GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: İçimizdeki derin sızı: Utanç
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Bilim > Psikiyatri > İçimizdeki derin sızı: Utanç
Psikiyatri

İçimizdeki derin sızı: Utanç

Yazar: GazeteBilim Yayın Tarihi: 20 Ekim 2025 6 Dakikalık Okuma
Paylaş
utanma
Çoğu zaman bizi hareketsiz, psikolojik anlamda felç bırakan ve bunu çok sinsice yapan bir duygu utanç.

Utancın tohumları, biz çok küçük yaşlardayken atılıyor içimize, bize yöneltilen “sende bir sorun var, yeterince iyi değilsin, bir şeylerin değişmesi lazım” mesajlarıyla.

Dr. Dünya Hatice Gönül
Psikiyatrist

Hatırladığım ilk utanç anısında 5-6 yaşlarında bir çocuktum. Bugün bile aklıma geldiğinde, içimde bir yerin sızladığını hatırlıyorum. O utançla ne yapacağımı bilememiştim, sonrasında o anıyı zihnimin derinliklerine gömmüş, unutmuştum, tam ki 30’lu yaşlarımda terapi koltuğunda bir anda (!) aklıma gelene kadar. Uzay boşluğuna fırlatıp, arkama bakmadan kaçtığımı sandığım anım, bir anda gerisin geri gelmişti; dahası aslında bir yere gitmemiş, hayatımın her alanına nüfuz etmişti. Ben utanca karşı gözümü ve bilincimi kapamıştım sadece, o her yerdeydi, karanlıkta büyüyen zehirli bir sarmaşık gibi her yeri sarmıştı.

Çoğu zaman bizi hareketsiz, psikolojik anlamda felç bırakan ve bunu çok sinsice yapan bir duygu utanç. Aslında tek bir duygu olmanın ötesinde, içinde üzüntü, öfke, korku gibi duyguları barındıran, bizi olmadığımız kişi olduğumuza inanmaya ya da başkasının bizimle ilgili “yetersiz, sorunlu, bozuk, hastalıklı” tanımını kabullenmeye zorlayan bir durum (state).

Utancın köklerine baktığımızda çok kadim bir duygu olduğunu görüyoruz. Atalarımızın hayatta kalabilmek için kabileler halinde yaşamaya, o topluluk içinde üzerine düşeni yapmaya ihtiyacı vardı. Kabilenin kuralları çiğnendiğinde, ya da o topluluğun kendinden yapmasını beklediğini yap-a-madığında dışlanması, yalnız bırakılması, o kişinin ölüme terk edilmesi demekti. Yetersiz, uyumsuz olmak (görülmek) utanca ve dolayısıyla ölüme giden yoldu.

Utancın tohumları, biz çok küçük yaşlardayken atılıyor içimize, bize yöneltilen “sende bir sorun var, yeterince iyi değilsin, bir şeylerin değişmesi lazım” mesajlarıyla. Bu mesajların açık verilmesi de gerekli değil, başta ana-baba olmak üzere bizim için önemli kişilerin yargılayan bakışları, eleştirel tonda sorulan sorular, cezalandırıcı duygusal mesafeler de bize bu mesajı veriyor ve hatta belki bunların sözel ifade edilmesinden daha güçlü bir etkiye sebep oluyor üzerimizde. Bütün yoğun ve baş etmesi zor duygular gibi utanç da bastırılıyor ve tam da bu sebeple bir ömür bedenimizde, hayatı yaşayışımızda ve ilişki kurma biçimimizde taşınıyor.  En hatırlamadığımız anılar, hayatımızı en çok etkiliyor böylece.

Sağlıklı utanç-mahçup olmakla, yaşamak istediğimiz hayatı yaşamaktan bizi alıkoyan utanç arasında çok fark var elbette. Birine mahcubiyet derken diğerine utanç demeyi tercih edeceğim. Hata yaptığımızda mahcubiyet hissetmek, bizi yaptığımızın sorumluluğunu almaya ve hatamızı telafi etmeye sevk ediyor. Bu da daha yakın, anlamlı ve gerçek bağlar kurmamıza hizmet ediyor. Utanç, işlevsel olarak bizi ilişkide tutuyor gibi görünse de kendimiz olmaktan bizi alıkoyup, bizimle ilgili yapılan tanımlara uyumlanmak zorunda bıraktığında, gerçek bir kişi olarak var olamadığımız ilişki de gerçek ve yakın bir ilişki olamıyor. Artık hayatta kalabilmek için diğer insanlara atalarımız kadar ihtiyacımız yok, ama insan olmak ve insan kalmak için anlamlı, yakın sevgi bağlarına ihtiyacımız var. Yaşamımızın ilk anından son anına kadar ilişkiye ihtiyaç duyup ararken, utanç taşıdığımızda ilişkiden fersah fersah uzaklaşmış oluyoruz.

utanma
Sağlıklı utanç-mahçup olmakla, yaşamak istediğimiz hayatı yaşamaktan bizi alıkoyan utanç arasında çok fark var elbette. Birine mahcubiyet derken diğerine utanç demeyi tercih edeceğim.

