Franklin, DNA’nın çift sarmal yapısının çözülmesinde kritik bir dönüm noktası oldu ancak ne yazık ki bu başarı, onun adı anılmadan başkaları tarafından sahiplenildi.
Beyza Aydoğdu
1920 yılında, İngiltere’nin Notting Hill semtinde dünyaya gelen Rosalind Elsie Franklin, bilimin gölgede kalan yıldızlarından biri olarak tarihe adını yazdırdı. Varlıklı ve eğitimli bir ailenin çocuğu olan Franklin, daha küçük yaşlarda bile keskin zekâsı ve sorgulayıcı tavrıyla çevresindekilerin dikkatini çekiyordu. Onun için bilim yalnızca bir ilgi değil, yaşamın ta kendisiydi. Çocukken bile yaptığı gözlemler, zihninde şekillenen dünyayı anlamlandırmanın yollarını ararken, gelecekteki büyük buluşların ilk ipuçlarını taşıyordu. Özellikle babasının kütüphanesi, onun için bir laboratuvar kadar etkiliydi. Sayfalar arasında dolaşırken bilimle olan bağını yavaş yavaş değil, tutkuyla örmeye başlamıştı.
Yıllar ilerledikçe Franklin de bu tutkusunun peşinden gitti. Cambridge Üniversitesi’nde kimya eğitimi aldıktan sonra fiziksel kimya alanında uzmanlaştı. Ancak o, klasik yolların dışında yürümeyi seviyordu. Özellikle X-ışını kırınımı üzerine yaptığı çalışmalar, moleküler yapıların derinliklerine ışık tutacak nitelikteydi. İkinci Dünya Savaşı sırasında kömür ve karbon yapılarına dair araştırmalar yaparken, bilimin hem savaş hem barış zamanlarında nasıl şekil alabildiğini birebir tecrübe etti. Bu dönemde kazandığı deneyim, ileride onu DNA’nın gizemini çözmeye bir adım daha yaklaştıracaktı.
James Watson ve Francis Crick’in 1953 yılında yayımladığı DNA yapısına dair makalede, Franklin’in çalışmaları dolaylı yollardan kullanıldı, ancak adı yeterince takdir edilmedi.
1951 yılında King’s College London’da çalışmaya başlayan Franklin, DNA üzerine yaptığı çalışmalarla modern biyolojinin temellerini attı desek abartmış olmayız. Özellikle “Fotoğraf 51” olarak anılan ve DNA’nın B formunun X-ışını kırınımı görüntüsünü yansıtan çalışması, DNA’nın çift sarmal yapısının çözülmesinde kritik bir dönüm noktası oldu. Ancak ne yazık ki bu başarı, onun adı anılmadan başkaları tarafından sahiplenildi. James Watson ve Francis Crick’in 1953 yılında yayımladığı DNA yapısına dair makalede, Franklin’in çalışmaları dolaylı yollardan kullanıldı, ancak adı yeterince takdir edilmedi. Bilim tarihinde bu durum, hem etik tartışmaların hem de kadın bilim insanlarının görünmezliğinin sembolü hâline geldi.
Franklin’in ölümünden dört yıl sonra, 1962’de Watson, Crick ve Maurice Wilkins DNA’nın yapısını açıklayan çalışmalarıyla Nobel Fizyoloji Tıp Ödülü’ne layık görüldü. Ne yazık ki Rosalind, bilimsel emeğiyle bu başarının temelini atmış olmasına rağmen, Nobel Ödülü’ne aday gösterilemeden hayata veda etmişti. Çünkü Nobel Ödülü kural gereği yalnızca hayattaki kişilere veriliyordu. Bu durum, onun bilimsel katkılarının uzun yıllar boyunca gölgede kalmasına neden oldu.

Franklin ise tüm bu gölgelerin ardında, hiçbir zaman şikâyet etmeden bilim üretmeye devam etti. DNA’nın yanı sıra virüslerin yapıları üzerine de yoğunlaştı. Özellikle tütün mozaik virüsü ve poliovirüs üzerine yaptığı araştırmalar, moleküler biyolojinin başka bir kapısını daha araladı. Onun mikroskobik dünyayı çözümleme azmi, yalnızca bilimsel bir merak değil, aynı zamanda doğayı bir matematiksel uyum içinde anlama çabasıydı.
1958 yılında, henüz 37 yaşındayken hayata gözlerini yumduğunda, geride tamamlanmamış ama ilham dolu bir öykü bırakmıştı. Ölümünün ardından gelen takdirler, onun hayattayken göremediği hak ettiği değeri bir nebze de olsa sağladı. Bugün Rosalind Franklin, bilimde kadınların sesi, emeğin ve sabrın timsali, moleküler yapının sessiz kahramanı olarak anılmaktadır.
Onun laboratuvarı, yalnızca tüplerden ve cihazlardan ibaret değildi; bilimsel dürüstlük, merak ve adanmışlıkla doluydu.
Kısacası Franklin, sadece DNA’nın yapısını anlamaya değil, bilimin vicdanına da katkı sundu. Onun laboratuvarı, yalnızca tüplerden ve cihazlardan ibaret değildi; bilimsel dürüstlük, merak ve adanmışlıkla doluydu. Her X-ışınıyla bir bilinmezi aydınlatırken, bilimin tarihine sessizce ama derin izler bıraktı. Ve bizler için, onun açtığı yolda yürürken, moleküllerin içindeki şiiri görmeye devam etmek bir görevden öte bir borçtur.
Kaynakça
Royal Society biography archive: [https://royalsociety.org](https://royalsociety.org)
National Institutes of Health, Profiles in Science: Rosalind Franklin Collection. [https://profiles.nlm.nih.gov](https://profiles.nlm.nih.gov)

