GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Uğultulu Tepeler’e bakış: Neden bu kadar yanlış anlaşılıyor?
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Edebiyat > Uğultulu Tepeler’e bakış: Neden bu kadar yanlış anlaşılıyor?
Edebiyat

Uğultulu Tepeler’e bakış: Neden bu kadar yanlış anlaşılıyor?

Yazar: GazeteBilim Yayın Tarihi: 20 Şubat 2026 11 Dakikalık Okuma
Paylaş
uğultu
Uğultulu Tepeler’in katı ahlaki denetimin hüküm sürdüğü bir dönemde (19. yüzyıl), okuyucuları şoke etmesi aslında şaşırtıcı değildir.

Emily Brontë’nin derin kusurlu karakterlerinin ister ateşli bir hayranı olun ister nefret edeni yürek burkan ve rahatsız edici olay örgüsü ve zehirli aşkıyla Uğultulu Tepeler, tarih boyunca sayısız hayranını kendine çekmiştir.

Derleyen ve Yorumlayan: Emine Öykü Güner
GazeteBilim Yazı İşleri

Uğultulu Tepeler, Emily Brontë’nin tutkulu aşk ve acımasız intikamı harmanladığı iç içe geçmiş öyküleri barındıran romanıdır. Öyle ki 19. yüzyılın ortalarında yayımlandığından beri hayranlarını büyülemiş ve eleştirmenleri de aynı derecede şaşırtmıştır.

“Ellis Bell” takma adıyla (Emily Brontë’nin takma adı) kaleme alınan Uğultulu Tepeler, 1847’de ilk yayınlandığında oldukça karışık eleştirilerle karşılandı. Kimileri kitabın “acımasız zulmü” ve “yarı vahşi bir aşk” tasviri nedeniyle dehşete düşerek oldukça sert eleştirilerde bulundu, kitabı yerden yere vurdu. Diğerleri ise kitabın gücünü, zekâsını etkileyici ve gerçekçi tasvirini kabul etti. Birçok okur ise kitabın sadece garip olduğunu söyledi.

Gotik kurgunun o dönemdeki popülaritesine rağmen, Uğultulu Tepeler’in katı ahlaki denetimin hüküm sürdüğü bir dönemde (19. yüzyıl), okuyucuları şoke etmesi aslında şaşırtıcı değildir. İngiltere’deki Loughborough Üniversitesinde Viktorya dönemi edebiyatı alanının kıdemli profesörü ve Emily Brontë Reappraised kitabının yazarı Clare O’Callaghan, ‘‘İnsanlar bu kitapla ne yapacaklarını bilemediler, çünkü net bir ahlaki bakış açısı yok” diyor. O’Callaghan sözlerinde haksız sayılmaz. Çünkü Uğultulu Tepeler öyle bir roman ki olayları pek çok ayrı perspektiften, duygudan ve ahlaki ölçekten ele almıştır.

Romanın yayınlanmasından üç yıl sonra 3 kardeşin* en büyüğü olan Charlotte Brontë, yazarın gerçek kimliğini açıkladı: Ellis Bell bir erkek ismi değil, küçük kız kardeşi Emily Brontë’nin kullandığı bir takma isimdi. Charlotte, eleştirmenlerin Emily’nin eserine hak ettiği değeri vermediğini şu sözlerle dile getirdi: “Uğultulu Tepeler’de ortaya çıkan olgunlaşmamış ama çok gerçek yetenekler neredeyse hiç fark edilmedi; önemi ve doğası yanlış anlaşıldı.”

Yorkshire’ın vahşi bozkırlarında geçen iki ailenin gotik öyküsü olan Uğultulu Tepeler, türünü tanımlayan bir klasik haline geldi. Buna karşılık Charlotte Brontë’nin 1800’lü yılların ortasında küçük kız kardeşi Emily’nin Uğultulu Tepeler’i için yaptığı yorum günümüz içinde geçerliliğini korumaktadır.

Şimdi biraz filme dönelim:

Saltburn’un yönetmeni Emerald Fennell, 13 Şubat’ta vizyona giren filmi ile kendi Uğultulu Tepelerini inşa ediyor. Yani Fennell, Avustralyalı aktörler Margot Robbie’nin Catherine Earnshaw ve Jacob Elordi’nin Heathcliff rolünü oynadığı filmle kendi versiyonunu ortaya koymakta.

Fennell, filminin öncesinde yaşanan çeşitli tartışmalara (başrol oyuncularının yaşı ve etnik kökeni ve fragmanda gösterilen gerçekçi olmayan kostümler) kısmen yanıt olarak filmin adına tırnak işaretleri ekleyerek, romanı uyarlamadığını ve kendi versiyonunu yaptığını, çünkü hikâyenin çok yoğun, karmaşık ve zor olduğunu belirtti. Acaba haklı olabilir mi? Aslında evet haklılık payı var. Uğultulu Tepeler’e edebi perspektiften baktığımızda hem fiziksel hem içerik bakımından hacimli bir eser. Ayrıca grift, karmaşık bir kurguya sahip. Kitap sevgi, kin, nefret, intikam ve tutkuyla dolu şizoid bir aşk kurgusuyla birlikte, iki nesli de içine alacak şekilde ilerliyor. Bu durumda bir soru daha ortaya çıkıyor: Bu kadar garip ama aynı zamanda büyüleyici olan bu roman neden başından beri hayranları, okuyucuları ve eleştirmenleri şaşırtıyor? Bu soruya cevap bulmak için esere daha yakından bakalım:

Uğultulu Tepeler’i üç kelime ile özetleyecek olursak “tutku ve intikamın öyküsü” diyebiliriz. Fennell’in, kitabın karmaşık yapısı konusunda haklı olduğunu vurgulamak gerek. Çünkü kitabın doğrusal olmayan, birden fazla anlatıcılı çok katmanlı yapısı ilk başta kafa karıştırıcı olabilir. Kitapta dikkat çeken noktalardan biri neden herkesin adının aynı olduğudur. 400 küsur sayfada kaç tane Cathy, Catherine, Linton, Heathcliff ve Linton Heathcliff olabilir ki?

Uğultulu Tepeler romanı aslında bir hikâye içinde hikâye niteliğinde bir eserdir. Nasıl bir hikâyedir bu dersek; geçmiş ve şimdiki zaman arasında gidip gelen ve yaklaşık 30 yılı kapsayan bir hikâye. Bu hikâyeyi Heathcliff’in kiracısı Lockwood ile Thrushcross Grange ve Uğultulu Tepeler’deki iki evde hizmetçi olarak çalışan Ellen Dean tarafından anlatılıyor. Ancak kritik bir nokta var ki her iki anlatıcı da güvenilir değildir.

Londralı, üstünlük kompleksli bir beyefendi olan Lockwood, meraklı bir yabancı olarak okuyucunun geçmişin sırlarını keşfedip ortaya çıkarmasında bir araç görevi görür. Söz konusu sırları açığa çıkaran Nelly, görünüşte kusursuz bir hafızayla hikâyeyi anlatır. Anlatıyı kontrol eder ve belki de yapmaması gereken durumlarda sık sık hikâyeye müdahale eder. Bu müdahaleyi belirli karakterlere olan duygusal bağlılığı ve diğer karakterlere yönelik yargılarında görülebilmektedir.

Fennell, genç bir kızken bu romanı ilk okuduğunda nasıl büyülenmiş olduğunu anlatmıştır. Keza Fennell, filmi için tüm zamanların en büyük aşk hikayesi sloganını kullanıyor ancak bu eksik bir ifade. Çünkü aşk hikâyenin bir parçası ancak ana fikri değil. Tüm zamanların en büyük intikam hikayesi demek daha uygun olabilir. Elbette, hikâyede inkâr edilemez bir romantik tutku vardır. Bu tutkuya örnek teşkil edecek satırlardan birisi: “Ruhlarımız neyden yapılmış olursa olsun, onunki ve benimki aynı; Linton’unki ise yıldırımdan ay ışığına, ateşten dona kadar farklı.”

Heathcliff’e baktığımız zaman romantik bir kahraman olmaktan çok işkence görmüş bir anti-kahraman olduğunu hemen belli eder. Catherine de zorlu bir karakterdir. Ayrıca melodramatik ve kindardır. Heatchliff ve Catherine’nin kırılmaz bağı, coşkulu ve sonsuz olsa da talihsizdir. Onların bitmeyen bu ıstırapları, kırılmayı bekleyen nesiller boyu süren bir istismar ve yıkım döngüsü yaratır.

Clare O’Callaghan der ki: “Aşk ve intikam, kitabın itici güçleridir… (Heathcliff) insanlara bedel ödetmek için gideceği derinliğin sınırı yoktur.” Çok doğru. Çünkü Heatchliff karakterinin içinde barındırdığı intikam öylesine yoğun ve katmanlı ki bu Hetachliff’in yapabileceklerinin sınırını ortadan kaldırıyor.

