Büyük şehirlerin betonları arasında canlıların tek sığınakları olan parklar ve mezarlıklar, yabani canlıların hayatta kalabilmeleri için ihtiyaç duydukları doğal alanları az da olsa sağlayabiliyor.
Meriç KAYALIK
Aileden gelen doğa sevgisiyle etrafımda gördüğüm yabani canlıları küçüklüğümden beri takip eder, neler olduklarını öğrenmeye çalışırım. Gözlem yapmak veya doğada olmak benim için, televizyonda seyrettiğim belgesellerin içine girip canlı olarak tanık olmak gibi.
Kültürümüzde mezarlıklarda yatanlara duyulan saygı ve özlem, içerisinde bulunan canlı-cansız her türlü varlığa dokunmadan, koruyucu bir yaklaşımla yaklaşmamızı bizlere aşılamıştır. Canlılara özellikle mezarlıklar içerisinde zarar vermek sanki her yerde olduğundan daha büyük bir olumsuz davranış bilinir. Her bayram yaptığımız mezarlık ziyaretlerinde bir kaplumbağa, yılan, kertenkele veya farklı bir tür canlı görmek için etrafı araştırırdım. Onların korunaklı mezartaşları arasında hızlıca kaybolabilmeleri, kendilerini şehrin öğüten dişlerinden koruyabilmeleri için büyük bir olanak. Aynı zamanda parklar ve mezarlıklarda ekilmiş olan ağaçların, çalıların, bitkilerin sağladığı tohum, meyve ve çiçek gibi besinlere kolayca ulaşabilmeleri, bu ortamları terk etmeden sürekli barınabilmelerine imkân sağlıyor.
Büyükşehirlerde yaşadığım süre boyunca parklara ve mezarlıklara yakın olmam, buralardaki çeşitliliği gözlemlemem açısından bana çok faydalı oldu. Hatta doğa ve kuş gözlemine olan ilgimi de genel olarak buralar arttırdı diyebilirim. Yurtdışında, özellikle Avrupa’da karşılaştığım doğayı olduğu gibi koruma bilinci, her türlü yabani hayvana şehirlerin içinde kolayca tanık olabilmek ve Türkiye’de yaşadığım evin yanında bulunan mezarlıkta yaşayan yabani kuşlar, özellikle kekliklerin özgürlüğüne tanık olmak, bana yaşama sevinci aşılıyor. Bir yok oluşun yeni bir varoluşu nasıl desteklediğinin çok iyi bir örneği. Keklikler ve diğer yabani kuşlar bu ortamda üreyerek nesillerinin devamlılığını sağlayabiliyorlar.



İstanbul’un coğrafi konumu yalnızca insanlar için değil, kuşlar için de olağanüstü bir önem taşıyor. İki kıtanın birleştiği bu eşsiz noktada şehir, her yıl milyonlarca göçmen kuşun rotasının tam merkezinde yer alıyor. İlkbaharda Asya’dan Avrupa’ya doğru yol alan ya da sonbaharda Avrupa’dan Asya’ya göç eden kuşlar için İstanbul, sadece bir geçiş noktası değil; aynı zamanda hayati bir konaklama ve beslenme durağı.
Bu büyük göç hareketi sırasında şehrin parkları ve mezarlıkları, kuşlara dinlenebilecekleri ve yiyecek bulabilecekleri güvenli alanlar sunuyor. Karadeniz kıyısına yakın geniş çayırlık alanlar; kartal, leylek ve yırtıcı kuşlar gibi büyük türleri ağırlarken, şehir içindeki parklar ve mezarlıklar daha çok küçük ötücülere ev sahipliği yapıyor. Özellikle bahar aylarında bir parka girildiğinde, her gün ayrı bir türün uğradığını kuş gözlem grupları veya platformlarından öğreniyoruz. (Buna ileriki yazılarımda ayrıca değineceğim.)
İstanbul’da bazı parklar yalnızca insanların değil, kuşların da barınma alanı haline gelmiş durumda. Florya Atatürk Ormanı ve Maltepe Orhangazi Şehir Parkı, büyüklükleri ve barındırdıkları kuş çeşitliliği ile öne çıkan iki önemli örnek. Son eBird kayıtlarına göre Maltepe Orhangazi Şehir Parkı’nda gözlemlenen kuş türü sayısı 135 [6], Florya Atatürk Ormanı’nda ise bu sayı 132 [7]. Tabii daha birçok park örneğini sıralamak mümkün.
Bu vahaları korumak şehrin betondan dişleri arasında sadece kuşlar için değil, bizlere de özgürlük şansı demektir.



Instagram: @merickayalik
Referanslar:
[1] https://ornito.org/Bird/Detail/270
[2] https://ornito.org/Bird/Detail/58
[3] https://ornito.org/Bird/Detail/103
[4] https://ornito.org/Bird/Detail/344
[5] https://ornito.org/Bird/Detail/210
Ebird referanslar:

