Kant ve Mendelssohn aydınlanmanın doğası gereği eleştirel bir felsefe olduğunu ortaya koyar ve eleştirel yaklaşımın politik ve toplumsal alandaki karşılığına odaklanır.
Yazar: Can Tural
Arş. Gör., Dokuz Eylül Üniversitesi Felsefe Bölümü
Aydınlanma insanın aklına kendi otonomisini kazanması için seslenir. Bu nedenle akıl kendisini boyunduruğu altına alan politik, toplumsal ve kültürel her tiranı kendi mahkemesinde yargılar. Başka bir deyişle Aydınlanma, aklın kendisine pranga vuran politik, toplumsal, kültürel her alanda anlamı yeniden yaratır.
Aydınlanmanın kamusal boyutuna ilişkin en bilinen tanım Kant’a aittir. 1784’te Berlin’de aylık olarak yayınlanan Berlinische Monatsschrift’te yazdığı kısa yazıda Kant aydınlanmayı “insanın kendi eliyle düşmüş olduğu bir ergin olmama durumu” olarak tanımlar (Kant, 2000: 17). Kant için ergin olmamak insanın aklını başkasının talimatları olmaksızın kullanamaması, otonom bir varlık olmaması anlamına gelir. Bu ergin olmama hali insanın kendi suçudur çünkü bunun nedeni zihinsel yetilerin yetersizliği veya insan doğasındaki birtakım eksikler değildir. İnsan kendi aklını kullanma cesareti gösterme konusunda bir irade ortaya koymamıştır. Kant bu nedenle “Sapere Aude!”, “Aklını kullanma cesaretini göster!” der.
Kant bu kısa yazısında aydınlanmanın iki boyutuna odaklanır. Aydınlanma bir taraftan bireyseldir. Her birey kendi adına düşünme konusunda kararlılık göstermelidir. Diğer taraftan ise aydınlanma kültürel ve politiktir. Politiktir çünkü başkalarının denetim ve yönetimini lütufen ve onların iyiliği için ele aldığını öne süren yöneticiler, kendi adına düşünebilen insanları bir tehdit olarak değerlendirirler. Bunun bir sonucu olarak kültürü, otonomiyi engelleyen bir yapıya dönüştürürler. Toplumun büyük bir kesiminin ergin olmaya doğru atılacak adımları tehlikeli ve zararlı bulmalarını sağlayan unsurları toplumsal yaşamın olağan bir parçası haline getirirler. “Önlerine kattıkları hayvanlarını önce sersemleştirip aptallaştırdıktan sonra, bu sessiz yaratıkların kapatıldıkları yerden dışarı çıkmalarını kesinlikle yasaklarlar; sonra da onlara, kendi kendilerine yürümeye kalkışırlarsa başlarına ne gibi tehlikelerin geleceğini bir bir gösterirler” (Kant, 2000: 17). Nadir de olsa bazı insanlar koşullar ne olursa olsun yaşamlarına kendi akıllarını kullanarak yön verme iradesini gösterirler. Yine de bu toplumun aydınlanması için takip edilecek bir yöntem sunmaz. İnsanın kendi aklını kullanarak yaşaması ve otonom bir bireye dönüşmesi zahmetli, zorlayıcı hatta tehlikelidir. Bu nedenle Kant için tek bir çözüm vardır: Aklın kamusal kullanımı. Bireylerin tek tek aydınlanmalarını beklemek bizi herhangi bir sonuca ulaştırmayacaktır; fakat aklın kamusal kullanımı toplumun aydınlanmasını kolaylaştıracaktır. “Aydınlanma için özgürlükten başka bir şey gerekmez ve bunun için gerekli olan özgürlük de özgürlüklerin en zararsız olanıdır: Aklı her yönüyle ve her bakımdan çekinmeden kitlenin önünde apaçık olarak kullanmak özgürlüğü.’’ (Kant, 2000:18). Aklın toplumun her kesimine hitap edecek şekilde aydınlanmış bireyler tarafından özgürce kullanılması toplumun aydınlanmasının ön koşuludur. Kant bu noktada başka bir şeye dikkat çeker: Aydınlanma kısa sürede gerçekleşmez. Aydınlanmış bireylerin çabalarıyla başlar ve toplumdaki diğer bireylerin de dâhil edildiği uzun ve kesintisiz bir süreci gerektirir. Başka bir ifadeyle, kültürde insanların bağımsız bir biçimde düşünmelerinin önündeki engeller zaman içinde ortadan kaldırılmalıdır. Bu bizi aydınlanmanın eğitimle olan koparılamaz bağına getirir.
Kant için tek bir çözüm vardır: Aklın kamusal kullanımı. Bireylerin tek tek aydınlanmalarını beklemek bizi herhangi bir sonuca ulaştırmayacaktır; fakat aklın kamusal kullanımı toplumun aydınlanmasını kolaylaştıracaktır.
Berlinische Monatsschrift’tin aynı sayısında Moses Mendelsshon “ ‘Aydınlanma Nedir?’ Sorusu Üzerine” adlı bir yazı yayınlar ve aklın özgürce kullanımının eğitim ve kültürle birleştirilmesi gerektiğini söyler. İnsanların kültürün dayatmalarından veya sınırlamalarından kurtularak özgürce düşünmeleri, içinde bazı tehlikeleri barındırır. Mendelssohn’a göre insan yaşamını anlamamızı sağlayan, eylemlerimize anlam katan ve onları değerli kılan ilkelerden ve ahlâk duygusundan uzak her türlü eylem, insanlığı kargaşa ortamına sürükler. Mendelssohn bunu “Aydınlanmanın kötüye kullanılması” olarak adlandırır:
Aydınlanmanın kötüye kullanılması ahlâk duygusunu zayıflatır; katılığa, bencilliğe ve inançsızlığa ve anarşiye götürür. Kültürün kötüye kullanılması ise lüksü, şatafatı, zayıflığı, bâtıl inancı ve köleliği yaratır (Mendelsohn, 2000: 14).
Böylece Mendelssohn, kendi başına düşünmek için düşünmenin aydınlanmanın amacı olmadığını, bağımsız düşüncenin ve bireyin otonomisinin insanlığı ileriye taşıyacak ahlâki ideallerle birleşmesi gerektiğini vurgular. Aksi durumda kültürün tiranlığından kurtulmak isteyen insanın keyfiyetin ve bencilliğin tiranlığına savrulacağı uyarısını yapar: “İnsanın kaderini [Bestimmung des Menschen] tüm zamanlar için çaba ve gayretimizin amacı, ölçüsü olarak ve de kendimizi kaybetmememiz için gözlerimizi çevirmemiz gereken bir nokta olarak ele alıyorum” (Mendelssohn, 2000: 13). O halde, aydınlanma ve kültür arasında bir bağ tesis etmek gerekir. Kültür, yozlaşarak insanları hem entelektüel açıdan hem de karakter bakımından zayıflatmış, toplumda bâtıl inançların yaygınlaşmasına ve insanların bağımsız düşünme yetilerini ortadan kaldırarak onların köleleşmelerine neden olmuştur. Bu ise lüks ve şatafat içinde yaşayan bir yönetici sınıfla en temel düşünme becerilerinden yoksun kitlelerin kontrol altında yaşadığı bir toplumsal yapıyı norm haline getirmiştir. Bu durumdan kültürün yok edilmesi gereken bir düşman olarak görülmesi gerektiği sonucu çıkmamalıdır çünkü kültür Mendelssohn’un “insanlığın kaderi” olarak ifade ettiği toplum için gerekli olan ahlâki idealleri içinde taşır. Mendelssohn, bir yandan aydınlanmanın nihai hedefi olan akılsallığı, özgürlüğü ve otonomiyi gerçekleştirmenin, diğer yandan ise insanı erdemli kılan ahlâki ilkeleri kültürün ayrılmaz bir parçası haline getiren bir toplumsallık kurmanın gerekliliğini vurgular. Bu, tüm entelektüellerin nihai amacı olmalıdır. “Aydınlanma ve kültürün aynı adımlarla yol aldığı yerde, bunlar yozlaşmaya karşı en iyi koruma ilacıdırlar” (Mendelssohn: 2000: 14) O halde aydınlanma ve kültür arasında uyumlu bir birlikteliğe ihtiyaç vardır. Bu birlikteliği sağlayacak temel kavram ise eğitim veya biçimlendirme olarak dilimize çevirebileceğimiz Bildung kavramıdır.
Kant ve Mendelssohn aydınlanmanın doğası gereği eleştirel bir felsefe olduğunu ortaya koyar ve eleştirel yaklaşımın politik ve toplumsal alandaki karşılığına odaklanır.
Kaynakça
Kant, E. (2000). “Aydınlanma Nedir?” Sorusuna Yanıt. Aydınlanma Özel Sayısı. (11): 13-15.
Mendelssohn, M. (2000). “Aydınlanma Nedir?” Sorusu Üzerine. Aydınlanma Özel Sayısı. (11): 17-21.

