İngiliz Antarktik Araştırmaları (BAS) liderliğindeki uluslararası bir araştırma ekibi, Antarktika çevresindeki buzul kopmalarının nasıl güçlü sualtı tsunamilerini tetiklediğini keşfetmek üzere çalışmalara başlıyor.
Binali Furkan Alper
GazeteBilim Yazı İşleri
Buzdağlarının buzul cepheleri koparak okyanusa düştüğünde güçlü sualtı tsunamileri oluşturabilirler. Genellikle birkaç metre yüksekliğe ulaşan bu gizli dalgalar okyanus katmanlarının birbirine karıştırarak farklı derinliklerdeki ısı, oksijen ve besin değerlerinin yerlerini değiştirmektedir. Bu süreç bölgenin deniz hayatında ve iklim dengesinde önemli rol oynamaktadır.
Eskiden okyanustaki bu karışımın ana kaynağının öncelikle rüzgâr, gelgit ve okyanus yüzeyindeki ısı kaybı olduğu varsayılıyordu. Ancak yeni veriler, sualtı tsunamilerinin kutup denizlerinde sanılandan çok daha etkili olduğunu ortaya koydu. Bu dalgalar bazı yerlerde rüzgâr ile eş değer etkiye sahip olurken ısının okyanus içinde yeniden dağıtılmasında ise gelgitlerden daha büyük bir etki yaratıyor.
Yeni keşfedilen bu fenomen, BAS’ın önceki araştırma gemisi RRS James Clark Ross’taki araştırmacıların bir Antarktika seferi sırasında tamamen tesadüfen yaptığı gözlemlerle gün yüzüne çıktı. Araştırmacılar, bir buzul kopması olayı sırasında, öncesi ve sonrasında okyanus verilerini toplarken bu durumu fark ettiler. Bilim insanları şimdi ise sualtı tsunamileri hakkında daha derinlemesine bilgi edinmek üzere Antarktika Yarımadası’ndaki Rothera Araştırma İstasyonu’nda ve Birleşik Krallık’ın kutup araştırma gemisi RRS Sir David Attenborough’da çalışmalarını sürdürüyor.
Araştırmaya liderlik eden BAS okyanus bilimcisi Profesör Michael Meredith şöyle aktardı:
“Sualtı tsunamilerinin oluşum nedenlerini, işleyiş mekanizmalarını ve etkilerini anlamayı hedefliyoruz. -Farklı buzul kopma tipleri tsunamide farklılık yaratır mı? Mevsimlere özgü koşullar tsunamilerin formunu değiştirir mi? Bu karışım sürecinin kutup iklimi ve ekosistemleri üzerinde etkileri nelerdir?”
Araştırmacılar uydular, dronlar ve sualtı robotları aracılığıyla, gidilmesi riskli olan buzul bölgelerinden veri toplayacak. Uydu verilerini analiz etmek için derin öğrenme algoritmaları geliştirip uygulayacak olan araştırmacılar, bu tsunamilerin nasıl oluştuğunu ve yayıldığını bilgisayar simülasyonları ile modelleyecek. Bu çalışmalar sonucunda okyanus sıcaklığı, besin maddeleri ve deniz üretkenliği üzerindeki şiddetli karışım dalgalarının etkileri değerlendirilecek. Zira bu unsurların tamamı, iklimimiz ve ekosistemlerimiz için hayati önem taşıyor.
Halihazırda Rothera Araştırma İstasyonu’nda bulunan ve otonom bir sualtı aracı ile Sheldon Buzulu’nun ön kısmında çalışmalar yürüten BAS bünyesinde okyanus karışımları üzerine çalışan oşinograf Dr. Alexander Brearley şöyle aktardı:
“Ekip olark münferit buzul kopma olaylarını ve bunların tetiklediği tsunamilerin okyanus üzerindeki etkilerini benzersiz bir çözünürlük ve ayrıntıyla anlamak için hava kara ve deniz teknolojilerini kullanıyoruz. Bu süreçte buzulun ön kısmından anlık yüksek çözünürlüklü görüntüler alıyor, özel ölçüm cihazları ile donatılmış okyanus şamandıraları ile oluşan her bir dalgayı analiz ediyor ve otonom sualtı araçlarıyla bu tsunamilerin fiziksel ve biyolojik sonuçlarını kayıt altına alıyoruz.”
Sualtı tsunamileri ve sebep oldukları karışım süreci, sadece Güney Okyanusu için değil, dünya genelinde de önemli sonuçlar doğurabilir. Artan okyanus karışımı, derinlerindeki daha sıcak suyun yüzeye doğru çekilmesine neden olarak Antarktika Buz Levhası’nın erimesini hızlandırabilir. Bu da küresel deniz seviyelerinin yükselmesiyle sonuçlanabilir. Ayrıca bu süreç, okyanustaki besin maddelerinin dağılımını değiştirerek denizlerin otu olarak nitelendirilen fitoplanktonların gelişimini etkileyebilir. Bu durum okyanus besin zincirinin geri kalan üzerinde de zincirleme etki yaratabilir.
BAS’tan kimyasal oşinograf Prof. Kate Hendry şöyle aktardı:
“Antarktika, yeryüzündeki en gizemli noktalardan biri ve biz burada gezegenimize yön veren gizli süreçleri gün yüzüne çıkarmaya devam ediyoruz. Bu çalışmanın hayati önemi, Antarktika’da her şeyin birbiri ile temas halinde olmasından kaynaklanıyor: Buz, okyanus, atmosfer… Bu bağlar, kendi evimizin eşiğine kadar ulaşıyor. Bugün şahit olduğumuz deniz seviyesindeki yükselmeler ve sapa hava durumu düzenleri aslında hayatımızın tam kalbinde rol oynayan Antarktika süreçleridir.”
Geleceğe yönelik temel bir mesele ise günümüzdeki iklim ısınmalarının, buzulların kopması ve tsunami olaylarının gerçekleşme sıklığı ve şiddetini nasıl değişeceğini anlamaktır. Bu fenomenin daha iyi anlaşılması sayesinde araştırmacılar, gelecekteki iklim değişikliklerini tahmin eden okyanus modellerini daha hassas hale getireceklerdir.

