Vincent van Gogh’un ”Yıldızlı Geceler” tablosunda ya da Vivaldi’nin ”The Four Seasons” konçertosunda insanı çeken, büyüleyen şey nedir? Renkli boyaların ya da farklı ölçüdeki notaların kombinasyonu neden insanda hayranlık uyandırır? Ayrıca neden kimisi resimden büyük haz duyarken kimisi müziği tercih eder?
Sanatı insanlık tarihinin sıfır noktasına kadar götürmek mümkün. Kemiklerden yapılan müzik aletleri, mağara duvarına çizilmiş av sahneleri hepimizin aşina olduğu arkeolojik ve tarihsel bulgular arasındadır. Ayrıca neredeyse düşünce tarihinin tamamı boyunca sanatın, estetiğin tanımı ve neden etkileyici olduğu üzerine de pek çok fikir ortaya atılmıştır.
Yunanca “duyum, duyularla ilgili olan” anlamına gelen “aisthesis” (estetik) terimi, 18. yüzyılda Baumgarten’a gelindiğinde, bir felsefe disiplini olarak teori alanına dahil edilmiştir. Baumgarten’a göre estetik, “Güzel üzerine düşünme, onun ne olduğunu araştırma sanatıdır. Böylece bilgi sadece mantık biliminin konusu değil, aynı zamanda estetiğin de konusu haline gelmiştir. Bilim insanları, ölçülememesi nedeniyle estetik alanını hep bilim dışı olarak tanımlamaya çalışsa da 19. yüzyılda Gustav Fechner, fenomenoloji bağlamında sanata ve estetiğe; psikolojik ve bilimsel bir temel oluşturmaya gayret etmiştir. 20. yüzyıla gelindiğinde bilinç, zihin gibi epifenomenal özelliklerin giderek naturalist bağlamda açıklanma çabalarından estetik de payını almış, ”nöroestetik” terimi ortaya çıkmıştır. İlk defa 1999 yılında sinirbilimci Semir Zeki tarafından kullanılan bu terim resmi olarak 2002 yılında bir sanat eserinin düşünülmesi ve yaratılması sürecinin nörobilimsel açıdan incelenmesi olarak tanımlanmıştır. Estetik hakkında genel kurallar keşfetmeyi amaçlayan bu yaklaşım, özne ile sanat eseri arasındaki ilişkiyi gözlemlemektedir.
Semir Zeki’ye göre sanata dair her şey beyinde ortaya çıkmasına rağmen araştırmalar ne yazık ki bu gerçeği ıskalamaktadır. Nihayetinde sanat; tıpkı düşünmek, karar vermek gibi biyolojik bir aktivitedir ve bütün bu süreçlerin nörobilimsel açıklamalarını yapabilmemiz için nöroestetik alanı bize imkan sağlamaktadır. Ayrıca Semir Zeki, sanatçının beynin bütün imkanlarını, sanatsal yaratım sürecinde bilinçsizce kullandığını ileri sürer.
Sanatçı bir anlamda, beynin potansiyellerini ve kapasitelerini araştıran bir sinir bilimcidir, ancak farklı araçlarla. Bu tür yaratımların estetik deneyimleri nasıl uyandırabileceği ancak nörobilimsel araştırmalarla tam olarak anlaşılabilir. Böyle bir sorgulama alanı artık bizim erişimimiz dahilindedir.
Zeki’nin de işaret ettiği gibi gelişen teknolojiyle beraber nörobilim çalışmalarının ve bulgularının da artması, görüntüleme tekniklerinin çağ atlaması; beyin denilen gizemli yapıya dair daha çok bilgi edinmemizi sağlamıştır. Nöroestetik araştırmalarında kullanılan teknolojiler arasında fMRI, EEG ve MEG yer almaktadır. Son dönemde fNIRS tekniği kullanılarak da çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Böylece beyin denilen gizemli kara kutu giderek daha da anlaşılır hale gelmektedir.
Peki estetik deneyim sürecinde bu gizemli kara kutuda neler olmaktadır?
Stendhal, ‘Güzellik mutluluk verir.’ der. Ayrıca, iyi bir sanat eserinin izlenmesi sırasında, beynin güzel yemek ve cinsel cazibe algılarına benzer bir şekilde, uyarıldığı görülmüştür. Yani beyindeki ödül süreçlerinin, güzel bulunan görüntüler ile uyarıldığı söylenebilir. Ayrıca Ed Connor, insanların görsel olarak en çok beğendikleri şeylerin, görsel kortekste en fazla aktiviteye yol açtığını savunur. Prefrontal korteks daha önce renkli nesnelerin algılanması, karar verme ve hafızadaki rolleriyle biliniyordu. Son çalışmalar, görsel bir uyaranın çekiciliğini belirleme gibi estetik görevler sırasında aktive olduğu için onu bilinçli estetik deneyimle de ilişkilendirmiştir. Zeki ve Kawabata tarafından yapılan bir çalışmada, medial orbito-frontal korteksin bir resmin güzel olup olmadığına dair yargıda yer aldığı bulunmuştur. Bir kişi güzel bulduğu resimleri gördüğünde bu bölgede yüksek bir aktivasyon olur. Öbür taraftan kötü bir tabloya ya da manzaraya bakılması durumunda benzer bir aktivasyon görülmemektedir.
