Antarktika’daki derin bir körfez olan Ross Denizi içerisindeki Ross Adası’nda bulunan Erebus Yanardağı, Coğrafi Güney Kutbu’nun yaklaşık 1.350 kilometre uzağında dumanlar saçıyor. Yayımlanan bir araştırmaya göre Erebus, her gün yaklaşık 80 gram (2,8 ons) mikroskobik altın tozu dışarı atıyor ve bunu 1.000 kilometre kadar uzağa, belki de daha da ötesine dağıtıyor.
Michelle Starr
Çeviri: Binali Furkan Alper
GazeteBilim Yazı İşleri
Aslında bu faaliyetler aktif bir yanardağda bilinen ve beklenen çıktılardır. Fakat gezegenimizin en uzak ve donmuş uçlarındaki bir yanardağ biraz daha farklı bir düzende işliyor. Antarktika’daki derin bir körfez olan Ross Denizi içerisindeki Ross Adası’nda bulunan Erebus Yanardağı, Coğrafi Güney Kutbu’nun yaklaşık 1.350 kilometre uzağında dumanlar saçıyor. Dünyanın en güneyinde yer alan bu aktif yanardağ, daimi bir harlı lav gölüyle kaynıyor. Bilim insanları, yeraltı dünyasına açılan bu kapıdan sürekli olarak fışkıran gazın içerisinde kristal, elemental altına ait mikroskobik parçacıklar keşfettiler. Geophysical Research Letters dergisinde 1991 yılında yayımlanan bir araştırmaya göre Erebus, her gün yaklaşık 80 gram (2,8 ons) mikroskobik altın tozu dışarı atmakta ve bunu 1.000 kilometre kadar uzağa, belki de daha da ötesine dağıtmaktadır. Bugüne kadar, dünyada kristal yapılı elemental altın parçacıkları püskürttüğü bilinen tek yanardağdır.
Ancak asıl gizem, altının en başta magmadan nasıl kaçtığıdır. Aslında, volkanik emisyonlarda altın bulunması o kadar da olağandışı değildir. Hawaii’deki Kīlauea, İtalya’daki Etna, Alaska’daki Augustine ve Meksika’daki El Chichón’dan alınan örneklerde kimyasal olarak eser miktarda altın tespit edilmiştir. Daha sonraki teorik çalışmalar, altının sıcak volkanik akışkanlarda ve muhtemelen gazlarda da taşınabileceğini öne sürmüştür. Bu mantıklıdır. Bir volkan temel olarak Dünya kabuğunda, yerin derinliklerinden gelen erimiş materyalin yukarıya doğru köpürerek çıktığı bir deliktir. Bakır, gümüş, cıva, arsenik, selenyum ve kükürt gibi birçok element, altının yanı sıra, muhteşem ve kelimenin tam anlamıyla bir erime potasında bir araya atılır ve burada bileşikler oluşturmak üzere diğer elementlerle birleşebilirler.
Buradan itibaren altın, bir çaydanlıktaki su gibi buharlaşmaz. Nitekim saf altının kaynama noktası volkanik sıcaklıklardan çok daha yüksektir. Bunun yerine sıcak volkanik gazlarda bulunabilen uçucu, klor veya kükürt içeren bileşiklere tutunarak taşındığı düşünülmektedir. Ancak ABD’deki New Mexico Madencilik ve Teknoloji Enstitüsü’nden jeokimyacı Kimberly Meeker liderliğindeki bir ekibe göre, Erebus’taki altın başka hiçbir volkanda görülmeyen bir şey yapıyor. Erebus Dağı’nın emisyonlarına yönelik araştırmalarının bir parçası olarak araştırmacılar, volkanik kraterin etrafındaki kardan, lav gölünden yükselen gaz bulutundan ve volkandan 1.000 kilometre uzağa kadar Antarktika troposferinden örnekler topladılar. Her üç örnek setinde de mikron ölçeğinde saf altın parçacıkları buldular. Bir elektron mikroskobu altında bu parçacıklar, düzensiz zerrecikler olmak yerine, bazıları yaklaşık 60 mikrometre genişliğe varan karmaşık, çok yüzeyli, neredeyse kusursuz geometrik kristaller olarak göründü.
Tahmin edilen 80 gramlık günlük çıktı, aslında diğer bazı volkanlar için rapor edilenden biraz daha düşüktü. O dönemdeki mevcut ölçümlere göre Kīlauea’nın günde tahmini 500 ila 800 gram altın püskürttüğü, Etna için yapılan tahminlerin ise 2,4 kilograma kadar ulaştığı belirtilmişti. Ancak Erebus’ta, altının, volkanik emisyonlar içerisinde onu tutan bileşiklerden ayrışmasına olanak tanıyan benzersiz bir durum söz konusudur.
Araştırmacıların öne sürdüğü modellerden biri, altının lavdan uçucu klor içeren bileşikler içinde taşındığı yönündedir. Gazlar soğudukça altın, nihayetinde Antarktika buzunun üzerine yerleşmeden önce bu bileşiklerden kristalleşerek ayrışır. Bu modelle ilgili bir zorluk, gazın çok az altın içermesidir; bu koşullar altında, kusursuz biçimli kristallerin havada kendiliğinden çekirdeklenmesi oldukça zordur.
Araştırma ekibinin bir üyesi olan, New Mexico Madencilik ve Teknoloji Enstitüsü’nden Philip Kyle tarafından daha sonra öne sürülen başka bir senaryo ise altının, yükselen gazlar tarafından yukarı taşınmadan önce lav gölünün yüzeyindeki bir kabukta daha kademeli olarak oluştuğu yönündedir.
Ne var ki bu keşfin üzerinden 30 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen elimizde halen kesin bir yanıt bulunmuyor.
Kaynakça:
Starr, M. (2026, 29 Haziran). There’s a volcano in Antarctica spewing gold crystals into the atmosphere. ScienceAlert. https://www.sciencealert.com/the-worlds-southernmost-active-volcano-is-spewing-out-gold-every-day

