GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Adli Bilimler Dersleri
    • Astronomi Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Freud Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Biyolojik temelde bilincin şifresi: Autopoiesis teorisi ve bilincin öz-yaratımı
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Adli Bilimler Dersleri
    • Astronomi Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Freud Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Bilim > Biyoloji > Biyolojik temelde bilincin şifresi: Autopoiesis teorisi ve bilincin öz-yaratımı
BiyolojiGenel

Biyolojik temelde bilincin şifresi: Autopoiesis teorisi ve bilincin öz-yaratımı

Yazar: GazeteBilim Yayın Tarihi: 5 Mart 2025 16 Dakikalık Okuma
Paylaş

İçindekiler
Canlı nedir?Bilinç nedir?Sinir sistemi ve beyin İnsan bilinci nedir? Sonuç

Ana akım biyoloji insan bilincinin sadece beynin bir fonksiyonu olduğunu savunuyor ve onu sadece beyni anlayarak açıklamaya çalışan teorilerle izah etmeye çalışıyor. Sinirbilimci iki biyolog olan Humberto Maturana ve Francisco Varela ise autopoiesis adını verdikleri teorileriyle insan anlayışının, insanın bütün biyolojik bileşenleriyle birlikte içerisinde yaşadığı toplumdaki ilişkisel alanda, toplumdaki diğer bireylerle karşılıklı etkileşimi sonucunda ortaya çıktığını açıklıyorlar.

Dr. Meriç Erdolu

Evrimsel Biyolog

Ana akım biyoloji insan bilincinin sadece beynin bir fonksiyonu olduğunu savunuyor ve onu sadece beyni anlayarak açıklamaya çalışan teorilerle izah etmeye çalışıyor. Sinirbilimci iki biyolog olan Humberto Maturana ve Francisco Varela ise autopoiesis adını verdikleri teorileriyle insan anlayışının, insanın bütün biyolojik bileşenleriyle birlikte içerisinde yaşadığı toplumdaki ilişkisel alanda, toplumdaki diğer bireylerle karşılıklı etkileşimi sonucunda ortaya çıktığını açıklıyorlar. Autopoiesis (otopoiesis) kelimesi antik Yunanca “auto” (kendi kendine) ve “poiesis” (meydana getirmek) sözcüklerinden türemiştir ve “kendi kendini ortaya çıkarmak”, meydana getirmek” anlamına geliyor.

Teori, ilk olarak kavramları ve şeyleri nasıl tanımladığımızın çözümlemesini yaparak başlıyor. Buna göre varlıkları, kavramları ve şeyleri onları meydana getiren parçalar ve bu parçaların organizasyonu üzerinden tanımlıyoruz. Örneğin bir sandalye, dört ayak, bir oturma yeri ve arkalığın bir sandalye oluşturacak şekilde bir araya gelmesinden meydana gelmektedir. Bu parçaların şekil (form) olarak rastgele bir yığın yerine bir sandalye oluşturacak şekilde bir araya gelmesiyle ve/veya organize olmasıyla meydana gelen varlığı sandalye olarak tanımlıyoruz. Örneğin bu sebeple aşağıdaki resimde görülen sandalyelerin her birinin renk, şekil gibi bir çok farklı özelliği bulunmasına rağmen onları oluşturan parçalar (dört tane ayak, bir oturma yeri ve arkalık) ve bunların bir araya gelme şekillerinden dolayı hepsini sandalye olarak tanımlıyoruz.

Şekil 1: Farklı özelliklerdeki sandalyeler.

Canlı nedir?

