Pek çok feminist akım öncüleri, doğuştan gelen eşeysel farklılıkları nedeniyle dişilerin erkeklerden açıkça üstün olduğunu savunmuş, kadınların erkeklerden daha üstün yaratıldığını, bunun hayvanlardaki dişi seçim gücünden de anlaşılabileceğini iddia etmişlerdir. Bu şekilde kadın seçimi yoluyla kadınları özgürleştirmeye ve kadının toplumdaki seçici cinsiyet rolünü vurgulayan toplumsal cinsiyet yapılarını güçlendirmeye çalışmışlardır.
Flörtöz hayvanlar dizisinin geçtiğimiz haftalardaki ilk yazılarında, Darwin’in Türlerin Kökeni’inde eşeysel seçilime kısaca bir giriş yapması ve on iki yıl sonra İnsanın Türeyişi ve Eşeyle İlgili Seçilim eseriyle konu üzerinde çok kapsamlı araştırmalarını yayınlamasına odaklanmıştım. Bu geçen on iki yıllık sürede eşeysel seçilim konusunda yüksek sesli tartışmalar olmadığını, var olan yorumların da teoriyi görmezden gelen ve dişi seçiciliğini saçma bulan söylemler olduğunu anlatmıştım. Doğal seçilimin fırtınalar estirdiği bu dönemde eşeysel seçilimin rağbet görmemesi pek de şaşırtıcı değildi. Üstelik bu on iki yıllık dönemde asıl merak edilen Darwin’in insan evrimi üzerine söyleyecekleriydi. Sonuçta Darwin, İnsanın Türeyişi ve Eşeyle İlgili Seçilim kitabında insan evrimine kısaca değinirken, kitabın asıl konusu olan hayvanlarda eşeysel seçilimden yola çıkarak, insan evriminde etnik farklılıklara yol açabilecek asıl mekanizmanın eşeysel seçilim olması gerektiğini söylemişti. Bundan sonra yaşananlar, teorinin doğadan koparılıp sadece insan üzerinden yorumlanarak politize edilmesine ve biyolojik öneminin yarım asırdan fazla bir süre daha göz ardı edilmesine yol açtı. Bu yazıda o dönemdeki insan merkezli bakış açılarını ve ilkin feminizm akımının teoriyi nasıl istemeden cadılaştırdığını anlatacağım.

Darwin Eşeyle İlgili Seçilim kitabında, dişilerin seçici eşey olması ile şekillenen eşeysel özellikler ve dişi-erkek arasındaki farklılıklar üzerine hayvanlar dünyasından onlarca örnek vererek sağlam bir temel kuruyordu. Teorisine göre özetle, dişiler çiftleşme konusunda erkeklerden daha az isteklidir (bunun temel nedeni değerli yumurtalara sahip olmaları, gelecekteki yazılarda bahsedeceğim). Bu yüzden, çiftleşmeye teşvik edici şekilde kur yapılmasına ihtiyaç duyar ve “nazlı” davranarak veya “erkekten kaçmak için çaba göstererek” muhtemelen zaman kazanır. Bu sırada hangi erkeğin en dikkat çekici, en parlak, en göz alıcı olduğuna karar verir. Böylece evrimsel süreçte erkekler dişilerden daha güzel ve gösterişli özelliklere bürünürken, dişilerde de güzelliğin takdiri ve gösterişli şeylere ilgi duyma eğilimi gelişir.
Evrimsel süreçte erkekler dişilerden daha güzel ve gösterişli özelliklere bürünürken, dişilerde de güzelliğin takdiri ve gösterişli şeylere ilgi duyma eğilimi gelişir.
Darwin, bu fiziki bağlamda açıkladığı seçme ve seçilme durumunun ancak yeterli zihinsel kapasiteye sahip türlerin bireylerinde görülebileceğine inanıyordu. Bu hiyerarşik yaklaşımı, eşeysel seçilimi açıklarken kitabında kullandığı sıralamada görülmektedir. Eşeysel seçilim anlatısına böceklerle başlamış, erkek ve dişi balıkların, amfibilerin, sürüngenlerin, kuşların ve memelilerin görünüm ve davranışlarındaki farklılıkların evrimiyle devam etmiş ve insanlarda eşeysel seçilim ve ırkların evrimi tartışmasıyla bitirmiştir. Darwin’in eşeysel seçilime bir tür hiyerarşik sıralamayla yaklaşımı, onun her zamanki gibi insanı fiziksel olarak diğer hayvanlardan ayırmayı reddeden, aksine doğanın sürekliliği içerisinde gözlemlemeyi tercih eden tavrını yansıtır. Fakat zihinsel olarak eşeysel seçilime en yetkin tür ona göre insan olmalıdır.
