Kurtların ulumaları bize ürkütücü, vahşi veya güzel gelebilir. Peki bu ulumaların onlar için anlamı nedir? Yani birbirlerine aslında ne söylüyorlar?
Holly Root-Gutteridge
Çeviren: Emine Öykü Güner
Kahramanlar karanlık şatodan daha karanlık ormanlara kaçarken, Kont Drakula’nın “gecenin çocukları” müziği başladı: Transilvanya gecesinde uzaktan yankılanan kurt ulumalarından oluşan bir koro. Filmi durdurdum. Uzun süredir acı çeken arkadaşıma, “Bu bir Avrupa kurdu değil, uluma tamamen yanlış! Bu kurt Kaliforniya’nın ormanlarına ait!” dedim.
Doktora çalışmam için yüzlerce saat binlerce kurt dinledikten sonra, ulumalar arasındaki fark benim için açıkça ortadaydı. Bir Rus kurdunun sesi bir Kanada kurdunun sesine hiç benzemiyordu. Bir çakalın sesi de o kadar farklıydı ki sanki Farsça ve Fransızca dinliyormuşum gibiydi. Coğrafi ve alt tür ayrımlarının olması gerektiğine inanıyordum. Başka araştırmacılar da daha önce bu öneriyi yapmıştı. Ancak kimse bunu düzgün bir şekilde test edecek yeteri kadar büyük bir uluma koleksiyonu oluşturmamıştı. Birkaç yıl sonra, doktoramı bitirdiğimde, Drakula hikayemi Cambridge Üniversitesi’ndeki zoolog Arik Kershenbaum’a anlattım. Derhal kurtlara ne kadar uyum sağladığımı keşfetmemizi önerdi. Bu öneri beraberinde bir de soru getirdi, “Köpek türleri ve alt türleri arasında farklılıklar var mı ve eğer öyleyse bunlar farklı kültürleri yansıtıyor olabilir mi?”
Hayvanlar birbirlerine seslendiklerinde, seslenen kişiden dinleyiciye tek bir bilgi akışıyla iletişim kurarlar. Modern kayıt teknolojisi icat edilene kadar herhangi bir akustik iletişim yalnızca yankı kadar sürüyordu. Dolayısıyla, 6.000’den fazla mevcut dil ve her dil için bilinmeyen sayıda yerel aksan ile modern insan konuşmasındaki farklılıkları duyabilsek de, dilin kökenini yazıdan önceki izini süremeyiz veya eski insanların nasıl ses çıkardığını bilemeyiz. De Martinville’in ilk akustik kaydı yaptığı 1860’tan öncesi, konuşma dünyası bizim için büyük bir gizemden ibarettir, ancak bazen ölü dillerin dağınık parçalarını kendi dilimizde hala canlı olarak duyabiliriz.
Dilin ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı sorusu muazzam bir tartışma konusudur; hatta “bilimdeki en zor soru” olarak adlandırılmıştır. Benim çalışmam da seslendirmelerden hangi bilgilerin çıkarılabileceği üzerine. Bu, fiziksel bedenin çağrının şeklini ve biçimini nerede belirlediğini ve arayanın kontrolün nerede olduğunu anlamanın ilk adımıdır. Örneğin, bir piyanist için kombinasyonlar piyanonun 88 tuşuyla sınırlıdır, ancak Steinway’de (Alman-Amerikan piyano şirketinin ismi, kuyruklu bir piyano kast ediliyor) çalınan bir şarkı, barın dik kısmında çalınan aynı şarkıdan farklı ses niteliklerine sahip olacaktır. Ayrıca farklı melodiler de çalınabilir. Burada kritik nokta enstrümanın özelliklerini, çalanın seçimlerinden ayırmaktır. Bu seçimlerin ne anlam ifade ettiğini anlayabilmemiz adına onları doğru ayırt etmemiz önem taşımaktadır.