Uğultulu Tepeler’in yapısı, tutku ve intikam temalarını ustaca işliyor. İlk baskı iki cilde ayrılmış haldeydi. Bu iki cilde ayrılmayı nesiller arası bir bölünme olarak değerlendirebiliriz. İlk cilt Catherine ve Heathcliff’e, ikinci cilt ise onların çocuklarına odaklanıyordu.

Emily Brontë, ilk ciltte Heathcliff’e olan sempatimizi kullanır. Yetim bir çocuk olarak (Heathchliff) Heights’a geldiğinde, o bir “yırtık pırtık giysili, siyah saçlı çocuk… koyu tenli bir çingene” olarak dışlanmaktadır. Catherine ona tükürür bile. Durum bununla da sınırlı kalmaz Heathcliff, ona bir hizmetçi gibi davranan alkolik üvey kardeşi Hindley Earnshaw tarafından fiziksel olarak istismar edilir. Kitap boyunca ona “pis” denir. Onun tek tesellisi, vahşi bozkırlarda birlikte dolaştığı Catherine’dir. Ancak o zaman bile, Catherine’in “Ben Heathcliff’im… o benden daha çok ben” şeklindeki beyanına rağmen kısmen yanlış duyduğu bir konuşma nedeniyle, Thrushcross Grange’ın zengin sahibi Edgar Linton ile evlenir.

Romanın ikinci yarısında Heathcliff’in Edgar ve Catherine’e olan intikamı yer alır. Hatta bu intikam Catherine’in ölümünden sonra daha da şiddetlenir. Brontë, Heathcliff’in canavarca zulmü hüküm sürerken, okuyucuların Heathcliff’e duyabilecekleri herhangi bir sempatiyi acı bir şekilde sınar. Karısı (Catherine’in baldızı) Isabella’yı, köpeğini asmak gibi alçakça davranışlarla fiziksel ve psikolojik olarak istismar eder. Bununla da yetinmez, ailenin çocuklarını da istismar eder. Hindley’in oğlu Hareton, Heathcliff’in çocukluğunda olduğu gibi hizmetçi olarak çalışmaya zorlanır. Cathy Linton’ı, Catherine ve Edgar’ın kızını kaçırır ve Thrushcross Grange’ın mülkiyetini güvence altına almak için onu oğlu Linton Heathcliff ile evlenmeye zorlar. Heathcliff’in her eylemi kasıtlı, hesaplı ve intikamcıdır.

Romanın karmaşık geçmişi ve uyarlamaları

Uğultu Tepeler’in bazı film ve televizyon uyarlamaları yoğun intikamın vahşiliği ve karmaşıklığı nedeniyle ikinci yarısını tamamen atlamıştır. William Wyler’ın 1939 Oscar ödüllü filmi, Catherine’in ölümünden kısa bir süre sonra, onun hayaleti ve Heathcliff’in bozkırlarda dolaşmasıyla sona erer. Timothy Dalton’ın başrolünü oynadığı Robert Fuest’in 1970 yapımı filmi de Catherine’in ölümüyle sona erer, tıpkı Andrea Arnold’un 2011 yapımı filmi gibi. Bu filmde ekran süresinin çoğu genç Catherine ve Heathcliff’e ayrılmıştır.

Ancak Catherine’in ölümü romanın ortasında gerçekleşir. Bu nedenle birçok uyarlama, yaklaşık 18 yıllık bir süreyi atlayarak kitabın sonunu yumuşatır ve en karanlık kısımlarını sansürler. Claire O’Callaghan, kitabın ikinci yarısını görmezden gelmenin işe yaramadığını söylüyor. Bence aşk ve intikam bu kitabın itici gücü ve kitabın en harika yanı da bu… (Heathcliff) insanlara ödetmek için gideceği derinliğin bir sınırı yok,” diyor. O’ Callaghan haklı. Çünkü Heathcliff karakterini var eden, inşa eden, onu o yapan o intikamın derinliği. O açıdan kitabın o bölümünü eksik görmek kitabı eksik değerlendirmek demek olur.

