“Bölgesel Bir Bakış” sunan bu yazılar, Türkiye’nin doğal mirasını geleceğe aktarmanın bir tercihten öte, yaşamın ta kendisini savunmak olduğunu hatırlatmayı amaçlamaktadır.
Banu Şebnem Önder & Utku Perktaş
Bu dosya, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü öğrencileri tarafından seçilen Anadolu’nun farklı köşelerinden beş kritik ekosistemin biyolojik çeşitliliğini, kültürel değerini ve karşı karşıya olduğu güncel tehditleri incelemektedir. Türkiye, sahip olduğu farklı iklim kuşakları ve topografik yapısı sayesinde adeta bir genetik hafıza ve sığınak görevi görse de günümüzde küresel iklim değişikliği ve antropojenik baskılar nedeniyle geri dönülemez bir eşik noktasına yaklaşmaktadır.

Dosya kapsamında ele alınan bölgeler, Türkiye’nin ekolojik mozaiğinin farklı renklerini temsil etmektedir.
Munzur Vadisi (Tunceli): 1600’e yakın bitki türü ve %10’dan fazla endemizm oranıyla Anadolu’nun biyoçeşitlilik kalelerinden biridir. Bölge halkının doğaya yüklediği kutsallık ve baraj projelerine karşı sergilediği kararlı direnç, vadinin bugüne kadar özgürce akmasını sağlayan en önemli unsurdur; ancak “sınırı olmayan sessiz düşman” iklim değişikliği, bölgenin hassas mikroklimasını ve türlerin yaşam alanlarını daraltmaktadır.

Phaselis (Antalya): Antik dünyanın ticaret mirasını maki formasyonu ve denizel ekosistemle birleştiren bu alan, Olimpos-Beydağları Milli Parkı’nın bir parçasıdır. Günümüzde ise aşırı turizm baskısı, yapılaşma ve deniz kirliliği gibi faktörler, yerel endemik türler ve nesli tehlike altındaki canlılar için ciddi bir risk oluşturmaktadır.

Göksu Deltası (Mersin): Uluslararası Ramsar Sözleşmesi ile korunan bu devasa sulak alan, 300’den fazla kuş türü için hayati bir duraktır. Ancak barajların neden olduğu “sediment açlığı”, deniz suyunun iç kısımlara ilerlemesi ve kontrolsüz tarımsal faaliyetler, deltanın morfolojik ve hidrojeolojik dengesini bozmaktadır.

Milleyha Sulak Alanı (Hatay): Asi Nehri Deltası’nın stratejik bir noktasında yer alan Milleyha, göçmen kuşlar için Türkiye’nin en zengin giriş kapılarından biridir. 6 şubat 2023 depremleri sonrası oluşan tahribat, kontrolsüz su çekimi ve moloz dökümü gibi baskılar, bu kırılgan tuzlu-bataklık ekosistemini tehdit etmektedir.

Bu çalışma, her bir bölgenin kendine has özelliklerini koruma-kullanma dengesi çerçevesinde analiz ederken, iklim değişikliğiyle mücadelede bütünleşik yönetim planları, doğa tabanlı çözümler ve toplumsal sahiplenmenin önemini vurgulamaktadır. “Bölgesel Bir Bakış” sunan bu yazılar, Türkiye’nin doğal mirasını geleceğe aktarmanın bir tercihten öte, yaşamın ta kendisini savunmak olduğunu hatırlatmayı amaçlamaktadır.

Fotoğraflar: Utku Perktaş

