GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Yapay Zekâ’nın iktisadi ve sosyal etkileri
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > İktisat > Yapay Zekâ’nın iktisadi ve sosyal etkileri
İktisatTeknoloji

Yapay Zekâ’nın iktisadi ve sosyal etkileri

Yazar: Hüseyin Özel Yayın Tarihi: 31 Temmuz 2023 37 Dakikalık Okuma
Paylaş
yapay zeka, otomasyon
Aslında büyük ölçekli makineleşme ve otomasyonla nitelenen Sanayi Devriminden bu yana, otomasyonun etkileri iktisatçılar arasında tartışma yaratmıştır. (Pixabay)

Teknolojinin “içsel” nitelikte olmasının farkında olan Acemoğlu ve Johnson’un, bu bakış açılarını kapitalist üretim ilişkilerine, dolayısıyla da “sermayenin gerçek boyunduruğu” kavramına genişletmekte gönülsüz olduklarını söylemek gerekir. Başka deyişle, bu üretim ilişkileri değiştirilmeden, yazarların iyimserliğinin temellendirilmesi mümkün görünmemektedir.

İçindekiler
YZ’nın iktisadi etkileriYZ’nın sosyal ve politik etkileri ile çözüm önerileriSorunlar

Yapay Zekânın (YZ) yaratabileceği olanak ve tehditler, bugünlerde hepimizin kafasını kurcalayan temel bir sorun. Bir yandan YZ’nın işimizi çok kolaylaştıracağı/kolaylaştırdığı söylenirken, öte yandan da, Steven Hawking[1] gibi büyük beyinlerin, hatta yapay zekânın kendi patronlarının uyarıları[2], bir distopyaya, Cesur Yeni Dünya’ya doğru gidiyor olduğumuz korkusunun giderek ağırlaşmasına yol açıyor. Bu tartışmanın iktisadi ve sosyal boyutu da kuşkusuz önemli. Aslında büyük ölçekli makineleşme ve otomasyonla nitelenen Sanayi Devriminden bu yana, otomasyonun etkileri iktisatçılar arasında tartışma yaratmıştır. Klasik iktisatçı David Ricardo’nun makineleşmenin iktisadi etkilerini ele aldığı kitabı Politik İktisadın ve Vergilemenin İlkeleri yapıtı ile onun izinden giden Marx’ın Kapital’de yaptığı analiz, bugün hâlâ geçerliliğini koruyor görünüyor. Bu etkilerin değerlendirilmesine yönelik en son çabalardan birisi, ünlü iktisatçı Daron Acemoğlu ile Simon Johnson’un birlikte yazdığı Güç ve İlerleme (Power and Progress)[3] başlıklı kitap. Genel olarak teknolojik gelişme ve artan otomasyonun, özellikle yeni gelişen Yapay Zekâ (YZ) bağlamında etkilerinin ele alındığı ve değerlendirildiği bir kitap bu. YZ’nın yaratacağı iktisadi, politik ve sosyal sonuçları tartışan bu kitabın özellikle son iki bölümünde (10 ve 11. Bölümler), dikkate alınması ve tartışılması gereken kimi ilginç görüşler ortaya konuyor. Bu görüşlerin, özellikle Türkiye bağlamında da ele alınıp tartışılması yarar var. Bu yüzen yazıda temel olarak bu kitabın bir değerlendirmesi yapılacak. Kitabın genelinde, yapay zekânın gelişimi, daha çok teknolojik gelişme bağlamında ele alınarak, bu gelişmenin iktisadi etkileri tartışılıyor. Bu tartışmaların, iktisat ve teknoloji tarihinden alınan örneklerle temellendirildiği kitap, hem iktisat öğrencilerinin hem de iktisat tarihine ilgi duyanların okuyabileceği, hatta iktisat tarihi dersi veren hocaların da bir kaynak kitap olarak önerebilecekleri bir kitap. Yine de, kitapta ortaya konan görüşlerin çok da yeni olmadığı, Ricardo’dan bu yana iktisatçıların farkında oldukları etkileri dikkate aldığını söylemek gerekir. Kitabın yeni ve kayda değer yönü, bu etkilerin incelenmesinden çok, YZ’nın yaratabileceği sorunlara yönelik çözüm önerilerinin ortaya konması. Bu önerileri anlamak için öncelikle, otomasyonun iktisadi etkilerini dikkate almakta yarar var.

Daron Acemoğlu
Daron Acemoğlu ile Simon Johnson’un birlikte yazdığı Güç ve İlerleme (Power and Progress)başlıklı kitap…

YZ’nın iktisadi etkileri

David Ricardo, teknolojik gelişmeyi, makine kullanımı biçiminde ele almakta ve bunun bölüşüm üzerindeki etkilerini incelemektedir.[4] Yine de, Ricardo’nun makineleşme konusundaki düşünceleri ünlü yapıtı Principles of Political Economy and Taxation’ın değişik baskılarında farklılık göstermektedir. İlk baskıda (1817), makinelerin kullanımının, başlangıçta işgücü kullanımını azaltsa bile, eninde sonunda reel ücretleri artırabileceğini, bunun esas nedeninin de işgücü verimliliğindeki artış olduğunu belirtmektedir. Verimlilik artışı, bütün üretim alanlarında üretim artışı ve dolayısıyla talep artışı getireceğinden, başlangıçtaki istihdam kaybını giderecek bir “otomatik telafi” mekanizmasını harekete geçirecektir.[5] Buna karşılık Ricardo, 3. Baskıda (1821) görüşlerini değiştirmiş ve makineleşmenin çalışan sınıfların çıkarları için genellikle kötü sonuçlara yol açacağını kabul etmiştir.  Ricardo’ya göre kendisinin esas hatası, toplumun net ürünü (kârlar ve rantlar toplamı) her arttığında, brüt ürününün (net ürün artı ücretler) de artacağı düşüncesidir. Ancak kapitalist ve toprak sahiplerinin geliri arttığında, ücretler azalabilir, bu da işçi sınıfının gelirlerini azaltabilir.[6] 

Ricardo’ya göre üretimde yeni makinelerin kullanılmasının ilk etkisi, emek tasarrufu sağlamasıdır. Yeni makineyi ilk kullanan kapitalist belirli bir zaman için önemli ölçüde kâr sağlayacak, ancak makine kullanımı genelleştiğinde üretilen malın fiyatı, rekabet sonucu, üretim maliyeti düzeyine çekilecek ve ekstra kâr ortadan kalkacaktır. Teknolojik gelişme sabit (fixed) sermayenin dolaşan (circulating) sermayeye oranının artmasına yol açacağından birim başına daha az emek kullanılmasına yol açmaktadır. Yeni makinelerin kullanılmasıyla ortaya çıkan teknolojik işsizlik artan kâr ve birikim dolayısıyla diğer endüstrilerin artan emek talebi ile kısmen giderilebilirse de bu ilave talep genellikle yetersiz kalmaktadır.

