GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Immanuel Kant ve sürekli aydınlanma
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Dosya > Kant 300. Yaşında > Immanuel Kant ve sürekli aydınlanma
Kant 300. Yaşında

Immanuel Kant ve sürekli aydınlanma

Yazar: Hasan Aydın Yayın Tarihi: 1 Nisan 2024 17 Dakikalık Okuma
Paylaş
kant
aydınlanmacı nosyon söz konusu olduğunda bir filozof olarak Kant’ın diğer aydınlanmacı filozoflarla karşılaştırıldığında özgün bir konuma sahip olduğu görülür.

Bilgi ve değere ilişkin ezelî-ebedî özcü hakikat iddiası, insanı kendi ya da diğerlerinin mağarasına hapsetmeye çalışmaktan öte bir anlam ifade etmemektedir. İşte bu yüzden sürekli aydınlanmayı ilkeleştirmek, eleştirel bakmak, zincirleri kırmaya çalışmak daha iyi bir gelecek hayal etmek ve onu inşâ etmeye çalışmak yaşamsaldır.

Aydınlanma hem tarihsel olarak gerçekleşmiş belli ve özel bir harekete, bir tarihsel olaya işaret eden hem de harekette mevcut belli bir zihniyet yahut düşünsel tavrı ifade etmek için kullanılan genel bir sözcüktür. Tarihte gerçekleşmiş özel bir hareket olarak sözcük, 18. yüzyıl Batı Avrupa’sındaki düşünsel harekete gönderme yapar (Arslan, 1992: 23-24). Bu hareket, düşünsel temelleri açısından, ortaçağın Tanrı odaklı düşünce biçiminin eleştirisinden beslenen ve insan odaklı yeni bir bakış açısını temsil eden Rönesans ve Reform hareketlerine değin geriye gitse de gerçek öncülerini 18. yüzyılda İngiliz empirist filozoflarda bulur; onları Fransız ve Alman kökenli filozoflar takip eder (Cevizci, 2020: 11 vd.). Bu yüzden olsa gerek, felsefe tarihçileri, 18. yüzyılı aydınlanma çağı biçiminde niteleyerek sözcüğü belli bir zaman dilimine gönderme yapar tarzda kullanırlar. Ancak aydınlanmayı bir zihniyet, olaylara yönelik bir yaklaşım tarzı yahut bir tutum olarak ele alırsak, hemen her dönemde aydınlanmacı hareketlerden söz edilebilir hale gelmektedir. Bu anlamda, kimilerinin söylediği gibi, MÖ. V. yüzyılda bir Antik Yunan aydınlanmasından, 8-9. yüzyıllarda bir Arap aydınlanmasından, 19-20. yüzyılda bir Türk aydınlanmasından vb. söz edilebilir. Tarihsel bir hareket olarak 18. yüzyılda Batı Avrupa’da gerçekleşen aydınlanma tek biçimci değildir; istisnaları olmakla birlikte Fransız aydınlanmacıları de La Mettrie ve d’Holbach örneğinde olduğu gibi daha çok materyalizm ve mekanizme ve devrimciliğe; İngiliz aydınlanmacıları, Locke ve Huma’da olduğu gibi duyumculuğa ve empirizme, Alman aydınlanmacıları ise Leibniz ve Kant örneğinde görüleceği gibi rasyonalizm ve idealizme bağlıymış gibi görünmektedirler (Cevizci, 2020, s. 57 vd.). Bu farklılığın gerisinde hem ulusların özel kültürel şartları hem de düşünürlerin özel dehalarının yattığı söylenebilir (Arslan, 1992: 24-25). Bu farklılıklara rağmen hemen tüm aydınlanmacı filozoflar, otoriteyle, bağnazlıkla ve adaletsizlikle özdeşleştirdikleri eski düzene karşı mücadele yürütmekte birleşirler. Hemen hepsinin, gelenekten kopmaya çalışırken, ne yaptıklarının bilincinde oldukları, hatta Avrupa’daki feodal toplumun çözülmesine koşut olarak oluşan yeni üretim ve yeni toplum biçimini kavradıkları anlaşılmaktadır. Fakat aydınlanmacı nosyon söz konusu olduğunda bir filozof olarak Kant’ın diğer aydınlanmacı filozoflarla karşılaştırıldığında özgün bir konuma sahip olduğu görülür. Bunun temel nedeni, Kant’ın 1784 yılında kaleme aldığı “Aydınlanma Nedir Sorusuna Yanıt” adlı makalesinde ortaya koyduğu düşüncelerdir (Kant, 1984: 213 vd.). Bu yüzden olsa gerek, aydınlanma eleştirmenleri, aydınlanmacı yaklaşımı sorgularken genelde Kant’ın söz konusu makalesindeki düşünceleri yapısöküme uğratırlar (Foucault, 2019: 168-187). Gerçekten de Kant, felsefe tarihinde ilk kez aydınlanmanın neliğini ve ideallerini temellendirmeye yönelir. Kant, ortaya attığı soruya büyük ölçüde bireyci bir temelde yanıt vermiş olmakla birlikte, gelişen süreçte onun verdiği yanıtın, hem aydınlanmanın genel kavramsal çerçevesini belirlediği hem de bir toplumun aydınlanmasının nasıl mümkün olduğunu anlattığı şeklinde yorumlanmıştır (Vatansever, 2022: 838-880). Foucault’nun deyişiyle söylersek, kısa bir metinle felsefede Kant’ın ortaya attığı ‘aydınlanma nedir’ sorusu, modern felsefenin henüz tam olarak yanıtlayamadığı ama başından da atamadığı, iki yüzyıldır çeşitli biçimleriyle tekrarlanan bir sorudur. Bu soru, ona göre, o denli önemlidir ki modern felsefe, iki yüzyıl önce üzerinde pek fazla düşünülmeden ortaya atılan bu soruya verilmiş bir yanıttan ibarettir. Bu yüzden, Hegel’den Nietszche’ye ya da Max Weber’den Horkheimer ya da Habermas’a kadar aynı soruyla doğrudan ya da dolaylı hesaplaşmamış hiçbir felsefeci yoktur (Foucault, 2019: 168-169). Öyleyse, aydınlanma denilen ve en azından kısmen bugün ne olduğumuzu, ne düşündüğümüzü ve ne yaptığımızı belirleyen bu olay nedir?

Gerçekten de Kant, felsefe tarihinde ilk kez aydınlanmanın neliğini ve ideallerini temellendirmeye yönelir.

Kant’ın çözümlemesine göre, aydınlanma, ne dünyada ona ait olunan bir çağ ne işaretleri algılanan bir olay, ne de bir tamamlanmanın gün doğumudur. Kant, aydınlanmayı neredeyse tamamen negatif bir biçimde, ama bir çıkış yolu olarak tanımlar (Foucault, 2019: 170). Ona göre aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu ergin olmama/olgun olmama durumundan kurtulmasıdır (Kant, 1984: 213). Bu haliyle, aydınlanmayı karakterize eden çıkış, insanı olgunlaşmamışlık/erginleşmemişlik statüsünden kurtaran bir süreçtir (Foucault, 2019: 170). Ergin olmama/olgun olmama durumu, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır (Kant, 1984: 213). Bir diğer deyişle, ergin/olgun olmama, irademizin belli bir durumunun bizi aklımızı kullanmamızın gerekli olduğu alanlarda başka birisinin otoritesini kabullenmeye sürüklemesidir (Foucault, 2019: 170-171). Bunun sorumlusu kimdir; bu insandan mı yoksa aklın doğasından mı kaynaklanmaktadır? Kant, bu ergin/olgun olmayışa insanın kendi suçu ile düştüğünü ileri sürer; ona göre, bunun temel nedeni, insan aklının kendinde değil, aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanma kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aranmalıdır (Kant, 1984: 213). Kant, tam bu bağlamda, Romalı yazar ve düşünür Horatius’un uzun bir şiirinden alıntıladığı bir deyişiyle aydınlanmanın parolasını belirler: ‘Sapare aude’, ‘bilmek ve tanımak yürekliliği göster’, ‘aklını kendin kullanmak cesareti göster’ (Kant, 1984: 213). Kant, bu parolaya rağmen, insanın kendi aklını kullanma cesaretini neden gösteremediği sorusunu da sorgular. Ona bakılırsa, doğa insanları yabancı bir yönlendirmeye bağlı kalmaktan çoktan kurtarmış olmasına karşın, “tembellik” ve “korkaklık” nedeniyle, insanların çoğu bütün yaşamları boyunca, kendi rızalarıyla erginleşmemiş/olgunlaşmamış olarak kalır. Aynı nedenle, bu insanların başına gözetici ya da yönetici olarak gelmek, başkaları için de çok kolay olmaktadır. Öte yandan, ergin/olgun olmama durumu insan açısından da çok rahattır (Kant, 1984: 214). Kant sözlerini şöyle sürdürür:

horatius
Kant, tam bu bağlamda, Romalı yazar ve düşünür Horatius’un uzun bir şiirinden alıntıladığı bir deyişiyle aydınlanmanın parolasını belirler: ‘Sapare aude’, ‘bilmek ve tanımak yürekliliği göster’, ‘aklını kendin kullanmak cesareti göster.’

“Benim yerime düşünen bir kitabım, vicdanımın yerini tutan bir din adamım, perhizim ile ilgilenerek sağlığım için karar veren bir doktorum oldu mu, zahmete katlanmama hiç gerek kalmaz artık. Para harcayabildiğim sürece düşünüp düşünmemem pek de önemli değildir; bu sıkıcı ve yorucu işten başkaları beni kurtaracaklardır çünkü. Başkalarının denetim ve yönetim işlerini lütfen üzerlerine almış bulunan gözeticiler [vasiler] insanların çoğunun, bu arada bütün latif cinsin ergin olmaya doğru bir adım atmayı sıkıntılı ve hatta tehlikeli bulmaları için, gerekeni yapmaktan geri kalmazlar. Önlerine kattıkları hayvanlarını önce sersemleştirip aptallaştırdıktan sonra, bu sessiz yaratıkların kapatıldıkları yerden dışarıya çıkmalarını kesinlikle yasaklarlar; sonra da onlara, kendi kendilerine yürümeye kalkışırlarsa başlarına ne gibi tehlikelerin geleceğini bir bir gösterirler. Oysa onların kendi başlarına hareket etmelerinden doğabilecek böyle bir tehlike gerçekten büyük sayılmaz; çünkü birkaç düşüşten sonra bunu göze alanlar sonunda yürümeyi öğreneceklerdir, ne var ki bu türden bir örnek insanı ürkütüverir ve bundan böyle de yeni denemelere kalkışmaktan alıkoyar. Demek oluyor ki her birey için nerdeyse ikinci bir doğa yerine geçen ve temel bir yapı oluşturan bu ergin olmayıştan kurtulmak çok güçtür. Hatta insan bu duruma seve seve katlanmış ve onu sevmiştir bile; işte bu yüzden o, kendi aklını kullanma bakımından gerçekten de yetersizdir; çünkü onun böyle bir deneyi gerçekleştirmesine asla izin verilmemiştir, o aklını kullanmayı denemeye hiç bir zaman bırakılmamıştır. Dogmalar ve kurallar, insanın doğal yetilerinin akla uygun kullanılışının ya da daha doğru bir deyişle kötüye kullanılmasının bu mekanik araçları, erginleşme ve olgunlaşma için sürekli bir ayak bağı olurlar. Biri çıkıp yürümeyi köstekleyen bu zincirleri atsa da, en dar hendekten bile hemen öyle pek kolayca atlayamaz; çünkü o henüz kendisine güven duyarak bacaklarını özgürce hareket ettirmeye daha alışamamıştır. İşte bundan dolayı da ruhlarını, zihinsel yanlarını kendi başlarına işleyip kullanarak ergin olmayıştan kurtulan ve güvenle yürüyebilen, pek az kişi vardır” (Kant, 1984: 214).

Kant’ın başkalarının otoritesini kabulle ilgili verdiği üç örnek, yani ‘kavrayış gücümüzün yerini alan kitap’, ‘vicdanımızın yerini alan ruhban sınıfı’, ‘sağlıklı yaşamımızı garanti eden doktorlar’ örneği, sırasıyla istenç, otorite ve aklın kullanılmasında önceden var olan ilişkinin değişikliğe uğratılmış bir hali olarak görülebilir. Sözü geçen üç örnek, Kant’ın üç kritik eseriyle ilişkilendirilebilir (Foucault, 2019: 171). Kant’a göre, ergin/olgun olmak, otoriteyi bir yana bırakarak, istenci ve aklı özgürleştirmektir; bu ise ‘tehlikeye atılmak’, ‘kararlar vermek’, ‘özerk özne olmak’, ‘yaşamın ve kararların sorumluluklarını üstüne almak’ anlamına gelmektedir (Kant, 1984: 214). Kant’a göre, her insan için nerdeyse ikinci bir doğa yerine geçen ve temel bir yapı oluşturan ergin/olgun olmayıştan kurtulmak hiç de kolay değildir. Kant’ın söylemiyle, aydınlanma özerklik ve özgürlük gerektirir; bu özerklik ve özgürlük, egemen gruplarca, çıkar odaklarınca, baskıcı rejimlerce özgürlüklerin en zararlısı olan, aklı her yönüyle ve her bakımdan çekinmeden, kitlenin önünde apaçık olarak kullanma özgürlüğüdür. Gerçi devrimler ile bir baskı rejimi, kişisel bir despotizm, bir zorbalık yönetimi yıkılabilir; ancak yalnız bunlarla, düşüncelerde gerçek bir düzelme, düşünüş biçimlerinde ciddi bir iyileşme elde edilemez; tersine, bu kez yeni önyargılar, tıpkı eskileri gibi, düşüncesiz yığına, kitleye yeni birer gem, yeni birer yular olurlar. Oysa aydınlanma için özgürlükten başka bir şey gerekmez ve bunun için gerekli olan özgürlük de özgürlüklerin en zararsız olanıdır: Bu, aklı her yönüyle ve her bakımdan çekinmeden kitlenin önünde apaçık olarak kullanmak özgürlüğüdür. Kant, aklını kitle önünde kullanma özgürlüğünün diğer özgürlüklerden daha fazla sınırlandığını söyler. Çünkü iktidar odakları bu özgürlüğü tehlikeli bulurlar. Bu açıdan subay, düşünme eğitimini yap; maliyeci, düşünme vergini öde; din adamı, düşünme inan; siyasetçi de sorgulama bana güven, bana itaat et demektedir. Bir diğer deyişle çıkarı olan herkes, dur, düşünme, koşulsuz itaat et diye seslenmektedir. Her yerde özgürlüğün sınırlanışı ile karşılaşırız. Peki, hangi türde bir sınırlama aydınlanmaya karşıdır, hangisi değildir ve hangi biçimde bir sınırlama tersine özgürlüğe yararlıdır? Kant bu soruya şöyle yanıt verir: Kendi aklının kitle önünde, kamuoyu önünde ve hizmetinde serbestçe ve açık bir biçimde kullanılması her zaman özgürce olmalıdır; ve yalnızca bu tutum insanlara ışık ve aydınlanma getirebilir; buna karşılık aklın özel olarak kullanılışı, genellikle çok dikkatlice ve dar bir alanda kalacak bir biçimde sınırlandırılabilmiştir ve bu da aydınlanma için bir engel sayılmaz (Kant, 1984: 215).

Kant’ın söylemiyle, aydınlanma özerklik ve özgürlük gerektirir; bu özerklik ve özgürlük, egemen gruplarca, çıkar odaklarınca, baskıcı rejimlerce özgürlüklerin en zararlısı olan, aklı her yönüyle ve her bakımdan çekinmeden, kitlenin önünde apaçık olarak kullanma özgürlüğüdür.