Darwin’e göre insan ırkları, hangi özelliklerin güzel sayılacağına dair kendine özgü bir anlayış barındırır. Nesiller boyunca farklı standartlara göre işleyen eşeysel seçilim, insan ırklarının tanımlayıcı özellikleri olarak gördüğü ten rengi, yüz hatları ve kıllılık derecesindeki belirgin farklılıkları açıklamaktadır. Darwin, etnik çeşitliliği biyolojik olarak açıklamaya çalışırken, aynı zamanda her ırk türünün değişken olduğuna ve gelecekte de değişmeye devam edeceğine inanıyordu. Hatta okuyucularını eşlerini seçerken daha dikkatli olmaları konusunda uyarmışlığı bile olmuştur. Mesela İnsanın Türeyişi’nde, eş seçiminde zihinsel ve ahlaki niteliklerin öneminin özellikle altını çizer. Darwin’in bu tür yorumları, bireylerin eş seçiminde zekâ, nezaket ve sosyal becerilere öncelik vermesinin, sosyal açıdan daha gelişmiş toplumların evrimleşmesine yol açabileceği inancı olduğunu vurgular.
Darwin’in bu tür yorumları, bireylerin eş seçiminde zekâ, nezaket ve sosyal becerilere öncelik vermesinin, sosyal açıdan daha gelişmiş toplumların evrimleşmesine yol açabileceği inancı olduğunu vurgular.
Darwin’in insan ırklarının farklılaşmasının temeline eşeysel seçilimi alması dışında, anlatımında bolca hayvanları insanlara benzetmesi, dönemin insan merkezli düşünen hümanist bakış açılarının ekmeğine yağ sürecekti. Örneğin, Eşeyle İlgili Seçilim kitabı boyunca Darwin, kuşların ve memelilerin kur yapmasını insanların kur yapması ve evlenmesiyle bir tutmuştur. Sürüngenlerin ve balıkların “evlilik düzeni”, kelebeklerin “evlilik uçuşu” ve “evlilik töreni”, kuşların “evliliği” ve dört ayaklı hayvanların “evlilik birlikleri” gibi tanımlamalarıyla sürekli insanı çağrıştırır. Aslında motivasyonu insanları hayvanlardan ayrı görmüyor olmasıdır. Bu anlamda kendi bakış açısını iyi bir analojiyle ortaya koyduğu “insan türüne bir uzaylıymış gibi bakmak” bugün de her zaman kullanabileceğimiz eğlenceli ve çok eğitici bir düşünce egzersizidir:
Eşeyle İlgili Seçilim kitabı boyunca Darwin, kuşların ve memelilerin kur yapmasını insanların kur yapması ve evlenmesiyle bir tutmuştur.
“Başka bir gezegende yaşayan biri, bir panayırda güzel bir kıza kur yapan ve onun için kavga eden bir dizi genç köylüyü görseydi, tıpkı kuşların toplandıkları yerlerden birinde olduğu gibi, sadece kur yapanların onu memnun etme ve süslerini sergileme heveslerini gözlemleyerek kızın seçme gücüne sahip olduğu sonucuna varabilirdi.” İnsanın Türeyişi ve Eşeyle İlgili Seçilim, İkinci Baskı, (1871-72), Kısım 2-Bölüm 14 – Kuşlarda Eşeysel Seçilim

Öte yandan, eşeysel seçilim teorisinin merkezinde yer aldığını düşündüğü iki temel duygu -aşk ve kıskançlık– Darwin’e göre hayvanlarda da belirgindi, ve gözlemlediği davranışları aşk ve kıskançlık kelimeleriyle tanımlamaktan da kaçınmıyordu. Sanırım o dönemde bilim insanları yeni kavramlar ve kelimeler ortaya atma konusunda ya cimriydiler ya da Darwin dahi olsanız insanı merkeze alan içgüdülerinizden kurtulamıyordunuz. Diğer bir örnek, Darwin’in insan ve hayvan sesleri arasında güçlü bir süreklilik olduğunu vurgulamasıdır. Darwin’e göre hayvanlardaki sesler çiftleşme mevsiminde aynı türün üyelerini bir araya getirmeye yarar, aynı zamanda dişiyi etkiler ve heyecanlandırır. Darwin, insan toplumlarında müziğin de benzer şekilde duygusal uyarılmanın bir ifadesi olarak ortaya çıktığını öne sürmüştür. Atalarımızda, erkeklerin ya da dişilerin ya da her iki cinsiyetin, fonetik bir dille iletişim gücü edinmeden önce, birbirlerini müzik notaları ve ritimlerle etkilemeye çalışmış olmaları muhtemeldir. Fakat şarkı söyleme alışkanlığının ilk olarak erkek ya da kadın atalarımız tarafından edinilip edinilmediği konusunda bir yargıya varmak o zaman Darwin’e göre zordu. Bugün de elimizde fazla kanıt yok olmasa da çoğu başka türde en karmaşık şarkıların sahibinin erkekler olduğunu biliyoruz.