Ricardo, makineleşmenin çalışan sınıfların çıkarları için genellikle kötü sonuçlara yol açacağını kabul etmiştir. 

Yukarıda anlatılan süreç, yeni makinelerin birdenbire üretime sokulması durumunda işlemektedir.[7] Gerçekte teknolojik gelişme tedrici bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Sermaye ve nüfusun artması sonucu tahıl fiyatı genel olarak artmakta, bu da ücretleri artırmaktadır. Ücret artışları ise yeni makinelerin üretime sokulmasını uyarmaktadır. Burada teknolojik gelişme kısa dönemde birikimi hızlandırırken, uzun dönemde ise kârları ve birikimi azaltacaktır. Teknik gelişme tarımda gerçekleştiğinde emeğin verimliliği artacağından kâr oranı artacaktır. Ancak birikimin artması işgücü talebinin ve ücretlerin artarak, nihai olarak kâr oranının düşmesi sonucunu verecektir.

Marx da, makineleşmenin etkilerini incelerken, Ricardo’nun görüşlerinden yola çıkmakta[8] ve Ricardo’yu, vulgar iktisatçılardan ayıran dürüstlüğü ve “kendisinin ayırdedici niteliği olan bilimsel tarafsızlığı ve hakikat sevgisi”[9] yüzünden övmektedir. Marx’ın Ricardo’dan etkilendiği kimi önemli noktaları şöyle dile getirmek mümkün görünmektedir:[10] 1. Makineleşme, sabit sermayenin değişken sermaye ile ikame edilmesine yol açacaktır; 2. Makineleşme, doğrudan ya da dolaylı olarak üretimde emek tasarrufu sağlayacak, bu da malların ucuzlamasını sağlayacaktır; 3. Artık değer aynı kalsa bile, genel kâr oranı düşecektir; bunun da temel nedeni sermayenin organik bileşiminin artmasıdır; 4. Makineleşme, işçileri işlerinden edecek, bu da “göreli nüfus fazlasının”, yani yedek sanayi ordusunun artmasına yol açacaktır. Ayrıca, “telafi teorisi”,[11] yani uzun dönemde işsiz kalan işçilerin teknolojik gelişme sayesinde artan ekonomik büyümenin, bu işçilerin başka sanayi kollarında iş bulabileceği görüşü de yanlıştır; işlerinden olan işçiler, başka sanayi dallarında istihdam edilemez, çünkü yeni teknolojinin bütün sanayi kollarında emek tasarrufu sağlaması yüzünden genel olarak ekonomide emek tasarrufu sağlanacaktır. Bu da sonuçta ücretler üzerinde aşağıya doğru bir baskı yaratacaktır.[12]

Marx’ın kendi görüşlerine baktığımızda, büyük ölçekli sanayinin temelini oluşturan makineleşme sürecinin üç önemli içermesini gözlemek mümkündür. İlkin, sanayide makineleşmenin, her zaman işgücü tasarruf eder nitelikte olduğu; ikincisi, teknolojik gelişmenin artık değer üretiminin yanısıra bölüşüm ve sınıf mücadelesi tarafından da etkilendiği; üçüncüsü de, teknolojik gelişmeyle birlikte gerçekleşen, sermayenin organik bileşimindeki artışın, kapitalizmin periyodik krizlerini açıklayan unsurlardan birisi olduğu görüşü.

marx, ricardo
Marx da, makineleşmenin etkilerini incelerken, Ricardo’nun görüşlerinden yola çıkmaktadır.

Acemoğlu ve Johnson’un kitabında, bu etkilerden özellikle bölüşüm ve sınıf mücadelesi boyutları, aşağıda tartışacağım gibi, derinlemesine ele alınmamakta, yalnızca teknolojik gelişmenin yarattığı eşitsizlikler ile teknolojiye bakış açısını belirleyen büyük firmaların “vizyonundaki” eksiklikler ele alınmakta ve bu bakış açısının, özellikle yoksulların kendilerini dile getirmelerinin önündeki engelleri artırarak onları “güçsüzleştirdiği” düşüncesi ön plana çıkarılmaktadır.  Yine de iktisadi olarak, Acemoğlu’nun daha önceki yazılarından hareketle, aşağı yukarı Ricardo’nun vurguladığı noktaların yinelendiği görülüyor. Acemoğlu’na göre[13] teknolojik gelişmenin ve tabii YZ’nın, birbirine karşıt işleyen kimi etkileri sözkonusudur. İlk etki, otomasyonun işgücü talebini azaltarak teknolojik işsizliğe yol açması ve ücretlerin düşmesi, bunun da yoksulluk ve eşitsizliği daha da artırmasıdır. Karşı etkiler ise, “telafi” etkisi, yani otomasyonun işgücünün üretkenliğini artırarak işgücü talebini ve ücretleri (dolayısıyla gelirleri) artırması, bunun yanında da yeni işkollarını ortaya çıkararak sermaye birikimini hızlandırması ile büyümeye olumlu etkilerde bulunmasıdır. Bununla birlikte, Acemoğlu ve Johnson, anaakım iktisatçılardan beklenmeyecek biçimde, YZ’nın sözü edilen karşı etkileri ortaya çıkarmadığını, daha çok işgücü talebini azaltarak işsizliğe ve eşitsizliğe yol açtığını vurguluyorlar. Yazarlar, otomasyon ve YZ’nın kendisinden beklenen olumlu etkileri ortaya çıkarmakta başarısız olduğunu, bunun da temelde, yüksek bir tekelleşme ile nitelenen enformasyon teknolojileri sektörünün yapısından kaynaklandığını, YZ’nın ekonominin farklı sektörlerinde olumlu etkiler göstermesinin de bilerek engellendiğini söylüyorlar. Yazarlar, teknolojik gelişimin kâr hırsına kurban edilmesinin, hem iktisadi hem de sosyal ve politik bakımdan yarattığı sakıncalar üzerinde durduklarından, bu sakıncalara yakından bakmakta yarar var.

Acemoğlu ve Johnson’un kitabında, bu etkilerden özellikle bölüşüm ve sınıf mücadelesi boyutları, aşağıda tartışacağım gibi, derinlemesine ele alınmamaktadır.

YZ’nın sosyal ve politik etkileri ile çözüm önerileri

Yazarlar, özellikle gözetleme teknolojilerinin gelişiminin, mahremiyet ve demokrasi bakımından ortaya çıkardığı tehlikelere dikkat çekiyorlar. Bu düşünce de çok yeni sayılmaz; en azından Foucault’dan bu yana, “disiplin ve cezalandırma” tekniklerinin gelişiminin yarattığı sorunlar biliniyor. Bu bakımdan YZ, Bentham’ın ünlü tasarımı Panopticon’un[14] yalnızca mahkûmların değil, bütün toplumun gözetlendiği bir “Büyük Ağabey” ortamının yaratılmasıyla hayata geçirilmesini mümkün kılmış görünüyor. Bu “Cesur Yeni Dünya”da, otoriter yönetimlerin gelişimi ile demokrasinin ortadan kaldırılması tehlikesini yaratıyor yazarlara göre.