Davranış tamamen içgüdüsel değildir. Yani sadece doğuştan gelen ve doğumdan itibaren düşünce veya esneklik olmaksızın gerçekleştirilen bir olgu değildir. Genellikle de sosyal ilişkiler aracılığıyla öğrenilir. Bu konuda şempanzeler büyüleyici bir örnektir: Alet kullanımı bir bireyden diğerine yayılır, çünkü onlar grup arkadaşlarının fındık kırma, karınca yakalama veya dişlerini temizlemedeki başarılı taktiklerini kopyalarlar. Pişmiş yiyecekleri çiğ yiyeceklere tercih ettikleri ve hatta ABD işaret dilini öğrenebildikleri ortaya koyuldu. Tüm bunlar, diğer türlerin de ortak kültür ve bilgiyi nasıl geliştirdiklerine olan ilgiyi artırdı. Kuşlarda alet kullanımı, karıncaların çiftçilik yapması veya papağanlarda dans etmesi gibi daha önce insanlara özgü olduğuna inanılan aktiviteler artık çeşitli türlerde de bulunuyor. Bu durum hayvanların insanlar için bir model olarak kullanılabileceği anlamına geliyor. Bu da bize kendi evrimimizin gizemli bir kısmına bir pencere açılmasını sağlıyor.
Araştırmalar, kambur balina şarkılarında coğrafi farklılıklar olduğunu ve yaşamları boyunca değişen bu şarkıları kullanarak popülasyonları birbirinden ayırabildiğimizi gösterdi.
Belki de bu araştırmanın en büyüleyici alanı dil ve konuşmanın evrimi üzerine olan kısmıdır. Bir zamanlar dili yalnızca insanların kullandığına ve hayvan seslerinin, acı çığlıkları gibi davranışsal ipuçlarına verilen içgüdüsel tepkilerden başka bir şey olmadığına inanılıyordu. Şimdi ise pek çok türün ses üretiminde esnekliğe sahip olduğunu, bu sayede ne zaman sesleneceklerini ve hangi sesi çıkaracaklarını seçebildiklerini biliyoruz. Araştırmacılar, maymunların farklı yırtıcı hayvanlar için farklı çağrılar kullandıklarını fark etti. Ayrıca çayır köpeklerinin de alarm çağrıları oluştururken yaklaşan yırtıcı hayvanın rengini ve şeklini kodlayabildiklerini buldu. Ötücü kuşlar, şarkı notalarının sırasına göre özellikle karmaşık kurallar sergilerler. Hayvan seslerini incelemenin insan konuşmasının gelişim biçimine ışık tutması umut ediliyor. Tutulacak bu ışık, bilimdeki en zor soruyu (dilin ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı) çözmeye yönelik önemli bir adımdır.
Kuşlarda, yarasalarda, şempanzelerde ve giderek uzayan diğer türler listesinde lehçeler veya seslendirme biçimi ve bunların kullanımındaki bölgesel farklılıklar gözlemlenmiştir. Bu durum, en güzel şekilde yüzlerce mil öteye iletilen kambur balinaların şarkılarında gözlenmiştir. Öyle ki şarkılar dinleyiciye balinanın okyanusun hangi bölgesinde yaşadığını söyler. Ayrıca bu şarkının etkisi ile aile grubunun izini süren balinalar görülmüştür. Biyoakustik uzmanları Katharine Payne ve Roger Payne, balinaları ilk kez 1960’larda su altı mikrofon kayıtlarından dinlediler. Her bir erkeğin şarkısında her yıl meydana gelen değişiklikleri keşfetmek için müzik notalarını kullandılar. Aristoteles zamanında insanlar tarafından duyulan balina şarkısı, yoğun bir çalışma konusu olarak halkın ilgi odağı oldu. Araştırmalar, kambur balina şarkılarında coğrafi farklılıklar olduğunu ve yaşamları boyunca değişen bu şarkıları kullanarak popülasyonları birbirinden ayırabildiğimizi gösterdi. Yani balinalar şarkı söyleyişlerini kontrol ediyorlardı. Ayrıca kültürel etkilere maruz kalıyorlardı. Payne’ler balina şarkısında lehçeler bulmuştu. Peki aynı şeyi köpekgiller için de bulabilir miyiz?