“Ateşli bir hatip, ozan ya da müzisyen, değişik tonları ve ritimleriyle dinleyicilerinde en güçlü duyguları harekete geçirirken, yarı insan atalarının uzun zaman önce kur yapma ve rekabet sırasında birbirlerinin ateşli tutkularını uyandırdıkları aynı araçları kullandığından pek şüphe edilemez.” İnsanın Türeyişi ve Eşeyle İlgili Seçilim, İkinci Baskı, (1871), Kısım 3 – Bölüm 19 – İnsanda İkincil Eşeysel Karakterler

İnsanın Türeyişi ve Eşeyle İlgili Seçilim (1871) ve hemen ardından gelen İnsanda ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi (1872) yayınlarından sonra, biyologlar ve psikologlar Darwin’in hayvan davranışlarının işleyişi ve estetik tercihleri hakkındaki varsayımlarını göz ardı ederek, dişi seçimini sadece insanlar üzerinden ele almaya çalıştıkça, eşeysel seçilim kavramı Darwin’in kurduğu sağlam tutarlılığını kaybetmeye başladı. Teori artık politik ve ideolojik tartışmaların mezesi haline geliyordu. Doğal seçilim için de benzer tartışmalar söz konusu olsa bile, maalesef ki toplumun “dişilerin erkeklerden daha karmaşık ve seçici olması” fikrini benimsemesi, “maymunla akraba olma” fikrini kabul etmesinden daha zordu. Birinci dalga feministlerin teoriyi bolca dillendirmeleri, Batılı toplumların kur yapma alışkanlıklarını ve evlilik sistemlerini reforme etmek için kendilerine mal etmeye çalışmaları, dönemin erkek egemen toplumunda teoriyi bir nevi “cadılaştırıyordu”. Hararetle teorinin ideolojik tabanda tartışılması da konuyu hayvanlar aleminin biyolojik gerçekliğinden tamamen saptırıyordu.

Bazı feministler Darwin’in insan ve hayvanların evlilik tercihleri arasında kurduğu ayrıma dikkat çekmiştir: Dişi hayvanlar eşlerini seçerken, Viktorya dönemi İngiltere’sinde erkekleri kadınları seçiyordu. Eğer kadınlara kocalarını seçme özgürlüğü tanınmazsa, üst sınıf toplumun evrimsel geleceğinin tehlikeye gireceğine inanıyorlardı. Onlara göre modern toplumda böylesine doğal olmayan bir durum ancak yozlaşmaya yol açabilirdi. Öte yandan, teoriyi kadınlar açısından yetersiz bulanlar da vardı. İlk kadın Amerikalı papaz, bilim insanı ve kadın hakları savunucusu Antoinette Blackwell, yayımlanmasından dört yıl sonra Eşeyle İlgili Seçilim ‘e yönelik bir eleştiri yayımlayan ilk kadın oldu. Doğadaki Cinsiyetler adlı kitabında Darwin’in doğal ve eşeysel seçilimde dişilerin rolüne yeterince önem vermediğini ileri sürer: “Darwin, erkeğin nasıl daha erkeksi karakterler edindiğine dair teorisini büyük bir ayrıntı zenginliğiyle ortaya koymuştur; ancak dişilerin eşdeğer kadınsı karakterler geliştirip geliştirmediğine bakmayı hiç düşünmemiş gibi görünmektedir”.
