İslamcı çevrelerin bu defa başarılı olmaları mümkün değildir çünkü karşılarına aldıkları “episteme” veya “bilgi” türü, artık Felsefe’nin “Metafizik” sahası değil, ondan çok daha güçlü olan Bilim’in “Biyoloji” dalıdır.
Giriş
Evrim Kuramı’nın Türkiye’ye girişi ve benimsenişi sürecini iki ayrı dönemde incelemek gerekir:
Cumhuriyet Öncesi ve Cumhuriyet Sonrası.
Her iki dönemde de bu kuramın tanıtılması ve benimsetilmesi doğrultusunda önemli adımlar atılmış, ancak bu adımlar, Geleneksel Bilgi Topluluğu’na mensup âlimler ve siyasîler tarafından ciddi tepkilerle karşılaşmıştır.
Bu makalede, bu süreç ana çizgileriyle betimlenecek ve tarafların önde gelen isimlerinin konuya ilişkin görüşlerine yer verilecektir.
Cumhuriyet öncesi[1]
Ahmed Midhat Efendi
Ahmed Midhat Efendi (1844-1912), kendi matbaasında bastığı Dağarcık adlı popüler bilim dergisinin muhtelif nüshalarında, “Velâdet”, “Duvardan Seda” ve “İnsan: Dünya’da İnsanın Zuhuru” (1871) başlığını taşıyan üç makale yayımlamış ve üçüncüsünde Lamarck’ın Transformisme Nazariyesi’ne (Dönüşüm Kuramı) göre insanın kökeni hakkında malumat vermişti.
Abdülhak Adnan Adıvar, Tarih Boyunca İlim ve Din adlı eserinde şu bilgiyi vermiştir:
“Bu makale(de), orang otang (orangutan) denilen maymunların iskeleti ile insan iskeleti arasında bir fark olmadığı ve yalnız bu maymunların dört ayak üzerine yürümeleri vesair (gibi) küçük farklardan bahsedildikten sonra, bu farkların yaşayış tarzının değişmesi ile değişip maymunun insan olduğu zikredilmiş ve mamafih Ahmed Midhat Efendi, bu gibi sonradan kazanılan vasıfların evlâda intikal edebileceğini kabul etmediğini ve işin en doğrusu insanın bir cins maymun (nesnas) olduğunu söylemiştir.”[2]
İslâm Öğretisi bakımından sakıncalar barındıran bu sav, “Ulemâ-i Rüsûm Çevresi”nde büyük fırtınalar koparmıştır:
“İşte, Ahmed Midhat Efendi’nin bu makaleleri İstanbul’un “Ulemâ-i Rüsûm” muhitinde o vakit bir fırtına koparmış ve mevâlîden “Câhid-ü Câhıd” müstear adı ile bir zat, açık fikirli bir Müslüman olduğunu “dil ile ikrar” edip duran Ahmed Midhat Efendi’yi bu makaleden dolayı tekfir eylemiştir.”[3]
Söz konusu “Câhid-ü Câhıd”, Harputlu Hoca İshak Efendi’den (1801-1892) başkası değildir. Ahmed Midhat Efendi, bu yöndeki eleştirilere hemen yanıt vermiş, ancak işlerin büyümesinden korkan yönetim tarafından 1873 yılında Rodos’a sürgün edilmekten kurtulamamıştır.[4]

Miralay Abdullah Bey
Miralay Abdullah Bey’in (Karl Eduard Hammerschmidt,1800-1874) ‘İlmü’l-Arz ve’l-Ma‘âdin (Jeoloji ve Mineraloji) adlı yapıtı, Cemiyet-i Tıbbiyye-i Osmâniyye’nin kurucu üyelerinden Binbaşı İbrahim Lütfî tarafından 1875’te Türkçe’ye aktarılmıştır.
“Fosiller” kısmının sonuna eklenen “Küre’nin Jeolojik Dönemlerinde Yaşamış Mahlukatı Gösterir” başlığını taşıyan bir gravürde, Yer’in muhtelif tabakalarında yaşamış canlılar (bitkiler ve hayvanlar) topluca resmedilmiş ve sonraki sayfalarda ise ayrıntılı bir biçimde tanıtılmıştır. Bu tanıtım, öyle görünmektedir ki Osmanlı Bilginleri ve Aydınları’nın evrim olgusunu derinden idraki bakımından oldukça zengin bir malzeme sunmuştur.[5]
Yer’in muhtelif tabakalarında yaşamış canlılar (bitkiler ve hayvanlar) topluca resmedilmiştir.
Şemseddin Sami Bey
Antropoloji’nin Osmanlı Aydınları arasında tanınmasında ve yayılmasında önemli bir rol oynayan Şemseddîn Sâmî (1850-1904), İnsân (İstanbul 1879) ve Yine İnsân (İstanbul 1886) adlı çalışmalarında özellikle fizikî antropolojinin uğraş konularını tanıtırken, Evrim Kuramı’na ayrıntılı olarak yer vermiştir.
Meselâ Yine İnsan adlı eseri şu bölümlerden oluşmuştur:
“Bahsimiz”, “Bu Bahsin Yeniliği”, “İnsan Türü”, “İnsan Türünün Birliği”, “İnsanın Nesli ve Soyu”, “İnsanların Ebeveyni”, “İnsan Türünün Ortaya Çıkışı”, “İnsan Türünün Karayoluyla Yayılma Şekli”, “İnsan Türünün Deniz Yoluyla Yayılma Şekli”, “Görünüşlerin Farklılığı”, “Değişmenin Ortaya Çıkışı”, “Rengin Değişmesiyle Şekil ve Görünüşün Farklanması”, “Irkların Ayrılması”, “Beş Irkın Yerleri”, “Saç”, “Kafa”, “Çeneler ve Yüz”, “Vücut Organları”, “Ruhsal ve Fizyolojik Açıdan Irklar Arasındaki Fark”, “Yaşayış Farklılıkları ve Medeniyet”, “İnsan Irkları Arasındaki Yetenek Farklılıkları”, “Aklın Gelişmesiyle Şeklin Mükemmelleşmesi”, “Eski Irklar”, “Irkların Kaynaşması”, “Ahlak ve Adet ve Dinler”, “Kafkas Irkı”, “Moğol Irkı”, “Zenci Irkı”, “Amerika Irkı”, “Malay Irkı”.

Baha Tevfik ve Ahmed Nebil
Son dönem Osmanlı Düşüncesi açısından en önemli hadise, hiç şüphe yoktur ki Alman düşünürü Ludwig Büchner’in (1824-1899) Madde ve Kuvvet adlı eserinin Baha Tevfik ve Ahmed Nebil tarafından Türkçe’ye çevrilmesi ve 1911 senesinde üç cilt olarak basılmasıdır.
Geleneksel Osmanlı teolojisinin ve teosofisinin ontolojisini yerle bir eden bu eser, Evrim Kuramı’nı kendi materyalist çerçevesine oturtarak, materyalizmin Organik Âlem’e yönelik kısmını da takviye etmiştir.
Burada Büchner şöyle bir açıklama yapmıştır:
“Serbest bir fikirler ve vâzıh (açık) bir nazarla bütün bâtıl i‘tikâdlardan ayrılarak gerek ilm-i müstehâse (fosilbilim) gerek mukâyese-i teşrih (karşılaştırmalı anatomi) ve mebhas-ı cenin (embriyoloji) nokta-i nazarından hayvânâtın üç silsilesini tedkîk ve ta‘mîk edersek bilâ-tereddüd hükm ederiz ki, uzvî âlemin hey’et-i mecmû‘ası ancak teferru‘âtda yekdîgerinden ayrılan bir külliyetten ibârettir. Son zamanlarda Darwin’in bütün ilimleri tebdîl eden bu tekâmül nazariyesi, hakîkî mütefekkirler tarafından bilâ-tereddüd kabûl olunmuştur. Esâsen bu nazariye daha evvelce Lamarck ve Geoffroy gibi tabî‘iyyûn tarafından dahî söylenmiş ve isbâtına uğraşılmıştır. Hattâ Mâdde ve Kuvvet’in ilk tab‘ında -ki 1855 târîhinde tab‘ olunmuştur- ve Darwin’in nazariyelerini te’sîs etmesinden beş sene evvel, bu kitâbın mü’ellifi o zamana göre oldukça vâzıh bir sûrette bu mes’eleyi meydâna koymuştur”.[6]

Subhi Edhem Bey
Subhi Edhem (Ölümü 1921), Darvinizm (Manastır 1911) ve Lamarckizm (İstanbul 1914) adlı yapıtlarıyla Evrim Kuramı’nın Türkiye’de ayrıntılı bir biçimde tanıtılmasını sağlamıştır.
Darwin hakkında yazılan ilk Türkçe kitap olduğu tahmin edilen Darvinizm, Manastır Askerî İdadîsi’nde doğa tarihi dersleri veren Subhi Edhem’in ders notlarından oluşmuştur ve evrim tarihi, tür, değişim yasaları, doğal seçilim ve hayat mücadelesi, kalıtım ve çaprazlama gibi Evrim Kuramı’nın temel konularını tanıtmıştır.
Darwin hakkında yazılan ilk Türkçe kitap olduğu tahmin edilen Darvinizm, Manastır Askerî İdadîsi’nde doğa tarihi dersleri veren Subhi Edhem’in ders notlarından oluşmuştur
İsmail Hakkı Bey
Dârü’l-Fünûn-ı Osmânî Tıp Fakültesi ile Mekâtib-i Baytariyye (Baytar Mektepleri) muallimlerinden Binbaşı İsmail Hakkı Çelebi’nin (1873-1939) ‘İlm-i Hayvânât-ı Tıbbiyye ve Zirâ‘iyye’sinin (Tıbbî ve Ziraî Hayvanlar Bilimi, İstanbul 1912) Türk Doğa Tarihi Yazını’nda müstesna bir yeri bulunmaktadır; çünkü “Organizmaların, Bulundukları Yer İle, Çevreleri İle Münasebetleri” başlığını taşıyan Üçüncü Fasıl’ının birinci kısmı tamamen evrimle ilgili hususlara tahsis edilmiştir:
“Hayvanların İnorganik Âlem ve Bütün Organizmalar İle Olan Münasebetleri”; “Uyum, Hayvanî Özellikleri Değiştirme Yetisi”; “Hayat Mücadelesi”; “Doğal Seçilim”; “Kalıtım”; “Kalıtımın Türleri”.
İnceleyebildiğimiz yazarlar arasında doğal seçilimden en kapsamlı biçimde bahseden İsmail Hakkı Bey’dir. “Istıfâ-yı Tabî‘î (Selection natürelle)” başlıklı kısmın hemen başında doğal seçilim şöyle açıklanmıştır:
Doğal seçilimi husule getiren Hayat Mücadelesi Kanunu’dur. Şimdiye kadar organik varlıkların oluşumuna hizmet eden unsurları gördük. Söz konusu unsurlar, kalıtım veya aktarım özelliğinden ve değişme yetisi veya uyum özelliğinden başka bir şey değildir. Hayvan yetiştirme fenninde aynı ırk dahilinde bulunan hayvanlardan istenilen nitelikleri toplayanları seçerek eşleştirmeye ve çiftleştirmeye “Seçilim Yöntemi” denir. Organizmalar bugünkü sonsuz şekillerini, çeşitli yeteneklerini bu seçilime borçludurlar. İnsanlar, hayvanları ve bitkileri yetiştirirken nasıl ki mevcut organizmalar içinde en güzellerini, en güçlülerini seçiyorlarsa, doğa da mevcut organizmaları tasfiye ederek hayata en uygun olanları bırakıyor. Kendilerini korumaya muktedir olamayanlar Seçilim Kanunu gereğince helak olurlar.[7]

Edhem Necdet Bey
Edhem Necdet (1878-1945), Tekâmül ve Kanunları (İstanbul 1913) adlı çalışmasını iki kısma ayırmış ve birinci kısımda organizmalardaki evrim kanunlarını ve ikinci kısımda ise cemiyetlerdeki evrim kanunlarını anlatmıştır; fakat kitabı yazmaktaki asıl maksadı, “toplumların evrim kanunlarını inceleyerek, Osmanlı Toplumu’na yararlı olacak fikirleri bulup göstermekti”; çünkü Avrupa’da diğer toplumlar, yeni çevresel koşullara uyum göstermek için dönüştükleri ve evrimleştikleri halde, “biz bu yeni muhite, yeni hayata tevâfuk edemedik, istihaleyi, bu en umumî, en ‘âlemşumûl düstûr-ı hilkati idrâk” edemedik.[8]
Kastamonu Hadisesi
Abdullah Cevdet Bey (1869-1932), İçtihad’da yayımladığı “Kastamonu’da Kurûn-ı Vustâ” (Kastamonu’da Orta Çağ, 1913) başlıklı bir yazıda Kastamonu’da gerçekleşen bir hadise hakkında şu bilgileri vermiştir:
“Maarif ve hakikat düşmanları, bugün de doğa bilimleri öğretmeni Ragıp, Fransızca öğretmeni Celal, baş-gözetmen ve ikinci dönem matematik öğretmeni vekili Âdem Hilmi Beylerin talebeye güya dinsizlik telkin etmekte olduklarını bahane ederek coştu ve kudurdukça kudurdu. Vali Galip Bey, Maarif Müdürü Rauf Bey -hem de acınacak derecede- gevşek çıktılar. Kara Kuvvet’i cesaretlendirdiler. Mektepte doğal evrimden, Darwin Kuramı’ndan bahsettikleri bahanesiyle işten el çektirilmeleri ve evrakın Adliye’ye gönderilmesi istendi. Bu akşam Fransızca öğretmeni Celal Bey hakkında tutuklama yazısı yazıldı. Şimdi hapistedir. Meselede en büyük rol ifa eden sarıklı Türkçe öğretmeni Hacı Ziya, coğrafya öğretmeni Arif ve bunların başlıca icra aleti Nabluslu Zühdü Efendi namındaki Arapça öğretmeni… Beyni düz sarıklı iki gözetmen, iki hademe… İşte buradaki hakikat ve cehil kavgası kahramanları… Bunlara dışarıdan katılan bir sürü baldırı çıplak…”[9]
Bundan da anlaşılmaktadır ki taşradaki liselerden hiç değilse bir kısmında Evrim Kuramı’nın öğretilmesine karşı tepkiler mevcuttu.
Mektepte doğal evrimden, Darwin Kuramı’ndan bahsettikleri bahanesiyle işten el çektirilmeleri ve evrakın Adliye’ye gönderilmesi istendi.”
Cumhuriyet sonrası
Mustafa Kemal ve Cihan Tarihinin Umumî Hatları
Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle İngiliz yazar ve tarihçi Herbert George Wells’in (1866-1946) The Outline of History (1920) adlı yapıtı, Cihan Tarihinin Umumî Hatları adıyla bir müderrisler ve muallimler grubu tarafından Türkçeye çevrilmiş ve beş cilt halinde 1927-1928 yılları arasında yayımlanmıştır.
“Big History” (Büyük Tarih) yaklaşımıyla yazılan bu eserde Birinci Kitap’ın “Kayaların Şehadeti” başlığını taşıyan İkinci Fasıl’ının “İlk Canlı Mahlûklar” ve “Tabî‘î Istıfâ ve Nev‘lerin İstihâlesi” (Doğal Seçilim ve Türlerin Dönüşümü) bahislerinde evrimsel bir yaklaşımla Dünya’da canlı varlıkların oluşumu ve akabinde İkinci Kitap’ın “Büyük Maymunlar, Yarı İnsanlar ve İlk İnsanlar” başlığını taşıyan Altıncı Fasıl’ından itibaren de insan türünün ortaya çıkışı ayrıntılı bir biçimde anlatılmıştır.
Ayrıca, Dördüncü Cild’in “On Dokuzuncu Asrın Hakikatleri ve Hayalleri” başlığını taşıyan Otuz Yedinci Fasıl’ında ise “Darwinizm Mesleğinin Dinî Siyasî Fikirler Üzerindeki Tesirleri” bahsine yer verilmiştir.

Türk Tarihinin Ana Hatları
Cumhuriyet Dönemi’ndeki tarih araştırmalarının ve yazıcılığının öncü yapıtı olarak kabul edebileceğimiz Türk Tarihinin Ana Hatları (1930) da, H.G. Wells’in söz konusu eserinden esinlendiği için, “Beşer Tarihine Methal” başlığını taşıyan Birinci Bölüm’deki “Dünya” ve “İnsan” bahisleri, Evrim Kuramı çerçevesinde açıklanmıştır.
Tarih
Malum olduğu üzere, 15 Nisan 1931’de Cemiyetler Kanunu’na göre Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti kurulmuştur. Cemiyet’in temel maksadı, esasen Türklerin “Medeniyet Tarihi”ndeki yerini göstermektir.
Sonradan Türk Tarih Kurumu adını alacak olan Cemiyet’in ilk işi, 28.11.1931’de liseler için Dört ciltlik Tarih kitabını yayımlamak olmuştur
“Birinci Cilt: Tarihten Evvelki Zamanlar ve Eski Zamanlar” konusuna tahsis edilmiştir ve hemen başta yer alan “Beşer Tarihine Giriş”te, “İnsanın Ceddi” konusu, Türk Tarihinin Ana Hatları’ndaki “Dünya” bahsinden hemen hemen olduğu gibi alınmak suretiyle yazılmıştır.
Birbiri ardı sıra yayımlanan bu üç eser, Cumhuriyet’in Kurucuları’nın Evrim Kuramı’nı açıkça benimsemiş olduklarını kanıtlamaktadır.
“Beşer Tarihine Methal” başlığını taşıyan Birinci Bölüm’deki “Dünya” ve “İnsan” bahisleri, Evrim Kuramı çerçevesinde açıklanmıştır.
Galip Ata
Charles Darwin’e dair ilk Türkçe biyografi, Galip Ata Ataç (1879-1941) tarafından yazılmış ve 1931’de Maarif Vekaleti tarafından basılmıştır: Darvin (Charles Darwin).

Mim Kemal Bey ve İnsanlığın Başlangıçları
Tanınmış hekimlerimizden Mim Kemal Öke (1884-1955), Fransız paleoantropologlarından René Verneau’nun (1852-1938) Les origines de l’humanité (Paris 1926) adlı yapıtını, İnsanlığın Başlangıçları adıyla (İstanbul 1932) Türkçeye aktarmış ve başına eklemiş olduğu yüz doksan iki sayfalık incelemesinde, “Din-Bilim Çatışması” bağlamında Evrim Kuramı’nın gelişimini ayrıntılı bir şekilde tartışmıştı.
Açılıştaki “Esere Dair Birkaç Söz”de üstadı Abdullah Cevdet Bey, dinî yapıtlardaki yaratılış mitosuna açıkça bayrak açmıştır:
“Bir çömlekçinin çarhından ve elinden çıkmış bir testi olmaktansa, muazzam, bidayetsiz (başlangıçsız), intihasız (bitimsiz) tabiatın muazzam laboratuvarında milyonlarca sene işlenerek tekâmül safhaları geçirmiş mütekemmil (olgunlaşmış) bir hayvan olmak daha şerefli değil midir? Kendisi için cehennemler yanan, cennetler bezenen ve bu sözlerle avutulan veya korkutulan bir çocuk derekesinde (düzeyinde) kalmaktansa, mevcudatın muazzam seyli (akışı) içinde ezel ve ebed ortasında ümitsiz ve korkusuz ve herhalde dik başla ve korkaklığı ve tezellülü (alçalmayı) istihfaf eden (küçümseyen) ve ölmeye hazır olan bir yiğit vaz (duruşu) ve vakarıyla kanun-ı tabiatın encamını (sonucunu) karşılamak elbette şerefli ve izzetlidir.”[10]
Mim Kemal Bey de, birçok kaynaktan istifade ederek Evrim Kuramı’nı savunmuş ve Cumhuriyet Dönemi’ndeki gelişmeleri şöyle tanıtmıştır:
“Türkiye, Darvinizmi mekteplerde okutmakla diğer memleketlere bu hususta tekaddüm etmiştir (öncülük yapmıştır). Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti tarafından telif edilip resmî mektep programlarına konulan tarih kitapları, çok yeni ve dikkate şayan meseleleri ortaya atmıştır. Şimdiye kadar yalnız jeoloji kitaplarında mevzubahs olan Kâinat’ın kuruluşu ve hayatın başlangıcı, espeslerin (türlerin) istihâlesi (dönüşümü) ve ıstıfa (seçilim) gibi ilmî meseleler ilk olarak beşer tarihinde de zikredilmiştir. Vakıa (Gerçi) Cemiyet’in çıkardığı tarih kitapları bu hususta H. C. Wells’in Cihan Tarihinin Umumî Hatları’ndan mülhem olmakta ise de, memleketimize bu fikirler tarih tedrisatında ilk olarak nazar-ı itibara alınmış, hatta resmî mektep programlarına ithal edilmiştir. İnkılâb’a gelinceye kadar, hatta resmî mekteplerde okutulan tarihlerin baş taraflarında Tevrat’ın hurafelerle karışık tekvin, tufan, etc… gibi bahisler konulur, Âdem’in topraktan yaratıldığını, Havva ile olan münasebetini, İblis’in Havva’yı nasıl aldattığını ve nihayet Cennet’ten kovularak Dünya’ya yayıldıklarını, etc…, etc… büyük bir taassupla masum çocuklarımızın körpe zihinlerine nakşederlerdi. Birisi jeoloji ve paleontolojinin müspet ilmî vakıalarına istinat ederek hayatın bir asıldan (kökten) neşet edip espeslerin istihâle ve ıstıfasıyla kendiliğinden vücuda geldiğini ileri sürseydi tekfir olunurdu. Fakat İnkılâp’la, mütefekkirlere, dinin dogmatik telakkilerinden sıyrılarak hürriyet ufuklarına pervasız düşünce kanatlarını açmıştır. Artık hakikati olduğu gibi düşünebiliyoruz. Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin ortaya koyduğu tarih kitapları, işte bu serbest düşüncenin mahsulüdür. Kâinat’ın vücuda gelişini, hayat zincirini, insanın bu hayat zincirinin hangi halkasını teşkil ettiğini orada derin bir tecessüsle görebiliriz: ‘İnsanlar sularda kaynaşıp çırpınan bir mevcudattan, çok yavaş yürüyen bir tekâmülle bugünkü şekle geldiler’. Maarifimiz bu suretle memlekette batıl itikatlara karşı mücadele açmış bulunuyor.
“Türkiye, Darvinizmi mekteplerde okutmakla diğer memleketlere bu hususta tekaddüm etmiştir (öncülük yapmıştır).”
Yeni İlim, yerini işgal ettiği masallarla karşı karşıya mücadele etmek hakkına mâliktir. Ondan daha doğru olmakla beraber, daha güzel, daha ulvidir ve ilmin her yeni bir zaferi(nin) dinin mağlubiyetini tevlit ettiği (doğurduğu) aşikârdır.”[11]
Türkçe Tefsir
TBMM kararıyla yazdırılan ve 1935-1938 tarihleri arasında bastırılan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın (1878-1942) Hak Dini Kur’an Dili, Yeni Meallı Türkçe Tefsir’inde Evrim Kuramı, “Skolastik Usul” ile çürütülmeye çalışıldığı gözlenmektedir:
“Bunlara mukabil ilm-i hayvânâtta istihâle ve tekâmül nazariyesini takip edenler vardır. Ve bu nazariye felsefî nokta-i nazardan esas itibarı ile muvafık ve kanun-ı vahdet ve terbiyeye de mutabıktır. Lâkin hayvânâta tatbikinde müşâhede ve tecrübe-i fiiliyyeyi tecavüz eden indî bir hüküm hatasını mutazammındır. Fî’l-vâki bütün ecsâd-ı hayvanât mükemmel bir tasnif ile tertip edildiği zaman görünüyor ki aralarında nâkıstan kâmile doğru giden bir silsile-i merâtib arz etmektedirler. Aralarındaki büyük farklara rağmen bu tekâmül tebarüz ediyor. Bununla beraber hiçbir cinsin diğer cinsten tenâsül ettiğine dair bir tecrübeye, bir şahide de tesadüf edilmiyor. İnsan insandan doğuyor, arslan arslandan, at attan, maymun maymundan, köpek köpekten ilâ-âhirihi…
“Aralarında kurb-ı merâtib bulunan ecnâs-ı hayvânâtı hilâf-ı tecrübe olarak behemehâl birbirinden istihâle ettirmek veya doğurtmak ne tabîîdir, ne de zarurîdir. Bir kaziye-i vâkı‘iyye olsun söyleyebilmek üzere kurbağalar balıktan doğmuş, dönmüş demek için bir misâl-i tecrübî görmeye ihtiyaç vardır. Delâlet-i tecrübe ve îcâb-ı mantıkî yok iken böyle bir hüküm vermek elbette fennî ve felsefî bir hüküm değildir. Sözün doğrusu merâtib-i hayvânâtın bütün tekâmül hudutlarında re’sen Fâil-i Evvel’den gelen ve emsâli sebk etmediğinden dolayı hârika olan bir hâdise-i zâide vardır ve insanda hepsinden başka olarak bir rûh-ı küllî vardır.”[12]
Bu açıklama da Geleneksel Bilgi Topluluğu olan Ulemâ-i Rüsûm’un Evrim Kuramı’nı benimsemediğini ve daha Cumhuriyet’in başlarında onu savunanlarla tartışmaya girdiklerini açıkça kanıtlamaktadır.
Abdülhak Adnan Adıvar
Adıvar, Tarih Boyunca İlim ve Din (2 Cilt, İstanbul 1944) adlı meşhur eserinin bazı bölümlerini, Evrim Kuramı’na ayırmıştır; meselâ İkinci Cild’in “XIX. Asırda Biyolojiye Kısa Bir Bakış”, “Darwin’den Evvel”, “Darwin ve Tekâmül Nazariyesi-Evolution”, “XIX. Asırda Din ve Tekâmül Nazariyesi” ve “XIX. Asırda Din ve Diğer İlimler” başlıklarını taşıyan bahisler doğrudan doğruya evrimle ilgilidir. “Türkiye’de Tekâmül Nazariyesi” başlığını taşıyan kısım ise, XI. Bap’ta bulunmaktadır.

Akademi ve evrim
Akademi ve özellikle de İstanbul Üniversitesi ile Ankara Üniversitesi’nin Biyoloji Bölümleri, öyle anlaşılmaktadır ki Evrim Kuramı’nın tanıtılması ve yaygınlaştırılması hususunda çok fazla bir gayret içine girmemişlerdir. Burada üç ismin eserlerinden bahsedilecektir.
Atıf Şengün
1939’da Berlin Üniversitesi, Doğa Bilimleri Fakültesi’nde doktor unvanını alan ve 1943’de İstanbul Üniversitesi, Fen Fakültesi, Zooloji Enstitüsü’nde göreve başlayan Atıf Şengün (1915-2002), Evrim Kuramı’nı tanıtan ilk ders kitaplarının yazarı olarak görünmektedir:
Evolusiyon, I. Evolusiyonun İspat Materyeli, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul 1966; Evolusiyon, II. Evolusiyona Sebep Olan Faktörler, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul 1969; Evolusyon, (Nigar Şahin ile birlikte), Ankara 1980.
Evolusiyon, I. Evolusiyonun İspat Materyeli’nin Önsöz’ünden öğreniyoruz ki Şengün’ün bu eseri dört cilt olarak tasarlanmış, ancak birinci ve ikinci ciltler yayımlandığı halde, “Evolusiyon Teorileri” ve “Descendens Teorileri” başlıklarını taşıyacak üçüncü ve dördüncü ciltler yayımlanamamıştır.
Önsöz’de yazar şunları söylemektedir:
“Evolusiyon, canlılığın Dünya yüzündeki tarihinden bahseder. Bugün yaşayan canlıların nasıl teşekkül ettikleri, geçirdikleri değişiklikler, bu değişikliklerin iç ve dış sebeplerini aramak ve bulmak evolusiyonun araştırma konusu içine girer. Bu yüzden evolusiyon ile meşgul olan bir kimse biyolojinin her çeşit branşından istifade etmek, onlardaki yenilikleri takip etmek zorundadır.
İlim tarihine bir göz atılacak olur ise, evolusiyon fikrinin doğmasına sistematik ve morfolojinin vardığı neticelerin sebep olduğu görülür. Bu yüzden uzun seneler evolusiyon araştırmaları bu sahalarda yürütülmüştür. Genetiğin gelişmesi ve kalıtım faktörlerinin değişmesi ile organizmaların değişebileceklerinin anlaşılması genetiği evolusiyonun temel taşlarından birisi haline getirdi. Son senelerde de biokimyanın ve onun ile ilgili ilim dallarının, moleküler biyoloji, endokrinoloji vs gibi bilim kollarının evolusiyonda önemli bir rol oynamağa başladığı müşahede edilmektedir.
Biyolojinin çeşitli sahalarında yapılan araştırmalar ile evolusiyon ve kısmen descendenz teorileri ispat edilmiş gibi görünüyor ise de, yine önemli bazı problemlerin henüz çözülmediği, hatta tatmin edici bir şekilde açıklanmadığı bir gerçektir. Bu konulara evolusiyon teorileri bölümünde temas edilecektir.” [13]

Emine Bilge
Emine Bilge (1926-1978), 1950’de İstanbul Üniversitesi, Fen Fakültesi, Zooloji-Botanik Kürsüsü’nden mezun olmuş ve Farmakobotanik ve Genetik Kürsüsü’nde asistan olarak göreve başlamıştır. Alman botanikçi Alfred Heilbronn (1885-1961) yönetiminde hazırladığı “Bryonia Macrostylis Üzerinde Morfolojik, Anatomik ve Genetik İncelemeler” başlıklı çalışmasıyla 1954’te doktor unvanını almıştır.
1970’de profesörlüğe yükseltilen Bilge’nin kitapları şunlardır:
Genetik (1969); Evolüsyon, I. Evolüsyonun Delilleri ve Canlıların Filogenetik İlişkileri (1973); Genel Botanik (Nebahat Yakartan ile birlikte, 1976).[14]
Konumuz açısından önemli olan Evolüsyon, aslında iki cilt olarak tasarlanmıştır; ancak öyle anlaşılmaktadır ki “I. Evolüsyonun Delilleri ve Canlıların Filogenetik İlişkileri” başlığını taşıyan Birinci Cilt yayımlanabildiği halde, “Evolüsyonun Teorileri ve Mekanizması” başlığını taşıyacak İkinci Cilt yayımlanamamıştır.
Bilge de, Atıf Şengün’ün yaklaşımını benimsemiş görünmektedir.
H. Hüseyin İnce
Evrim Kuramı’nı halka tanıtmak maksadıyla yazılmış nadir kitaplardan biri olan H. Hüseyin İnce’nin Canlıların Evrimi (İzmir 1976) adlı çalışmasının, önceki akademik yayınlardan çok daha kararlı bir duruş sergilediği gözlenmektedir.
Eser, şu bölümlerden oluşmuştur:
I. Giriş; II. Bugünkü Dünya ve Üzerindeki Canlılar; III. Geçmişteki Dünya ve Canlıları; IV. Evrimin Diğer Kanıtları; V. Canlıların Oluşumu ve Hücrenin Evrimi; VI. Canlılarda Görünüş Biçiminin Ortaya Çıkışı veya Gelişme; VII. Evrim Teorileri; VIII. Eşemli (Cinsel) Üremenin Kökeni; IX. Sitolojik Evrelerin Nöbetlemesi (Haplofaz-Diplofaz); X. Canlıların Evriminde Poliploidi; XI. Damarlı Kara Bitkilerinin Kökeni ve Evrimi; XII. Çiçekli Bitkilerin (Angiospermin) Evrimi; XIII. Tarım Bitkileri ve Evrimi; XIV. İnsanın Evrimi; XV. Evrim ve Gelecek.
Önsöz’de yazar, bu kitabı yazış maksadını şöyle açıklamıştır:
“Canlıların evrimi konusu toplumumuzda hâlâ tartışılmakta ve bu yüzden bazı suçlamalar olmaktadır. Gençlerin birçoğu ise bu yönden, kanımca, tamamen bir bocalama içindedir. Aslında herkes ne olup bittiğini bilmek istemektedir. Öyle ki 19’uncu asrın bazı evrim kitapları dilimize çevrilip yayınlanmakta ve bunlar adeta kapışılmaktadır. Hatta “uzaydan gelen akıllı yaratıklar” düşünü büyük bir ilgi görmüştür.
Öte yandan biyoloji ile ilgili meslek mensupları da bir bakıma tamamen aydınlanmış değildir. Oysa biyoloji, tarım, tıp, veteriner, orman ve hatta sosyoloji ve felsefe ile uğraşanlar, yeterli bir evrim bilgisiyle daha güçlü ve daha başarılı olacaklardır.
Kanımız odur ki, her aydın kişi, evrim hakkında asgari bir bilgi sahibi olmak zorundadır.
Yukarıda sıraladığım nedenler, bu konuda görev almam için beni zorladı durdu. Gerçekten canlıların evrimi hakkında toplumumuzda yeterli bilgi yoktu; halka yönelik ve günümüzdeki bilgileri yansıtacak bir yapıt da yoktu. Bu bakımdan çağdaş evrim görüşünü halka sunmak, üzerime düşen doğal bir görevdi. İlaveten kendi özel görüşlerim de vardı ve bu görüşlerin ilgililere duyurulması gerekiyordu.”[15]
Burada yer alan bu satırlar gerçekten de çok ilginçtir; çünkü 1970’li yılların ortalarına gelindiğinde, henüz akademik çevrelerde dahi Evrim Kuramı’nın yeterince benimsenmiş olmadığına tanıklık yapmaktadır.

Darwin çevirileri
Evrim Kuramı, Lamarkçı ve Darwinci türevleriyle uzun bir süreden beri gündemde olmasına karşın 1970’li yıllar gelinceye kadar Darwin’in eserleri Türkçeye aktarılmamıştır. İlk Darwin çevirileri, Türlerin Kökeni’nin yayımlanmasından 100 seneyi aşkın bir süre sonra Ankara’daki Sol (Onur) Yayınevi tarafından yaptırılmış ve yayımlanmıştır:
İnsanın Türeyişi, Çeviren: Yavuz Erkoçak, Sol Yayınları, Ankara 1968
Türlerin Kökeni, Çeviren: Öner Ünalan, Sol Yayınları, Ankara 1970
Seksüel Seçme, Çeviren: Öner Ünal, Onur Yayınları, Ankara 1977
Bu gecikmeyi nasıl açıklamak gerekir?
Muhtemelen akademisyenler ve özellikle de biyologlar, (a) Deneysel olarak kanıtlanmadığı ve (b) Kuran-ı Kerim’deki yaratılış betimlemesi ile çeliştiği düşüncesiyle bu yapıtların çevirilerinden uzak durmuşlardır. Bu yüzden çeviri gereksinimi, dönemin düşünsel atılımlarında ön saflara yerleşmiş olan Marxist yazarlar tarafından karşılanmıştır.
Neden şimdi?
Malum olduğu üzere, 1960’lı ve 1970’li yıllar bütün Dünya’da ve Türkiye’de özgürlük taleplerinin giderek yoğunlaştığı ve buna bağlı olarak gençlik hareketlerinin arttığı bir dönemdir. Hızlı sanayileşme ve çarpık kentleşme gibi iktisadî ve sosyal hadiselerin çalkaladığı Türkiye’de geleneksel değerler de sorgulanmış ve “Yeni Bir Ülke” kurma arayışına girişilmiştir.
Yurtiçindeki ve yurtdışındaki siyasî gelişmeler, özellikle Marxist İdeoloji’nin çeşitli türevlerine olan rağbeti artırmıştır. Bunlara bağlı olarak Dünya’daki ve Toplum’daki yerini ve değerini anlamak isteyen aydınlar, Evrim Kuramı’nı daha yakından tanımaya gereksinim duymuştur.
Farklı bir yaklaşım: M. Yılmaz Öner
M. Yılmaz Öner, Canlıların Diyalektiği ve Yeni Evrim Teorisi (1978) adlı çalışmasında, dönemin bilimsel bulgularından yararlanarak Evrim Kuramı’nı matematiksel bir anlatımla modellemeye çalışmıştır.
İkinci Baskı’ya yazdığı Önsöz’de şunları söylemiştir:
“Evet, kitabın amacı evrim teorisinin temel karakteristiğini ortaya koymaktır. Başka bir deyişle canlılığın, geleceğe doğru yürüyüşü sırasında uğraması beklenen mutasyon türünden yapısal değişmelerin, belli bir göstergeye, bu arada arıza şiddetine, bilvesile Aksamazlık (Yaşar-Kalıcılık) denen olasılığa bağlı oluşu bizce söz konusu karakteristiği oluşturmaktadır.
