Hekimlik bir sanattır. Edebi bir tür olan öyküyle ortak paydası da burasıdır. Gariptir ki hekimin muayene sırasında hastadan aldığı ön bilgiye “hasta öyküsü” denir. Aslında her hastanın bir öyküsü vardır; hasta anlatır, hekimse o öyküyü kaleme alır. Bazıları oldukça açıktır bu öykülerin, bazılarıysa karmaşık.
Dr. Ebuzer Kalender
Hekimlik ve öykücülük insanlık tarihi kadar eski olsa gerekir. Çünkü insan varsa hastalık da vardır ve insan varsa anlatma ihtiyacı da olmuştur. Tıbbın kat ettiği mesafeye bakılırsa, bunun insan vücudunun anlattıklarının yazıya dökülmesiyle olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Yeni hastalıklar, yeni tedaviler, yeni ilaçlar, yeni teşhis yöntemleri…
Hekimliğin kişiye kattığı en önemli şeylerin başında insanları anlamak ve gözlem yeteneği gelir. İnsan vücudunu anlamak, onu satır satır okumak, ipuçlarını takip edip yerinde teşhisler koymak iyi bir gözlem yeteneği gerektirir. Bunun da edebiyata yansımaları tabi ki olumlu olacaktır.
İyi bir yazar aynı zamanda iyi bir araştırmacıdır. Anlatacağı mekânları günlerce gezen, olayların ve yerlerin tarihini uzun uzadıya araştıran birçok yazar vardır.
Kendi yazın hayatımda gözlem yeteneğinin yanı sıra hekimliğin bana kattığı çok şey olmuştur. Okuru en çok cezbeden şeylerin başında sahici karakterler okumak gelir. Kurgu olduğunu bilmesine rağmen okur, ete kemiğe bürünmüş karakterler ister. İşte burada, derin karakterler yaratmak adına hekimliğimin bana çok faydası olmuştur.
Yazmaya başladığım ilk zamanlar psikolojik yönden derin karakterler yaratma ihtiyacını hissettiğimde psikiyatrist bir arkadaşımdan görüş istemiştim. O da bana bazı psikoloji kitapları ile bir yazar-psikiyatrist olan Irvin David Yalom’un romanlarını okumamı önermişti. O dönem bir süre yazmaya ara verip bunun üzerinde çalıştığımı ve sonuçta oldukça faydalandığımı belirtmek isterim. Hekim olmam nedeniyle işin temeline hâkim olmak gelişimimi hızlandırmıştı.
Benim içinse yazmak bir nevi kaçıştır. Gerçek dediğimiz bu kurgudan kendi gerçeğime kaçmak ve yarattığım yeni dünyalarda izimi kaybettirmektir.
İyi bir yazar aynı zamanda iyi bir araştırmacıdır. Anlatacağı mekânları günlerce gezen, olayların ve yerlerin tarihini uzun uzadıya araştıran birçok yazar vardır. Kurgusal tarihi öyküler yazdığım dönemlerde uzun süre Osmanlı tarihi okuduğumu, bir otopsi sahnesini anlatmak için adli tıp kitapları karıştırıp otopsi görüntüleri izlediğimi hatırlarım. Edebi metinlerde hastaları, hastaneleri ve hekimleri görmek oldukça yaygındır. Nitekim bazı yazar arkadaşlarıma bu hususta danışmanlık yaptığım olmuştur. Özellikle polisiye yazdığım dönemlerde adli kriminolojiyi ve etimolojiyi öne çıkarmışımdır. Bu hususlarda hekim kimliğimin bana katkısı çok büyük olmuştur.

Kendisi hem hekim hem yazar ve şair olan olan Cenap Şehabettin’in “Tıbbiyeden her şey çıkar, arada bir de doktor çıkar!” demesi boşuna değildir. Hekimlerdeki sanatsal yatkınlığa böyle dikkat çeker. Rus edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Mihail Bulgakov da bir hekimdir. Nitekim Köpek Kalbi isimli eserinde hekimliğinin yansımalarını görmek mümkündür. Türk edebiyatında da önemli eserler veren hekim yazarlara rastlanır. Bilindiği üzere kısa öykücülüğün en iyi temsilcilerinden biri olan Anton Pavloviç Çehov da bir hekimdir. Arkadaşı ve yayımcısı Aleksey Suvorin’e 1888’de yazdığı bir mektupta söylediği şu sözler dikkat çekicidir:
“Tıp, nikâhlı karım benim, edebiyat ise metresim. Birine kızarsam, geceyi öbürüyle geçiriyorum. Bu davranışımı belki biraz uygunsuz bulabilirsin, ama en azından sıkıcı değil. Hem zaten, benim bu ikiyüzlülüğümden ikisinin de bir şey kaybettiği yok.”
Benim içinse yazmak bir nevi kaçıştır. Gerçek dediğimiz bu kurgudan kendi gerçeğime kaçmak ve yarattığım yeni dünyalarda izimi kaybettirmektir. Sonuçta bir hekimin öyküsü ya da bir öykünün hekimi olmak benim için benzer ve de benzersizdir.