Kültürel popülaritelerine rağmen yakın zamana kadar kurt ulumaları herhangi bir araştırmanın konusu değildi. Şimdilerde ise deniz biyologları ve ornitologların önderliğindeki araştırmacılar, gelişmiş ses kayıt ekipmanı ve analiz programları sayesinde hayvan seslerini derinlemesine inceleyebiliyor. Hayvanların birbirlerine ne söylediğini anlamanın ilk adımı, sesin hangi yönlerinin işlevsel olduğunu anlamaktır. Bunun ardından boğaz ve ağız yapısını hangi kısımların oluştuğunu, piyanonun ve melodinin ne olduğunu anlamak gelir. 1960’lardan bu yana yapılan araştırmalar, yüzyıllardır rüyalarımıza giren ulumaların, bu sesi çıkaran kurt hakkında bizlere çok şey anlatabileceğini gösterdi. İnsanlar gibi her kurdun da kendine has sesi vardır. Her sürü aynı zamanda uluma benzerliklerini paylaşıyor. Bu da farklı ailelerin birbirinden farklı ses çıkarmasını sağlıyor (kurtlar tanıdık ulumalara daha olumlu tepki veriyor). Bu kadarını biliyorduk. Sürüler arasında görülen farklılıkların alt türler için mi yoksa sadece türler için mi geçerli olduğunu bilmiyorduk. Bir Hint kurdunun ulumasının Kanada kurdunun ulumasından farklı olup olmayacağı hakkında da bilgimiz yoktu.
Bütün bunlar beraberinde daha fazla soruyu getirdi. Farklı alt türlerin ulumaları farklıysa, bu ulumalar aynı mesajı mı iletiyor? Avrupalı bir kurdun saldırgan ulumasının bir Himalayalı kurdun saldırgan uluması ile aynı anlama geldiği ortak bir uluma kültürü var mı? Bir kır kurdu, saldırgan bir niyetle uluyan bir kızıl kurt ile çiftleşme arzusunu ilan eden bir kızıl kurdu ayırt edebilir mi? Dilbilgisi ya da sözdizimi olmadan bile ulumalar niyeti iletebilir. Eğer ulumanın şekli, niyet sabit kalırken yeterince değişirse kendine özgü kültürün temelleri ortaya çıkmaya başlayabilir.
Kurt türleri, tercih ettikleri çalma tarzlarına sahip müzik grupları gibiydi: “Caz gibi rifflerle (müzikte tekrarlanan bir akor ilerlemesi veya nakarattır) dolu ya da klasik müziğin saf tonlarını içerir.”
Kershenbaum, tüm bunları araştırmak ve verileri ve fikirleri paylaşmak üzere bir grup araştırmacıyı bir araya getirdi. Kurt, kır kurdu, köpek ve çakalın (topluca köpekgiller olarak bilinir) 13 farklı alt türü ve türü arasındaki ulumaları karşılaştırdık. Karşılaştırdığımız ulumalar Polonya ve Rusya’daki soğuk akşamlarda yaptığım kendi kayıtlarımdan geliyor.
Daha sonra, çalınan tempoyu hesaba katmadan melodideki değişiklikleri karşılaştırmak için dinamik zaman bükülmesi adı verilen bir işlem kullanarak tüm ulumaları aynı uzunluğa getirdik. Her türün kendi favori uluma şekline sahip olduğunu, uğultularında perdeyi yükseltmek ve düşürmek için tercih edilen bir dizi değişiklik olduğunu, ancak diğer türlerin tercih ettiği uluma şekillerini de kullandıklarını ve şekilleri istedikleri gibi değiştirdiklerini bulduk. Türler, ister caz gibi rifflerle dolu, ister klasik müziğin saf tonlarını içeriyor olsun, tercih ettikleri çalma tarzlarına sahip müzik grupları gibiydi. Ancak herhangi bir zamanda gerçekte çaldıkları şey konusunda esnekti. Yani favori bir tarza sahip olsalar da melodinin kendisi değişiyordu.