Parça ve organizasyon üzerinden yapılan tanıma göre canlıya baktığımızda canlıyı, tüm canlılığı da göz önüne alarak hücre temelinde tanımlıyoruz. Buna göre en küçük canlı birim olarak hücre, hücre zarı ve bu zar içerisinde bulunan bir metabolizmadan oluşur. Fakat bu organizasyonda hücre zarı ve metabolizma birbirlerini üretecek şekilde organize olmuşlardır. Hücre zarı bir sınır oluşturarak metabolizmayı oluşturan bileşenleri bir arada tutarak ona bir varoluş alanı sağlar, metabolizmaya girip çıkacak maddeleri belirleyerek onun varlığını sürdürmesini sağlar. Metabolizma ise bir dinamik olarak hücre zarının bileşenlerini üreterek onun varlığını sağlar. Burada bu bileşenlerin ortaya çıkışı, birbirini izleyen süreçler olarak değil, bu şekilde varolan bir bütünün iki ayrı yönü şeklinde olur. İşte Maturana ve Varela’nın bir dinamik (metabolizma) ve bunu çevreleyen bir sınır (hücre zarı) şeklinde şematize ettiği organizasyona/sisteme canlı diyoruz. Bu, temel olarak tek bir hücreyi tanımlar ve böyle tek tek hücrelerin çeşitli şekillerde organize olmasıyla da çok hücreli canlılar ortaya çıkmaktadır. Fakat çok hücreli canlılarda da organizma boyutunda ayrı bir sınır ve bu sınır içinde bir dinamik bulunduğuna dikkat etmek gerekir. Yani burada tek tek hücrelerden oluşan bir hücre yığını değil, bir üst seviyede başka bir canlı vardır artık.

Şekil 2: Bir fenomen olarak canlıyı oluşturan iki bileşen ve bunların organizasyonları (Kaynak: Bilgi Ağacı).

Bilinç nedir?

İşte böyle bir arada varolma ve birbirine göre şekillenme haline bilinç diyoruz. Bu sebeple Maturana ve Varela bunu “Yapmak bilmektir, bilmek yapmaktır” sözüyle özetliyorlar.

İnsan bilincine gelmeden önce, bilinç, genel olarak tüm canlıların Şekil 3’deki resimde de görüldüğü gibi çevresindeki canlı ve cansız tüm varlıklarla etkileşimi sonucu birlikte varolma ve bu sırada bireylerin çevrelerine göre şekillenme/cevap verme durumudur. Bu birliktelik, tek tek hücrelerin veya çok hücreli bireylerin birbirleriyle olan etkileşimleriyle birbirlerine göre ve çevrelerindeki ilişkide oldukları diğer varlıklara göre şekillenmelerine sebep olur. İşte böyle bir arada varolma ve birbirine göre şekillenme haline bilinç diyoruz. Bu sebeple Maturana ve Varela bunu “Yapmak bilmektir, bilmek yapmaktır” sözüyle özetliyorlar. Bu bilinç hücre seviyesinde olduğu gibi çok hücreli bireylerden oluşan canlı topluluklarının topluluk yaşantısı gibi topluluk düzeyinde de olabilir. Buna örnek olarak karınca, kurt gibi topluluk hayatı yaşayan organizmaları verebiliriz. Bunların hepsinde bireyler hem bireysel olarak hem de topluluk hayatı uyarınca bu toplu varoluş halini sürdürecek şekilde özellikler şekillendirmişlerdir.

Yapmak bilmektir, bilmek yapmaktır sözüne Şekil 4’te gösterilen bir kamçılı tek hücreli protozoonun hareketini verebiliriz. Protozoon kamçısını pervane gibi çevirerek bir yöne doğru ilerlerken bir engele çarptığında bu çarpışma hücre sitoplazmasının etki-tepki prensibiyle başka bir yöne doğru yığılarak hücrenin doğrultusunu değiştirmesine sebep olur ve hücre kamçısını tekrar çevirmeye başladığında o doğrultuda hareket ederek yönünü değiştirmiş olur. İşte bu durumun kendisi bilinç ve bu hareket de bilinçli bir hareket olarak tanımlanır. Başka bir örnek olarak yürüyen birinin karşısına bir engel çıktığında yolunu ona göre değiştirerek yürümesini de verebiliriz. Kişinin bu durumda bilinçli hareket ettiğini söyleriz. Burada bilincin bir diğer yönü olan gözlemciler tarafından tanımlanan bir olgu olmasını da eklemek gerekir. Bu örneklerdeki protozoon, insan ya da Şekil 3’dekine benzer hücreler fark etmeksizin, bilinçli bir halde varlığını sürdüren canlılar, bu davranışı ya da uyumlu olarak bulunma halini sadece gerçekleştirirler, onun bilinçli bir davranış olup olmadığı ise dışarıdan bakan gözlemciler/bizler tarafından tanımlanır.

Şekil 3: Birbirleriyle ve çevreleriyle etkileşen canlılar (Kaynak: Bilgi Ağacı).

Şekil 4: Yüzen bir kamçılı tek hücrelinin hareketi (Kaynak: Bilgi Ağacı).

Sinir sistemi ve beyin

Yukarıda tanımlandığı şekliyle bilinç sinir sistemi olmayan canlılarda da bulunan bir olgudur. Yani canlı var olduğu andan itibaren onun çevresel etkileşimleriyle ortaya çıkar, daha doğrusu canlı ve çevresindeki tüm varlıklarla birlikte inşa edilir/kurulur. Sinir sistemi ve beyin gibi yapılar canlıların iç yapılarında daha fazla etkileşim alanı yaratarak onların çevrelerindeki etkilere daha farklı şekillerde cevap vermelerini sağlar.

Örneğin protozoon örneğindeki gibi canlı bir engele çarptıktan sonra sadece fiziksel olarak savrulduğu diğer tarafa doğru hareket etmekle kalmaz, ikinci örnekteki insan gibi o engeli gördüğünde ya da o engele temas ettiğinde bu onun iç sisteminde sinir sistemi vasıtasıyla bir reaksiyonlar zincirini tetikleyerek onun bu dış etkene daha farklı şekillerde de cevap vermesini sağlar. Bir başka örnek olarak tüp şeklinde bir canlı olan hidranın baş kısmındaki dokunaçlarında bulunan zehir kapsüllerinin çalışma sistemini verebiliriz. Bir küçük deniz hayvanı dokunaçlardaki yüzeye temas ettiğinde uyarılan bu sinirler bağlı oldukları hücrelerde bulunan zehir kapsüllerini uyararak yakıcı ve zehirli bir kimyasalla avı etkisiz hale getirir. Hidranın bu davranışı, varlığını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu beslenmeyi gerçekleştirmesi için çevresiyle olan etkileşimini gösteren, bilinçli harekete iyi bir örnektir. İşte autopoiesise göre sinir sistemi ve beynin bilincin ortaya çıkmasındaki yeri budur.

Şekil 5: En basit sinirsel organizasyona sahip olan hidranın sinir ağı sistemi ve anatomisi (a), hidra (b). (Kaynak: Biocyclopedia (a), Marvels of the universe (b)).

Ana akım biyoloji canlıların bu davranışını bilinç değil bir tür robotik/mekanik hareket olarak tanımlar, çünkü ona göre bilinç için bir beyin olmalı ve canlının bilinçli hareketi için bunun içine yüklenen bilgilerden düşünerek bir seçim yapması gerekmektedir. Autopoiesis ise bilinci, canlıların çevrelerindeki canlı ve cansız varlıklarla olan etkileşimleriyle birlikte bir var olma durumu olarak tanımlar, insan bilincinin de bu varoluş sırasında, insanların topluluk yaşantısı içerisinde diğer insanlarla birlikte var olurken aralarındaki ilişkisel alanda kurulan dil ile ortaya çıktığını savunur.

Hidra gibi canlılarda sinir sistemi çok basit bir iç iletişim ağı şeklinde var olduğundan ve bu ağda beyin gibi büyük sinir düğümleri de olmadığından, bu canlılar çevrelerindeki diğer bireylerle tekrarlayan etkileşimleri üzerinden dil gibi yapılar oluşturamazlar. Bu sebeple de insan gibi bir bilince sahip olamazlar. Onların bilinçleri kendi biyolojik bileşenlerinin elverdiği ölçüde ancak böyle olabilir ya da autpoiesisin kelime anlamı (kendini meydana getirmek) üzerinden bakarsak, onların durumunda böyle bir bilinç meydana gelebilir.

İnsan bilinci nedir?

İnsan bilinci, insanın çevresiyle etkileşim içerisinde varlığını sürdürdüğü bir varoluştur. Bu süreçte, diğer varlıklarla içerisinde bulunduğu etkileşimlerle sürekli şekillenir. Özellikle çevresindeki kendi türünden bireylerle etkileşimleri sonucu ortaya çıkan toplumsal yaşamı içerisinde, dil denilen olguyu inşa eder. Burada dil, konuşma dilinden farklı olarak, bir anlam dünyasını ifade eder. Konuşma ya da yazma dili bu anlam dünyasının ses ya da yazı şeklindeki işaretlere dökülmesi demektir. İşte insan bilincini diğer türlerden farklılaştıran şey bu dildir.

İnsan bilinci içerisinde soyut düşünme, akıl yürütme, zihin, öz bilinç, benlik, farkındalık gibi olguları barındırır. Bu olguların hepsi insanın toplumsal yaşamında, bireyler arasındaki ilişkisel alanda, dil üzerinden inşa edilir ya da insanın yaşamı sırasında bu şekilde meydana gelir.

İnsan bilinci içerisinde soyut düşünme, akıl yürütme, zihin, öz bilinç, benlik, farkındalık gibi olguları barındırır. Bu olguların hepsi insanın toplumsal yaşamında, bireyler arasındaki ilişkisel alanda, dil üzerinden inşa edilir ya da insanın yaşamı sırasında bu şekilde meydana gelir. Bu yüzden insan bilincinin ortaya çıkması için sadece beyni, sinir sistemi ve duyu organları olan bir birey değil aynı zamanda bu bilincin inşa edilmesi için uygun bir toplumsal çevre de gereklidir. Biyolojik yapılarımız bilincin ortaya çıkabilmesi için yalnızca bir temel oluşturur ve bilinç, toplumsal olarak bu temel üzerinde inşa edilir, fakat biyolojik yapılarımız bu bilincin ne olacağını belirlemezler.

Doğada başka hayvanlar tarafından büyütülen ve “kurt çocuklar” ya da “vahşi çocuklar” olarak bilinen insan çocuklarına baktığımız zaman bunların, içerisinde büyüdükleri bu hayvan türleri gibi davrandıklarını görürüz. Örneğin 1920’lerde Hindistan’da bulunan Amala ve Kamala (Şekil 6) bir kurt sürüsüyle beraber yaşarken bulundular. Bulunduktan sonra çocuklar, Hindistanlı bir rahip tarafından bir grup yetim çocukla beraber yetiştirilmeye çalışıldılar. Bulunduklarında fiziksel ve zihinsel olarak sağlıklıyken kurt topluluğundan koparılmalarıyla depresyona sürüklendiler. Küçük olan kısa süre sonra öldü. İkisi de bulunduklarında iki ayak üzerinde yürümeyi bilmiyorlardı, dört ayak şeklinde ise çok hızlı hareket ediyorlardı. Büyük olan zamanla iki ayak üzerinde yürümeyi öğrendi fakat stres, korku, heyecan gibi durumlarda yine dört ayağı üzerinde hareket ediyordu. Büyük olan bazı kelimeler öğrense de hiçbir zaman konuşamadılar ve yüzlerinde herhangi bir mimik ya da başka bir ifade yoktu. İnsanlarla bir arada olmayı reddediyor, kurt ve köpeklerle bir arada olmayı tercih ediyorlardı. Yiyecekleri yerde ve çiğ yiyor, suyu dilleriyle içiyorlardı. Kokuları özellikle de etin kokusunu çok keskin bir şekilde alıyorlardı ve sesleri çok iyi duyuyorlardı (Kaynak: Bilgi Ağacı, Wolf-Children and Feral Man, The Wolf Children).

Bu çocukları farklı kılan şey genetik, fizyolojik ve anatomik olarak diğer insanlarla aynı olmalarına rağmen çocukluk döneminde başka bir hayvan topluluğunun içinde bulunmaktı. Bu sebeple onlar gibi hareket ediyor, onlarla aynı şeylerden korkuyor, aynı şeylere heyecanlanıyorlardı ve bu gibi durumlara onlarla aynı şekilde tepki veriyorlardı. Örneğin kaçmaları gerekiyorsa dört ayak üzerinde kaçıyorlardı ve küçüklükten beri bu davranışa göre şekillendikleri için dört ayakla çok hızlı koşabiliyorlardı. Bu da bize iki ayak üzerinde yürüme özelliğimizin bile doğrudan toplumsal çevremizle ne kadar ilişkili olduğunu gösteriyor.

Şekil 6: Kamala yemek yerken, su içerken ve rahibin eşinden bisküvi alırken (solda ve ortada). Amala ve Kamala birlikte uyurken (sağda). (Kaynak: Wolf Children and Feral Man, The Wolf Children, Bilgi Ağacı).

Sonuç

Bilinç, insanın ve dış dünyanın iki ayrı evren olduğu ve insanda olan “büyülü” bir özellik sayesinde ortaya çıkan bir yetenek değildir. Tüm canlılardaki gibi insanın da çevresiyle birlikte uyumlu varoluşunun sonucudur.

Bilinç, insanın ve dış dünyanın iki ayrı evren olduğu ve insanda olan “büyülü” bir özellik sayesinde ortaya çıkan bir yetenek değildir. Tüm canlılardaki gibi insanın da çevresiyle birlikte uyumlu varoluşunun sonucudur. Beyin ve sinir sistemimizin bu konuda çok büyük bir rol oynadığı doğrudur. Örneğin bir şempanzeyle bilincimizin bu kadar farklı olmasının en büyük sebeplerinden biri beyinlerimizin farklılıklarıdır. Fakat bu sadece yapbozun küçük bir parçasıdır. İnsan bilinci beynin ortaya çıkardığı ve nereden geldiği tam anlaşılamayan “mistik” bir olgu değil, insanın fiziksel, toplumsal ve diğer türlerden oluşan çevresiyle tekrarlayan etkileşimleri sonucu inşa edilen bir olgudur. Özellikle bu noktada vurgulanması gereken çevrenin önemidir.

Çevre, biyolojimizden gelen özelliklerin ortaya çıkabilmesi için bir arka plan etkisi oluşturmaktan çok daha öte, doğrudan bilinci belirleyen konumundadır. Bir benzetmeyle açıklarsak, çevre burada, bir paraşütün havadayken açılıp kendine özgün şeklini alması olayındaki gibi bir rol oynamaz. Paraşüt, çantasında özel bir şekilde katlı olarak dururken şekli, büyüklüğü, renkleri gibi her detayı önceden bellidir, çanta havadayken açıldığı zaman düşüşteki hava akımı onun sadece açılıp kendi özgün şeklini alabilmesinde bir rol oynar. Bilinç konusunda ise çevre böyle ikincil bir rol oynamaz, bilincin yani paraşütün şekli, büyüklüğü, renkleri gibi her özelliğinin doğrudan nasıl olacağını belirler.

Çevre, biyolojimizden gelen özelliklerin ortaya çıkabilmesi için bir arka plan etkisi oluşturmaktan çok daha öte, doğrudan bilinci belirleyen konumundadır.

