“Flörtöz Hayvanlar” adını verdiğim bu yazı dizisinde sizlere seçme ve seçilme mevzularıyla ilişkili, doğada gördüğümüz muhteşem çeşitliliğin belki de asıl kaynağı, bana göre “Her Şeyin Teorisi” olan Charles Darwin’in “Eşeysel Seçilim” teorisini anlatmak istiyorum.
Günün ilk ışıkları ufku boyarken, eğer şehir kalabalığının dışında bir yerlerdeyseniz, büyük olasılıkla horoz sesleriyle uyanırsınız. Horozlar sabahları sizi uyandırmak için öter. Kurulabilir saatlere kadar, erken öten horozları keserek saatlerimizi kurduk. Teknoloji ilerledikçe masa saatleri ortaya çıktığında, onların içine bile birer başı sallanan horoz figürü koyduk.
Sahi ya sevgili bilim severler, horozlar biz uyanalım diye yaratılmadığına göre, neden her sabah aynı saatlerde uzun uzun öterler?
Evcil tavuk türü (Gallus gallus) erkekleri oldukça karmaşık bir ötüşe sahiptir. Şarkısını, tekrarlanan alçak ve yüksek sesli çeşitli düzenlemelerle, tekrar eden notalar dizisi halinde söyler. Yumuşak bir “gugulu” sesiyle başlayıp net, yüksek bir “Kü-kü-kü-ruu-KöKü-kö-kuu-kü!” diye devam eder. Bu temsili Google’ın yapay zekâsı Bard ile birlikte oluşturduk, nasıl yaptığımızı yazının sonunda bulabilirsiniz.
Horozlar biz uyanalım diye yaratılmadığına göre, neden her sabah aynı saatlerde uzun uzun öterler?
Horozun bu ahenkli ötüşler ile amacı, avcılarına yerini belli edip yem olma riskine rağmen, dikkat çekmektir. Bölgesine gelen diğer horozlara burası benim bölgem der ve etraftaki dişilere çiftleşmeye hazır ve diğerlerinden iyi olduğu çağrısını yapar. Horozların derdi sizi güzel uykunuzdan uyandırmak değil, etrafındaki dişileri çiftleşmeye ikna etmektir. Sesinin ve şarkısının bu inişli çıkışlı melodileri doğa tarihi boyunca, dişilerin eş seçimleri sayesinde evrimleşmiştir. Ve sadece horozlar değil, doğadaki pek çok canlı türünde erkekler benzer kur davranışlarına sahiptir, genelde ideal olarak sabahları öterler, dans ederler, koku salar, dokunur ve ulurlar ve sabahın ilk ışıklarında güneş doğarken, doğa en erotik sahnelerine şahit olur.
Her Şeyin Teorisi
İşte “Flörtöz Hayvanlar” adını verdiğim bu yazı dizisinde sizlere bu seçme ve seçilme mevzularıyla ilişkili, doğada gördüğümüz muhteşem çeşitliliğin belki de asıl kaynağı, bana göre “Her Şeyin Teorisi” olan Charles Darwin’in “Eşeysel Seçilim” teorisini anlatmak istiyorum. Biyolojik evrim düşüncesi ve canlıların zaman içinde değişim ve uyumlarını anlatan doğa yasalarının varlığı Aristotales’ten (M.Ö. 384 –322) beri filozof ve doğa gözlemcilerinin kaçınılmaz olarak merceği altındaydı. M.Ö. ilk asırda yaşamış Romalı filozof Lucretius, “De Rerum Natura” (Varlıkların Doğası) adlı epik şiirinde çağlardan beri yalnızca kurnaz, kahraman veya sadece hızlı koşabilenlerin hayatta kaldığını anlatıyordu. Darwin’in dedesi Erasmus Darwin (1731-1802), “Zoonomia: Canlıların Bilimi” adlı eserinde, türlerin zaman içinde değiştiğini ve ortak atalardan türediğini, Buffon (1707-1788) canlıların çevresel etkileşimlerle evrildiğini öne sürdüler. Thomas Malthus (1766-1834) nüfusun besin kaynaklarına göre daha hızlı büyüdüğünden, hayatta kalanları ve kaybedenleri var olma çabası içinde bıraktığını fark etti. Ve nihayet Charles Darwin (1809-1882) uzun ve ayrıntılı gözlemleri ve bilimsel çalışmaları sayesinde evrim yasalarından en tanınanı “Doğal Seçilim” teorisini 1859’da “Türlerin Kökeni Üzerine” adlı meşhur eserinde ortaya attı. Görüldüğü üzere Darwin biyolojik evrim çerçevesinde yepyeni bir düşünce ortaya atmıyordu ama kuşkusuz gözlem ve derleme yeteneği sayesinde varlığı sezilen bir doğa yasasını ete kemiğe büründürüyor, işlevselliğini bilimsel veriyle sarsılmaz şekilde kanıtlıyordu.