Bunun yanında, YZ ve dijital teknolojiyi kontrol eden tekelci firmaların yaratabileceği tehlikeler kitapta, kapitalizmin 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyılın başında yaşanan, yüksek tekelleşme ve sanayinin az sayıda “endüstri kaptanları” tarafından kontrol edilmesiyle nitelenen aşamasından örnekler verilerek, ikna edici bir biçimde ortaya konuyor. Kurumsal iktisadın kurucusu olan Thorstein Veblen’in derinlemesine analiz ettiği bu dönem, gerçekten de yarattığı sosyal ve iktisadi tehlikeler yüzünden sürekli akılda tutulması gereken bir dönem.[15] Yazarlar, haklı olarak, günümüzde de bu döneme benzer bir durumun yaşandığını, ekonominin yüksek tekelci eğilimlerinin benzer biçimde, teknolojinin gelişiminin “kötüye kullanılmasına” olanak verdiğini vurguluyorlar.

Acemoğlu, daha önceki, COVİD pandemisinin ardından dünyanın nasıl gelişeceğine ilişkin değişik senaryoları tartıştığı yazısında[16] COVİD sonrası dönemin ortaya çıkarabileceği olası senaryolardan birisinin, tabii Amerikan toplumu için, devletin gözetleme teknolojisini kullanımı yoluyla, bireysel özgürlük ve mahremiyetin tümüyle ortadan kaldırıldığı, bir “Çin olma” yolu olabileceğini söylüyordu. Buradaki ideolojik önyargıyı bir yana bırakırsak, ikinci olası senaryo daha da ürkütücü Acemoğlu’na göre: büyük teknoloji devlerinin, ellerindeki devasa kontrol gücüyle, hiçbir devlette olmayacak biçimde bir “dijital serflik” yaratma yoluna girmiş olmaları. Özellikle sosyal medyanın etkisi yoluyla insanların düşüncelerinin, hatta zevklerinin manipüle edilmesi, bireysel özgürlüğün ve mahremiyetin tümden ortadan kaldırılarak, insanların serfleşmesine yol açabilir. Bu yüzden de, Acemoğlu’na göre, otomasyon ve yapay zekânın, toplum ve devlet tarafından denetlenmesi son derece önemli; bunun için de, aşağıda tartışacağım gibi, yeni bir “Refah Devleti” kurgusu gerekli.

Kitabın özellikle son iki bölümü, gerçekten de ciddi olarak üzerinde durulması gereken görüşleri ortaya koyuyor. Bu bölümlerde daha çok, yazarların “YZ Yanılsaması” dedikleri “teknoloji fetişizminin” ve “mistifikasyonunun” yaratacağı sakıncalar üzerinde duruluyor. Yazarlar, teknolojinin ve YZ’nın üretkenliği artırmadığı, yeni iş alanları yaratmadığı, bunun da temel nedeninin, YZ’nın gelişiminin sosyal yararları gözetilmeden tümüyle kâr hırsının işleyişine bırakılması olduğunu görüşlerini ikna edici bir biçimde savunuyor. Bu da giderek, bir yandan toplumdaki eşitsizlikleri ve yoksulluğu artırır ve yoksulların seslerinin iyice kısılmasına yol açarken, öte yandan da demokrasinin, büyük iş aleminin manipülasyonuna daha çok maruz bırakılarak, otoriter eğilimlerin artmasına yol açıyor yazarlara göre.

dijital serflik
İkinci olası senaryo daha da ürkütücü Acemoğlu’na göre: büyük teknoloji devlerinin, ellerindeki devasa kontrol gücüyle, hiçbir devlette olmayacak biçimde bir “dijital serflik” yaratma yoluna girmiş olmaları. (Pixabay)

Bu eğilimleri ortadan kaldırabilmek için de, “ilerici” reformların gerektiğini ileri süren yazarlar, gerekli çabaların üç noktada yoğunlaşması gerektiğini vurguluyor. İlkin, YZ’nın etkilerine ilişkin yeni bir “anlatı” biçiminin ve alternatif düşünüş biçimlerinin geliştirilmesi gereklidir. Yazarların bu konuda kullandıkları örnek, 1990’lardan itibaren geliştirilen küresel ısınma retoriğinin, insanların düşünme biçimlerinin değişmesinde önemli bir rol oynamış olması.

İkinci konu, YZ’nın yıkıcı etkilerine karşı koyacak toplumsal ve siyasal güçlerin oluşturulmasının gerekliliği. Bu nokta, Karl Polanyi’nin vurguladığı, kapitalist toplumlarda kendisini gösteren bir “ikili devinimin”, yani bir yandan piyasanın egemenliği gelişir ve pekişirken öte yandan da bu genişlemeye karşı koyacak bir “koruyucu karşı devinim”in varolduğu düşüncesini[17] akıllara getiriyor. Zaten yazarlar da, bu nokta üzerinde dururken, 1930’larda ve 40’larda Refah Devletini ortaya çıkaran gelişmeler bağlamında bu önerilerini tartışıyorlar. Her ne kadar Polanyi, bu ikili devinimin eninde sonunda kapitalist toplumun istikrarsızlığını ortaya çıkaracağını öne sürüyor ise de, yazarlar bu konuda daha iyimser bir biçimde, özellikle sivil toplum kuruluşlarının çabalarına dayanan bir karşı devinimden sözetme eğilimindeler.

Üçüncü bir nokta da, “ilericilerin” yeni anlatılar, araştırma ajandası ve uzmanlık biçimleri yoluyla kendi iktisadi ve sosyal politika önerilerini ortaya koymasının gerekliliği. Yazarların kendi önerileri, daha çok, devletin, teknolojik gelişimin yönünü ve hızını denetleyecek biçimde bu sürecin bir parçası olması, böylelikle de, teknolojik gelişimin yalnızca tekelci iş alemine bırakılmadan denetimi, mümkünse de, daha “iyiye” doğru yönlendirilmeye çalışılması yönünde. Acemoğlu’nun daha önceki yazısında “Refah Devleti 3.0” olarak adlandırdığı bu türden bir refah devleti kurgusu,[18] bir yandan teknolojinin gelişimini kontrol ederken öte yandan da özellikle teknoloji eğitimini toplumun geneline yaygınlaştırarak, bu denetim sürecine halkın katılımının artırılması yoluyla, özellikle ayrıcalıklı olmayan kesimlerin “güçlendirilmesini” sağlayabilir. Acemoğlu, özellikle sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerine ağırlık veren bu kurgunun, hem devletin hem de teknoloji devlerinin gücünü denetleyebilecek demokratik kurumlar ile politik katılım mekanizmaları oluşturma yoluyla, daha fazla “hesap verebilir” nitelikteki bir Refah Devleti düzenlemesini sağlayabileceğini düşünüyor. Böylesi, liberal ve fazlasıyla iyimser bakış açısının kimi sorunları da yok değil.