Bazı feministler Darwin’in insan ve hayvanların evlilik tercihleri arasında kurduğu ayrıma dikkat çekmiştir: Dişi hayvanlar eşlerini seçerken, Viktorya dönemi İngiltere’sinde erkekleri kadınları seçiyordu.
Amerikalı kadın hakları savunucusu Eliza Burt Gamble ise, binlerce nesildir çiftleşecekleri “en iyi” erkekleri seçmeleri nedeniyle kadınların ahlâki ve estetik açıdan erkeklerden çok daha üstün olduğunu savunmuştur. Gamble’ınkine benzer akımdan feministler, teori kapsamında cinsiyetlerin fizyolojik ve biyolojik olarak ayrı ama sosyal alanda eşit olduğunu ve kadınların ırkın ahlâki ve estetik standartlarını gururla taşıyan yapıcı cinsiyet olduğunu savunuyordu. Gamble’a göre kadınların seçiciliği sadece entelektüel kapasitelerini geliştirmekle kalmamış, aynı zamanda erkekleri de bir kadını cezbetmek için tüm çabalarında üstün olmaya itmiştir. Eşeysel seçilim sonucu, yakışıklı görünmek ve diğer erkekleri uzaklaştırmak adına erkeklerin doğal olarak bencil ve egoist olduklarına, kadınların ise anaç ve özverili olduklarına inanıyordu.
Eşeysel seçilim teorisinin insanlara uygulanmasına odaklanan feministler, hayvan evriminde seçimin sonuçları konusunda çoğunlukla sessiz kalmışlardır. Böylece, on dokuzuncu yüzyılın sonları ve yirminci yüzyılın başlarında eşeysel seçilim teorisi, “kadın sorunu” üzerine çok daha geniş bir söylemin parçasını oluşturmuştur. Pek çok feminist akım öncüleri, doğuştan gelen eşeysel farklılıkları nedeniyle dişilerin erkeklerden açıkça üstün olduğunu savunmuş, kadınların erkeklerden daha üstün yaratıldığını, bunun hayvanlardaki dişi seçim gücünden de anlaşılabileceğini iddia etmişlerdir. Bu şekilde kadın seçimi yoluyla kadınları özgürleştirmeye ve kadının toplumdaki seçici cinsiyet rolünü vurgulayan toplumsal cinsiyet yapılarını güçlendirmeye çalışmışlardır.

Bu feminist bakış açıları, hayvanların dişilerinin çiftleşeceği erkekleri estetik tercihlere göre seçmeleri için gereken zihinsel yeteneklerin zorluğu ile ilgili endişelerle birleşince, Darwin’in hayvanlarda uzun uzun anlattığı eşeysel seçilim teorisini zora sokmuştur. Bazı biyologlar bile dişi eş seçiminin insan evrimi için hayati önem taşıdığını söyleseler de hayvanların birçok eş arasından birini seçmek için yeterli nedene sahip olduğunu reddetmeye devam ettiler. Dahası teorinin bu denli politik düzlemde tartışılıyor olması, bilimsel olarak çalışılmasının önünde set oluyordu. İlginçtir ki çok az feminist Darwin’in kadın ve erkek cinselliğini birbirine karşıt olarak çerçevelemesine itiraz etmiştir. Kadın “nazlılığı” ve erkek “istekliliği” yirminci yüzyılın ilerleyen dönemlerine kadar sistematik olarak sorgulanmayacaktır. Ancak nihayet 1950’lerde hayvan davranışları çalışmalarının artması ile Darwin’in haklılığı bir kez daha, bu kez eşeysel seçilim teorisi için ispatlanacaktı. O gün oluşan rüzgâr hâlâ artan bir hızla esmeye devam ediyor. Bir sonraki yazımda bu çığır açıcı çalışmaları anlatacağım. Sevgiler…
İleri okuma önerisi:
- Looking for a Few Good Males – Female Choice in Evolutionary Biology – Erika Lorraine Milam, The Johns Hopkins University Press, Baltimore, 2010
- Bitch: A Revolutionary Guide to Sex, Evolution and the Female Animal – Lucy Cooke, Doubleday, 2022