Darwin’in az bilinen mücevheri
Türlerin Kökeni’nde ortaya çıkan Doğal Seçilim teorisi sonrasında yarattığı dalga ile sürekli konuşulmaya ve üzerinde çalışılmaya devam etti. Fakat Darwin’in bu eserindeki tek başarısı ve ortaya çıkan tek tartışma konusu doğal seçilimle evrim değildi. Yaklaşık beş yüz sayfalık kitabında, yalnızca 3 sayfa kadar anlattığı bir teorisi daha vardı ki, teorisinin önemini anlamamız yüz yıl kadar sürdü. O zamanlarda ise doğal seçilimi Darwin’den daha Darwinci savunanların doğruluğunu kabul etmediği bir teoriydi. Oysaki Darwin, bu teorisi üzerine Türlerin Kökeni’nden önce ve sırasında ve sonrasındaki 12 yıl boyunca uzun uzun çalışmış ve diğer büyük eseri “İnsanın Türeyişi ve Cinsiyetle İlgili Seçilim” kitabını 1871’de yayınlamıştır. İşte bu teori Darwin’in “Eşeysel Seçilim” teorisidir ve doğal seçilimin aksine eşeysel seçilim teorisinde daha önce pek kimsenin söylemediği şeyleri söyler:
Türlerin Kökeni Üzerine, Charles Darwin (1859) (İş Bankası Yayınları, 2022, çeviri Prof. Dr. Ergi D. Özsoy, Sayfa 111-112) Evcilleştirme sürecinde nasıl ki bir eşeyde bazı özellikler sıklıkla ortaya çıkıyor ve kalıtımsal olarak o eşeyde sabitleniyorsa bunun doğada aynı şekilde gerçekleşeceğine hiç kuşku yoktur. Bu nedenle, bazı durumlarda olduğu üzere, farklılık gösteren yaşam alışkanlıkları çerçevesinde her iki eşeyin doğal seçilimle değişime uğratılması olası hale gelmektedir ya da genellikle olduğu üzere, bir eşey diğeriyle ilişkilenmesi çerçevesinde değişime uğrayabilmektedir. Bu durum Eşeysel Seçilim adını vermiş olduğum şey hakkında birkaç kelime sarf etmemi zorunlu kılıyor. Bu seçilim biçimi organik varlıklar ya da dışsal koşullar bağlamında gerçekleşen bir var olma mücadelesini değil, bir eşeye ait bireyler -genellikle erkekler- arasında diğer eşeyi elde etmek için verilen mücadeleye bağlıdır. Sonuçta başarısız rakip ölmez ancak çok az yavru üretir ya da hiç üretemez…
Bugün hâlâ pek çoğumuzun Darwin deyince aklına ilk gelen doğal seçilim teorisi ile evrim ve Türlerin Kökeni’dir. Benim için ise Darwin deyince, eşeysel seçilim teorisini özellikle insan dâhil ayrı ayrı hayvan sınıflarında onlarca örnekle açıkladığı bu ikinci eseri İnsanın Türeyişi ve Cinsiyetle İlgili Seçilim’dir. Türlerin kökeninde yaptığı kısa girişi kuvvetle savunarak, erkek ve dişilerin farklı belirgin özelliklere sahip olmasını ve dahası insan ırkları arasındaki çeşitliliği eşeysel seçilime bağladığı kapsamlı bir eserdir. Darwin, doğal seçilimle karşılaştırıldığında, eşeysel seçilimin var olma mücadelesine değil, erkekler arasında dişilere ulaşma ve çiftleşmeye iknâ etme mücadelesine dayandığını öne sürmüştür. Dişiler için verilen bu mücadele hayvanlarda yaygın olarak bir dövüş şeklinde olabilir ya da kuşlarda olduğu gibi savaşın yerini şarkı söyleyip dans etmek alabilir.
Darwin, doğal seçilimle karşılaştırıldığında, eşeysel seçilimin var olma mücadelesine değil, erkekler arasında dişilere ulaşma ve çiftleşmeye iknâ etme mücadelesine dayandığını öne sürmüştür.
Darwin’e göre doğal seçilim hayatta kalma olasılığına, eşeysel seçilim ise üreme farklılığına dayanır. Doğal seçilim, bir türün bireyleri ile içinde yaşadıkları çevre arasında gerekli bir etkileşime bağlıyken, eşeysel seçilim bireylerin seçimleriyle yönlendirilir ve bunun insanlardaki çeşitliliğe yol açabileceğini söyler. Bugün eşeysel seçilim baskısı altında evrimleşen horoz sesleri, tavus kuşlarının devasa telekleri, cennet kuşlarının etkileyici dansı, fillerin hortumlarıyla yaptığı dokunuşlar veya ördeklerin labirent vajinaları gibi çiftleşmeyle bir şekilde ilişkili eşeysel özelliklerin en az doğal seçilim kadar çevreye bağlı ve en az doğal seçilim kadar türlerin çeşitliliği ve evriminde büyük rol oynadığı çok iyi biliyoruz.

Peki teori neden ortaya atıldıktan yaklaşık bir asır sonra nihayet bilim insanları tarafından araştırılmaya başlandı? Antropomorfik ve cinsiyetçi bakış açıları ve cinsel tabularımız doğayı ve evrimi daha erken anlamamıza engel mi oldu? Eşeysel seçilim teorisinin önemi ve ayrıntılarına dalmadan önce, bir sonraki yazımda bu soruları Darwin’in yaşadığı döneme gidip o zamanki tartışmalar çerçevesinde yanıtlayacağım. Lütfen sevgili okurlar, takipte kalın.