Acemoğlu, özellikle sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerine ağırlık veren bu kurgunun, hem devletin hem de teknoloji devlerinin gücünü denetleyebilecek demokratik kurumlar ile politik katılım mekanizmaları oluşturma yoluyla, daha fazla “hesap verebilir” nitelikteki bir Refah Devleti düzenlemesini sağlayabileceğini düşünüyor.

Sorunlar

Acemoğlu ve Johnson’un kitabı, teknolojinin kendiliğinden toplum yararını sağlayacağı, bunun da en iyi piyasa tarafından gerçekleştirileceği biçimindeki “mitin” yanlışlığı ile teknolojik gelişimin toplum tarafından denetlenmesi gerektiği görüşlerini savunması bakımından, okunmayı ve üzerinde durulmayı gerçekten hak eden bir kitap. Yine de, bir yandan yaklaşımının tarih ve sosyal bakımdan bir ölçüde yüzeysel olması, öte yandan da sorunun kaynağını üretim ilişkilerinde ve kapitalizmin işleyişinde aramak yerine, “kötü niyetli” bir grup iş insanının etkinliklerine indirgeme eğilimi, kitabın önemli bir analitik sorunu. Bunun yanında, Neoliberalizmin iyice saldırganlaştığı bu dönemde, ortaya konan önerilerin ne kadarının hayata geçirilebileceği ya ilk elde böyle bir isteğin olup olmadığı, hatta kapitalizm içinde bunların nasıl sağlanacağı, çözülmesi gerçekten de çok zor olan sorunlar.  Bu bakımdan, kitaptaki, bir ölçüde keyfi olarak seçildiği söylenebilecek olan örneklerden bir “genel teoriye” ulaşma çabası, teknoloji ve toplumsal yapı ve özellikle “üretim ilişkileri” arasındaki karmaşık ilişkilerin basite indirgenmesi, özellikle “vizyon” ve “güç” tartışmasının son derece sığ, adeta “çocukça” olması, güç kavramının üretim, mülkiyet ve sınıf ilişkilerinden bağımsız okunmaya çalışılması gibi eksiklikler, kitabın en önemli handikapları arasında. Bu handikapların giderilmesi, daha “derin” bir yaklaşımı, özellikle Marx’ın (ve başka düşünürlerin) geliştirdiği genel bir bakış açısının benimsenmesini gerektiriyor.

Bir yandan yaklaşımının tarih ve sosyal bakımdan bir ölçüde yüzeysel olması, öte yandan da sorunun kaynağını üretim ilişkilerinde ve kapitalizmin işleyişinde aramak yerine, “kötü niyetli” bir grup iş insanının etkinliklerine indirgeme eğilimi, kitabın önemli bir analitik sorunu. (Pixabay)

Marx, Kapital’de, teknolojinin gelişimini analiz ettiği 15. Bölümde, makineleşmenin yarattığı, yukarıda dile getirilen üç eğilimi vurgulamaktadır: Makineleşmenin yarattığı “teknolojik” işsizlik yani emek tasarruf etme eğilimi, sınıf mücadelesinin önemi ve sermayenin organik bileşiminin artmasının yarattığı kâr oranı düşüşleri ve kriz eğilimleri. Diğer etkiler bir yana,[19] özellikle sınıf mücadelesi konusunda Marx’ın söyledikleri ilgiye değer: sermayenin organik bileşiminin artışının tek nedeni, artık değer yaratma isteği değildir; sermaye ve emek arasındaki çatışma ile yaratılan ürünün bölüştürülmesi sorunu, kapitalistleri tam olarak kontrol edilemeyen ve disiplin altına alınamayan işçilerin yerine makinelerin geçirilmesi yönünde davranmaya da itmektedir.[20]

Marx’a göre kapitalist ve işçiler arasındaki mücadele, sermaye ilişkisinin kendisiyle başlasa da, makineleşmeyle birlikte, yerine makinenin ikame edildiği işçiler, kullanım değerleri, dolayısıyla da değişim değerlerinin azaldığı, hatta ortadan kalktığını gördüklerinde hızlanacaktır. Böylece fazlalık haline gelen işçiler öteki sanayi kollarında iş arayacak, işgücü arzını artırarak ücretlerin emek gücünün değerinin altına düşmesine yol açacaklardır.[21] Marx’a göre, bu sefalet işçilerin başkaldırmasına yol açsa da, büyük ölçekli sanayide bu tür başkaldırmalara karşı makineleşme kullanılacaktır: Makineleşme ona göre, “insanın doğanın güçleri üzerindeki zaferi olduğu halde, kapitalistlerin elinde insanı bu güçlerin kölesi yapacaktır; çünkü makineler kendi başına üreticilerin servetlerini artırsa da, sermayenin elinde insanları, işsiz güçsüz (pauper) hale getirecektir.[22] Öte yandan üretkenlik artışı sonucunda genişleyen artık değer kapitalistlerin oluşturduğu yeni sosyal tabakalar yaratacak, geçimlik araçların üretimi için artık daha az sayıda işçi gerektiğinden, lüks mal üretimi genişleyecek, ayrıca dış ticaretin hacmi artacaktır. Bu durumda işçi sınıfının giderek daha fazla bir bölümü, hizmetçilik gibi üretken olmayan işlerde istihdam edilir olacaktır.[23]

Fabrika sistemi, işçiyi, uzmanlaşmış bir makinenin bir parçası haline getirmektedir. Böylelikle, yalnızca kendi emek gücünün yeniden üretimi için gerekli harcamaları azaltmakla kalmaz, aynı zamanda da bir bütün olarak çaresizce fabrikaya, dolayısıyla da kapitaliste bağlılığı tamamlanır.[24] “Fabrikada, ona yaşayan uzantılar olarak içerilmiş olan işçilerden bağımsız ve cansız bir mekanizma vardır”.[25] Dolayısıyla, “büyük ölçekli sanayi, makine sistemi içinde, tümüyle nesnel bir üretim organizasyonuna sahiptir; bu da işçinin karşısına, üretimin önceden varolan maddi koşulu olarak ortaya çıkar”.[26] Bu da aslında işçilerin kendi eyleme (agency) güçlerinin, yani de yitirilmesi demeye gelecektir; işçiler, doğayı dönüştürmek için kendi emek güçlerini kullanmak yerine, üretim sisteminin bir parçası, deyim yerindeyse bir “çarkı” haline gelecek, “bu yüzden hem toplumdaki tarihsel olarak gelişmiş üretici güçler hem de doğal olarak kısıtlanmış üretici güçler, emeğin içerildiği sermayenin üretici güçleri olarak görünmektedir”.[27]

Makineleşme Marx’a göre, “insanın doğanın güçleri üzerindeki zaferi olduğu halde, kapitalistlerin elinde insanı bu güçlerin kölesi yapacaktır.

