Uyku bilimi (Somnoloji); hayatın yaklaşık üçte birini anlamaya çalıştığımız bölüm… Uyku, sadece bilincin geri dönüşümlü kaybı değil beynin ve bedenin yenilenme ve gelişme dönemidir. Her gece, gözlerimizi ve bilincimizi kapatıp rüyalar dünyasına dalarız. Sabah gözlerimizi açtığımızda yeni bir güne, dinlenmiş ve tazelenmiş bir başlangıç yaparız. Evet, hayatımızın yaklaşık üçte biri bu şekilde geçer. Ama o dönemde uykuda neler olup bittiğini ancak son bir yüzyılda anlamaya başladık. Antik çağlardan beri uyku gizemini korumaktaydı, ta ki 19. yüzyıl başlarında uyku biliminin ilk adımları atılıncaya kadar…
Dr. Utku Oğan Akyıldız
Uykuda neler olup bittiğini ancak son bir yüzyılda anlamaya başladık.
Rüyalar, uykunun belki de en önemli epifenomeni olarak tanımlanabilir. İnsanoğlu ilk uykuya dalıp uyandığından itibaren rüyalarının peşindedir. Ne demek istiyor, ne anlatıyor bilmek istemişlerdir. Kimileri rüyaya tanrısal bir anlam katıp mesajlarını anlamak isterken bazıları ise hem kötülük hem de iyilik görmüşlerdir. Bilimsel olarak ilk yazılar 18. yüzyılın sonlarına dayanmaktadır. 1907’de “Pathology of Dreams” isimli yayın, Journal of the American Medical Association’da yayınlanmıştır. Yazıda dikkati çeken “Bilimsel ilerlemeye rağmen uyku ve rüya üzerinde hala birçok bilinmeyen bulunmaktadır” cümlesidir. Bu cümle halen günümüz için de geçerliliğini korumaktadır.
İlk kez uyuyan beynin eline hikayesini yazmak için bir kalem verilmiştir.
Rüyaların fizyolojisini anlamakla ilgili ilk çalışma diyebileceğimiz Angelo Mosso’nun çalışması, İtalya’nın Torino Kenti’ndeki bir hastanede Giovanni üzerine yaptığı çalışmadır. Çocukken geçirdiği bir kaza sebebiyle, kafatasının bir kısmını kaybetmiş olan Giovanni’yi Mosso, uykusunda incelemiştir, Dönemsel olarak beyinde bazı aktiviteler kaydetmiş ve ilk kez uyuyan beynin eline hikayesini yazmak için bir kalem verilmiştir.
Rüyalar üzerine araştırmalar yavaş gelişim göstermektedir. Rüyaların tek tanığının olması, fizyolojik yanıtların “şimdilik” net olmaması, amnestik özelliklere sahip olması, biyolojik gerekliliğinin ve hangi fonksiyona sahip olduğunun bilinmemesi, bu yavaş gelişimin nedeni olarak belirtilebilir.
Uykunun hangi evresinde rüya görürüz?
Gece boyunca uyku döngüsünün herhangi bir noktasında birini uyandırıp, “Az önce uyurken bir şeyler deneyimliyor muydunuz?” diye sorarsanız, çoğu zaman (her zaman olmasa da) bir tür zihinsel aktivite bildirecektir.
Uyku evreleri ve rüyaların ilişkisine bakıldığında, rüyalar hem REM hem de NREM dönemlerinde görülebilmektedir. Hatta gündüz düşlerimiz bile vardır. Rüya sonrası uyanmalar ise daha sık olarak REM dönemlerinde ortaya çıkmaktadır. REM ilişkili rüyaların tipik özellikleri bulunmaktadır. REM rüyaları daha uzun süreli, daha canlı, tuhaf -bizar- ve daha hikâye şeklindedir. NREM rüyaları ise sonrasında uyanmaların olmaması nedeni ile daha amnestik özellikler gösterir, yani daha kolay unutulur. NREM rüyalarına baktığımızda ise daha gerçekçi ve tanımlayıcı içeriğe sahip olduğu görülmektedir. NREM rüyaları dekleratif bellek özelliklerini, yani temel olarak hafızadan faydalanan içerikler taşımaktadır. Rüya sırasında motor hareketlerin zenginliği ise REM rüyalarının önemli bir özelliğidir. Yani aksiyon içeriği daha sıktır.
