Ticari uzay uçuşlarının rutin hale gelmesi ve insanlığın Ay ile Mars gibi uzun süreli görevlere yönelmesiyle birlikte, uzayda insan üremesi konusu teorik bir bilim kurgu senaryosu olmaktan çıkıp acil ve pratik bir endişe kaynağına dönüşmüştür.
Binali Furkan Alper
GazeteBilim Yazı İşleri
Yirminci yüzyılın ikinci yarısı, insanlık tarihindeki dönüm noktalarına ve bilimin sınırlarını yeniden tanımlayan iki başarıya tanıklık etmiştir. Bu yıllar hem insanlığın Ay’a ilk kez ayak bastığı hem de in vitro fertilizasyon (IVF) yani tüp bebek yoluyla insan döllenmesinin ilk gerçekleştiği tarihler olmuştur. Bu iki dönüm noktası, o dönemde birbirinden bağımsız bilimsel gelişmeler olarak görülse de, günümüzde insanlığın geleceği için kaçınılmaz bir kesişim noktasında buluşmaktadır. Biri fiziksel uzayın sınırlarını zorlarken, diğeri insan üremesinin biyolojik potansiyelini yeniden tanımlamıştır. Günümüzde ise Ay ve Mars’ta kalıcı yerleşimler hayalden ticari bir hırsa dönüşürken bu iki alanın birleşimi çözüm bekleyen pratik ve yaşamsal bir sorun oluşturmuştur.
Reproductive BioMedicine Online dergisinde yayımlanan ve alanında uzman bilim insanları tarafından hazırlanan bir rapora göre, uzay ortamının içerdiği yüksek doz kozmik radyasyon, mikro yerçekimi ve sirkadiyen ritim bozuklukları, insan biyolojisi ve özellikle üreme fizyolojisi için temelden düşmanca bir ortam oluşturmaktadır.
İnsan vücudu milyonlarca yıllık evrimsel süreç boyunca dünyanın sunduğu çevresel koşullara uyum sağlamıştır. Bu nedenle uzay, insan biyolojisi ve fizyolojisi için uyumsuz bir ortam olarak tanımlanmaktadır. Raporda uzmanlar insanlı uzay uçuşu görevlerinin hem mesafesi hem de süresi uzadıkça uzayın tehlikelerinin doğurganlık, gamet sağlığı ve embriyonik gelişim için artan riskler oluşturduğunu söylüyorlar. Klinik embriyolog, Uluslararası Tüp Bebek Girişimi direktörü ve raporun başyazarı Giles Palmer “şu anda uzayda üremeyi savunmasak da Ay görevlerine ve Mars keşiflerine ilgi arttıkça doğurganlık risklerine hazırlanmak önceliklidir” diye konuşuyor. Uzayda üreme uzak bir olasılık olsa da ortaya çıkabilecek biyolojik ve etik tehlikeleri ele almak için planlamaya ihtiyaç vardır.
Yapılan araştırmada temel boşlukların arasında görev sırasında yanlışlıkla erken gebeliğin yönetimi, radyasyon ve mikro yerçekiminden kaynaklanan doğurganlık etkilerinin değerlendirilmesi ve dünya dışı ortamlarda üreme hakkındaki etik sınırların tanımlanması yer alıyor.
Geçmiş görevlerden elde edilen sınırlı laboratuvar ve insan verilerinden yararlanan rapor, uzayı sağlıklı üreme süreçleri için düşmanca bir ortam olarak tanımlıyor. Bilinen olumsuz faktörler arasında değişen yerçekimi, kozmik radyasyona maruz kalma ve sirkadiyen ritimlerin bozulması yer almaktadır.
Hayvan çalışmaları kısa süreli radyasyona maruz kalmanın kadın menstürasyon döngülerini bozabileceğini ve kanser riskini arttırabileceğini gösteriyor. Ancak inceleme daha uzun görevlerde olan erkek ve kadın astronotlar için güvenilir verilerin yetersiz olduğunu ifade ediyor. Çalışma üreme dokularının özellikle DNA hasarına karşı savunmasız olduğunu ve uzun görevler sırasında kümülatif radyasyona maruz kalmanın erkek üremesi üzerindeki etkisini ticari ve uzun süreli görevler yaygınlaşmadan önce ele alınması gereken kritik bir veri eksikliği olarak tanımlıyor.
Tüp bebek uzayda işe yarar mı?
Şimdiye kadar hiçbir insan uzayda hamile kalmadı veya doğum yapmadı ancak yine de çalışma otomatikleştirilmiş dölleme ve kriyoprezervayon (dondurarak saklama) teknolojilerinin uzay tabanlı üreme araştırmaları ve uygulamalarının operasyonel talepleriyle örtüşebileceğini belirtmektedir. Palmer “Yardımcı üreme teknolojilerindeki gelişmeler genellikle ekstrem veya marjinal koşullardan doğar ancak hızla bunların ötesine yayılır” diyor. Günümüzde kullanılan yardımcı üreme teknolojisi biyolojik olarak üremenin mümkün olduğu ancak çevresel faktörler, sağlık, zamanlama veya sosyal koşullar tarafından yapısal olarak kısıtlandığı durumlarda kullanılır ve dünya üzerinde yaygın olarak bu teknoloji mevcuttur. Ayrıca yardımcı üreme teknolojisi yüksek bir transfer edilebilirliğe sahiptir.
Rapor, döllenmenin mekaniğinin ötesine geçen etik soruları da gündeme getiriyor. Bu konuda bazı politikalar ortaya çıksa da kabul edilebilir sınırlar doğrultusunda henüz küresel bir fikir birliğinin olmadığı belirtiliyor.
Palmer’e göre uzayda in vitro fertilizasyon teknolojileri artık tamamen spekülatif değil, mevcut kabiliyetlerin öngörülebilir bir uzantısıdır. Gamet saklama, embriyo kültürü ve genetik tarama artık gelişmiş, taşınabilir ve giderek artan oranda otomotize edilmiştir. Bu da etik ve güvenlik çerçeveleri oluşturulduğu takdirde onları dünya dışı ortamlarla teknik olarak uyumlu hale getirebilmektedir.
Bu konu bünyesindeki standartlar üzerinde erken bir uzlaşma sağlanmazsa ticari aktörler ve hükümet otoriterleri uzayda üreme ile ilgili faaliyetlere geri döndürülmesi veya kontrol edilmesi zor yollarla devam edebilir. NASA’dan araştırmacı Dr. Fathi Krouia “insan varlığı dünyanın ötesine genişledikçe üreme sağlığının uzay politikasında artık bir kör nokta olarak kalamayacağını” vurgularken kritik bilgi açıklarını kapatmak ve insanlığın dünya ötesinde sürdürülebilir bir yaşama doğru ilerlemesi için hem profesyonel hem de sivil astronotları koruyan etik kılavuzlar oluşturmak adına uluslararası bir iş birliği çağrısında bulunuyor.
Kaynaklar:
https://gizmodo.com/were-nowhere-near-ready-to-make-babies-in-space-experts-warn-2000717455

