Araştırmanın en çarpıcı bulgusu, yaşlı yetişkinlerde görülen demans vakalarının yüzde 12,5’inin doğrudan uykusuzlukla ilişkilendirilebileceği oldu. Bu oran, yalnızca ABD genelinde yılda yaklaşık 450.000 vaka anlamına geliyor.
Haber ve Çeviri: Emine Öykü Güner
GazeteBilim Yazı İşleri
Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan yeni bir araştırma, uykusuzluğun bilişsel sağlık üzerindeki yıkıcı etkisini somut rakamlarla ortaya koyuyor. Bu bağlamda bilim insanları, her yıl uykusuzluğun neden olabileceği demans vakalarının sayısını belirlemeye çalıştılar ve elde ettikleri rakamın, orta büyüklükteki bir ABD şehrinin nüfusuna eşdeğer olduğu görülüyor.
ABD’deki çeşitli kurumlardan bir araya gelen araştırmacılar 65 yaş ve üstü 5.899 kişiye ait mevcut verileri yeniden analiz etti. Bu analiz, kendi bildirdikleri uykusuzluk semptomlarını, bilişsel gerileme testlerini ve tıbbi tanılara dayalı “olası demans” vakalarını içeriyordu.
Araştırmanın en çarpıcı bulgusu, yaşlı yetişkinlerde görülen demans vakalarının yüzde 12,5’inin doğrudan uykusuzlukla ilişkilendirilebileceği oldu. Bu oran, yalnızca ABD genelinde yılda yaklaşık 450.000 vaka anlamına geliyor; bu da orta ölçekli bir ABD şehrinin toplam nüfusuna eşdeğer bir rakam.
Araştırmacılar, yayınladıkları makalede şu kritik noktanın altını çiziyor:
“Uykusuzluk ve demans arasındaki ilişkiye dair artan kanıtlara rağmen, bugüne kadar ABD’de uykusuzluğun demans üzerindeki etkisini nüfus düzeyinde ölçen hiçbir çalışma yapılmamıştır.”
Bu nüfus düzeyindeki etki, nüfusa atfedilebilir oran (Population Attributable Fraction- PAF) olarak bilinir. Bir nüfustaki hastalık veya ölümlerin belirli bir risk faktörüne atfedilebilen oranıdır. Pratik olarak PAF, söz konusu risk faktörü (yani uykusuzluk) ortadan kaldırıldığında önlenebilecek hastalık yükünü (kaç demans vakasının önlenebileceğini) tahmin eder.
Araştırma ekibi, ilk aşamada veri setindeki bireylerin ne kadarında uykusuzluk veya muhtemel demans semptomları görüldüğünü saptadı. Buna göre katılımcıların yüzde 28,7’sinde uykusuzluk şikâyetine, yüzde 6,6’sında demans bulgularına rastlandı.
Eldeki veri seti, katılımcıların zaman içindeki gelişimini izleyen uzun soluklu bir takip çalışmasından ziyade, mevcut durumu gösteren tek bir anlık kesiti yansıtmaktaydı. Bu nedenle, bu rakamlar önceki çalışmalardan elde edilen göreceli risk rakamlarıyla birleştirildi ve ortalama olarak uykusuzluk çekmenin Alzheimer tipi demansı geliştirme olasılığını 1,51 kat artırdığı ortaya çıktı.
Araştırmacılar, elde edilen anlık verileri tüm ABD nüfusuna genelleyebilmek adına yerleşik bir PAF formülü uyguladılar. Bu modelleme, uykusuzluğun bir risk faktörü olarak denklemden çıkarılması durumunda, teorik olarak kaç demans vakasının hiç oluşmayacağını tahmin etmeyi amaçlıyordu.
Yapılan hesaplamalar sonucunda ulaşılan %12,5’lik PAF değeri, her sekiz demans vakasından birinin uykusuzlukla ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu, ABD’de demans hastası 65 yaş ve üstü herkese uygulandığında dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor. Yazarlar makalelerinde: “Uykusuzluk ortadan kaldırılsaydı, 2022 yılında tahmini 449.069 demans vakası önlenebilirdi” şeklinde ifade ediyor.
Bununla birlikte, PAF hesaplamasının doğası gereği bazı bilimsel varsayımlara dayandığını belirtmek gerekir. Bu modelin geçerliliği için, uykusuzluk ile demans arasında doğrudan bir sebep-sonuç ilişkisi olduğu varsayılır. Ancak araştırmacılar, PAF’ın matematiksel bir modelleme olduğunu ve tek başına kesin bir nedensellik kanıtı sunmadığını hatırlatıyor. Zira demans süreci başladığında uykusuzluğa neden olabileceği gibi uykusuzluk da demansı tetikleyen biyolojik süreçleri hızlandırıyor olabilir.
PAF modellemesi belirli varsayımlara dayansa da uykusuzluğun demans üzerindeki potansiyel etkisini somutlaştırması açısından oldukça değerlidir. Bireyler ve sağlık profesyonelleri tarafından ele alınabilen değiştirilebilir bir risk faktörü olarak kabul edilir.
Araştırmacılar, “Bu tahminler, diğer bilinen demans risk faktörleriyle karşılaştırıldığında dikkat çekicidir” diye yazıyor. “Örneğin, aynı veri kaynağını kullanan önceki çalışmalar (Smith ve ark.), ileri yaşlardaki orta veya şiddetli işitme kaybı için yüzde 16,9; hafif işitme kaybı için ise yüzde 3,9’luk bir PAF değeri bildirmiştir.”
“PAF tahminimiz bu rakamların arasında yer almakta olup, uykusuzluğun nüfus düzeyinde önemli bir etkisi olduğunu vurgulamakta ve yaşlı yetişkinlerde uykusuzluğu azaltmaya yönelik müdahaleler için önemli bir potansiyel olduğunu göstermektedir.”
Uykusuzluk ve demansın bir dereceye kadar iki yönlü bir ilişki içinde olabileceğini de unutmamak gerekir. Demansla ilişkili beyin yapısındaki fiziksel değişimlerin uykusuzluğa yol açması ihtimalinin, uykusuzluğun demansı tetiklemesi ihtimali kadar güçlü olduğu anlamına gelir. Bu durum, araştırmacıların demansın ilerlemesini gerçekte neyin tetiklediğini ve bunun sonucunda neler olduğunu ortaya çıkarmalarını zorlaştırmaktadır. Yeni çalışmalar, demansın nasıl ortaya çıktığını ve nasıl durdurulabileceğini anlamamıza yardımcı olacak çok sayıda risk faktörünü belirlemeye devam etmektedir.

Bu çalışmanın diğer sonuçları gelecekteki araştırmalara yardımcı olabilir: Uykusuzluğa bağlı demans yükü kadınlarda erkeklere göre biraz daha yüksekti ve bu vakaların en çoğu 85 yaş ve üstü kişilerde görüldü.
Araştırmacılar, “Bu bulgular, uyku sağlığının rutin geriatrik bakım ve demans önleme stratejilerine entegre edilmesi gerektiğini gösteriyor” diye yazıyor. “Hedefe yönelik, cinsiyete özgü müdahalelerle uykusuzluğu ele almak, nüfus düzeyinde demans riskini azaltmada önemli bir rol oynayabilir.”
Uyku ve demans arasındaki ilişki ve kaliteli bir uykunun demans riski üzerindeki etkinliğine dair Prof. Dr. M. Zülküf Önal GazeteBilim’e önemli açıklamalarda bulundu:
Özellikle gençler arasında biyolojik saat ile sosyal saat arasındaki uyumsuzluğun bir davranış biçimine dönüştüğüne dikkat çeken Prof. Dr. M. Zülküf Önal, bu durumun ‘sosyal jet lag’e yol açarak beyin bağlantısallığı üzerinde olumsuz etkiler oluşturabildiğini vurgulayarak “Uykunun telafisi ve depolanması söz konusu değildir” dedi.
Prof. Dr. M. Zülküf Önal, uykunun beynin bakım, onarım ve özellikle gençlerde beyin ağları ve bilişim ile ilişkisine vurgu yaparak,biyolojik saat ile sosyal saat uyumsuzluğu olarak tanımlanan ‘sosyal jet lag’in yaratacağı sorunlara dikkat çekti. Sosyal jet lag ölçümleri yüksek olan bireylerde zekâ, akademik performans ve bazı bağlantısallık ölçütlerinde olumsuz ilişkiler raporlandığını belirten Prof. Dr. M. Zülküf Önal şunları söyledi: “Uykunun telafisi ve depolanması söz konusu değildir. Uyku sırasında beyin sıvı dinamikleri değişerek beyin lenfatik sistemi üzerinden metabolik atıkların uzaklaştırılmasına destek olur. Uyku bölünmesi veya azalması durumunda, hafıza merkezi olan amigdala bölgesi ile beynin ön kısmı arasındaki bağlantının kontrolü bozulur; bu da kaygı ve huzursuzluğa neden olur. Uzun vadede ise ‘sağlıklı uyku örüntüsü’ olduğu takdirde, uykunun beyni yapısal olarak koruduğu ve daha düşük demans riskiyle ilişkilendirildiği birçok çalışmada gösterilmiştir.”

Rüyadaki hareketin altında nörolojik sorun olabilir
Bazı uyku sorunlarının nörolojik açıdan hastalık olarak kabul edilebilecek durumlar olabileceğinin altını çizen Prof. Dr. M. Zülküf Önal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunların başında REM uyku davranış bozukluğu gelir. Bu kişiler rüyayı yaşarlar; yatakta şiddetli hareket eder, bağırabilirler. Hatta yanlarında yatan kişilere fiziksel olarak zarar dahi verebilirler. Bir diğer dikkat edilmesi gereken durum ise aşırı gündüz uykululuğu ile birlikte görülebilen, bilinç kaybı olmaksızın anlık felç hali, canlı rüyalar denilen uyanıkken rüya görme durumu, hipnagojik halüsinasyon ve uyku paralizisidir. Uyanıkken hiç hareket edememek narkolepsi spektrumu olarak kabul edilir. Uyku sırasında yeni başlayan istemsiz ‘stereotipik’ hareketler, dil ısırma ve derin uyku hali nokturnal epilepsi olasılığını düşündürmelidir. Şiddetli huzursuz bacak sendromu/PLMS ile birlikte demir eksikliği bulguları bir arada olabilir. Sabah baş ağrısı, tanıklı apne ve horlama, gece sık sık tuvalet ihtiyacı için uyanma ve hipertansiyonla birlikte uykululuk varsa uyku apnesi söz konusu olabilir. Bu hastalar bazen yalnızca unutkanlık yakınması ile doktora başvurabilirler.”
Uyku sorunu ihmal edilmemelidir!
Yetişkinlerde 6- 8 saat; 6 -12 yaş aralığında 9-12 saat; 3-5 yaş aralığında 10-13 saat; 1-2 yaş aralığında ise 11-14 saat olduğunu hatırlatan Prof. Dr. M. Zülküf Önal, kaliteli uykuya dair şu bilgileri paylaştı: “İyi uyku yalnızca süre ile ilgili değildir; süre, süreklilik, zamanlama ve gündüz işlevselliğinin bileşimidir.Kısa süreli uyku, gün içinde uykululuk, dikkat ve muhakeme işlemleme hızında yavaşlama, duygu durum bozuklukları ve metabolik etkilerle kendini gösterir. Uyku bölünmesi, sık uyanma, toplam süresi yeterli olsa bile bilgi işlemleme hızı, dikkat ve yürütücü işlevler üzerinde ertesi gün olumsuz etkilere yol açabilir. Sık uyanmaya neden olan sorunların birçoğu tedavi edilebilir. Uyku apnesi, huzursuz bacak sendromu, uykuda uygunsuz hareket bozuklukları, kaygı bozuklukları hatta alkol kullanımı mutlaka ele alınmalıdır. Uyku rutininin bozulması; sık uyanmaya, hormonal ve metabolik strese, hatta inflamasyona neden olabilir. Uyku, ihmal edilebilecek bir alışkanlık değil; korunması gereken temel bir sağlık yatırımıdır.”
Kaynak:
(Son erişim tarihi: 13.02.2026)

