Kene tutunması, taşıdığı ölümcül hastalıklar nedeniyle erken fark edilip doğru şekilde müdahale edilmesi gereken ciddi bir halk sağlığı sorunudur.
Doç. Dr. Olcay Hekimoğlu
Son yıllarda dünyada kene kaynaklı hastalıklar nedeniyle yaşanan can kayıplarında ciddi bir artış gözlemlenmektedir. Özellikle ülkemizde, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı, önemli bir halk sağlığı sorunu hâline gelmiştir.
Bu bağlamda keneleri tanımak, onlara ve taşıdıkları hastalıklara karşı etkili mücadele yöntemleri geliştirmek açısından son derece önemlidir.
Kenelerin özellikleri
Keneler, zorunlu kan emici (hematofag) parazitlerdir. Yaşamlarını sürdürebilmek, gelişebilmek ve üreyebilmek için mutlaka kanla beslenmeleri gerekir. Türlerine göre değişmekle birlikte, yüzlerce farklı canlı türünden (konak organizmalardan) kan emebilirler. Pek çok kene türü insanı birincil konak olarak tercih etmez; ancak spesifik konaklarını bulamadıklarında insanlardan da kan emebilirler.
Kene, vücuda tutunarak keliser adı verilen yapılarıyla deriyi keser, ardından hortum benzeri ağız parçaları (hipostom) ile cilt altına girerek kan emmeye başlar. Bu sırada, konak canlının fark etmemesi için uyuşturucu ve pıhtılaşmayı önleyici maddeler salgılar. Böylece fark ettirmeden günlerce kan emmeye devam edebilir. Kan emme süreci sırasında salgıladığı maddelerle birlikte çeşitli hastalık etkenlerini (patojenleri) de konağa bulaştırabilir. Bu nedenle, kenenin vücutta tutunduğu süre uzadıkça KKKA virüsü gibi patojenlerin insana geçme riski de artar.
Kenelerin kendisi genellikle doğrudan ölümcül değildir; ölümcül olan, taşıdıkları bazı patojenlerdir.
Kene ısırması mı, kene tutunması mı?
Kene tutunması, çoğu zaman halk arasında “kene ısırması” olarak adlandırılır; ancak bu terim teknik olarak yanlıştır. Keneler, sivrisinekler gibi ısırmaz ya da sokmaz. Kene tutunması, deriyi kesen ve cilt altına giren özel ağız yapıları (keliser ve hipostom) sayesinde gerçekleşir. Bu işlem, ısırma ya da sokma gibi ani değil, daha karmaşık ve yavaş bir süreçtir.

Keneler ile sivrisinekler arasındaki başlıca farklar şunlardır:
• Sivrisinek sokması saniyeler içinde gerçekleşir; kene ise deriye tutunup cilt altına yerleşmeden önce uzun süre gezinip uygun yer arar, tutunma ve kan emme süreci saatlerce sürebilir.
• Sivrisinek sokması genellikle anında kaşıntı, kızarıklık gibi tepkiler oluşturur. Oysa kene, salgıladığı uyuşturucu maddeler sayesinde genellikle fark edilmeden kan emer.
• Sivrisinekler, cildin yüzeyine yakın damarlardan kan emerken keneler, cilt içine daha derinlemesine girerek uzun süreli kan emme davranışı sergiler.
Bu nedenle kene tutunması, hem fizyolojik hem de enfeksiyon riski açısından sivrisinek sokmasından çok daha farklı ve önemlidir.
Kene kaynaklı hastalıklar
Kenelerin kendisi genellikle doğrudan ölümcül değildir; ölümcül olan, taşıdıkları bazı patojenlerdir. Bunların en yaygınları arasında KKKA virüsü, Lyme hastalığına yol açan Borrelia burgdorferi bakterisi, kene kökenli ensefalit virüsü, tularemi ve Q humması yer alır. Bu hastalıklar, kanamalı ateş, organ yetmezliği ve şok gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Özellikle KKKA, Türkiye’de kene kaynaklı ölümlerin başlıca nedenidir.
Her türlü önleme rağmen kene vücuda tutunmuşsa, doğru ve zamanında müdahale çok önemlidir.
Kenelere karşı korunma
Kenelerle mücadelede en etkili yöntemlerden biri, erken fark edilmesidir. Vücutta ne kadar uzun süre kalırlarsa, taşıdıkları hastalık etkenlerini (patojenleri) insana bulaştırma olasılıkları da o kadar artar.
Bu nedenle tarım, hayvancılık, piknik, doğa yürüyüşü gibi kırsal alan faaliyetlerinden sonra vücut detaylı bir şekilde kene varlığı açısından kontrol edilmelidir. Ayrıca, bu tür faaliyetlerde uzun giysiler, pantolon, çorap gibi teni kapatan kıyafetler tercih edilmeli ve kenelerin kolay fark edilebilmesi için açık renkli kıyafetler giyilmelidir. Pantolon paçaları çorap içine sokulmalı, hayvancılıkla uğraşanlar hayvanlarını düzenli olarak kene açısından kontrol etmeli ve uygun şekilde ilaçlamalıdır.

Kene teması sonrası ilk adımlar
Her türlü önleme rağmen kene vücuda tutunmuşsa, doğru ve zamanında müdahale çok önemlidir. Doğrudan elle temas edilmeden, bir cımbız ya da pens yardımıyla kene ağız parçalarına mümkün olduğunca yakın yerden tutularak, yavaşça ve dik bir şekilde çekilerek çıkarılmalıdır.
Bu işlem, yakında bir sağlık kuruluşunda yaptırılabilir; ancak kenenin vücutta uzun süre kalmasının riskli olduğu unutulmamalı, bu nedenle beklemeden çıkarılmalıdır. Kene çıkarılırken ezilmemeli, döndürülmemeli, yakılmamalı ve üzerine alkol, kolonya gibi kimyasallar dökülmemelidir. Kene çıkarıldıktan sonra bölge sabunlu suyla yıkanmalı ve antiseptik bir solüsyonla temizlenmelidir.
Kene çıkarıldıktan sonraki 10 gün içinde ateş, halsizlik, baş ağrısı, kas ağrısı, kanama gibi belirtiler gelişirse, kişi derhal en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır.