Müzisyenler gibi kurtlar da bu türdeki atalarından etkilendi ve türler, coğrafi ve genetik olarak kendilerine daha yakın olan diğer köpekgillerle ortak özellikler paylaştı. ABD’de kaydedilen bir Doğu gri kurdunun sesi, Avrupa kurdundan çok Kuzey Carolina kızıl kurduna benziyordu ve bir Afrika çakalının sesi yine oldukça farklıydı. Kuzenleri olan Avrupa kurtlarıyla karşılaştırıldığında küçük ve narin olan altın çakalların yüksek, yükselen ivmeye sahip ulumaları vardır. Kontrol ve hız konusunda cesur performanslar sergileyerek skalada yukarı ve aşağı koşarlar. Ancak genel şekillerinde daha az değişiklik vardır. Oysa Avrupa kurtları daha yavaş bir uluma stili kullanırdı. Bu stil gecenin karanlığına doğru sürükleniyormuş gibi görünen düşüşlerle biten derin ve istikrarlı uzun notalara sahip.
Kurt türleri, tercih ettikleri çalma tarzlarına sahip müzik grupları gibiydi: “Caz gibi rifflerle (müzikte tekrarlanan bir akor ilerlemesi veya nakarattır) dolu ya da klasik müziğin saf tonlarını içerir.”
Türler arasındaki bu farklılıklar tanıdık geliyorsa bilin ki öyle olmalı. Binlerce yıldır kuşların ötüşünün her türe, hatta bazen popülasyona göre farklı olduğunu, sıvacı kuşunun wha-wha-wha sesinin ardıç kuşunun ıslık sesinden çok farklı olduğunu biliyorduk. Kuşların uyarlanabilir repertuarlara sahip olduğunu, yeni sesler popüler hale geldikçe ve popülasyonlar arasında yayıldıkça melodilerini tam anlamıyla değiştirdiklerini gördük. Kambur balinalar yeni şarkılar duyduklarında şarkı söylerler, yaşamları boyunca yeni şarkı kalıpları toplarlar ve bunları popülasyonlarındaki diğer bireylere aktarırlar. Köpekgiller çalışmamız, türlerine göre farklı ulumalara sahip olduklarını gösterdi. Ancak ulumalarını zamanla değiştirip değiştiremeyeceklerini veya farklı uluma modellerine maruz kalıp kalamayacaklarını henüz yanıtlayamadık. Artık farklılıklar olduğunu gördüğümüze göre cevaplanması gereken bir sonraki sorular, bunların doğuştan mı yoksa öğrenilmiş mi olduğu anlamak ve bir kurdun ulumasını ne kadar değiştirebileceğini bulmak olacak.
Kurtların başka canlılara maruz kaldıklarında kendi tarzlarını ne kadar iyi koruduklarını anlamak için kırmızı kurtlar, Doğu gri kurtları ve çakallar üzerinde daha küçük bir analiz yaptık. Dünyanın her yerindeki kurtlar insanlarla çatışmalara maruz kalıyor. Hatta sayıları 1970’lerde 20’ye kadar düşen kızıl kurtların nesli tehlike altında ve kritik düzeyde seyrediyor. Kızıl kurdu kurtarmak ve onu ABD’nin güneydoğusundaki eski avlanma alanlarına geri döndürmek için büyük çaba sarf edildi. Ancak bu kurtların çakallarla çiftleşme ve Doğu kurtlarıyla çiftleşerek verimli melezler oluşturma konusunda endişe verici bir eğilimleri var. Kızıl kurdun, komşularınınkinden ayrı kendine özgü sağlam bir uluma şekline sahip olacağını umuyorduk. Bu durum da, kurtların üremeye karşı kendi iletişim engellerini yaratabilecekleri anlamına gelebilir.
Ne yazık ki durum böyle değildi. Her iyi müzisyen gibi kızıl kurtlar da yeni tarzlar kullanmaktan çekinmiyorlardı. Kızıl kurtların, çakal ile Doğu kurt ulumaları arasında bir orta noktaya yerleştiklerini gördük. Bu da ulumaların üremelerine engel teşkil etmeyeceğini gösteriyor. İncelediğimiz kırmızı kurtların genetik olarak olabildiğince saf olması, onların hem çakallardan hem de Doğu kurtlarından etkilenip etraflarında duydukları sesleri kopyalayabileceklerini gösteriyor. Ya da belki de hiçbir zaman kendine özgü bir kırmızı kurt uluması şekline sahip olmadılar ve sadece yakın akrabalarının ulumasını paylaştılar. Çakal ve Doğu kurdu ulumalarını çok sık duymaktan bunalan başka kırmızı kurt uluma şekilleri olup olmadığını hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ancak modern farklılıklar ses açısından yeni köpek yavrusu yaratmada çaprazlamayı durdurmuyor.
Bulduğumuz uluma şekillerinin çeşitliliği, çok sayıda olası anlamı kapsamaya yeterlidir. Bununla birlikte, uluma doğası gereği özel bir fısıltı değil, halka açık bir haykırıştır. Böyle olunca da iletilmesi muhtemel olan mesajı sınırlar. Bu anlamların ne olduğunu tahmin edebiliyoruz ama şu anda bilmiyoruz. Belki ‘Bütün sürü buraya gelsin’ ile ‘Kardeş kurt buraya’ arasında ince farklar vardır. ‘Uzak dur yabancı’ ile ‘Burada iyi yemek var kardeşim’ arasında potansiyel büyük farklar da var olabilir. Bu, dille ilgili ilgilerin ötesinde, bazıları yerel kurtları korkutmak için kurt ulumalarının kayıtlarını çalarak çiftlik hayvanlarını korumaya çalışan çevreciler için de önemli; ancak onlar, uzak durma sinyali göndermek yerine yemek zilini çalan ulumaları kullanıyor olabilirler.
Bölgesel “ormanımdan defol” uluması, yalnız bir kurdun yalnız kalpler reklamından1 farklı mıdır?
Bu uluma şekillerinden bazıları türler arasında paylaşılırken bazıları ise diğerleri farklıydı. Türler arasındaki bu farklılıkların bir kısmı genetik sürüklenmenin, popülasyon boyunca yayılan değişikliklere yol açan rastgele mutasyonların sonucu olabilirken, aynı zamanda ihtiyaca yanıt olarak veya hayvanın yaşam ortamının şekillendirici etkisine bağlı olarak da gelişebilirler. Kambur balina şarkısında olduğu gibi çağrıların esnek olduğu ve yeni deneyimlere göre değiştiği durumlar dilin olası evrimini aydınlatmak için kullanılabilir. Konuşmacılar yeni fikirlerle temasa geçtikçe bazen de biraz karışık olan yeni sesleri kendi kelime dağarcıklarına dahil ettikçe konuşmacıların aksanları ve sözcük kullanımları değişir.
Bir sonraki adım, ulumaların davranışsal bağlamlarının olup olmadığını göstermek olacaktır. Kurtların da diğer hayvanlar gibi duygusal durumları ve bilgileri dinleyicilerine aktarıp aktaramadığını, bölgesel bir ‘ormanımdan defol’ ulumasının yalnız kalpler reklamından farklı olup olmadığını göstermekte bir sonraki adımlardandır. Yalnız bir kurdun yeni bir eş araması, ava çağrının başarılı bir avın ilanından farklı olup olmadığı ve yavruların bu şekilleri öğrenmesi mi yoksa içgüdüsel olarak mı bilmesi gerektiğinin cevabını arayacağız. Ayrıca bu farklılıkların zaman içinde ne kadar sürdüğünü ve bazı uluma şekillerinin neden paylaşıldığını da keşfedeceğiz.
