Uzaylıların var olduğuna sizi ne ikna ederdi? Bu soru geçtiğimiz günlerde Kaliforniya’daki Stanford Üniversitesi’nde düzenlenen astrobiyoloji konulu bir konferansta gündeme geldi.
Samuel Levin
Çeviren: Okan Nurettin Okur
Birkaç fikir ortaya atıldı: bir gezegenin atmosferindeki olağandışı gazlar, yüzeyindeki garip ısı gradyanları. Ancak hiçbiri ikna edici gelmedi. Sonunda bir çözüm önerildi: Bir fotoğraf. Araştırmacılardan oluşan dinleyici kitlesinden kahkahalar yükseldi, evet, bir uzaylının fotoğrafı ikna edici bir kanıt, yalnız olmadığımızın kutsal kase kanıtı olabilirdi.
Fakat bir fotoğraf neden bu kadar ikna edici olsun ki? Yaşama dair izler, kanıtlar nelerdir? Cevap, dünya dışı varlıkları arayışımızla ve bulmayı bekleyebileceğimiz şeylerle ilgilidir.
Astrobiyoloji (diğer gezegenlerdeki yaşamın araştırılması) biyoloji, kimya ve astronominin bir alt disiplini olmaktan çıkıp, dünyanın dört bir yanındaki en iyi kurumlardan araştırmacıları ve hem NASA’dan hem de özel fon sağlayıcılardan büyük miktarlarda fon alan, önde gelen disiplinler arası bir alan haline geldi. Ancak astrobiyologların aradığı şey tam olarak nedir? Şampanyayı patlatmanın zamanının geldiğini nasıl anlayacağız?
Yaşamı yaşam olmayandan ayıran şeylerden biri karmaşık yapılarıdır. En basit bakterilerden büyük kızılağaçlara kadar canlılar, organizmanın işlevini yerine getirmesi için birlikte çalışan çok sayıda karmaşık parçaya sahiptir. Ellerinizi, kalbinizi, dalağınızı, mitokondrilerinizi, kirpiklerinizi, nöronlarınızı, ayak tırnaklarınızı düşünün. Hepsi de yön bulmanıza, yemek yemenize, düşünmenize ve hayatta kalmanıza yardımcı olmak için senkronize bir şekilde işbirliği yapar. En güzel doğal kaya oluşumları, tek bir bakteri hücresinin bölünmesine ve çoğalmasına yardımcı olmak için koordine olan sayısız parçasının küçük bir kısmından bile yoksundur.
Ayrıca canlılar, toprak ve rüzgârın aksine, bir şeyler yapmaya çalışırlar. Yemek, büyümek, hayatta kalmak, üremek. Bir sincabın bir daldan diğerine atlaması ya da bir bitkinin Güneş’e doğru uzanması ve topraktaki besinleri emmesi. Canlılar yalnızca çok sayıda karmaşık parçaya sahip olmakla kalmaz, aynı zamanda tüm bu parçaların ortak bir amacı vardır: hayatta kalmak ve üremek. Uyarlanmışlık olarak da bilinen bu karmaşık yapı ve belirgin amaç kombinasyonu yaşamı tanımlar. Bir uzaylının fotoğrafına baktığımızda, bizi harekete geçirecek olan şey tam da bu uyarlanmışlıktır. Hayal kırıklığı yaratan bir taş yığını ile heyecan verici bir uzaylı arasındaki farkı açıkça görebiliriz. Bu iyi haber, çünkü böyle bir organik yapıyı elde etmenin tek bir yolu vardır: Doğal seçilim.
Doğal seçilim, üç özelliğe sahip olduğunuzda meydana gelir: varyasyon, kalıtım ve uyum başarısı. Örneğin, varsaydığımız Glipgloop’ların (hayali bir tür) bazılarının göz sapları diğerlerinden daha uzundur (varyasyon). Uzun göz saplı Glipgloop’ların uzun göz saplı bebekleri olur (varyasyonun kalıtımı) ve uzun göz saplı Glipgloop’lar dışarıyı daha iyi görebilir, bu nedenle daha fazla bebek sahibi olurlar (bu varyasyonla bağlantılı başarı). Sonuç olarak Glipgloop’lar zaman içinde uzun göz saplarına sahip olacak şekilde evrimleşir.
Bu, doğadaki görünür yapının üretildiği bir süreçtir. Her nesilde, her anda, daha iyi üreme ile bağlantılı özelliklere sahip bireyler seçilmektedir. Sonuç olarak, zaman içinde popülasyonlar üreme amacıyla tasarlanmış görünen bireylerden oluşur. Tam da seçilim kriteri her zaman aynı olduğu için organizma gelişebilir. Her adımda farklı bir plan kullanılarak inşa edilen bir araba düşünün. Muhtemelen bir araba elde edemezdiniz. Doğal seçilimin değişmez ilkesi (genlerin gelecek nesillere katkısı) organizmanın bir tasarımcı olmadan ortaya çıkmasını sağlar.
