Ankara’nın 90 km güneybatısında kuru, rüzgârlı bir ovada konumlanan Gordion, bir zamanların ihtişamlı bir kentinden daha çok bir taş ocağını ya da sönmüş bir yanardağının çökmüş kraterini andırmaktadır.
Çeviren: Yağız Ünlü
Türkiye’deki muhteşem tarihi sit alanları her zaman ziyaretçilerini hayrete düşürmüştür. Efes Antik Kenti’ndeki Celsus Kütüphanesi’nin yükselen kolonlarından Nemrut Dağı’ndaki muazzam heykellere, ülke tabiri caizse kendi tarihi ihtişamının ağırlığı altında kalıyor.
Ancak, yakın zamanda Türkiye’nin 20. Unesco Dünya Mirası alanı olarak taçlandırılan ve önemini ufak bir gürültüyle duyuran bir antik kent var. En az 4500 yıllık tarihi ile Demir Çağı Krallığı Frigya’nın antik başkenti Gordion’dan bahsediyoruz.
Ankara’nın 90 km güneybatısında kuru, rüzgârlı bir ovada konumlanan Gordion, bir zamanların ihtişamlı bir kentinden daha çok bir taş ocağını ya da sönmüş bir yanardağının çökmüş kraterini andırmaktadır. 135.000 metrekareyi kaplayan bir kalenin gömülü kalıntıları olan devasa bir höyük, tepeye çıkan kumlu bir patika ile çevredeki manzaradan nazikçe yükselmektedir.
Oradan aşağı bakarak açık kazıları ve yıkılmış duvarların ana hatlarını fark edebilmenin yanı sıra antik konakların ve depoların ayak izlerini adeta evinizin kat planı gibi gözlemleyebilirsiniz. Ufuktaki düzinelerce küçük höyük, devasa köstebek tepecikleri gibi araziyi işaretlemektedir. Burasının bir zamanlar Demir Çağının en ihtişamlı krallıklarından olduğunu gösteren tek kanıt 10 metre yüksekliğindeki kocaman taş duvarlar ile çevrelenen anıtsal giriştir.
2007 yılından itibaren Gordion’daki kazılara liderlik eden Pennsylvania Üniversitesinde Arkeoloji Profesörü olan Brian Rose; “Birçok insan Frigleri bilmiyor, ancak milattan önce 9. Yüzyıldan 7. Yüzyıla Anadolu’ya hükmettiler.”
“Gordion, başlıca Doğu-Batı ticaret rotalarında adeta bir kavşakta konumlandı: Doğu’da, Asur, Babil ve Hititler; Batı’da Yunanistan ve Lidya. Frigler bu stratejik konumun avantajını kullanarak zengin ve güçlü olabildiler.”
Ancak Frigya ismi tanıdık olmasa bile bu şehirle ilişkili bir isim var ki birçok insan onu tanıyacaktır. Arkeologlar, Gordion’un “dokunduğunu altına çeviren” efsanevi Kral Midas tarafından yönetildiğine inanmaktadır.
Geleneksel ve öğüt verici nitelikte olan hikâyeye göre Kral Midas tanrı Dionysos için bir iyilik yapmış ve bir dilek hakkı ile ödüllendirilmiştir. Ancak çok daha kullanışlı bir dilek yerine, tamahkâr kral dokunduğu her şeyin altına dönüşmesini dilemiş ve hemen kendi hatasının farkına varmıştır: Kral yemeği henüz yiyemeden yemek altına, kızına sarıldığı anda ise kızı bir heykele dönüşmüştür. Hikâyenin üzerinde durduğu konu iyi bilinir: Ne dilediğine dikkat et.
Gordion üzerinde 1979’dan beri çalışmakta olan Profesör Lynn Roller “hikâyenin tamamıyla doğru olmadığını” söylemekte ve eklemektedir: “Ancak birçok mit, yüzyıllardır anlatılması sebebiyle çarpıtılmış olmalarına rağmen özünde tarihi bir doğruluğa sahiptir.”
Ancak Midas kimdir ve “altına çeviren dokunuş” fikri nereden ortaya çıkmıştır? Arkeologların doğru olanı kurgu olandan ayırmak için önce Kral Midas’ın gerçek bir insan olduğunu göstermesi gerekmiştir. Bunu yapmanın en kolay yolu eski metinlere bakmaktır.
Roller “Midas adında bir Frig kralından, Asurlu yönetici II. Sargon’un yıllıklarını da içeren birkaç antik kaynakta bahsediliyor. Asurlular, MÖ 8. yüzyılda topraklarını genişletme çabalarında onu güçlü bir kral ve büyük bir rakip olarak görüyorlardı.”
Midas’ın varlığına daha çok kanıt Gordion’un 2 saat batısında kalan Yazılıkaya’da -daha çok “Midas Şehri’’ olarak da bilinir- bulunabilir. Turistler tarafından nadiren ziyaret edilen bu bölge, volkanik oluşumların arazideki çıkıntıları ile göze çarpan etkileyici güzellikteki bir tepede konumlanıyor. Bu bölge; antik mağaralar, mezarlar ve ana kayadan elle oyulmuş yankı yapan tünellere inen 3000 yıllık merdivenler ile delik deşik olmuş.
Ancak tüm bu yapıların içinde en tesirli olanı yaklaşık 3000 yıllık olan, kayanın ön yüzüne oyulmuş 17 metre uzunluğundaki ihtişamlı bir tapınağın ön cephesi. En üstünde antik Frig dilinde yazılmış bir kitabede “Ateş, kumandan ve hükümdar olan Midas’a bunları […] ithaf etti.”
“Midas çok güçlü bir kral olduğu için, Gordion yakınlarında gömülmüş olması ihtimali bir hayli yüksek” dedi Rose ve ekledi: “Mezarını bulmak devasa önemli bir keşif olacaktı ve mezarı aramak için en göze çarpan yer şehri çevreleyen höyüklerden birinin içiydi.”
MÖ 9. yüzyıldan 6. yüzyıla tarihlenen 125’ten fazla mezar höyükleri, ya da tümülüsler, Gordion’u çevreliyor. Bu düz coğrafyanın üzerinde tamamen yabancı görünen bu devasa toprak yığınları, Mısır Piramitleri gibi önemli insanların mezarlarını mezar soyguncularından korumak için inşa edildi. Günümüzde bodur sarı otların kapladığı dik bir tepe olan içlerinden en büyük olanı, 53 metre yüksekliği ile Türkiye’nin ikinci en büyük höyük mezarı.
Uzmanlar inşasında 1000 kişinin 2 seneden fazla çalışmış olabileceğini tahmin ediyor.
Rose’a göre “Eski arkeologlar Midas’ın içinde gömülü olduğunu düşündüklerinden onu ‘Midas Höyüğü’ olarak adlandırdılar ancak bundan kesin olarak emin değillerdi.” Ayrıca, “Büyük yekpare bir toprak yığını olduğu için kazı yaparken olağanüstü bir şekilde dikkatli olmaları lazımdı. Yanlış yaparsan tüm höyük tepene çökebilir.”
1957’de, uzmanlar bir ekip Türk kömür madencisi ile birlikte çalışarak intizamlı bir şekilde höyüğün içine tünel kazdılar. İçeride, hava geçirmez koruyucu tabakanın altında mükemmel bir şekilde korunmuş çam ve ardıç kütüklerinden yapılmış devasa bir mezar odası buldular.
Günümüzde; ziyaretçiler, dünya üzerinde hâlâ ayakta olan en eski ahşap yapıyı ziyaret etmek için höyüğün içine giden kazı tünelini takip edebilirler. Çok kırılgan olduğu için kirişlerle destekleniyor ve metal bir kafes içinde saklanıyor ancak yine de uzun zamandır yerin altında saklanan deyim yerindeyse Pompeii kentinin Türk versiyonu olan bu yapıya bakmak insanın nefesini kesiyor.