Bir çocuğun ana-babası, öğretmeni, ergenlikte akranları, ya da diğer önemli kişiler tarafından “sende bir şeyler yeterince iyi değil, bozuk, hatalı” mesajı verildiğinde çocuk buna inanma eğiliminde oluyor. Etraftaki yetişkinlerin, o yaşlara kadar yaşadılarsa ve ona bakım verir-öğretir duruma geldilerse, onun bilmediği birtakım şeyleri bildiğine, dolayısıyla kendiyle ilgili yapılan tanımlara inanma, tam olarak aklına yatmadığında bile uyumlanma eğiliminde oluyor. Şişmansın, zayıfsın, kısa boylusun, uzunsun, esmersin, tembelsin, matematiğe kafan basmıyor, el işlerinde çok beceriksizsin, fakirsin, güçsüzsün, huysuzsun, ağır hareket ediyorsun, hızlı yemek yiyorsun, inatçısın, dağınıksın, şu dindensin, bu etnik kökendensin, kız gibisin, erkek değilsin… “SEN BİZİM İÇİN YETERİNCE İYİ DEĞİLSİN!”

Bir sebeple sepetteki çürük elma gibi hissettiğimizde, en sonunda bir gün öyle olmadığımız fark edilecek, hakkımız teslim edilecek, gönlümüz alınacak umuduyla, o “büyük gün” ün gelmesini bekleyerek, ama o güne kadar eksik-yetersiz olduğumuz fark edilmesin diye sessizce, kimseyi rahatsız etmemek için parmağımızın ucunda yürür gibi yaşıyoruz, ya da öyle olmadığımızı tüm dünyaya göstermek için didinip duruyoruz. Her durumda belirleyici olan, bizim hayatımızı nasıl yaşamak istediğimiz değil, başkalarının gözündeki imajımız oluyor.

Bu tutsaklıktan özgürleşmek elbet mümkün. Utancımızı; bize, duygumuza, utancımıza değer verecek, özen gösterecek ötekiyle paylaştığımızda, o kişinin bize değer verip sevmeye, iyilik halimizi gözetmeye devam ettiğini deneyimlediğimizde, çocuklukta hissettiğimiz o yetersizliğin bize değil, etraftaki yetişkinlere ait olduğunu anlayıp, duyguyu sahibine iade ettiğimizde, bir çocuk olarak her kim idiysek, sevilmeyi, yeterince iyi bakım görmeyi, sevgiyle büyütülüp, desteklenmeyi doğal olarak hak ettiğimizi fark ettiğimizde, iyileşmek ve özgürleşmek mümkün. Bu özgürlükle, gerçek sevgi bağları içeren yakın ilişkiler kurmak da…

Eskiden kitap yazma hayalim vardı. Öyle bir kitap yazayım ki, kitap bittiğinde, okuyan kişi, kitabı alıp göğsüne bastırsın ve taşıdığı utançtan özgürleşmiş bir şekilde, hafiflik, neşe ve canlılıkla yaşama katılsın…  Bu hayalim zaman içinde evrildi. Artık biliyorum ki, ilişkilerde yaralanıp, ilişkilerde iyileşiyoruz ve yaralarımızı sararken kolay-hap çözümler yok, yaralandıysak, ötekinin bize özenle bakmasına ihtiyacımız var. Şimdi bir kitap yazacak olsam, kitabı okuyanlar, kitabı alıp, yine kalplerinin üzerine koysunlar, ama bu sefer, kendilerini olduğu gibi sevip-değer veren ilişkileri bulmak üzere, inançla hayata karışsınlar diye hayal ediyorum.

GazeteBilim 20 Ekim 2025
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Önceki Yazı nobel 2025 Nobel Kimya Ödülü
Sonraki Yazı dirac Yeni kuantum teknolojilerinin getirdikleri: Keşfinin 100. yılında kuantum mekaniğinden daha neler beklemeliyiz?

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Ötenazi: Gerçekten yapacak bir şey yok mu?

Psikiyatrik hastalıklara dayanan ıstırap söz konusu olduğunda ‘artık yapacak bir şey yoktur’ kararına ulaşmak, tıbbi ve etik açıdan son derece…

Psikiyatri
30 Mart 2026

Hipnoz sihir değildir!

Onlarca yıldır araştırmacılar hipnozun nasıl çalıştığı sorusunu araştırıyor ve bu sorunun cevabı hakkında sadece birtakım fikirleri var.

Psikiyatri
22 Ocak 2026

Topkapı Müzesi’nde Türk Saatleri Sergisi ile zaman kavramı

Salvador Dali’nin Belleğin Azmi eseri ile hatırlamanın gücü...

Psikiyatri
14 Ocak 2026

Yetişkinlerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu

Dikkat eksikliği, dikkatin yeterli olmaması, odaklanmada zorlanma, özellikle çevreden gelen uyaranlarla sık sık dikkatin dağılması anlamındadır.

Psikiyatri
15 Aralık 2025
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?