluğa mahkûm edecektir.