Uluma, tek bir sesin veya vurgunun bir cümlenin tüm anlamını değiştirebildiği sözdizimi ve dilbilgisi ile insanların anladığı şekliyle gerçek dilin bir örneği değildir. Ancak ulumaların içgüdüsel değil öğrenilmiş bir gösteri olduğunu ortaya koyabilirsek, bu bize dil evrimi yapbozunun potansiyel başka bir parçasını verecektir. Kurtlar ve insanlar, birden fazla bireyin yakın ilişki içinde olduğu ve karmaşık anlamları iletmenin büyük avantajları olduğu karmaşık toplumlarda yaşayarak, işbirliği içinde hareket ederler. İnsanlar, anlamı çok çeşitli sesler aracılığıyla iletmek için dili kullanırlar. Ancak proto-sözcükler (sözcüklere benzeyen ancak tam olarak sözcük olmayan seslerdir) muhtemelen daha sonra karmaşıklığa doğru evrilen çok temel fikir ve niyetlerle ilişkili olarak gelişmiştir. Daha yakından ilişkili diller daha benzer olma eğilimindedir; Fransızca ve İtalyanca, anlaşılır olmaya yetecek kadar kelime paylaşır, ancak Hintçe konuşanlar için anlaşılmazdır. Fakat yine de hepsi bir Proto-Hint-Avrupa diline (PIE, Hint-Avrupa dil ailesinin yeniden yapılandırılmış ortak atası) bağlanabilir.
İzolasyon (kast edilen coğrafik izolasyondur, dış faktörlerin etkisiyle tek bir gen havuzunun iki gen havuzuna ayrılması) ve coğrafi uzaklık, insan dilinin birçok kez farklılaştığı, binlerce ve binlerce lehçenin ortaya çıktığı ve bunların çoğunda ortaya çıktıkları ortama göre farklı kelimelerin yer aldığı anlamına geliyordu. Ancak bazı kelimeler o kadar basit ki binlerce yıl boyunca neredeyse hiç değişmediler. Örneğin Sanskritçe’de ‘matar’, Latince’de ‘mater’ ve Antik Yunanca’da ‘meter’ ve Swahili dilinde ‘mzaa’ anlamına gelen anne kelimesi. Sözcük orijinal köklerini bugün bile muhtemelen evrensel bir proto-dilde gösteriyor. Belki de kurtlar bizi yansıtıyor ve ortak uluma şekilleri, anneye benzer şekilde evrensel bir kavramı temsil ediyor. Yerel kavramlarla ilgili daha farklı ulumalar da var. Bunu keşfederek gerçek dile doğru ilk adımları keşfedebiliriz.
Uluma, tek bir sesin veya vurgunun bir cümlenin tüm anlamını değiştirebildiği sözdizimi ve dilbilgisi ile insanların anladığı şekliyle gerçek dilin bir örneği değildir.
Kurtlar çağrılarında anlam ifade edecek şekilde mi evrimleşti? Kesin olarak bilmiyorum ama öyle düşünüyorum. Bana göre, etrafı sürüyle çevrili mutlu bir kurdun uluması, vahşi doğada ağlayan yalnız bir sesten çok farklı. Eşiyle yapılan bir aşk düeti, yeni yavruların minik kafalarını gökyüzüne kaldırmasıyla yapılan koro ulumasıyla eşleşmiyor. Ama bütün sesler çok güzel. Belki bir gün bunların anlamını da anlarız. Şimdilik yalnızca yaban hayatı ekolojisti Durward L Allen’ın tanımladığı gibi ifade edebilirim: ”Vahşi doğada ağlayan bir sesi ve kurtların coşkusunu duyabilirim!”
Kaynak:
https://aeon.co/essays/we-learn-more-about-our-language-by-listening-to-the-wolves (son erişim tarihi: 5.08.2024).
- Kişisel reklam, bazen iletişim reklamı olarak da adlandırılır, bir kişinin arkadaşlık, romantizm, evlilik için başka birini bulmaya çalıştığı bir reklam biçimidir. ↩︎