Heathcliff, işkence ve bastırılamaz bir kederle dolu bir hayat sürer. Ancak bu acıyı çevresindeki herkese yaşatır ve bunu yaparken hiçbir pişmanlık duymaz. O’Callaghan, Brontë’nin Heathcliff’in yanlışlarını düzeltmeyerek ve onu daha fazla ceza vermeden ölmesine izin vererek aslında okuyuculara cevaplar vermek yerine daha karmaşık sorular sorduğunu söylüyor. Bu sorulardan bazılar: Aşk nedir? Evlilik sistemi işe yarıyor mu? Şiddetin sınırları nelerdir?

Duygular insanın kaderinin en büyük zaafıdır ve karşı konulmaz bir güçtür. Öyle ki duygular olumlu davranışlar kadar olumsuzluğa da kapı açar. İşte, bu roman aşktan doğan nefretin ve intikam alma güdüsünün muhteşem bir anlatımıdır. Aslında bu anlatım romanın karmaşık mirasının bir parçasıdır.

“Popüler kültür bize bunun harika bir aşk hikayesi olduğunu söyleme eğilimindedir… okuyucular bununla ilk kez karşılaştıklarında, kitap çok farklı olduğu için bu onlara ters gelir. Bence Uğultulu Tepeler hala şok etme gücüne sahiptir. Viktorya dönemi insanları gibi, biz de hala onu nasıl tanımlayacağımızı ve onunla ne yapacağımızı bulmaya çalışıyoruz,” diyor O’Callaghan.

Emily Brontë’nin derin kusurlu karakterlerinin ister ateşli bir hayranı olun ister nefret edeni yürek burkan ve rahatsız edici olay örgüsü ve zehirli aşkıyla Uğultulu Tepeler, tarih boyunca sayısız hayranını kendine çekmiştir. Fennell’in yorumunun son olmayacağından emin olabiliriz. Ancak, bu kitaba ekranda hakkını verebilecek birinin olup olmadığı bambaşka bir soru.

*İngiliz Edebiyatı’nın klasikleri arasına yerleşmiş eserleriyle tanınan 3 kardeş: Charlotte Brontë, Emily Brontë, Anne Brontë.

Kaynaklar:

https://www.bbc.com/culture/article/20260202-why-wuthering-heights-is-so-misunderstood

https://www.bbc.com/culture/article/20180725-heathcliff-and-literatures-greatest-love-story-are-toxic

https://www.bbc.com/news/articles/cly0nnrr48ko

Schneewind, J. B., ‘3 Moral Problems and Moral Philosophy in the Victorian Period’, Essays on the History of Moral Philosophy (New York, 2009; online edn, Oxford Academic, 1 Feb. 2010),

Etiketler: film, uğultulu tepeler
GazeteBilim 20 Şubat 2026
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Önceki Yazı mezar Bir tablo, bir coğrafya ve bitmeyen barışın resmi: “Timur’un Mezarı”nın Ankara’daki sessiz nöbeti
Sonraki Yazı olimpiyat Kış Olimpiyatları doğaya nasıl zarar veriyor?

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
kurt, köpek
Acaba Öyle midir?Zooloji

İddia: “Kurt evcilleşmeyen tek hayvandır!”

Tabii ki bu cümle baştan aşağı yanlıştır. Öncelikle kurt ilk ve en mükemmel evcilleşen hayvandır. İnsanın en yakın dostu köpek…

2 Şubat 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Beyin rollercoaster’a biner mi: Nörosinema ve filmlerin gücü

Pek çok alanda sayısız veriler ortaya koyan nörobilim, sinema alanına da el atarak etkili filmlerin özellikleri hakkında ipuçları verir.

Nörosinema
27 Haziran 2025

İktidar, itaat ve Kafka: Türkiye örneği!

Kafka’nın yarattığı o karanlık, bürokratik, adaletsiz ve absürt dünya; günümüz Türkiye’sinde her geçen gün daha somut bir hâl alıyor. Bu…

EdebiyatSiyaset
23 Nisan 2025

Hekim bakış açısıyla öykücülük

Hekimlik bir sanattır. Edebi bir tür olan öyküyle ortak paydası da burasıdır. Gariptir ki hekimin muayene sırasında hastadan aldığı ön…

Edebiyat
4 Kasım 2024

Nobel Edebiyat Ödülü Han Kang’ın 

2024 Nobel Edebiyat Ödülü, tarihsel travmalarla yüzleşen ve insan hayatının kırılganlığını gözler önüne seren yoğun şiirsel düzyazıları nedeniyle Güney Koreli…

Edebiyat
10 Ekim 2024
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?