Söz konusu göstergenin veya karakteristiğin tarih-zaman boyunca uzanan gelişme yörüngesini matematiksel düzeyde saptamak, bundan böyle kitabımızın amacı içinde yer almaktadır. Sonunda, Kuantum Teorisi’nde söz edilen Belirsizliğe, dolayısıyla Olasılığa rağmen, yine de bu evrimsel gelişmeyi belirleyici olan değişkenin [Prodeterminizm adındaki son kitabımızda belirtildiği üzere] tekelci (monopolist) karaktere sahip olması nedeniyle evrimin determinist olduğu anlamına geliyor.”[16]

İlmî Gerçekler Işığında Darvinizm!
Abdüllatif Metin, A. N. Field ve John N. Moore’un yazdığı üç ayrı metinden oluşan İlmî Gerçekler Işığında Darvinizm (İstanbul 1976) adlı kitap, aslında ABD’de faaliyet gösteren dini bir kuruluş Institute for Creation Research’ün (Yaratılışı Araştırma Enstitüsü, ICR) “bilimsel yaratılışçılık” savıyla çok erken bir tarihte temasa geçildiğini kanıtlamaktadır.
“Kitabı Takdim Ederken” yazısı, Evrim Kuramı’nı “dogmatik” (!) olmakla suçlayan şu paragraflarla son bulmaktadır:
“İşte evolution teorilerinin, özellikle Darwinizmin karakteristik çizgileri bunlardır. Bu kitap kendi araştırma alanında, Darwinizmin dogmatik inancını, onun ilmî kıymetini tahkik ederek değerlendirmeye -bir teori olduğunu hatırlamaya-, bu alanda ortaya konmuş ilmî gerçekleri duyurmaya çabalamaktadır. Dogmatik saplantılara kör bir taassupla sarılma yerine; gerçek saygısı, gerçeği arama şevki vermek, ve ilmî düşünce alışkanlığını yerleştirmek, bu kitabın temel hedefi olmaktadır.
Kitabımızın, kültür hayatımızdaki kalın sis tabakasını, biraz daha aralayacağı inancındayız.” [17]

Karşı çıkışların güçlenmesi ve Necip Fazıl
12 Eylül 1980 Darbesi’nden sonra Evrim Kuramı’na yönelik saldırılarda bir artış yaşandı. Atatürk Devrimleri’ne ve Cumhuriyet Değerleri’ne husumet besleyen Necip Fazıl Kısakürek (1905-1983), yüzeysel ve gayrı ciddi bir felsefe öğrenimine dayandığı anlaşılan Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu (İstanbul 1982) adlı kitabında, Charles Darwin ve Thomas Henry Huxley’den şöyle söz etmiştir:
“Bu arada iki adam… Onları iki kelime ile hemen savuşturabiliriz. İki komik adamdır bunlar… Darwin ve Huxley… Darwin tabîî ıstıfa nazariyecisi… Öbürü de… Filozof değil, tabiat ve fizyoloji bilginleri… Büyük tefekkürden tamamen mahrum bir tabiat ilmi yolu ile arama yapar ve insanı dehşete düşürmekten başka bir marifet göstermezler…
İnsan maymundan gelmeymiş!.. Bu nazariyenin sahipleri bizzat maymun… İspatları da kendileri… Mevzumuz olmak haysiyetine bile lâyık değiller… Ne yapalım ki, iddiaları büyük… İnsan menşeinin maymun olduğu abesini sezmek için büyük bir kültüre ihtiyaç yok… Tasavvuf bunu tamamen halledecek… Her şey kendi aslı içinde seyreder, hiçbir asıl inhiraf ve başka bir asla inkılâp etmez.”[18]
Elbette bu satırları yazan bir şahsiyeti ciddiye almak ve eleştiriye kalkmak mümkün değildir; ancak Kısakürek’in İslâmcılar’ın arasında revaçta olması, bu türden düzeysiz söylemelerin yayılmasına yol açmıştır. Aynı kitabın başka bir yerinde de Necip Fazıl Bey, evrime bakışını 18. yüzyıl yazarlarından Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın (1703-1780) Marifetname’si ile temellendirmeye çalışmıştır:
12 Eylül 1980 Darbesi’nden sonra Evrim Kuramı’na yönelik saldırılarda bir artış yaşandı.
“İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnâme’sinde gayet güzel bir formül gördüm. Tabiat ilmine ait… İbrahim Hakkı Hazretlerine göre cansızlar âlemi tekâmül ede ede mercanda nihayet bulur. Mercan bitkiye en yakın madde… Çünkü mercan kök atar. Tam, bitkileşmeye doğru gitmekte, bitkinin ufkuna girmektedir. Bitkide tekâmül, gide gide hurma ağacına varır. Çünkü hurma ağacı tıpkı hayvan gibi dişisine abanarak ilkah eder. Ve tam olmasa da hayvan ufkuna girer. Hayvandaki tekâmül ise, ata doğrudur. Bazı Avrupalılara göre -bunun tahkikini yaptım- at rüya gören tek hayvandır. (…)
“Attan sonra insan geliyor. Ve onun ufku yok… Anlıyorsunuz dehşetli memuriyeti!.. O ilahî hududa kadar hiçbir zaman kulluğunu kaybetmeksizin, kulluğu dışına çıkmak ihtimali olmaksızın hudutsuzluğa memur… Netice şurada: Cemat, nebat, hayvan, insan, bir büyük hareket içinde… -Einstein’da buna yakın yerler var- Bir hareket içinde dönüyor her şey… Yer, gök ve her şey… Ve her şey bu büyük hareket içinde O’na doğru akıyor… Dikkat edin inceliğe… Büyük fikir meseleleri sizi yoruyor ama mana çok ince…
Bu demek değildir ki, cemat mercan, mercan hurma olur. Hurma at, at da insan… Böyle şey yok… Her şey kendi natür’ü içinde, natür’ünü aşamaksızın hudutsuz bir tekâmüle davetlidir. Bakın nasıl bir vahdet var, dünya mimarisi olarak…
İşte İslâmın hakikî tekâmül görüşü… Her zerre Allah’a doğru ebedî bir akış halindedir ve böylece gider.”[19]
Malum olduğu üzere bu söylemin İslâm İnancı ile hiçbir alakası yoktur; kökleri, Yunan Filozofları’ndan Platon, Aristoteles, Plotinos ve Proklos’a kadar inen “Scala Naturae” (Varlık Zinciri) öğretisinin sonraki asırlarda işlenmiş görünümlerinden biridir.

Dinçerler ve evrim kuramı karşıtlığının resmiyet kazanması
Mehmet Vehbi Dinçerler (1940), İstanbul Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü’nü bitirmiş ve 1963-1972 yılları arasında Devlet Planlama Teşkilatı’nda çalışmış bir mühendistir. Sonraki yıllarda siyasete atılmış ve Anavatan Partisi’nden üç dönem milletvekilliği, Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı (14 Aralık 1983-13 Eylül 1985) ile Devlet Bakanlığı (13 Eylül 1985-21 Aralık 1987) yapmıştır.