Bu yabancılaşma, insanın kendi zihinsel ve fiziksel emeğini kullandığı bireysel emek süreci üzerindeki denetimini ortadan kaldırmakta, fabrika sistemi içerisinde birey “kolektif emekçinin bir organına dönüşmektedir”.[28] Bu durumda üretken işçinin tanımı, çalışma etkinliği ile onun sonucu arasındaki bir ilişki olarak görülmek yerine, sermayenin değerlenmesi için kullanışlı bir alete indirgenecektir.[29] Bu süreç, atölye tipi (manifaktür) üretimle başlayacak, “uzmanlaşmış işçi, ayrıntı niteliğindeki bir işlemi yürüten bir ‘yaşayan otomata’ dönüşecek, işçi kendi bedeninin yalnızca bir parçasına indirgenecektir; işçi üretken etkinliğini yalnızca atölyenin bir uzantısı olarak geliştirecektir”.[30] Bu noktada Marx, Adam Smith’in ‘genellikle, bir insan için mümkün olabilecek kadar kadar aptal ve bilgisiz hale gelecektir” sözlerini alıntılayarak[31] işçinin kendi dönüştürücü gücünden yoksun kalacağını belirtmektedir. Marx’a göre, basit işbirliğiyle başlayıp atölye tipi üretimle süren, büyük ölçekli üretimle tamamlanan bu süreç sonucunda, “uzmanlaşmış işçilerin yitirdikleri, karşılarındaki sermayede yoğunlaşmış”[32] hale gelecektir. Makineleşme, Marx’a göre hem üretimin teknik temelini hem de işçilerin işlevlerini dönüştürecek, ayrıca, kitleler halindeki işçilerin sanayi kolları arasında hareketini uyaracağından sosyal işbölümünü de dönüştürecektir. “Büyük ölçekli sanayi, emeğin değişkenliğini, işlevlerinin akışkanlığını ve işçinin hareketliliğini zorunlu kılmaktadır. Emeğin bu türden değişkenliği, varolan ilişkilerin, pratikte bunun gerçekleşmesine izin verecek ölçüde uyum göstermesini sağlayacak düzeye kadar genişletilmektedir”.[33]

Makineleşmenin işçiyi becerilerinden yoksun bırakma ve zayıflatma yönünde gösterdiği eğilim, yalnızca emek sürecinin niteliğini değil, aynı zamanda onun politik ve sosyal gücünü de azaltma eğilimi taşımaktadır.[34] Başka deyişle, makineleşme sadece artık değer üretimi bakımından değil, sanayi işgücünü disiplin altına almak, pazarlık gücünü zayıflatmak ve aynı zamanda kendi kendini gözetlemesini sağlamak için de gereklidir. Bu durumda, makineleşme, üretimdeki etkinlik ile egemenlik arasındaki dengeyi de gözetmek durumundadır.[35] Bu nedenle, kapitalizmde gelişen teknolojiler her zaman üretimi daha etkin hale getirmek zorunda değildir; daha çok, teknoloji kapitalist gücün kontrol yeteneğini ve konsolidasyonu artırmak için doğrudan politik mekanizmalar olarak kullanılmaktadır.[36]

Bunun yanında, makineleşmenin yarattığı bir başka çelişki, kapitalizmin, teknolojinin gelişimini sınırlamasının da mümkün hale gelmesidir.[37] “Kapitalist üretim, dolayısıyla, yalnızca bütün servetin ilk kaynaklarını, yani toprak ve emekçiyi yok ederek teknolojiyi geliştirebilir ve değişik süreçleri biraraya getirerek bir sosyal bütüne ulaşabilir.”[38] Bu durumda, genel an olarak, kapitalizmin teknolojiyi geliştirmek için değil, kendi iktisadi, sosyal ve politik çıkarlarını koruyan makineleri geliştirdiğini, bunu sağlamayanları dışarıda bıraktığını söylemek mümkün görünmektedir.[39]

kapitalizm, makine
Kapitalizmin teknolojiyi geliştirmek için değil, kendi iktisadi, sosyal ve politik çıkarlarını koruyan makineleri geliştirdiğini, bunu sağlamayanları dışarıda bıraktığını söylemek mümkün görünmektedir. (Pixabay)

Böyle bir analiz, aslında, makineleşmenin ve otomasyonun, kapitalist toplumda geçerli olan üretim ilişkilerinden bağımsız ele alınamayacağını göstermektedir. Başka deyişle, teknoloji, kendi gelişme yolu olan ve toplumu biçimlendiren özerk bir etken değildir; tam tersine, teknolojinin, hiçbir zaman toplumsal ilişki ve yapılardan bağımsız olmadığı, hatta sermaye ilişkisinin bir parçası olduğunu unutmamak gerekir. Bu bakımdan, Marx’ın kapitalizmin itici gücü olarak kavrandığı ve bir “tekno-ekonomik paradigma”[40] yaklaşımı çerçevesinde tartıştığı teknolojinin, genel toplumsal oluşum içindeki yeri üzerinde durmak gereklidir. Bu bakımdan da, Marx’ın “sermayenin boyunduruğu” (subsumption of capital) kavramı, kullanışlı bir yaklaşım olarak kendisini göstermektedir.

Marx’a göre, teknolojinin “ritmini” belirleyen de aslında sermayenin “boyunduğudur”; kapitalizmin tarihi de bu boyunduruğun “biçimsel” bir düzeyden, toplumun bütün alanlarının sermayenin kontrolüne girmesi anlamında “gerçek” bir boyunduruğa geçişin öyküsüdür. Bu öykünün merkezinde de teknoloji önemli bir rol oynamaktadır. Otomasyon süreci, yalnızca üretim sürecini değil, giderek bütün sanayinin yapısını dönüştürecek, bu arada kendisi de dönüşecektir. Unutulmamalıdır ki, makineleşme de ilk elde özerk bir güç olarak ortaya çıkmamış, dönüşen sosyal ilişkilerin bir sonucunda gerçekleşmiştir. Bu dönüşüm de giderek, hem kendi “maddi temelini” hem de daha önemlisi üretim ilişkilerini dönüştürecek, böylelikle yeni bir “tekno-ekonomik paradigma” ortaya çıkacaktır. Hem üretici güçler hem de üretim ilişkileri karşılıklı etkileşim içinde birbirini desteklediği ve dönüştürdüğü bir süreçte, teknolojinin topluma “dışsal” olmayacağı açıktır