Aslında, seçilim kriteri o kadar tutarlıdır ki, bir organizma gelecek nesillere gen katkısı yapmaktan başka bir şey için tasarlanamaz. Bu yüzden türlerinin iyiliği için fedakarlık yapan organizmalara rastlayamayız. Genel olarak organizmalar bencildir (başkaları pahasına kendini çoğaltmak genleri aktarmak için harika bir yoldur). Doğada bazen fedakârlık ve işbirliği görürüz ancak bu sadece işbirliğinin faydaları size geri döndüğünde veya fedakârlık akrabalara fayda sağladığında söz konusu olur. Akrabalar genleri paylaşır, bu nedenle bir arı, her biri arının genlerinin yarısını taşıyan 100 kız kardeş daha üreteceği anlamına geliyorsa, kraliçe (annesi) için fedakarlık yapabilir. Hangi özelliklerin daha fazla gene yol açacağı ve tam olarak ne zaman ve ne kadar fedakârlık yapılacağına dair hesaplar kesin ve katıdır. Bu nedenle evrimsel biyologlar, bir kuşun yuvasında kaç yardımcıya izin vermesi gerektiğini ve eşek arılarının kardeşlerini ne sıklıkla yamyamlaştırması gerektiğini doğru bir şekilde tahmin eden matematiksel modeller yapabilirler. Ancak doğal seçilimin bu algoritmik katılığı astrobiyologlar için de kullanışlıdır.
Yaşam, görünürdeki şekliyle ihtişamlıdır. Bir tasarımcı olmadan bu ihtişamı elde etmenin tek yolu doğal seçilimdir. Bu nedenle uzaylılar doğal seçilimin ürünü olmalıdır ve doğal seçilim belirli kuralları izler. Dolayısıyla astrobiyologlar doğal seçilim teorisini ve evrim matematiğini kullanarak uzaylılar hakkında tahminde bulunabilirler.
İstisnalar var mı? Doğal seçilim olmadan karmaşık yaşamı, hatta bakteri kadar basit bir şeyi bile elde edemeyiz. Postorganik, bilgisayar tabanlı bir uzaylı bile nihayetinde doğal seçilimin bir ürünü olacaktır. Ama sınırda bir durum düşünelim. Yabancı bir gezegende çoğalan moleküllerden oluşan bir koleksiyon hayal edin. Bu kopyalayıcılar kendilerinin kopyalarını yapsalar (kalıtım), ancak her seferinde mükemmel bir şekilde kopyalasalar (varyasyon veya farklı başarı yok), doğal seçilim elde edemezsiniz.
Böyle bir hayat olur muydu? Belki, ama pek heyecan verici olmazdı. Birincisi, çeşitlilik olmadan moleküller asla değişemez, daha uyumlu hale gelemez ya da daha ilginç veya karmaşık bir şeye dönüşemez. Uzak bir gezegende bakteri ya da ayı bulmak, evrenin her şekil ve boyutta yaşamla dolu olabileceğini düşündürür. Bu çoğalıcılar ise hiçbir şey göstermez. Daha da sorunlu olanı, varlıkları muhtemelen geçici olacaktır. Doğal seçilim olmadan, gezegenlerindeki değişikliklerle başa çıkamayacaklar ve böylece biz onları bulamadan yok olacaklardır. Bu da bizi, Dünya’da kullandığımız evrimsel araçların aynısını başka yerlerdeki yaşam hakkında tahminlerde bulunmak için kullanmak üzere serbest bırakır.
Astrobiyoloji alanındaki önceki çalışmalar, Dünya’da olanlardan yola çıkarak tahminlerde bulunmuş, bu da görüşümüzü diğer gezegenlerde geçerli olmayacak DNA veya karbon temelli yaşam gibi belirli özelliklerle sınırlandırmıştır. Öte yandan doğal seçilim evrenseldir. DNA’ya (unutmayın, Charles Darwin genler hakkında hiçbir şey bilmiyordu), karbon kimyasına ya da suyun varlığına bağlı değildir. İnanılmaz derecede basittir (sadece birkaç bileşen gerektirir) ve yaşamı oluşturmanın tek yoludur.
Görünüşe göre çevrelerine uyacak şekilde tasarlanmış varlıkları gösteren o değerli fotoğrafın zihinsel bir görüntüsü oluşmaya başlıyor. Uzaylının gözleri ya da uzuvları olup olmayacağını ya da yeşil olup olmayacağını söyleyemeyiz. Bu iyi bir evrim teorisinin yapabileceği türden bir öngörü değildir. Ancak doğal seçilim bize formlarının, hedeflerinin ve evrimsel yollarının kısıtlı olduğunu söyler.
Bir uzaylıyı nasıl tanıyabiliriz? Her bir alt seviyenin çıkarlarının üst seviyelerdeki bileşenlerle uyumlu olduğu bir varlıklar hiyerarşisi içerecektir. Kafamızda canlandırdığımız fotoğrafta, çeşitli parçaların karşılıklı bağımlılık içinde çeşitli görevlerde uzmanlaştığı bir işbölümü görürüz.
Evrim teorisini astrobiyolojik araştırmalara dahil etme işi daha yeni başlıyor. Darwin bize uzaylılar hakkında başka neler söyleyebilir? Muhtemelen oldukça fazla şey.
Kaynak:
https://aeon.co/ideas/proof-of-life-how-would-we-recognise-an-alien-if-we-saw-one (son erişim tarihi: 27.08.2024).