Kant’ın söyleminde dile gelen aydınlanma olmuş bitmiş bir şey değildir; aydınlanma ‘özgür ve özerk birey olma’, ‘aklını kitleler önünde özgürce kullanma’, ‘yaşamın sorumluluğunu üstlenme’, ‘sosyal baskılardan’, ‘dışsal otoritelerden’, ‘içimize yerleşmiş korku ve umut kökenli önyargılardan ve dogmatik düşüncelerden’ kurtulmak için sürekli mücadele vermeyi gerektirir; bunları başarmak ise ancak ve ancak cesaret ve çalışkanlık erdemleriyle olasıdır. Aristotelesçi söylemle ifade edersek, bireysel düzlemde aydınlanma, düşünce ve karakter erdemlerine sahip bir insan olmayı zorunlu kılar. Bu haliyle cesur ve çalışkan insan için aydınlanma, içsel ve dışsal otoritelerle sürekli mücadeleyi, devamlı savaşımı ve uyanık olmayı gerektirir. İşte bu türden özgür ve özerk öznelerin, kitleleri aydınlatmak suretiyle inşâ ettiği bir toplum, aydınlanma yoluna girmiş bir toplumdur; böylesi bir toplum geleneğe saplanıp kalmaz ve sürekli akılcı yeni idealler belirleyerek ilerler.

Kant’ta en klasik ifadesini bulan aydınlanma düşüncesi, feodal yapının ve teosentrik (Tanrı odaklı) düşüncenin parçalanmasıyla ortaya çıkan sanayileşmenin getirdiği yeni üretim biçimine bağlı olarak, yüzünü nesnel dünyaya, tekilliklere, maddî koşullara ve ileriye döndürmüş üretken bir insan tipi ile yeni bir siyasal, toplumsal, ekonomik, kültürel vb. anlayışın oluşumuna işaret eder. İnsan, teosentrik (tanrı odaklı) epistemenin efendi-kul ilişkisini, kutsal metinlere ve yorumlarına odaklı düşünceyi aşarak bu yeni yapıyla insanlaşır. Bu açıdan esas sorun yeni bir insan tipine odaklanmaktadır. Nitekim Jacqueline Russ şöyle der:

sanayi
Kant’ta en klasik ifadesini bulan aydınlanma düşüncesi, feodal yapının ve teosentrik (Tanrı odaklı) düşüncenin parçalanmasıyla ortaya çıkan sanayileşmenin getirdiği yeni üretim biçimine bağlı olarak, yüzünü nesnel dünyaya, tekilliklere, maddî koşullara ve ileriye döndürmüş üretken bir insan tipi ile yeni bir siyasal, toplumsal, ekonomik, kültürel vb. anlayışın oluşumuna işaret eder.

“Aydınlanma (…) -genel olarak insanlığa duyulan sevgi şeklindeki hümanizm kavramını yaratmıştır (1765)- (hümanizm) insana olan inancı dile getirir: Hümanizm insan zihninin ilerlemelerine bağlanır (Condercet), fakat aynı zamanda insan yozlaşmasına neden olan önyargıların eleştirisine (Voltaire), doğal insana duyulan güvene, acının ve kötülüğün yanlışa saplanmış bir toplumun ürünü olduğu düşüncesine dayanır (Rousseau). Farklı bakış açıları itibariyle, XVIII. yüzyıl yalnızca doğada değil, aynı zamanda insanda bilginin ve erdemin temellerini görür. Doğaüstü inançları ve efsaneleri ortadan kaldırmaya ve temelini akıl ve insan üzerine kurmaya çalışır. Aydınlanma hümanizmi ratio’ya başvurur: Her alanda aklıyla hareket eden insanın eylemini ifade eder (Russ, 2011: 220).”

