Salvador Dali’nin Belleğin Azmi eseri ile hatırlamanın gücü
Prof. Dr. Devran Tan
Sanat Terapisti, Psikiyatrist, Psikoterapist
Topkapı Müzesi’nde açılan Türk Saatleri sergisi, Osmanlı dönemindeki hükümdarlara diplomatik hediye olarak gelmiş veya o dönemin saat ustalarının işlediği çeşitli saatleri içeriyor. Mekanik saatlerden mekanik olmayan saatlere, astrolojik gözlem aletlerine, 16.yüzyıla tarihlenen yaklaşık 250 saat sergileniyor. Oturtma saatleri, duvar saatleri, ayaklı saatler, cep saatleri, pusula gibi birçok saat eseri mevcut (Resim-1).

Sergi mekanik olmayan ölçüm aletleri ile başlıyor. Henüz saatin icat edilmediği dönemlerde vakti tayin edebilmek için güneş, ay, yıldızlar takip edilerek ölçüm malzemeleri kullanılmış. O dönemlerde namaz vakitlerinden ‘muvakkit’ denilen kişiler sorumluymuş. Muvakkitler gece ve gündüz döngüsünden, güneş saatinden, yıldızların ufuk çizgisini kullanarak yükseklik ölçmek için usturlab ve zaman, yön, uzaklık, açı, eğim gibi ölçümler için kullanılan rubu gibi astronomik aletlerden faydalanmışlar (Resim-2).

Bununla bağlantılı olarak da, o dönemde bilim insanlarının zaman ve saat tayini faaliyetleri de resimlerle tasvir edilmişti (Resim-3).

Sergideki mücevher gibi işlenmiş saatlerin her birinin eleganlığı, gözleri kamaştıran renkleri hızlıca akıp geçen saatlerin, dakikaların nasıl da değerli olduğunu yansıtıyordu (Resim-4).