Genel olarak NREM ve REM rüyaları arasındaki farklara bakıldığında ise REM rüyalarının daha uzun ve sık olduğu, NREM rüyaların ise rüyadan çok sanki bir düşünce şeklinde olduğu belirtilmektedir.
Bununla birlikte gece boyunca ortaya çıkan rüyaların, hangi zamanda ortaya çıktığına bağlı olarak içerikleri arasında farklılık izlenmemektedir. Genel olarak NREM ve REM rüyaları arasındaki farklara bakıldığında ise REM rüyalarının daha uzun ve sık olduğu, NREM rüyaların ise rüyadan çok sanki bir düşünce şeklinde olduğu belirtilmektedir.
Rüya içeriği hakkında neler denebilir?
NREM rüyaları daha az hikaye benzeri ve tuhaf olma eğilimindedir. Daha fazla dostça etkileşim ve daha az saldırgan sosyal etkileşim içerir. REM rüyalarının bir başlangıcı, ortası ve sonu vardır. Rüya gören kişi genellikle hikayenin merkezindedir. Bir şeyler yapmaya çalışmaktadır ancak engellerle veya çatışmalarla karşı karşıyadır. Rüya hikayeleri de dahil olmak üzere hikayeler bize kimin kime neyi ve hangi sırayla yaptığını söyler.
Yaşlandıkça rüyaları hatırlama azalmakta ama içerik olarak değişim gözlenmemektedir.
Cinsiyetin de rüya içeriği ve oluşumu üzerine etkisi bulunmaktadır. Erkek ve kadın rüya içeriklerine bakıldığında, kadın rüyalarının daha çok günlük olaylar ile ilişkili olduğu görülmektedir. Daha günlük uğraşlar üzerine yoğunlaşmaktadır. Seksüel içerikli rüyalar her iki cinste herhangi bir zamanda %80 olasılıkla tanımlanmakla birlikte, erkeklerde daha sık gözlenmektedir. Yaşa bağlı da rüya içeriği değişmektedir. Yedi yaşlarına kadar rüya gören kişilerde, rüya içeriğinde aktif karakter olmamaktadır. Çocukluk çağı rüya içeriği, daha pozitif duygulanım yönündedir; agresyon daha nadirdir. Adölesan çağda ise rüya içeriği, daha bizar hale gelmektedir. Yaşlandıkça rüyaları hatırlama azalmakta ama içerik olarak değişim gözlenmemektedir.
Rüyalar, birçok duyunun da eşlik ettiği bir epifenomendir. Duyusal deneyimler rüyalara eşlik etmektedir. Rüyaların %50’sinde işitsel deneyimler varken koku, tat ve ağrı gibi duyusal deneyimler %1 gibi görülmektedir. Kadınlarda koku ve tat erkeklerde ise ağrı ve işitsel duyu deneyimlerinin daha fazla olduğu bilinmektedir.
Doğuştan ya da 4-5 yaşlarından önce görme engeli gelişti ise rüyalarında görsel imgeler bulunmamaktadır.
Diğer merak edilen ise görme engellilerde rüyalarıdır. Doğuştan ya da 4-5 yaşlarından önce görme engeli gelişti ise rüyalarında görsel imgeler bulunmamaktadır. Rüya içeriklerinde diğer duyusal algılar daha ön planda olmaktadır. Eğer engel, 5-6 yaşlarından sonra ortaya çıktı ise görsel içerikler yaş ilerlese de çocukluk çağındaki imgeler ile deneyimlenmektedir.
Her canlı rüya görür mü?
Evrimsel açıdan bakarsak, tüm canlılar veya hayvanlar rüya görür mü ya da uyku düşenseli yaşar mı? Bu sorunun cevabı evet ya da hayır olabilir. Örneğin bir kedide, rüya içeriğinin motor davranış olarak gözlendiği, bir ahtapodta da benzer şekilde uyku sırasında renklerini değiştirmesi bunu kanıtlayabilir. Elektrofizyolojik çalışmalarda da, beyin arka bölgesinde, rüya ilişkili aktiviteler kaydedilmektedir. Yani cevap: Evet, canlılar rüya görür.
