Yeşil Bilim’in XVII. yüzyıldan itibaren gelişmiş ve yerleşmiş bulunan mevcut bilim anlayışının yerini alabilmesi için yapılması gerekenler var.
Dünya’da koşullar her geçen gün daha da kötüye gidiyor… Ozon tabakası delindi; buzullar eriyor; okyanuslar ve denizler kirleniyor; tatlı su rezervi azalıyor; tarım alanları imara açılıyor; ormanlar yanıyor veya kesiliyor; salgın hastalıklar artıyor…
Büyük bir felakete doğru sürükleniyoruz!
Bütün bunların sorumlusu kim?
Elbette, insanlar…
İnsanların “buradan başka bir Dünya’da yerleşme ve yaşama şanslarının çok düşük ve çok pahalı olduğu” hususunda ikna edilmeleri gerekiyor, ama nasıl?
Bana göre bu gidişin durdurulabilmesi için iki ilkenin benimsenmesi gerekiyor:
Ahlâkî İlke: İnsan düşüncesi ve davranışı, Yeryüzü’ndeki bütün varlıkların yararına olacak biçimde düzenlenmelidir.
Bilimsel İlke: Bilimsel ve teknolojik araştırmalarda amaç değişmelidir.
Acaba “Yeşil Bilim” bu gidişi durdurabilir mi?
Bu sorunun yanıtını verebilmek için öncelikle “Yeşil Bilim”i tanımlamak gerekiyor: Yeşil Bilim, Dünya’yı havasıyla, suyuyla, toprağıyla ve bitkileriyle, hayvanlarıyla, insanlarıyla yeniden yaşanılabilir bir Cennet kılmak için gerekli bütün bilgi ve becerileri geliştirmeyi ve uygulamayı hedefleyen bir bilimdir.
Elbette, Yeşil Bilim’in XVII. yüzyıldan itibaren gelişmiş ve yerleşmiş bulunan mevcut bilim anlayışının yerini alabilmesi için yapılması gerekenler vardır.
Öncelikle bütün toplumlarda, Dünya’nın üzerinde bulunan canlı ve cansız bütün varlıkların insanların meşru olmayan eylemlerinden korunması gerektiği konusunda derin bir bilinç uyandırılması gerekmektedir.
Bunun için sözel ve görsel uyaranlar (romanlar, filmler vs.) çoğaltılmalı ve kamuoyunun dikkati bu türden eserlere çevrilmelidir; ancak bilinç tek başına yetmez, çünkü devletlerin ve şirketlerin bu konuda ikna edilebilmeleri, sonunda kazanacakları açık çıkarların gösterilmesi ile mümkündür!

İyi de, bu çıkarlar neler olabilir?
Devletler veya bir tek Dünya Devleti, egemenlik alanlarını bütün varlıklar için yaşanılır ve doğal halleriyle korunabilir kılmak mecburiyetindedir; onun için önlemler alır, ahlâkî hükümler koyar ve hukukî yasalar çıkarır. Bütün insanların bunlara uymasını sağlar.
Şirketler ise, bu defa Dünya’ya hiçbir şekilde zarar vermeden ve hatta yarar sağlamak maksadıyla emtia üretmeye ikna edilir.
Üretim şu mantığa göre gerçekleştirilir:
1. Ürün, hiçbir çevresel zarara yol açmadan üretilir.
2. Çevresel yarara yol açacak ürünlerin üretilmesi, devletler ve toplumlar tarafından teşvik edilir.
Yeşil Bilim, bu çerçevede Dünya’yı ve hepsinden de önemlisi onu yok etmeye kararlı görünen İnsan’ı değiştirebilir.
Dikkat edilecek olursa görülür ki burada talep edilen değişiklik, bilimin yöntemi ile değil, amacı ile ilgilidir. “Eski Bilim”, insan yararına (veya zararına) olacak her tür araştırmaya cevaz verirken, Yeşil Bilim, bütün dünyevî varlıkların yararına olacak araştırmaları teşvik edecektir.
Bugün geldiğimiz noktada bir kısıtlama olarak değerlendirilebilecek bu amaç değişimi hayatîdir ve “düşünme özgürlüğü”nün sona erdirilmesi olarak yorumlanamaz, çünkü insan ne türdeşlerine ne de Dünya’da birlikte var olduğu canlı ve cansız varlıklara zarar verme özgürlüğüne sahiptir.
Bilimler ve elbette bunlarla yakından irtibatlı olan Teknikler, bu amaç kapsamında yeniden örgütlendiklerinde ve koşulsuz bir şekilde uygulandıklarında Dünya yeniden Cennet’e dönebilecektir.
Aksi takdirde akıbet fenadır!