Mezardaki 60’lı yaşlardaki merhum; kırılmış bir yatakta, bronz çömleklerle, dekore edilmiş kaselerle ve sürahilerle, ahşap oyma mobilyalarla, parçalara ayrılmış şık kıyafetlerle ve başka değerli adaklarla çevrili bir şekilde bulundu. Bir kral mezarına oldukça benzeyen bu mezar Midas’ın mıydı?
2000’lerin başında, Gordion’daki arkeologlar buna bir cevap bulmak için ağaç halkası ile yıl hesabı olarak bilinen dendrokronolojiye başvurdular. Ancak mezar odasını inşa etmek için kullanılan kütükleri analiz ettiklerinde bir engelle karşılaştılar.
Rose durumu şöyle açıklamaktadır: “Ahşap yaklaşık olarak MÖ 740’lı yıllara tarihlenirken, Asur kayıtlarına göre Midas 31 yıl sonra yani MÖ 709 yılında hâlâ hayatta. Dolayısıyla Mezar Midas’a ait olamaz.”
O zaman mezardaki adam kim? Hediyelere boğulan bu mezarın bir krala ait olduğu aşikâr, ancak hangisine? Onun ölüm tarihi ancak bir anlama gelebilir. Rose’a göre “muhtemelen mezardaki adam, Midas gücü eline alınca öldü. Bu yüzden büyük olasılıkla eminiz ki bu şahıs Midas’ın babası Gordias.”
Oğlu gibi Gordias da efsanevi hâle geldi. Efsane, iktidardaki kralın varisi olmadan ölmesi ve şehir ahalisinin bir kâhinden yardım istemesi ile başlıyor. Kâhin, şehre ilk öküz arabası sürerek gelen adamın kral olması gerektiğini söyler. Dakikalar sonra Çiftçi Gordias şehre öküz arabasını sürerek giriş yapar. Taçlandırılır ve şerefine şehrin ismi Gordion olarak değiştirilir.
Bunu kutlamak için; Midas’ın arabası, daha sonra meşhur Gordion Düğümü olarak da bilinen karmaşık bir düğüm ile tapınağın içine bağlanarak sergilenir. Efsaneye göre bu düğümü çözebilecek kişi tüm Asya’yı yönetecektir. Yıllar geçmesine rağmen birçok insan çözmeyi dener ancak başaramaz.
“Arabanın da düğümün de bir izini bulamadık ancak birkaç Antik Yunan tarihçisi Büyük İskender MÖ 333 yılında Pers ordusunu yenmek için çıktığı seferde buraya geldiğini rapor ediyor. Büyük İskender düğümle karşılaştığında kılıcını sallıyor ve kolayca ikiye ayırıyor. Bu yüzden, düğümün gerçekten var olduğunu düşünebiliriz. Daha sonra, İskender, kehaneti doğrular bir şekilde Asyanın büyük bölgelerini fethediyor.”
Peki “Altına çeviren dokunuş” neyin nesi? Bu fikir nereden geliyor? Şaşırtıcı bir şekilde, arkeologlar Gordion’da bugüne kadar ortaya çıkarılan 40.000 eser arasında takılar, birkaç altın sikke ve zarif yaldızlı bir sfenks oyması haricinde fazla altın bulamadılar. Gerçekten bir zamanlar şehirde altın varsa bu altınlar ya yüzyıllar boyunca yağmalandı ya da henüz kazılmamış 85 mezar höyüğünün içinde hâlâ gizli. Ancak arkeologların bu mitin kökeni hakkında bir başka teorisi var. Roller’a göre bu bir “metafor” olabilir: “Midas’ın yönetimi altında Gordion güçlendi ve zenginleşti. Hikâye büyük güce sahip bir insan için metafor haline geldi. Bugün bile, bir insana ‘altın dokunuşlu’ dediğimiz zaman aslında o insanın kolaylıkla güç ve başarı edindiğini söylemek istiyoruz. Görünüşe bakılırsa Kral Midas da bununla ödüllendirildi.’’
Kaynak: https://www.bbc.com/travel/article/20240320-gordion-a-lost-city-of-legends-in-central-turkey (son erişim: 15.05.2024).