İktisatçı John Elliott (1980),[41] teknolojinin gelişimi bakımından, Marx’ın, ünlü iktisatçı Joseph Schumpeter’in “yaratıcı yıkım” görüşüne yakın olduğunu söylüyor. Yani teknolojik gelişme yenilikleri ortaya çıkarırken geleneksel yöntem ve süreçleri geçersiz kılmaktadır. Ancak Marx’ın Schumpeter’den farkının, yenilik yaratma sürecinin genel topumsal ilişki ve yapılardan bağımsız olmayacağını vurgulaması, başka deyişle teknolojinin üretim ilişkilerine “içsel” olmasını kabul etmesi olduğu söylenebilir. Başka deyişle, Elliott’a göre, Marx’da bir ikinci yaratıcı yıkım süreci sözkonusudur; Marx yabancılaşmanın yarattığı sosyal çözülüş ile kriz eğilimlerinin yarattığı ekonomik çözülüş hatta çöküş tehlikesine dikkat çekerken, Schumpeter sistemin kendi “başarısının” sonucunda, yani sistemin dinamizmini yitirmesi yüzünden ortaya çıkacak kurumsal yapıdaki çözülüş eğilimine göndermede bulunmaktadır.[42]

Marx’a göre, teknolojinin “ritmini” belirleyen de aslında sermayenin “boyunduğudur”.

Marx’ın vurguladığı “sermayenin gerçek boyunduruğu” kavramı, kapitalist sistemin dayandığı toplumsal ve kurumsal düzenlemenin çelişkili doğasını ortaya koymakta, böylelikle de bütüncül bir bakış açısını geliştirmektedir. “Sermayenin gerçek boyunduruğu” (real subsumption of capital) ile “biçimsel” (formal) boyunduruğu arasındaki fark, Marx’a göre, esas olarak mutlak artık değer üretmek ile göreli artık değer üretmek arasındaki farka dayanır. Göreli artık değer üretimi ile nitelenen gerçek boyunduruk ilişkisi, daha çok makineleşme süreciyle ilerler ve derinleşir görünmektedir.[43] Bu yüzden Ernest Mandel, Marx’ın bu yazısını sunmak için kaleme aldığı giriş yazısında, gerçek boyunduruğun esas olarak fabrika sistemiyle eşleştiğini, buna karşılık biçimsel boyunduruk ilişkisinin daha çok atölye tipi üretim süreçleri için geçerli olduğunu ileri sürmektedir.[44] İlk başta sermaye, Marx’a göre, emeğin tarihsel olarak belirlenmiş olan, belirli bir teknik koşullar dizisine dayanmak zorundadır. Bu yüzden sermayenin boyunduruğu, doğrudan üretim tarzını değiştirmeyecek, artık değer üretimi de, basitçe iş gününün uzatılmasıyla sağlanacaktır.[45] Bu koşullarda, emeğin biçimsel olarak sermayenin boyunduruğu altına girmesi, daha çok mutlak artık değerin üretimiyle gerçekleşmektedir. Yine de atölye tipi üretimde de kapitalist ilişkilerin geçerli olduğuna dikkat etmek gerekir. Artık değer üretimi, Marx’a göre, “özgül olarak kapitalist üretim tarzını, kendi yöntemlerinin, araçlarının ve koşullarının yanısıra, emeğin sermayeye biçimsel olarak boyun eğmesine dayanarak kendiliğinden gelişen bir üretim tarzını gerektirir. Bu biçimsel boyunduruk daha sonra yerini gerçek boyunduruğa bırakır”.[46]

Bir başka önemli nokta, gerçek boyunduruk kavramının, sadece üretim teknolojisindeki değişmeler sonucunda kendisini gösteren bir ilişki olmadığı, toplumsal alanda da, kapitalist ilişkilerin derinleşmesini sağlayan bir boyutunun bulunuyor olduğu noktasıdır. Kavramın bu iki boyutu, yani üretim alanı ile toplumsal ilişkileri ve kurumları dikkate alan sosyal boyutunu birlikte ele almak ve değerlendirmek gerekir. Sosyal boyut, teknolojinin insanı yabancılaştırıcı, üretme, dünyayı dönüştürebilme gücünü elinden aldığı, giderek yalnızca kapitalizmin istediği türden beceri ve etkinliklere izin verdiği ölçüde totalitaryen bir nitelik de kazanmaktadır.[47] İnsanın eyleme gücünün kısıtlandığı, tümüyle üretim aygıtının hizmetine koşulduğu bu ilişkilerin betimlediği türden bir “demir kafes”,[48] Polanyi’nin vurguladığı gibi, “felç eden işbölümü, yaşamın standartlaşması, mekanizmanın organizma üzerindeki egemenliği ve organizasyonun kendiliğindenlik üzerindeki egemenliği”[49] ile nitelenmektedir. 

Sermayenin gerçek boyunduruğunun toplumun geneline, bu arada yalnızca üretimin değil, teknolojinin gelişmesinde şu ya da bu ölçüde rol oynayan, aslında kendisi de bir sosyal kurum olan bilime de uzandığı açıktır.  Marx, üretkenliğin gelişmesinde, dolayısıyla da sermayenin genişlemesinde bilimin itici güç olduğunu kabul etmektedir.[50] Marx için, “modern sanayi … emekten ayrı olarak bilimi de bir üretici güç haline getirmekte ve onu sermayenin hizmetine girmeye zorlamaktadır.”[51] Bilimin üretim sürecindeki yeri bakımından iki noktayı vurgulamak mümkündür:[52] ilk olarak bilimin gelişmesi ile üretim dinamikleri arasında yakın bir ilişki vardır. İkincisi de, teknik ilerlemenin, üretken etkinliklerde ortaya çıkan sorunların analiz edilmesi ve çözülmesi süreciyle elele gittiği, dolayısıyla da bir deneyime dayalı öğrenme sürecinin geçerli olduğunu söylemek mümkündür. Bu da aslında, teknik gelişmenin “yola bağımlılık” (path dependence) ilkesinin öne çıktığı bir evrimsel süreç olduğu düşüncesini de içermektedir. Teknolojik gelişme, aynı zamanda, sadece belirli bir sanayi kolunda değil, sektörlerarası karşılıklı bağımlılık ve tamamlayıcılık ilişkileri yüzünden, bütün sanayiyi, hatta tarım, iletişim ve taşımacılık gibi öteki sektörlerde de gerçekleşen, “demetler halinde gelen” bir süreçtir. Dolayısıyla bilimin ve teknolojinin karşılıklı etkileşimi, sermayenin boyunduruğunun genişletilmesi bakımından son derece önemlidir.