Neden rüya görürüz?
Neden rüya gördüğümüzün cevabı maalesef net değildir. Ancak rüyaların bir sonuç olduğunu, yani beyinde oluşan aktivasyonun sonucu olduğunu söyleyebiliriz.
Uykunun NREM döneminde, bellek konsolidasyonu, yani hipokampusta yer alan geçici bellek işlenerek kortikal, kalıcı bellek oluşumu gerçekleşir. Bu dönemdeki rüyalar işte bu bellek ürünlerini kullanarak işlemlerin oluştuğunu ifade edebilir. Uykunun REM döneminde ise gereksiz bilgilerin yani sinapsların ortadan kaldırılması gerçekleşir. Bu dönemde stres ilişkili noradrenalin gibi maddeler ortada olmadığından, özellikle belleğin stres ilişkili bilgisi silinir, yani unutulur. Kısacası, REM’in amigdala reaktivitesini azaltması ve duygusal anıları noradrenerjik aktivitenin baskılandığı bir durumda yeniden işlemesi, olumsuz duygusal anıların genel yoğunluğunu azaltır.
Patolojik rüya nedir?
Patolojik rüyaları iki grup halinde sınıflandırabiliriz: Birincisi yapının bozuklukları, ikincisi de içeriğin bozukluklarıdır. Yapının bozukluklarında, rüyanın anatomik yapılandırılmasındaki bozukluklarını içermektedir. Bu grupta NREM rüya patolojileri (uyku terörü) ve REM rüya patolojileri (REM uykusu davranış bozukluğu, uyku paralizisi) yer almaktadır. İçeriğin bozulmasında ise daha subjektif bir grup bulunmaktadır. Bunlar kötü uyku içeriği ve egodistonik rüyalardır.
REM uykusu davranış bozukluğu, rüya içeriği ile rüya sırasında ortaya çıkan fizyolojik atoninin yani felç durumunun kaybı ile ilişkilidir. Sıklıkla nörodejeneratif hastalıkların (özellikle sinükleinopatiler – Parkinson hastalığı, Lewy cisimcikli demans gibi) erken bulgusu olarak karşımıza çıkmaktadır. REM uykusu davranış bozukluğunda ortaya çıkan rüyayı oynama davranışı ki genellikle nahoş, şiddet içerebilen içerik; bahsedilen hastalıklar ortaya çıkmadan 15-20 yıl öncesinden ortaya çıkıp erken dönem bulgu olarak kendini gösterir.
Diğer bir rüya tipi ise Lüsid rüyalardır. Temel olarak rüyada olduğunun farkında olunduğu, rüyayı yönetebildiği, oldukça sıklıkla deneyimlenen ilginç bir rüya deneyimidir.
Diğer bir rüya tipi ise Lüsid rüyalardır. Temel olarak rüyada olduğunun farkında olunduğu, rüyayı yönetebildiği, oldukça sıklıkla deneyimlenen ilginç bir rüya deneyimidir. Patolojik olarak değerlendirilmese de altta yatan psikopatolojiler ile birliktelik gösterebilmektedir. Lüsid rüya, sadece REM uykusu sırasında meydana geldiği düşünülse de aslında bu bir varsayımdır. Lüsid rüyalar, normal kişilerde görülebileceği gibi altta psikopatolojisi (şizofreni, posttravmatik stres bozukluğu vb) olan kişilerde de gözlenmektedir.
“Şu anda, biri bize uykuda olup olmadığımızı ve düşüncelerimizin-yaşantılarımızın bir rüya olup olmadığını sorsa, hangi kanıtı sunabilirsin?”
Sonuçta, rüyalar insanoğlunun hep peşinden gittiği ve bu yolculukta uykuyu ve fizyolojisini daha iyi anlamamızı sağlayan bir epifenomendir. Socrates’in “Şu anda, biri bize uykuda olup olmadığımızı ve düşüncelerimizin-yaşantılarımızın bir rüya olup olmadığını sorsa, hangi kanıtı sunabilirsin?” sorusu güncel olarak tartışılabilir. Her ne kadar rüyalar, bir epifenomen olarak sayılsa da kişinin beyninde bir şeylerin döndüğünün işaretidirler.

