Trump bilimin temel referans noktalarına ve bilimsel birikime karşı bir kişilik. Dolayısıyla DSÖ’den ve Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmesi hem içinde bulunduğumuz gericilik dönemini karakterize eden bir gelişme hem de bu karanlığı daha da ileri noktalara taşıyabilecek bir potansiyele sahip. Dolayısıyla bu kararların esas etkisi siyasi ve ideolojik bağlamlarda ortaya çıkacak ve tüm dünyayı bu yönde etkileyecektir.
Doç. Dr. İlker Belek
Akdeniz Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Trump 20 Ocak’ta gerçekleşen yemin töreninin hemen ardından ABD’nin DSÖ üyeliğinden çekildiğine ilişkin bir kararnameyi imzaladı. Aslında bu konudaki niyeti ilk başkanlık döneminde de mevcuttu. Ancak o dönemki seçimleri Biden’ın kazanması nedeniyle bunu gerçekleştirememişti.
Oysa ABD 1948’de DSÖ’nün kurucu üyelerinden birisiydi. Dönemin başkanı Truman DSÖ üyelik kararını ABD’yi yıkıcı salgınlardan koruyacağı düşüncesiyle temellendirmişti.
Oysa ABD 1948’de DSÖ’nün kurucu üyelerinden birisiydi. Dönemin başkanı Truman DSÖ üyelik kararını ABD’yi yıkıcı salgınlardan koruyacağı düşüncesiyle temellendirmişti.
DSÖ gerçekten de tüm dünyaya bir dizi kamusal yarar sağlar: Tehlikeli virüslerin global yayılımı konusundaki bilgilerin toplanması ve paylaşılması, yıllık mevsimsel grip aşısının üretimi konusunda bilimsel işbirliği, temel sağlık sorunlarının küresel ölçekte ele alınması gibi. Nitekim Covid salgınında da böyle oldu. Çin SARS-COV 2’nin genetik yapısıyla ilgili bilgileri DSÖ üzerinden tüm dünyayla paylaşarak ülkelerin aşı geliştirmelerine olanak sağladı.

ABD’nin üyelik aidatı olarak DSÖ’ye ödediği yıllık bütçe 260 milyon Dolar’dır ve bu miktar ABD sağlık bütçesinin yalnızca %0,07’si kadardır. Ancak ABD bunun dışında DSÖ’nün yürüttüğü kimi sağlık programlarına bağışlar da yapar. Bunlar özellikle Afrika ülkelerindeki salgınların kontrol altına alınmasına yönelik programlardır. ABD’nin DSÖ’ye yaptığı bağış miktarı yıllık 800 milyon Dolar’ın üzerindedir ve sonuç olarak ABD tek başına DSÖ’nün yıllık bütçesinin üçte birini karşılamaktadır. Ancak kabul edilecektir ki bunlar önemli miktarlar da değildir.
ABD’nin DSÖ’ye yaptığı bağış miktarı yıllık 800 milyon Dolar’ın üzerindedir ve sonuç olarak ABD tek başına DSÖ’nün yıllık bütçesinin üçte birini karşılamaktadır.
ABD’nin DSÖ’ye katılımı Kongre kararıyla olmuştu. Kongre o dönemde Truman’a bir yıl öncesinde bildirmek ve DSÖ’ne olan mali yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmek koşuluyla DSÖ üyeliğini onaylama yetkisi vermişti. Dolayısıyla şu anda ABD’de Trump’ın bir kararnameyle DSÖ üyeliğini iptal edemeyeceğine, bunun için Kongre kararı gerektiğine dair bir tartışma da yürüyor.

ABD’nin DSÖ üyeliğinden çekilmesi HIV ve Çocuk Felci mücadele programlarının darbe almasına yol açar. Zira bu programların bütçelerinin önemli kısmı ABD tarafından sağlanıyor. Ancak bundan daha tehlikeli bir sorun ABD’nin diğer ülkelere de bu konuda yol gösterici olabilme olasılığıdır. Biliyoruz ki bugün değişik ülkelerde Trump hayranı liderler iş başında. Ayrıca bu karar önümüzdeki dönemde DSÖ’nün küresel sağlık yönetişim sistemindeki etkisini zayıflatıcı bir etki de gösterebilir. Bu bakımdan en tipik örnek Covid pandemisidir. Nitekim pandemide ülkeler arasındaki işbirliğini Hükümetlerarası Müzakere Organı aracılığıyla DSÖ sağlar. DSÖ ülkelerin bu konudaki farklı talep ve çıkarlarını uzlaştırmaya çalışır. Trump ise DSÖ’nün pandemiyle ilgili tutumlarının ABD’yi bağlayıcı olmayacağı yönünde bir karar da almış oldu.
ABD’nin üyelikten çekilmesinin ABD aleyhine sonuçları da olabilir. Örneğin ABD’li bilim insanları DSÖ veri tabanına ulaşmakta zorluk çekebilirler.
ABD’nin üyelikten çekilmesinin ABD aleyhine sonuçları da olabilir. Örneğin ABD’li bilim insanları DSÖ veri tabanına ulaşmakta zorluk çekebilirler.
Öte yandan ABD’nin DSÖ üyeliğinden ayrılması emperyalist sistemin çevresindeki düşük gelirli ülkelerin DSÖ siyasetindeki etkisini artırıcı bir sonuç da yaratabilir ve bu durum sağlık risklerine daha fazla maruz kalmakta olan bu ülkelerin yararına bir sonuç da yaratabilir. Eğer ABD’nin DSÖ’ye yaptığı mali katkının yaratacağı açık diğer ülkeler tarafından kapatılırsa (ki gayet mümkün) bu türden bir sonucun ortaya çıkma ihtimalinin hiç de düşük olmadığı anlaşılacaktır.
Asıl önemli mesele ise sanırım Trump’ın gerici kişiliğinde saklı. Trump bilimin temel referans noktalarına ve bilimsel birikime karşı bir kişilik. Dolayısıyla DSÖ’den ve Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmesi hem içinde bulunduğumuz gericilik dönemini karakterize eden bir gelişme hem de bu karanlığı daha da ileri noktalara taşıyabilecek bir potansiyele sahip. Dolayısıyla bu kararların esas etkisi siyasi ve ideolojik bağlamlarda ortaya çıkacak ve tüm dünyayı bu yönde etkileyecektir.

