Hayatı boyunca binlerce türü sınıflandırdı ve öğrencileri aracılığıyla dünyanın dört bir yanına bilgi yaydı. Onun sistematik yaklaşımı, sadece botanikte değil, zooloji ve jeolojide de büyük etkiler yarattı. 1778 yılında öldüğünde, ardında düzenlenmiş bir doğa ve disipline edilmiş bir bilim anlayışı bıraktı.
Emre Çevik
Carl Linnaeus, 1707 yılında İsveç’in küçük bir kasabası olan Råshult’ta doğdu. Babası bir rahipti ve aynı zamanda botanikle ilgilenmekteydi. İşte bu, daha sonrasında bilim dünyasına yeni bir soluk getirecek olan Linnaeus’un da erken yaşta gelecekte ne yapmak istediğine karar vermesine yardımcı oldu. Bunun somut örneği olarak küçük yaşlarda bitkilere Latince isimler vermeye başlayan Linnaeus, kendi çığır açıcı fikrinin ilk sessiz çığlıklarını haykırmaktaydı.

Hayranlıkla şekillenen kariyer
Yılların akmasıyla beraber Linnaeus da 1727’de Lund Üniversitesine başladı. Daha sonra Hollanda’ya gitti ve orada tıp doktoru unvanını aldı, üç sene daha Hollanda’da kaldı. Daha sonra Stockholm’de deniz fizikçisi oldu ve 1741 yılında Uppsala’da tıp kürsüsünü kabul etti, ertesi yıl profesör oldu. Tıp okumasına rağmen, o dönemde botanik bilgisi sadece farmakolojiden ibaret olduğu için çok sevdiği doğayla bir türlü ilgilenememişti. Ancak o, doğanın kendisine hayran kalmıştı ve kariyerini bitki, hayvan ve mineralleri sistemli bir şekilde sınıflandırmaya adamıştı.
Linneaus’nin devrimsel başarısı
Linnaeus denince akla gelen ve şüphesiz kendisinin de en büyük başarısı olan, bugün dahi üstünden asırlar geçmesine rağmen asla eskimeyen ve bilim oldukça devam edecek olan “ikili adlandırma sistemi (binominal nomenklatür)”ni geliştirmesi oldu. Bu sistemle her türe iki isim verilmeye başlandı: cins ve tür adı. Örneğin, biz, yani insanı temsil eden Homo sapiens sözcüğünü ele aldığımızda, Homo burada cinsi ifade ederken sapiens ise insanı insan türü yapan epitet ya da niteleyici ad olarak geçen kavramı oluşturmuş oldu. Bunların bir bütünü ise bilimde tür olarak adlandırılmaktaydı. Şüphesiz, Linnaeus bu devrimsel başarısını 1753’te derlediği Species Plantarum (Bitki Türleri) kitabında 6 bin kadar bitki türüne ikili adlandırma sistemi uygulayarak başarmış oldu. Aslında bu başarısı ve düzenleme sadece bir adlandırmadan öte, insanlığın yaşamı kaostan düzene sokma çabasının somut bir ürünü olmuştu.
Şüphesiz, Linnaeus bu devrimsel başarısını 1753’te derlediği Species Plantarum (Bitki Türleri) kitabında 6 bin kadar bitki türüne ikili adlandırma sistemi uygulayarak başarmış oldu.
Carolus Linnaeus
Ancak Linnaeus bununla da durmadı. Latincenin egemen olduğu bir dönemde, böylesine bir bilimsel yeniliği kendisine de uyarlamak istedi ve kendisine verilen ve hiçbir zaman dillerden düşmeyecek olan Carl von Linne adını Latinceleştirerek Carolus Linnaeus yaptı. Sonrasında, 1757’de kendisine asalet imtiyazı verildi ve Carl von Linné diye anılmaya başlandı. Kendisi de buna ithafen almış olduğu soyluluk unvanıyla adını Carl von Linné olarak yeniden değiştirdi. Kendisinin yapmış olduğu çılgın fikir, aslında bilim dünyasında saygınlık kazanmaktan ziyade, kendisinin bilim dünyasında nasıl konumlandırılmak istendiğine dair bir adım olmuştu.
1778 yılında öldüğünde, ardında düzenlenmiş bir doğa ve disipline edilmiş bir bilim anlayışı bıraktı.
Hayatı boyunca binlerce türü sınıflandırdı ve öğrencileri aracılığıyla dünyanın dört bir yanına bilgi yaydı. Onun sistematik yaklaşımı, sadece botanikte değil, zooloji ve jeolojide de büyük etkiler yarattı. 1778 yılında öldüğünde, ardında düzenlenmiş bir doğa ve disipline edilmiş bir bilim anlayışı bıraktı.
Kısacası, Linné sadece hayallerini süsleyen botanikçi ruhunu bizlere yansıtmak dışında, doğayı bir kitap gibi okuyabileceğimizi savundu. Onun kalemi ise kendisinin çocukluk icadı olan ve sonrasında bir bütün hâline getirmiş olduğu sistematikti; buradaki her canlı ise büyük bir kitabın sadece bir satırıydı.