Marx için, “modern sanayi … emekten ayrı olarak bilimi de bir üretici güç haline getirmekte ve onu sermayenin hizmetine girmeye zorlamaktadır.”. (Pixabay)

Bu noktada, Acemoğlu ve Johnson’un kitabına dönersek, teknolojinin “içsel” nitelikte olmasının farkında olana yazarların, bu bakış açılarını kapitalist üretim ilişkilerine, dolayısıyla da “sermayenin gerçek boyunduruğu” kavramına genişletmekte gönülsüz olduklarını söylemek gerekir. Başka deyişle, bu üretim ilişkileri değiştirilmeden, yazarların iyimserliğinin temellendirilmesi mümkün görünmemektedir. Yazarlar, kâr hırsının ve teknolojik gelişimin tekelci firmalar tarafından kontrol edilmesinin yarattığı güçsüzlük ve yıkımın farkında olsalar da, onların, anaakım iktisadın genel niteliğini yansıtan bu gönülsüzlüğü, analizlerinin ve dolayısıyla çözüm önerilerinin bir ölçüde havada kalmasına yol açmaktadır. Başka deyişle, sorun yalnızca birkaç teknoloji devinin “kötücül” davranışı ve bu davranışların “iyi niyetli” sivil toplum kuruluşları ile devletin çabalarıyla kontrol altına alınması sorunu değildir. Yapılması gereken, daha radikal bir bakış açısını benimseyerek, sermayenin genel boyunduruğunun aşılmasının olanaklarının ve teknolojik gelişmenin etkilerinin uygun biçimde analiz edilmesi, böylelikle de, teknolojinin toplumun genelinin iyiliği için nasıl kullanılabileceği üzerinde kafa yorulmasıdır. Böyle bir yaklaşım, gerçekten de “ilerici” bir bakış açısının geliştirilmesinde esastır.

Daha temel olarak, YZ’nın, sosyalizmin olanaklılığını tartışan ünlü “hesaplama tartışması” sorununa yönelik olarak nasıl kullanılabileceği üzerinde durmak da, ilgi çekici bir tartışma olarak kendini göstermektedir.

Bu bakımdan akla gelen ilginç bir örnek, “dayanışma ağları” gibi, piyasa dışı iktisadi ve sosyal etkinlerin organize edilmesinde YZ’nın nasıl kullanılabileceğinin tartışılmasıdır. Daha temel olarak, YZ’nın, sosyalizmin olanaklılığını tartışan ünlü “hesaplama tartışması” sorununa yönelik olarak nasıl kullanılabileceği üzerinde durmak da, ilgi çekici bir tartışma olarak kendini göstermektedir. 1920’lerde ve 30’larda gerçekleşen bu tartışmada,[53] Oscar Lange, merkezi planlama otoritesinin gerekli kaynaklara sahip olduğunda, piyasanın gerçekleştirdiği ileri sürülen bilgi aktarım ve işlenme mekanizmalarının kurularak kaynak dağılım sorununun çözebileceğini ileri sürmüştür. YZ’nın bu konuda oynayabileceği rol, ilginç bir tartışma konusu olarak görünmektedir. Bu da bir başka yazının konusu olsun.


[1] https://www.bbc.com/news/technology-30290540.

[2] Gazete Bilim’deki yazı: https://gazetebilim.com.tr/yapay-zekanin-patronlarindan-kritik-uyari/

[3] Daron Acemoğlu ve Simon Johnson, Power and Progress: Our Thousand-Year Struggle over Technology and Prosperity, New York: Public Affairs Book, 2023.

[4] David Ricardo, The Principles of Political Economy and Taxation; The Works and Correspondence of David Ricardo, vol. I, (ed. P. Sraffa) London: Royal Economic Society, 1981, s. 387-390.

[5] Heinz D. Kurz, “Technical Progress, Capital Accumulation and Income Distribution in Classical Economics: Adam Smith, David Ricardo and Karl Marx.” European Journal of the History of Economic Thought, cilt 17, no. 5, 2010. ss. 1183–1222; s. 1197.

[6] Kurz, a.g.e., s. 1197.

[7] Ricardo, a.g.e., 395.

[8] Marx ve Ricardo’nun görüşleri arasındaki benzerlik için bkz. Heinz D. Kurz, “Technical Progress, Capital Accumulation and Income Distribution in Classical Economics: Adam Smith, David Ricardo and Karl Marx.” European Journal of the History of Economic Thought, cilt 17, no. 5, 2010. ss. 1183–1222 ve Miguel D. Ramirez, “Marx and Ricardo on machinery: a critical note,” The European Journal of the History of Economic Thought, cilt 26, no. 1, 2019, s. 81-100.

[9]  Marx, Capital, cilt 1, a.g.e., s. 565, n. 34.

[10] Kurz, a.g.e., s. 1209-10.

[11] Marx, Capital, cilt I, a.g.e., s. 565.

[12] Yine de, Ricardo’nun yaklaşımın temel alarak, kısa dönemde işgücü talebi ile mal talebi düşse de uzun dönemde her ikisinin de artacağını gösteren ilginç bir model için bkz. Takashi Uchiyama, “Ricardo on Machinery: A Dynamic Analysis,” European Journal of History of Economic Thought, cilt 7, no. 2, Yaz 2000, ss. 208–27.

[13] “Daron Acemoglu ve Pascual Restrepo, “Artificial Intelligence, Automation, and Work.” National Bureau of Economic Research Working Paper 24196, 2018, http://www.nber.org/papers/w24196 (basılmış hali için bkz. The Economics of Artificial Intelligence: An Agenda, Ajay Agarwal, Joshua S. Gans, and Avi Goldfarb (ed.),. Chicago: University of Chicago Press.” 2019, s. 197‒236).

[14] Faydacılık felsefesinin kurucusu Jeremy Bentham’ın 18. Yüzyılda tasarladığı, mahkumların sürekli gözetlenmesi ilkeksine dayanan hapisane modeli olan Panopticon’un bilgisayar modeline dayanan bir animasyonu için bkz. https://www.youtube.com/watch?v=Myal-NSlIGA&t=162s.

[15] Robert Heilbronner, İktisat Düşünürleri (Dost Yayınları, 2019) kitabında, Veblen’i anlatırken bu dönemin  çarpıcı bir panaromasını çizmektedir.

[16] Daron Acemoğlu, “The Post-COVID State,” https://www.project-syndicate.org/onpoint/four-possible-trajectories-after-covid19-daron-acemoglu-2020-06; ayrıca bkz. https://www.imf.org/external/pubs/ft/fandd/2021/03/COVID-inequality-and-automation-acemoglu.htm.

[17] Polanyi’nin ikili devinim anlayışı için, Gazete Bilim’de yer alan yazıma bakılabilir: https://gazetebilim.com.tr/kapitalizm-ve-rasyonellik/

[18] Acemoğlu, “The Post-COVID State,”

[19] Marx’ın teknolojinin etkilerini analizi için bkz. Hüseyin Özel, “Marx’ın Teknoloji Konusundaki Görüşleri,” Derya Güler Aydın, Dilek Başar Dikmen, Selcen Öztürk (ed.), Yeniliğin Ekonomi Politiği, Ankara: Gazi Kitabevi, 2020, s. 1-34.

[20] Kurz, a.g.e., s. 1215. 