Bu kadar saat arasında sergiyi gezerken zihnimde Saatler ve Zaman kavramlarının çağrıştırdıkları oldu:
geri getiremeyeceğimiz an’lar ve kayıplar ile her an geçen dakikalar…
biyolojik zaman, fiziki zaman ve psikolojik zaman
…o zaman keşke yaşanmamış olsaydı dediklerimiz kadar zamanı geldi deyip yaşamak istediğimiz planlarımız…
günlük yaşamın koşturmacasında “zaman ne kadar çabuk geçti?”, “daha fazla zamanım olsaydı’’ gibi kurduğumuz cümleler
bazen de “zamanımı nasıl geçirebilirim?’’ diye düşündüğümüz an’lar
ve Salvador Dali’nin Belleğin Azmi eseri
Fiziki zaman, saate baktığımızda olduğumuz an’ı işaretlediğimiz, saatin kaç olduğunu söyleyen bir zamandır. Günlük işlerimizi, rutinlerimizi buna göre planlarız. Takvim de tarihleme de bu şekildedir. Biyolojik saatimiz yaş ile birlikte değişen özelliklerdir. Bu ikisi de, herkes için aynıdır, değişmez, kontrol edilemez.
Psikolojik zaman kavramı ise farklıdır. Zihnimizde algıladığımız zamanı temsil eder. Kişiye özgü değişkenlik gösterir. Beklediğimiz bir şey için geçmeyen dakikalar, bir haftalık gittiğimiz tatilin bir günde bitmiş gibi bıraktığı his, epeyce vaktimiz olduğu halde hiçbir şey yetişemeyecek gibi gelen düşünceler ve yaşattığı hisler psikolojik zamandır.
Hangisi hayatımızı daha fazla etkiler? sorusuna cevap üçü de birbirini etkiler. İnsan psikolojisinde psikolojik zamanın önemi ise yadsınamaz. Bu durumla bağlantılı sık gördüğümüz bir durum, ölüm kaygısıdır. Bu kaygı, ölüm karşı konulmaz bir gerçeklik olsa da ölüm gerçekliğinin kişinin farkında olmadığı, baş edemediği durumlarından ötürü, hayatını zaman hiç bitmeyecek, saatlerin sonu yok gibi yaşaması, görmezden gelmesi, planlarını ertelemesi sebebiyle vakit geldiğinde bir kaygı atağı ile kişinin içinde belirmesidir. Bastırdığı her ne(ler) varsa geçmişinde veya bugününde hapsolduğu yerden çıkar(lar). Değişim için çanlar çalıyor mudur? Bu, kişiye bağlıdır, zaman kayıplarla yaşanmaya devam edebilir de kaygıyı anlamlandırıp çözümlediğinde değişimi de yaşayabilir.
Değişim’de, kişinin içindeki saat, dışarıdaki saat ile bütünleşir, yaşanacaklara izin verir. Yaşanması gereken duygulara, kayıplarına karşı yapabileceklerine, üretkenliğe ve yaratıcılığa geçiş yapar. Ölüme karşı yeniden var olmanın kaygısı, savaşı kazanır. Zaman ve saatler artık motive edici ve güdüleyici özelliktedir: “Zaman değerlidir.’’
Nörolog Dr. Charan Ranganath, Niçin Hatırlarız? kitabında der ki:
“Deneyimlerimize göre yaşasak da, seçimlerimizi, kararlarımızı ve duygularımızı oluşturan hatırladıklarımızdır. Bu yüzden, unuttuklarımız değil hatırladıklarımız bugünü ve geleceği şekillendirir. O yüzden Niçin unutuyorum? diye sormak yerine Niçin hatırlıyorum? diye sorun kendinize.’’
Hatırlamanın gücü, aslında kişilerin ve toplumların, bellekleriyle onları yadsımak yerine yüzleşmeleridir, dönüştürücü güçtür.
Salvador Dali’nin Belleğin Azmi eseri Türk Saatleri sergisinde ayrı bir anlam kazanmıştı. Dali, yaptığı bu sürrealistik resimde uyur uyanık bir durumda rüya sahnesindedir. Gerçeklik hayale, zaman ise gerçekliğe dönmüştür. Yaşadığımız dünya ile bağlantımız geçen zamanla vurgulanır. Kurumuş bir ağaç üzerinde eriyen saat, sineklenmeye başlamış diğer eriyen saat ve içi böceklenmiş bir kırmızı saat vardır. Saatler geçiyordur, zaman akıyordur, deneyimlerimiz, anılarımız geride kalıyordur. Üremek, üretmek mi yok olmaktadır. Peki, biz zamanın içine girip yaşamımızla bağlantı kuracak mıyız? Yoksa herşeyin akıp gitmesini seyredecek miyiz?

Bir müze gezisi, içerdiği tema ve zihinlerde çağrıştırdıklarıyla kişi üzerinde bir farkındalık yaratabilir, hayata farklı bakmasına, bazen de parçaların bir araya gelip yaşamını yeniden anlamlandırmasına sebep olabilir. Karahantepe’de yaptığım Sanat Terapisi ile ilgili çalışmalarım ziyaretçinin Neolitik dönem insanlarıyla ve diğer ziyaretçilerle ortak zihinlerle buluştuğunda tüm bunların, yani değişimin mümkün olduğunu gösterdi. Karahantepe’nin sihri sizi olduğunuz an’a getirebilmesidir: Geçmişte yaşanmış ve bitmiş saatler tekrardan çalışmaya başlar, ortak hikâyeler bizleri buluşturduğunda onların zamanlarını yaşamaya başlarız, günlük yaşam koşturmacasında kaybettiğimiz, unuttuğumuz zamanı hatırlarız, Neolitik insanlara baktığımızda neye ihtiyaç duyduğumuzu, kaçırdığımız noktaları görürüz, diğerinin gözünden de dinleriz, yaratıcılığı keşfeder, yaratıcılıkla ve kendimizle karşılaşırız.
Okuma Önerileri:
- Klein, M. (1998) Love, Guilt and Reperation. Vintage Classics. (Sevgi, Suçluluk ve Onarım. Türkçe Basım. Alfa Yayınları)
- Ranganath, C. (2025). Why We Remember: The Science of Memory and How It Shapes Us. Faber & Faber.