Aydınlanmanın mihenk taşı, nesneler dünyasını ilgilendiren bilgi ve o dünya ile bir şekilde ilişkili olan değerleri algılama ve yeniden üretmede, bireylerin, değişmezliği imleyen tüm özcü ve dogmatik düşüncelerden arındırılmasıdır. Bu bakımdan aydınlanma için ortaçağların egemen bakış açısı olan bilgi ve değerleri nesneler dünyası yerine tanrısal özlerde, göksel kaynaklarda, kutsal metinlerde ya da o metinlerin yorumcusu sayılan otoritelerde arama tutumundan vazgeçmek, yüzünü tekillikler dünyasına döndürmek, insanı kendisine ve doğaya yabancılaştıran inanç, kanı ve uygulamalarla mücadele etmek temelidir. İnsanî düzlemde, kutsal ya da özcü geleneklerde olduğu gibi, mutlak, değişmez, ezeli-ebedi hakikat diye bir şey olmadığına göre, arayış devam edecek, aydınlanma sürecektir. Platon’un mağara alegorisiyle söylersek (Platon, 2005: 475-483), aydınlığa (güneşe) kavuşmak için insan, daima kendisine dayatılan kabuğu kırmaya, zincirlerinden kurtulmaya ve bireysel ve toplumsal mağarasından çıkmaya çalışacaktır. Bilgi ve değere ilişkin ezelî-ebedî özcü hakikat iddiası, insanı kendi ya da diğerlerinin mağarasına hapsetmeye çalışmaktan öte bir anlam ifade etmemektedir. İşte bu yüzden sürekli aydınlanmayı ilkeleştirmek, eleştirel bakmak, zincirleri kırmaya çalışmak daha iyi bir gelecek hayal etmek ve onu inşâ etmeye çalışmak yaşamsaldır.

Kaynakça

Arslan, A., (1992). “Aydınlanma”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, cilt: I, sayı: 2, (23-32).

Cevizci, A., (2020). Aydınlanma Felsefesi, İstanbul: Say Yayınları.

Foucault, M. (2019). “Aydınlanma Nedir?”, çeviren: Osman Akınhay, Özne ve İktidar içinde, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Kant, I., (1984). “Aydınlanma Nedir Sorusuna Yanıt”, Seçilmiş Yazılar, çeviren: Nejat Bozkurt, İstanbul: Remzi Kitabevi.

Platon, (2005). Devlet, çeviren: Cenk Saraçoğlu-Veysel Atayman, İstanbul: Bordo Siyah Yayınları.

Russ, J., (2011). Avrupa Düşüncesinin Serüveni (Antik Çağlardan Günümüze Batı Düşüncesi), çeviren: Özcan Doğan, İstanbul: Doğubatı Yayınları.

Vatansever, S. (2022). “Kant’ın Aydınlanma Anlayışı: Tarihi Arka Planı ve Aydınlanmada Eğitimin Rolü”, Kaygı Dergisi, 21 (2), (838-880).

Etiketler: aydınlanma, kant
Hasan Aydın 1 Nisan 2024
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Önceki Yazı kant Aydınlanmanın toplumsal anlamı üzerine
Sonraki Yazı kant Etik ve politika filozofu olarak Kant

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Kant ve deprem

1 Kasım 1755'te zamanının en zengin ve kalabalık Avrupa şehirlerinden biri olan Lizbon depremle sarsıldı. Lizbon'un bir liman şehri olmasıdan…

Felsefe
11 Mayıs 2025

İnsan amaca araç edilirse ne olur?

Yenidoğan çetesi mi? Nasıl olur? “Yenidoğan” ve “çete” kelimeleri nasıl yan yana gelebilir? İlk gördüğüm andan beri soruyorum kendime, hala…

Etik
1 Kasım 2024

Aydınlanma ve bilim bağlamında Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri[1]

Atatürk, “Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet ilimdir” diyerek Cumhuriyet’in ilanından sonra,…

Bilim Tarihi
28 Ekim 2024

Bildung ile aydınlanma, evrensel insan idealinden günümüze bakışlar

Bildung kavramı, eğitim ve halk aydınlanması...

EğitimFelsefe
10 Eylül 2024
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?