Estetiğe dair en temel açıklamalardan biri de simetri üzerinedir. Simetrinin çekiciliği kolayca anlaşılabilir bir durumdur. Nöroestetik teorisine göre simetrinin çekiciliğine dair iki evrimsel açıklama vardır. Birinci açıklama, simetrik yapıların temel olarak tutmak, kaçmak, çiftleşmek, yemek ya da yakalamak için gelişmiş olduğudur. İkinci açıklama ise, simetrinin doğada sağlıklı ve tam olma halidir. Hastalıklardan kaçınmayı başarmış bir eş potansiyel doğurganlığının ve verimliliğinin göstergesi olarak simetriyi kullanır. Yani temel olarak evrimsel biyologlar simetriye yatkınlığın sağlıklı ve tam olma hali ile, biyolojik asimetrinin ise enfeksiyon ve hastalıkla ilişkili olma hali ile ilişkili olduğunu öne sürerler.
Simetrinin doğadaki cazibesine dair en güzel örneklerden biri tavus kuşu örneğidir. Tavus kuşunun muhteşem tüylerinin ona avlanma ya da kaçma konusunda bir avantaj sağlamadığı açıktır. Peki bu detaylı, estetik tüyler ve tamamlayıcısı olan upuzun bir kuyruk tam olarak ne işe yaramaktadır? Charles Darwin, 1860 yılında Asa Gray’e gönderdiği bir mektupta, tavus kuşu görmenin onu hasta ettiğini yazmaktadır. Darwin, tavus kuşlarındaki bu yapıları doğal seleksiyon ile açıklayamamış ve sonrasında, ‘seksüel seçilim teorisi’ni geliştirmiştir. Bu açıklamada, tavus kuşunun kuyruğunu sergilemesi, dişileri baştan çıkarmak içindir ve bu baştan çıkarma tavus kuşunun çiftleşip yavrularının olacağı anlamına gelmektedir. Bu bilgiye eklenen modern argümanlar; tavus kuşunun aynı zamanda dişilere sağlıklı olduğunu da gösterdiği yönündedir. Çünkü yalnızca sağlıklı bir organizma, kaynaklarını bu kadar aşırı bir ek organı beslemeye ayırabilir.
Richard Dawkins, “The Selfish Gene” adlı kitabında konuyla ilgili olarak şu Darwinci açıklamayı şöyle yapmaktadır:
Dişiler, şu basit kurala göre hareket eder: Bütün erkeklere bakarlar ve en uzun kuyruğu olanı seçerler. Kadınlardaki, giysi modası ya da Amerikan otomobil tasarımı modası gibi, tavus kuşlarındaki uzun kuyruk modası, bir kez başladıktan sonra kendi momentumunu bulmuştur.
Görüldüğü üzere estetik, sadece insani, yapay bir unsur olmayıp doğadaki en temel içgüdüsel davranışlarda dahi yer bulan, hatta soyun devamlılığında kritik rol oynayan bir özelliktir. Estetiğin a priori bir özellik göstermesi ve temel anlamda evrensel olması da ilginç kılan özellikleri arasındadır.
Peki estetik hazzın kaynağının beyindeki yeri anlaşılırsa sanatın gizemi de ortadan kalkar mı?
Connor’a göre nöroestetik araştırmaların amacı, insanın estetik deneyiminin gizemini tamamen ortadan kaldırmak değildir. Connor, insanların sanatla olan ilişkilerinin kimliklerinin mahrem bir yönü olduğunu ve estetik beğenilerinin nörolojik düzeye indirilmesi fikrini doğru bulmadıklarını ifade eder. Ayrıca Conway’e göre gözden kaçan çok önemli bir husus vardır; kültürel kimliklerin değişkenliği meselesi. Conway makalesinde bu konuya şu cümlelerle dikkat çekmektedir:
Sanat ve estetikle ilgili yapılan çalışmalardaki tehlike, bir kişinin bireysel/kişisel güzellik deneyimi ile ilgili kanaat ve varsayımıyla genellemeler yapmaktır. Bireysel ve sübjektif bir deneyim aldatıcıdır, çünkü güzellik kavramları kültürlerarası farklılıklar arz eder hatta kültürün bizzat kendisi içinde bile değişkendir.
Sonuç olarak nöroestetik çalışmaları kimimiz için estetiğe olan bakış açımızı yeniden şekillendirebilecek bir alan iken, kimilerimiz için her ne bulguya ulaşılırsa ulaşılsın estetik hazzın sorgulanamaz öznelliği ve kültürel farklılıklar genel bir kanı ortaya koymak için engel teşkil edecektir. Fakat her halükarda insan beyninin karanlık noktalarına ışık tutmamızda fayda sağlayabilecek olan estetik deneyimin evrimsel kökenleri ve estetik tercihler insan doğasına dair daha derin bir kavrayış geliştirmemizi sağlayacaktır.
Kaynakça:
Güner, E., & Kantarcıoğlu, S. (2022). Nöroestetik Teorisi Bağlamında Adnan Çoker Resimlerinde Bilişsel Uyaranlar. Ankara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dergisi, 4(1), 196-211.
Mead, A. & Mclaughlın, J. (1979), The role of handedness and stimulus asymmetry in aesthetic
preference. Brain and Cognition, 20, 300-307.
Ramachandran, W. (2011), Öykücü Beyin, Alfa Basım Yayım, İstanbul. 136.
Robson, Jon and Gregory Currie, “Aesthetics and Cognitive Science”, The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Fall 2024 Edition).
Polat, U. (2019), Estetik deneyimin “bilişsel sinirbilimi”, Sağlık Düşüncesi ve Tıp Kültürü Dergisi, 50, 100-103.
Zeki, S. (1998), Art and The Brain, Journal Of Consciousness Studies,109.
Zeki, S. (1995), The Woodhull Lecture, Visual Art And The Visual Brain, Royal Institution Of Great Britain, London.