Yukarıda adını andığımız ICR’ın yayın organı olan Acts and Facts dergisinin Aralık 1992 tarihli sayısında “İstanbul’da Tarihî Yaratılış Konferansı” adlı bir makale yayımlanmıştır. Bu makaleden öğreniyoruz ki Dinçerler, bakanlığı esnasında bu kuruluşla iletişime geçmiş ve “bilimsel yaratılışçılık” söyleminin Türkiye’de yayılması için yardım talebinde bulunmuştur:
“1980’li yılların ortalarında bir gün Yaratılışı Araştırma Enstitüsü (ICR), Türk Millî Eğitim Bakanı Sayın Vehbi Dinçerler’den, davetsiz bir telefon aldı. Dini bütün bir Müslüman olarak Mr. Dinçerler yaratılışa inanıyordu [Yaratılışın Kuran’daki anlatımı İncil’deki ile hemen hemen aynıydı]. Türk Hükûmeti’nin bir üyesi olarak, tüm eğitim sistemine vakıf olduğu için okullarında baskın olan laik temelli salt evrim öğretimine son verip, bunun yerine yaratılış ve evrime eşit zaman ayrıldığı iki modelli bir sistemi getirmek istiyordu. Bunun sonucu olarak yaratılışın bilimsel [İncil’deki değil] kanıtlarını içeren ICR’ın çeşitli kitapları Türkçeye çevrildi ve Türkiye’de tüm okul öğretmenlerine dağıtıldı. Tüm okul öğretmenlerinin ve üniversite akademisyenlerinin çağrıldığı önemli bir çıkışın, bir konferansın zamanı gelmişti. Dr. Gish ve Dr. J. Morris, masraflar Türklere ait olmak üzere konferans vermek için çağrıldılar. Bu sıra dışı talep, kabul edilmeden önce dikkatlice tartıldı. İki dinin yaratılış doktrinleri arasında fazla bir fark olmamasına karşın, dinler arasındaki farklar gözardı edilemezdi… Halk konferansı sırasında İncil’e ve Hıristiyanlığa herhangi bir atıfta bulunulmaması özellikle istenmişti.”[20]
Rapor
Dinçerler’in Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı olarak görev yaptığı esnada, Bakanlık tarafından Evrim Teorisi Hakkında Rapor Özeti (Ankara 1985) başlığını taşıyan bir broşür yayımlanmıştır.
Bu broşürde yer verilen görüşler, tahmin edilebileceği üzere, ICR’ın kitaplarından derlenmiştir.

Rapor’un başında Dinçerler’in şöyle bir açıklamasına yer verilmiştir:
“Sayın
Bilindiği gibi;
Evolüsyon (evrim-gelişim) kavramı genel bir düşünce tarzıdır. Her alanda tatbikatı yapılagelmektedir. Lamarck (1744-1829) ve Darwin’in (1809-1882) ileri sürdüğü “Türlerin Menşei” nazariyesi de bu genel düşüncenin canlılara uygulanan gelişmiş bir tatbikidir. Ancak bu nazariye iki yüz yıl içinde bütün Dünya’da ve Türkiye’de geniş tartışmalara yol açmıştır. Şöyle ki;
A. Teorinin kanunlaşması bugüne kadar mümkün olamamıştır. (Meselâ, yerçekimi kanunu diyoruz, yerçekimi teorisi demiyoruz).
B. Teoriyi çürütmek için yapılan «red» çalışmaları ve münakaşalar, teoriyi ispat gayretlerini aşmıştır.
C. Mukabil teori geliştirme çalışmaları ve münakaşaları devam etmektedir.
Türkiye’de bu münakaşaların yeri fiilen ortaöğretim, hatta ilköğretim ve bununla ilgili yan veya üst kuruluşlar ile ortaöğretimde çocukları okuyan veliler olmuştur. Müşahedeler gösteriyor ki; bu teorinin bu seviyede münakaşası ayırıcı, kırıcı, şaşırtıcı, ilme güveni sarsıcı hatta ilimle dinî görüşlerin çatışması fikrini îmâ edici sonuçları doğurmuştur. Bu yönleriyle bu tartışmalar en azından kimseye fayda getirmemiştir.
Kaldı ki; “120 senedir kanunlaşmamış bir teorinin” karşısındaki görüşlerin de ders kitaplarında okutulmamasının objektif ve ilmî olamayacağı da bizzat sade vatandaşımızın bile hassasiyetle üzerinde durduğu bir husus olmuştur.
Ekteki rapor, bu teorinin eksikliklerini ve karşı görüşlerin de okullarda okutulmasını savunmaktadır. Raporun tetkiki ile lehte ve aleyhteki her türlü görüşünüzü Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’na bildirmenizi rica ederim.”[21]
Rapor’un alt-başlıkları şöyledir:
1. Evrim Teorisinin Tarihi Gelişimi
2. Evrim Teorisinin Kritiği
3. Evrimin Dayandığı Deliller
4. Fosillerle İlgili Genel Bir Değerlendirme
5. Evrim Teorisi Niçin Israrla Müdafaa Edilmektedir?
6. Sonuç
Sonuç şu hükümle bitmektedir:
“Günümüzdeki binlerce canlı çeşidinin geçmişini açıklamak maksadıyla ortaya atılmış olan Evrim Teorisi, T. Dobzhansky ve G. S. Simpson gibi dünya çapında meşhur evrimci biyologların kendi itiraflarından da görüleceği gibi, canlıların geçmişini açıklayamamakta ve günümüzde yaşayan çeşitli türlerle geçmiş nesiller arasında bir bağın varlığını kesin olarak ortaya koyamamaktadır. Dolayısıyla bu teori, sadece şahsi yorum ve tahminlere dayalı kalmıştır.
İşin en üzücü yanı, bu teorinin, bazı spekülâsyonlarla materyalist ve dinsiz felsefeye âlet edilmiş olmasıdır. Bunda ilim adamlarının çoğu müttefiktir. Hattâ evrimcilerin kendi itirafları da bu yöndedir.
150 yıldır tartışılan ve materyalist felsefeye âlet edilen böyle bir teorinin ders kitaplarımızda bir kanun gibi takdim edilmesi, en azından gençlerimizin tarafsız ilmî muhakeme ve düşünceden yoksun, tek yönlü ve şartlandırılmış olarak yetişmelerine sebep olmaktadır. Bu sözlerimiz kuru bir iddia olarak değerlendirilmemelidir.”[22]
Rapor’u kim yazdı?
Rapor’u hazırlayan belli değildir; ancak Kaynaklar kısmında yer alan bazı notlardan bu şahsın Âdem Tatlı olabileceği veya Tatlı’nın çevirilerinden yararlanılarak hazırlandığı anlaşılmaktadır.
Bu dönemde MEB tarafından yayımlanan başka çeviriler de bu ihtimali güçlendirmektedir:
Henry M. Morris, Yaratılış Modeli, Çevirenler: Âdem Tatlı, E. Edip Keha, Cafer Marangoz, Kemal Solak ve İsmet Hasenekoğlu, Ankara 1985.
Duane T. Gish ve Sharon Begley, Yaratılış, Evrim ve Halk Eğitimi, Bilimle Darwin Karşı Karşıya, Çevirenler: Âdem Tatlı ve Edip Keha, Ankara Tarihsiz.
Ayrıca Âdem Tatlı adına basılan Evrim: İflas Eden Teori (İstanbul 1990) başlıklı kitapçıkta da bu Rapor’a yer verilmiştir.
Âdem Tatlı
Bu süreçte en büyük rolü oynayan Âdem Tatlı (1940), 1970’te Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü’nden ve Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’ndan mezun olmuştur. 1971’de Atatürk Üniversitesi, Temel Bilimler Yüksek Okulu’na okutman olarak girmiş ve 1972’de botanik asistanı olmuştur. 1975’te Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nde doktorasını tamamladıktan sonra, 1978-1979 yıllarında İngiltere’nin Manchester şehrinde araştırmalar yapmıştır. 1982 yılında doçentliğe ve 1988 yılında ise profesörlüğe yükseltilmiş, Selçuk Üniversitesi, Biyoloji Bölüm Başkanlığı’na getirilmiştir.
Çeşitli idarî görevlerde bulunan Tatlı, 2005 yılında Evrim ve Yaratılış adlı kitabında yaratılışa da yer verdiği için bir yıl Üniversite’den uzaklaştırma cezası almıştır. 2006 yılında emekli olmuştur.
Kitaplarından bazıları şunlardır:
Evrim ve Yaratılış (1992); İnsanlık Tarihi Boyunca Evrim (2010); Bilimlerin Işığında Yaratılış (2015).
Bu kitaplar incelendiğinde görülmektedir ki burada yer alan temel görüşler, esasen ICR’ın kurucusu Henry M. Morris’in (1918-2006) Yaratılış Modeli adlı kitabından derlenmiştir. Bu durum da, “bilimsel yaratılışçılık” söyleminin Morris’e ve çalışma arkadaşlarına dayandığını kanıtlamaktadır.
Cemal Yıldırım
Cemal Yıldırım, 1980’li yıllarda giderek yükselen evrim-karşıtlığını eleştirmek için yazdığı 100 Soruda Evrim Kuramı ve Bağnazlık (İstanbul 1989) adlı eserinde “Bilimde çarpıtma taktiğine yer var mıdır?” sorusunu (79. Soru) yanıtlarken bir yerde şunları söylemiştir:
“Yaratılışçıların sıkça başvurdukları bir oyun da kimi seçkin evrim kuramcılarını, bağlam dışı ve çarpıtılarak verilen alıntılarla yaratılışçılığı savunur göstermeleridir. Örneğin liderleri Henry Morris, seçtiği alıntılarla günümüzün seçkin kalıtım bilginlerinden Richard Lewontin’in ‘yaşam savaşı’ ve ‘doğal seleksiyon’ gibi evrim kuramının temel ilkelerini reddettiğini ileri sürer. Oysa alıntıların kaynağı olarak gösterilen yazısında Lewontin söz konusu ilkelere ilişkin bir şey söylememekte, yalnızca uyum sağlayıcı olan ve uyum sağlayıcı olmayan özellikler arasındaki farkın belirlenmesinde karşılaşılan güçlüklere değinmekte(dir)”.[23]
“Yaratılışçıların sıkça başvurdukları bir oyun da kimi seçkin evrim kuramcılarını, bağlam dışı ve çarpıtılarak verilen alıntılarla yaratılışçılığı savunur göstermeleridir.”
Sonuç
Müslüman Teologlar, Orta Çağ’da İbn Sina Metafiziği’ni üç meseleden ötürü red ve iptal etmişlerdi: Evren’in ezelî-ebedî oluşu; Allah’ın tikelleri değil, tümelleri bilmesi ve bedenin dirilmeyeceği ve bu nedenle ödül veya cezanın ruha ait olacağı.
Öyle anlaşılmaktadır ki şimdi de, İslâmcı Çevreler Evrim Kuramı üzerinden “biyoloji”yi ve hatta bu bağlamda “bilim”i red ve iptale soyunmuşlardır.
Bu defa başarılı olmaları mümkün değildir ve çünkü karşılarına aldıkları “episteme” veya “bilgi” türü, artık Felsefe’nin “Metafizik” sahası değil, ondan çok daha güçlü olan Bilim’in “Biyoloji” dalıdır.
Fakat şunu da itiraf etmek gerekir ki, Turgut Özal’ın (1927-1993) kurduğu Anavatan Partisi Dönemi’nde (1983-1991) resmiyete dökülmüş “Din-Bilim Çatışması”, Türkiye’ye çok vakit kaybettirmiştir.
Akademi’deki “Gerçek Bilginler”in, bu durumu görmeleri ve görev yapmış oldukları kurumlarda “bilimsellik kisvesi” altında gerçekleştirilen bu tür faaliyetlere karşı duyarlı olmaları gerekmektedir.
[1] Daha önce yayımlamış olduğum bir makalede Cumhuriyet Öncesi gelişmeler hakkında ayrıntılı olarak durmuştum. Bkz., Remzi Demir, “Geç Osmanlı Dönemi Doğa Tarihi Yazınında Evrim Kuramı”, Historia 1923, Sayı 5, Yaz 2018, 220-248.
[2] Abdülhak Adnan Adıvar, Tarih Boyunca İlim ve Din, Cilt II, İstanbul 1944, s. 116.
[3] Adıvar, s. 116-117.
[4] M. Orhan Okay, “Ahmed Midhat Efendi”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 2, İstanbul 1989, s. 100-103.
[5] Demir, s. 226-228.
[6] Louis Büchner, Mâdde ve Kuvvet, Çevirenler: Baha Tevfik ve Ahmed Nebil, Yayına Hazırlayanlar: Kemal Kahramanoğlu ve Ali Utku, Konya 2012, s. 170.
[7] Demir, s. 240.
[8] Bu eser ve yazarı hakkında ayrıntılı bilgi için bkz., Doktor Edhem Necdet, Evrim ve Kanunları, Hazırlayanlar: Kudret Emiroğlu ve Ergi Deniz Özsoy, İstanbul 2022.
[9] Abdullah Cevdet, “Kastamonu’da Kurûn-ı Vustâ”, Historia 1923, Hazırlayan: Çiğdem Özbay, Sayı 5, Yaz 2018, s. 376’dan sadeleştirilerek alınmıştır.
[10] Dr. René Verneau, İnsanlığın Başlangıçları, Çeviren: M. Kemal, İstanbul 1932, s. 9.
[11] M. Kemal, s. 178-180.
[12] Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Yeni Meallı Türkçe Tefsir, Cilt 1, İstanbul 1935, s. 329-331.
[13] Atıf Şengün, Evolusiyon, I. Evolusiyonun İspat Materyeli, 2. Baskı, İstanbul 1971.
[14] “Acı Kayıplarımız”, Acta Biologica Turcica (Türk Biyoloji Dergisi), https://www.actabiologicaturcica.com/index.php/abt/article/view/742/623, 23.02.2024.
[15] H. Hüseyin İnce, Canlıların Evrimi, İzmir 1976, s. VII.
[16] M. Yılmaz Öner, Canlıların Diyalektiği ve Yeni Evrim Teorisi, 2. Baskı, İstanbul 2000, s. 15-16.
[17] Abdüllatif Metin, A. N. Field ve John N. Moore, İlmî Gerçekler Işığında Darvinizm, Çeviren: Halûk Avanoğlu, İstanbul 1976, s. 12.
[18] Necip Fazıl Kısakürek, Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu, İstanbul 1982, s. 75.
[19] Kısakürek, s. 112-113.
[20] Aykut Kence, “Biyoloji Eğitiminde Evrim ve Yaratılışçılık”, Biyoloji Eğitiminde Evrim, Editörler: A. Nihat Bozcuk, Murat Özmen ve Battal Çıplak, Malatya 2007, s. 218-219’dan naklen.
[21] Evrim Teorisi Hakkında Rapor Özeti, Ankara 1985, s. 3-4.
[22] Rapor Özeti, s. 38.
[23] Cemal Yıldırım, 100 Soruda Evrim Kuramı ve Bağnazlık, İstanbul 1989, s. 97-98.

