Gerçek şu ki insanın tabiata ve canlılara vermiş olduğu zarar her şeyden üst seviyede. Binbir güçlük içerisinde binlerce kilometre uçarak kıtalar değiştiren kuşlar, ne yazık ki basit cahilce yapılan bir atış taliminin kurbanı olabiliyor. Sonrasında çaresizlik içerisinde çırpınarak ölümü bekleyen kurbanlar kalıyor.
Meriç KAYALIK
Yıl 2005, Temmuz ayında yaz tatilimi geçirmek üzere Bozyazı/Tekeli’deyim. Sabah çok erken yüzmek üzere deniz kenarına iniyorum. Köyden bir genç, denize taş atıyor. İlk anladığım, geri getirilmeye çalışılan denize kaçmış ve rüzgârla hareket eden bir tür şişme oyuncak olduğu, fakat merak edip yanına yüzdükçe bu oyuncağın benden uzaklaşmaya başlayan canlı bir flamingo olduğunu görüyorum. Benden fazla kaçamadığını, zaten bitkin olduğunu görerek biraz çırpındıysa da onu yakalıyor ve deniz kenarında durumunu inceliyorum. Bir bacağı, diz eklem yerinin tam üstünden açık kırık ve bacağı sadece ince bir deri parçası yerinde tutuyor.
Hemen alarak bana yardım edebileceğini düşündüğüm Jandarma karakoluna götürüp yardım istiyorum. Görevli amir, hemen vakit kaybetmeden bir araç ayarlayarak halk tarafından tanınan, Caretta Carettaların korunmasında gönüllü olarak yardımcı olan emekli bir veterinerin evine gidiyoruz. Gittiğimiz kişi tahmini yetmişlerinin sonlarında (keşke ismi, fotoğrafı olsa da paylaşabilsem). Kuşun bacağını birkaç dalı atel yaparak sarıyor ve balık ile besleyebileceğinden bahsediyor. Biz de Jandarmalarla yanından ayrılıyoruz. Yıllar sonra düşündüğümde, deneyimli bir veterinerin bile bu durum için orada yapabileceği şeylerin çok sınırlı olduğunu fark ediyorum. Kırılmış bir kuş kemiğinin tedavisi çok zorlu bir süreç. Ciddi bir ameliyat geçirmesi gerekli.
Bu yabani kuş ile bu kadar yakından karşılaşmam, aslında onun ne kadar narin ve kırılgan güzelliklerle dolu olduğunun farkına varmamı sağladı. Çoğunuzun bir flamingonun gözlerinin yakından ne kadar güzel olduğunu görmüş olma şansınız çok düşük. Onun kalın gibi görünen boynunun aslında tüylerden dolayı o şekilde göründüğünü, içerisinde neredeyse bir işaret parmağı kalınlığında incecik bir boyna sahip olduğunu ona dokunmadan bilemezsiniz. Aslında ne kadar hafif olduğunu da kucağınıza almadan anlamanız imkansız.
O zamandan bugüne, 20 yıl sonra…Yıl 2025, artık hobi olarak kuşları, yaban hayatı gözlemleri yapıyorum ve dijital görüntüleme imkânları var. Tekeli’de bu sefer gelmiş olabilecek kuşları görmek için bildiğim bir dere ağzına gidiyorum ve görmüş olduğum şey, 2005 yılından pek de farksız değil. Bu seferki kurban, kanadı kırık bu senenin yavrularından bir çeltikçi kuşu. Dere ağzında yanında sağlam olan bir diğer birey ile beslenmeye çalışıyorlar. Onun gözlerinde de kendimde hissettiğim gibi ne yapacağını bilememenin ifadesini hissediyorum. Buraya gelebildiğine göre belki uçma şansının olduğunu düşünerek rahatsız etmemeye çalıştım. Ertesi gün gittiğimde ise artık yanındaki arkadaşının onunla olmadığını, tek başına dere ağzında dolaştığını görüyorum.

O anda iki olası fikir geliyor: Birincisi, onun vahşi yaşama ait olduğunu ve buna insan müdahalesinin olabildiğince minimum olması gerektiği. İkincisi ise, zaten yabani hayata insan müdahalesinin had safhada olduğu ve muhtemelen bu kanat kırılmasının da insan kaynaklı olması ihtimaliyle zararı minimuma getirmek için yardım edilmesi gerekliliği. Yakalamak için yanına yaklaşıyorum, tabii doğal olarak kuş benden hızla uzaklaşıyor ve hızlı hamle yaptığım için eski güvenini kaybederek daha fazla aramıza mesafe koyuyor. Çare düşünerek Doğa Koruma ve Milli Parklar’ı arıyorum, fakat öğle arası olduğu için telefona cevap veren bulamıyorum. Alandan ayrıldıktan kısa bir süre sonra bir Jandarma ekibiyle karşılaşıp durumu izah ediyor ve yardımlarını rica ediyorum. Sağ olsunlar ki durumu ve konumu iyice anlayarak koordinasyonu üstleniyorlar. Eskiden olduğu gibi yine desteklerini esirgemiyorlar.
Bu vermiş olduklarım, sadece müdahale edilmeye çalışılmış iki küçük örnek fakat içerisinde dram dolu. Arkasında birer ölüm kalım savaşı var. İnsanın mı yoksa yırtıcıların mı bu zararı verdiğini tayin etmek çok zor. Fakat bir gerçek şu ki insanın tabiata ve canlılara vermiş olduğu zarar her şeyden üst seviyede. Binbir güçlük içerisinde binlerce kilometre uçarak kıtalar değiştiren kuşlar, ne yazık ki basit cahilce yapılan bir atış taliminin kurbanı olabiliyor. Sonrasında çaresizlik içerisinde çırpınarak ölümü bekleyen kurbanlar kalıyor.
Belki de asıl sınavımız doğaya hükmetmeye çalışmakta değil; kırılgan sessizliğinin yanında zarar vermeden yaşamayı öğrenmektir. Siz ne dersiniz?
Instagram: @merickayalik
Referanslar:

