Hollandalı botanikçi Hugo de Vries (1848-1935), 20. yüzyılın başlarında genetik biliminin oluşum sürecinde önemli bir rol oynamıştır. Bilim tarihine geçen başlıca katkıları arasında, Gregor Mendel’in 1865’te kaleme alıp 1866’da yayımladığı kalıtım yasalarını yaklaşık otuz beş yıl sonra yeniden keşfetmesi ve “mutasyon” kavramını modern genetiğe kazandırması sayılabilir.
16 Şubat 1848’de Haarlem’de doğan de Vries, Leiden Üniversitesi’nde doğa bilimleri eğitimi almış ve 1870 yılında bitki köklerindeki osmotik hareketler üzerine yaptığı çalışmayla doktorasını tamamlamıştır. Eğitiminin ardından Almanya’da Julius von Sachs’ın Würzburg’daki laboratuvarında bitki fizyolojisi üzerine deneyler yapmış, 1878’de Amsterdam Üniversitesi’nde profesörlük görevine başlamıştır. 1885’ten itibaren aynı üniversitenin botanik bahçesinin yöneticiliğini üstlenmiştir.
1890’lı yıllarda, kalıtımın mekanizmalarını açıklığa kavuşturmak amacıyla Oenothera lamarckiana bitkisi üzerinde kapsamlı melezleme deneyleri yürütmüştür. Bu deneylerde, bazı yavru bitkilerde ebeveynlerinden açıkça ayrışan, ani olarak ortaya çıkan kalıtsal özellikler gözlemlemiş ve bu olguyu “mutasyon” olarak adlandırmıştır. Böylece bugün anladığımız bağlamda mutasyon kavramı ilk kez de Vries tarafından kullanılmıştır. De Vries, evrimsel değişimin yalnızca küçük ve birikimli varyasyonlarla değil, aynı zamanda ani ve büyük değişimlerle de gerçekleşebileceğini öne sürerek, 1901–1903 yılları arasında yayımladığı Die Mutationstheorie [Mutasyon Teorisi] adlı eserinde kendi mutasyon kuramını ortaya koymuştur.
Hugo de Vries’in bilim tarihindeki bir diğer önemli katkısı ise Gregor Mendel’in 1865 yılında Brünn Doğa Bilimleri Derneği’nde sunduğu ve 1866 yılında bu derneğin yayın organında yayımlanan Versuche über Pflanzen-Hybriden [Bitki Melezleri Üzerine Denemeler] başlıklı çalışmasını yeniden gündeme getirmesidir. Mendel’in çalışması, çağdaşları tarafından büyük ölçüde göz ardı edilmiş ve bilim dünyasında yaklaşık otuz beş yıl boyunca fark edilmeden kalmıştır. De Vries, kendi deneysel verileri ile Gregor Mendel’in 1866 tarihli çalışmasını karşılaştırdığında çarpıcı bir örtüşme olduğunu fark etmiş, 1900 yılında Comptes Rendus de l’Académie des Sciences dergisinde yayımladığı “Sur la loi de disjonction des hybrides” [Melezlerin Ayrılma Yasası Üzerine] başlıklı makalesinde Mendel’i anmadan bu bulguları ortaya koymuştur. Daha sonraları ise başta aynı yıl yayımlanan “Das Spaltungsgesetz der Bastarde” (Melezlerin Ayrılma Yasası) adlı makalesi olmak üzere Mendel’in öncülüğünü açıkça kabul etmiş ve kalıtım biliminin kurucularından biri olarak Mendel’e hakkını teslim etmiştir.
Hugo de Vries ile birlikte Carl Correns (1864–1933) ve Erich von Tschermak-Seysenegg (1871–1962) tarafından da aynı yıl, 1900’de, birbirlerinden bağımsız olarak gerçekleştirilen benzer bulgular, Mendel yasalarının yeniden keşfi olarak kabul edilir. Her üç araştırmacı da farklı deneysel sistemler kullanmış ancak benzer oranlara ve sonuçlara ulaşmışlardır. Correns “G. Mendel’s Regel über das Verhalten der Nachkommenschaft der Rassenbastarde” [G. Mendel’in Irk Melezlerinin Döl Verimliliğine İlişkin Yasası] başlıklı çalışmasında Mendel’in önceliğini açıkça belirtmiş; Tschermak ise “Über künstliche Kreuzung bei Pisum sativum” [Pisum sativum’da Yapay Melezleme Üzerine] adlı makalesinde Mendel’in sonuçlarıyla çarpıcı paralellikler kurmuştur.
Bu eşzamanlı ve bağımsız keşifler, Mendel’in kalıtım yasalarını genetik biliminin temelleri arasına yerleştirmiştir. Böylece kalıtımın belirli matematiksel oranlarla işlediği, kalıtsal özelliklerin nesiller boyunca tahmin edilebilir biçimde aktarıldığı ve biyolojik çeşitliliğin deneysel olarak açıklanabilir olduğu fikri, modern genetiğin zeminini oluşturmuştur.