[21] Marx, Capital, cilt 1, a.g.e., s. 557.

[22] Marx, Capital, cilt 1, a.g.e., s. 557.

[23] Marx, Capital, cilt 1, a.g.e., s. 575.

[24] Marx, Capital, cilt 1, a.g.e., s. 547.

[25] Marx, Capital, cilt 1, a.g.e., s. 548.

[26] Marx, Capital, cilt 1, a.g.e., s. 508.

[27] Marx, Capital, cilt 1, a.g.e., s. 651.

[28] Marx, Capital, cilt 1, a.g.e., s. 643.

[29] Marx, Capital, cilt 1, a.g.e., s. 644.

[30] Marx, Capital, cilt 1, a.g.e., s. 482.

[31] Marx, Capital, cilt 1, a.g.e., s. 483.

[32] Marx, Capital, cilt 1, a.g.e., s. 482.

[33] Marx, Capital, cilt 1, a.g.e., s. 617.

[34] Wendling, “Technology and Science,” a.g.e., s. 371.

[35] Wendling, a.g.e., s. 371

[36] Wendling, a.g.e., s. 371.

[37] Wendling, a.g.e., s. 372.

[38] Marx, Capital, cilt I, a.g.e., s. 638; aktaran: Wendling, a.g.e., s. 37

[39] Wendling, a.g.e., s. 363.

[40] “Tekno-ekonomik paradigma” terimi, sanayi kapitalizminin üç devresine karşılık gelen buhar gücü, elektrik ya da bilişim teknolojisi gibi bir “anahtar faktör”e dayanılarak ekonomik etkinliklerin yürütülmesi ile bu etkinliklere uygun kurumsal yapıların oluşturulmasına göndermede bulunmaktadır. (G. Dosi, C. Freeman, R. Nelson, G. Silverberg ve L. Soete (der), Technical Change and Economic Theory, Pinter publihers, London and New York. 1988, s. 45-47).

[41] J. Elliott, “Marx and Schumpeter on Capitalism’s Creative Destruction: A Comparative Restatement,” The Quarterly Journal of Economics, 95(3), August 1980: 45-67, s. 66.

[42] Bu ikinci süreci en iyi anlatan kavramlardan birisi de yine, Polanyi’nin “ikili devinim” kavramıdır.

[43] Marx, Capital, cilt I, a.g.e., s. 1034-35.

[44] Marx, Capital, cilt I, a.g.e., s. 944.

[45] Marx, Capital, cilt I, a.g.e., s. 425.

[46] Marx, Capital, a.g.e., s. 645.

[47] Wendling, a.g.e., s. 371.

[48] Max Weber, Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu, çeviri: Zeynep Gürata, Ankara: Ayraç Yayınları, 1997, s. 158. Weber’de, bu “demir kafesin” yarattığı yabancılaşmanın etkileri için, bkz. A. Mitzman, , The Iron Cage: An Historical Interpretation of Max Weber, Transaction Publishers, 1970, tıpkıbasım: 1984. Weber ile Marx arasındaki kavramsal yakınlıklar için bkz. Karl Löwith, Max Weber and Karl Marx, London: George Allen & Unwin, 1960.

[49] Polanyi, K. (1947), “Our Obsolete Market Mentality: Civilization Must Find a New Thought Pattern” Commentary, cilt III, January-June, pp. 109-117, s. 109.

[50] Ricoy, “Marx on division of labour, mechanization and technical progress,” a.g.e., s. 59.

[51] Marx, Capital, cilt I, s. 482, aktaran: Ricoy, a.g.e., s. 59.

[52] Ricoy, a.g.e., s. 61.

[53] Sosyalist Hesaplama tartışmaları için bkz. Gareth Dale, Karl Polanyi, A Life on the Left, New York: Columbia University Press, 2017, s. 88-97; Tiago Camarinha Lopes, “Technical or political? The socialist economic calculation debate”,  Cambridge Journal of Economics 45 (4), 2021 doi:10.1093/cje/beab008, s. 1-24; John O’Neill, “Who Won The Socialist Calculation Debate?” History of Political Thought , Autumn 1996, Vol. 17, No. 3 (Autumn 1996), s. 431-442

Etiketler: acemoglu, acemoğlu, iktisat, kapital, kapitalizm, liberalizm, makineleşme, neoliberalizm, polanyi, power and prgress, refah devleti, ricardo, simon johnson, sosyal, yapay zeka, yapay zeka ve iktisat, yapay zeka ve üretim
Hüseyin Özel 31 Temmuz 2023
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Yazar: Hüseyin Özel
Takip Et
Prof. Dr., Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü Emekli Öğretim Üyesi. 1963 Bursa doğumlu. Lisans (1985) ve Yüksek Lisans (1988) derecelerini Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümünden, Doktora derecesini Utah Üniversitesinden (1997) aldı. İlgi alanları arasında İktisadi Düşünce Tarihi, İktisat Felsefesi, Politik İktisat ve Sosyal Teori ile İnsan Hakları bulunmaktadır. 2009 yılında yayınlanmış olan Piyasa Ütopyası adlı bir kitabı bulunmaktadır. E-posta: ozel@hacettepe.edu.tr
Önceki Yazı Yüksek orman bütünlüğü: Dünyada %40, Türkiye’de %3,1
Sonraki Yazı Canan Dağdeviren’den meme kanserine karşı önemli icat: Elektronik sütyen

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
kurt, köpek
Acaba Öyle midir?Zooloji

İddia: “Kurt evcilleşmeyen tek hayvandır!”

Tabii ki bu cümle baştan aşağı yanlıştır. Öncelikle kurt ilk ve en mükemmel evcilleşen hayvandır. İnsanın en yakın dostu köpek…

2 Şubat 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Foundation AI modeli, MRI verilerini kullanarak çeşitli beyin bozukluklarını tahmin ediyor!

Bu temel modelin, belirli tıbbi veya nörobilimle ilgili görevleri tamamlamak üzere eğitilmiş birçok modelden daha iyi performans gösterdiği bulundu.

Yapay Zekâ
9 Mart 2026

Yapay zekâ İran’daki savaşı nasıl şekillendiriyor ve gelecekteki çatışmalar için sırada ne var?

İran'daki çatışma, savaş ortamında yapay zekâ kullanımını gözler önüne seriyor.

Yapay Zekâ
7 Mart 2026

Botların kendi sosyal ağı Moltbook neden endişe yaratıyor?

Moltbook’ta ortaya çıkan yapay zekâ kültürü görüntüsü, en azından şimdilik, güçlü ve bağımsız bir bot toplumu kanıtı sunmuyor.

Yapay Zekâ
5 Mart 2026

Yapay zekâyla yapay evrim oluşturuldu!

Sonuçlar, yapay zekanın evrimi daha iyi anlamak için nasıl kullanılabileceğini gözler önüne seriyor.

BiyolojiYapay Zekâ
5 Mart 2026
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?