Autopoiesis teorisi çok geniş bir kavram setine sahip. Bu sebeple bu yazıda onu ana hatlarıyla özetlemeye çalıştık. Teoriyi, Maturana ve Varela detaylı bir şekilde “Bilgi Ağacı” ismini verdikleri kitaplarında anlatıyorlar.

Bilinç, bilişsel bilimler ve hatta canlı biliminin birçok noktasında tüm paradigmayı baştan aşağı değiştiren bu teoriden hareketle özellikle toplumsal çevrenin insan bilincinin ortaya çıkmasındaki önemini daha iyi kavrayabiliyoruz. Ayrıca “özgür irade var mıdır?”, “sosyal hayvanlarda bencillik ve fedakarlık nasıl ortaya çıkar?”, “insan nedir?”, “insan benzeri zekaya sahip bir yapay zeka yapmak mümkün müdür ya da nasıl yapabiliriz?” gibi sorulara da yanıt bulabiliriz. Maturana ve Varela’nın da vurguladığı gibi, bu teorinin meyveleri, sadece bilişsel bilimlerde değil, bilimin birçok alanıyla birlikte toplumsal ve etik alanlarda da bizlere derin bir anlayış kazandıracak.

Kaynakça ve ileri okuma

Bateson, Gregory. (1972) Steps to an ecology of mind: Collected essays in anthropology, psychiatry, evolution, and epistemology. Chicago, IL: University of Chicago Press.

Biocyclopedia. En basit sinirsel organizasyon olan ışınsal sinir ağı. https:// biocyclopedia.com/index/general_zoology/evolution_of_nervous_systems.php (Erişim tarihi: 24/08/2024)

MacLean, C. (1977) The Wolf Children. Penguin Books.

Marvels of the universe: A popular work on the marvels of the heavens, the earth, plant life, animal life, the mighty deep. (1913). The Brown Hydra. 2 vols. London: Hutchinson & Co. (Publishers) Ltd. Page 264

Maturana H. ve Varela F. (1980) Bilgi Ağacı: İnsan Anlayışının Biyolojik Temelleri. Metis Yayınları: Bilim.

Singh, J. A. L., & R. M. Zingg. (1939) Wolf-Children and Feral Man. New York and London: Harper & Brothers Publishers.

Etiketler: bilinç, biyoloji
GazeteBilim 5 Mart 2025
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Önceki Yazı Cumhuriyet dönemi eğitim tarihi tezleri
Sonraki Yazı Nobel Minds 2024: Umut ve endişenin keskin çizgisi

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Dünyanın gerçek biyoçeşitliliği gözle görülmüyor: Mikrobiyal çeşitlilik

Bugün biyoçeşitliliği korumaya yönelik çalışmalar çoğunlukla gözle görülebilen canlı grupları üzerinde yoğunlaşsa da, ekosistemlerin sürdürülebilirliği için mikroorganizmalar da önemli rol…

Biyoloji
3 Haziran 2026

Hareket etmek beynin temizleme mekanizmasını tetikliyor!

Yeni bir araştırmaya göre, karın kaslarındaki hareketler beyne kadar ulaşabiliyor ve gün boyunca biriken atık maddelerin temizlenmesine yardımcı oluyor.

Biyoloji
1 Haziran 2026

Deniz salyangozları, harika renklerini derilerindeki kristallere borçlu!

Bilim insanları deniz salyangozlarının canlı renklerinin, gerçekten de derilerine gömülü binlerce küçük kristalden oluştuğunu biliyor.

Biyoloji
1 Mayıs 2026

Kolektif öğrenilmiş çaresizlik

Prof. Dr. Tayfun Uzbay ve Prof. Dr. Barış Erdoğan, psikolojinin kavramlarından “öğrenilmiş çaresizlik” teorisini toplumsal düzeye taşıdı.

Genel
16 Nisan 2026
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?