Deniz seviyesinin 4000 metre altında bilim insanları dikkat çekici “kara oksijen”i keşfetti. Peki Bu madde tüm enerji problemlerimizi çözebilir mi?
Darren Orf
Çeviren: Sena Kaplan
Clarion-Clipperton Alanı etrafında saçılmış olarak bulunan polimetalik nodüller, insanlığın yeşil enerjiye geçişini sağlayabilecek kaynaklar arayışında olan maden şirketleri için bu patates büyüklüğündeki maddeler tam bir ödül niteliğinde. Bu nodülleri analiz eden yeni bir çalışmaya göre bu taş öbekleri ışığın ulaşamadığı deniz seviyesinin 4000 altında “kara oksijen” adlı bir maddeyi oluşturabiliyorlar. Bu keşif yaşamın Dünya’da nasıl başladığını anlayışımızı altüst edebilirken aynı zamanda okyanuslarin derinlikleri hakkındaki bilgimizin ne kadar az olduğunu ve derin su araştırmaları hakkındaki müzakereleri de karmaşıklaştıyor.
Hawaii ve Meksika’nın kuzey kıyıları arasındaki Clarion ve Clipperton kırılma bölgelerinin ortasında bulunan 4.5 milyon kilometre kare alanlık bir abisal ova olan Pasifik Okyanusu’nda Clarion-Clipperton Alanı bulunuyor. Bu alan üzerindeki okyanus çok çeşitli deniz yaşamıyla dolu bir ekosisteme sahip olsa bile Clarion-Clipperton Alanı fazlasıyla içerdiği patates büyüklüğündeki polimetalik nodülleriyle biliniyor. Muhtemelen trilyonlarcası olan bu taşlar nikel, mangan, bakır, çinko ve kobalt deposu. Bahsedilen bu metaller yeşil enerjili bir gelecek için kullanılacak kaynaklar arasında olabilir. Bu şekilde bahsedildikleri için bazı madencilik şirketleri bu nodüllere “taş içindeki pil” diyorlar.
Buna rağmen bu nodüllerin sadece elektrikli arabalar için değerli birkaç maden yığını olamayabileceğini aynı zamanda, deniz seviyesinin 4000 metre altında güneş ışınlarının ulaşamadığı bir derinlikte oksijen ürettiğini gösteriyor. Bu beklenmeyen “kara oksijen” kaynağı, CCA’da bulunan nodüllerin amaçlarını yeniden tanımlıyor. Bu taşlar bizim gezegenimizde yaşamın nasıl başladığı konusundaki ve Güneş Sistemindeki Enceladus ve Europa gibi diğer uzay cisimlerindeki muhtemel yaşamı anlamadaki anlayışımızı yeniden değiştirebilir. Bu araştırmanın sonuçları Nature Geoscience adlı dergide yayımlandı.
İskoç Deniz Bilimi Birliği’den (Scottish Association for Marine Science) derin deniz ekolojisti ve araştırmanın başyazarı Andrew Sweetman, “Areobik yaşamın bir gezegende başlaması için oksijen gerekiyor ve bizim anlayışımıza göre Dünya’nın oksijen ikmali fotosentetik organizmalarla başladı. Ama şu an ışığın bulunmadığı derin denizde oksijen üretildiğini biliyoruz. Bu yüzden “Aerobik yaşam nerede başlamış olabilir?” gibi sorulara yeniden dönmemiz gerektiğini düşünüyorum.”dedi.
Bu keşfe doğru yolculuk, on yıl öncesinde Sweetman’nin okyanusların dibine doğru oksijen seviyelerinin nasıl azaldığını analiz etmesiyle başladı. 2013 yılında CCK’de sensörlerin oksijen seviyelerinin arttığını tespit etmesiyle bir sürprize uğradılar. Sweetman bu veriyi sensörlerin yanlış algıladığını düşünerek ciddiye almadı. Ama bundan sonraki çalışmalar abisal ovanın bir şekilde oksijen ürettiğini gözlemlediler. Sweetman, nodüllere affedilen “taş içindeki pil” görüşüne dikkat ederek nodüllerin tıpkı bir “jeopil” gibi davranıp içeriğinde bulunan minerallerin deniz suyunu elektroliz ederek suyu hidrojene ve oksijene ayırabileceğini düşündü.
2023’te yayımlanan bir araştırmaya göre bazı bakteri ve arkeler “kara oksijen” üretebiliyorlar. Bu çalışmadan yol alarak Sweetman ve ekibi CCK’nin çevre koşullarını laboratuvarda yarattılar ve cıva klorür kullanarak mikroorganizmaları öldürdüler. Sonuç ise şaşırtıcıydı: Oksijen seviyeleri yükselmeye devam etmişti. Scienfitic American’a göre Sweetman, nodüllerin yüzeyinde voltaj fark etti ve aşağı yukarı bu voltajı 0.95 V olarak ölçtü.
Bu keşif zaten oldukça ateşli olan bu nodüllerle ne yapılması gerekildiği konusundaki tartışmalarını körüklüyor. The Metals Company’nin CEO’su “taş içindeki pil” sözüyle bu nodülleri enerji problemimizin cevabı olarak görüyor. Ama 25 ülke idari organı olan Uluslararası Denizyatağı Mercisinin (International Seabed Authority) moratoryumun ya da en azından bu nodüllerin çıkarılmasının okyanusu nasıl etkileyebileceği konusunda daha çok araştırmanın yapılacabileceği tedbiri bir uygulama istiyor. Bu, dünya okyanuslarının zaten iklim değişikliğiyle birlikte asitlenme, deoksijenasyon ve kirlilik gibi birçok hasar verici etmenle yüz yüze olmasıyla çok hayati bir istek olduğu görülüyor.
Bu keşfe cevap olarak, bahsedilen araştırmaya katılmamış olan Scripps Oseonografya Enstitüsünden Lisa Levin, bu moratoryumun derin okyanus nodüllerini korumada ne kadar önemli olduğununun Derin Okyanusu Koruma Koalisyonuna konuşurken altını çizdi: “Bu, dünyanın görece keşfedilmemiş bir alanı olan derin okyanusun sınır olarak ne anlama geldiğini anlatan çok iyi bir örnek. Okyanustaki yaşamı nasıl anladığımızı değişterecek yeni işlemleri keşfetmekteyiz. Polimetalik nodüller tarafından oksijen üretimi, yeni bir ekosistem işlevi ve bu işlev, derin okyanus madenciliğinin etkisini anlamada göz önünde bulundurulmalı. Derin okyanus poliçesini şekillendirmesi bakımından bu buluntular, dünyanın okyanusları boyunca derin okyanus üzerindeki bağımsız bilimsel araştırmaların önemini vurguluyor.”
Dünyanın okyanuslarının geleceği; korunmada ya da sömürüde karar kılınacak kritik bir noktaya ilerliyorken bilim, yine olduğu gibi bu ekosistemleri bozmanın düşünemediğimiz kadar ciddi sonuçlara yol açacağını kanıtlamış durumda.
Kaynak:
https://www.popularmechanics.com/science/environment/a61679456/scientists-find-dark-oxygen-deep-below-sea-level (son erişim tarihi:27.08.2024).

