Chomsky’nin iyi bilinen iddialarına rağmen, dilbilim araştırmaları her zaman günlük insan dilinin temellerini anlamaya yönelik girişimlerden çok askeri gündemler tarafından şekillendirildi.
Chris Knight
Çeviren: Emine Öykü Güner
GazeteBilim Yazı İşleri
Chris Knight, dilin kökenleri ve insan evrimi üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen Britanyalı antropolog, yazar ve solcu bir siyasi aktivisttir. Noam Chomsky üzerine yazdığı “Decoding Chomsky: Science and Revolutionary Politics” adlı kitap 2016’da yayımlanmıştır. Yazar aşağıdaki yazısında “iki Chomsky”den bahsetmektedir. Orijinal başlığının Türkçesi “Chomsky/Epstein Bulmacası” olan yazının başlığı, içerik doğrultusunda tarafımızca değiştirilmiştir.
Noam Chomsky’nin hayatı ve çalışmaları, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) askeri fonlarla desteklenen dilbilim araştırmaları dikkate alınmadan anlaşılamaz. Bence (Knight’e göre Ç.N) her zaman iki “Noam Chomsky” vardı: Biri ABD ordusu için çalışan, diğeri ise aynı orduya karşı yorulmak bilmeden mücadele eden. Bu çelişki, Chomsky’nin Jeffrey Epstein ile olan şaşırtıcı dostluğunun her yönünü açıklamaya yetmez. Ancak, Chomsky gibi radikal birinin Epstein gibi gerici biriyle ilişki kurmasının nedenini anlamamıza yardımcı olan da bu çelişkidir.
Mayıs 2023’te, Chomsky’nin Epstein ile “birkaç kez” görüştüğü ilk kez ortaya çıktığında, aralarındaki ilişkinin tam niteliği net değildi. Bu belirsizlik, onun anti-militarist politikasını her zaman takdir eden bizlerin özellikle de İsrail’in o yılın Ekim ayında ABD’nin tam desteğiyle Gazze’yi yok etmeye başladığı dönemde Chomsky’nin ABD’nin gücüne yönelik eleştirilerinden hâlâ ilham alabilmemizi sağladı.
Ancak 2026 Ocak ayında yayınlanan Epstein dosyalarında Chomsky ve Epstein arasındaki yazışmaları okuyanlar, artık Chomsky’nin Gazze veya başka herhangi bir konu hakkındaki görüşlerine saygı duymakta zorlanacaktır.
Chomsky ve ikinci eşi Valeria’nın bir e-postasında, çiftin Epstein ile olan dostluğu “derin, samimi ve sonsuz” olarak tanımlanıyor. Valeria’nın bir başka e-postasında ise Epstein “en iyi arkadaşımız” yani “tek dostumuz” şeklinde tanımlanıyor. Öte yandan, sadece Chomsky’nin imzaladığı diğer mesajlar da hüküm giymiş cinsel suçluya karşı aynı derecede cömert. Örneğin, “her zaman yanındayız” ve “ruhun ve düşüncelerin her zaman bizimle” gibi ifadeler yer alıyor.

Diğer belgeler, Chomsky’nin sadece New York’ta değil, New Mexico ve Paris’te de Epstein’ın mülklerini ziyaret ettiğini gösteriyor. Dosyalar, Epstein’ın tutuklanmasından ve ölümünden kısa bir süre önce, Temmuz ve Ağustos 2019’da Chomsky’nin hâlâ Epstein’ın hazırladığı bir belgesel için röportaj yapmayı planladığını gösteriyor. Görünüşe göre Chomsky, sonuna kadar Epstein’a gerçekten sadık kalmış. Buradaki soru şu: Neden (sadık kaldı)?
2008’deki hapis cezasının ardından geçen yıllarda Epstein, “dünyanın en zeki insanlarını bir araya getirdiğini” iddia etti. Noam Chomsky, film yönetmeni Woody Allen, eski Başkan Bill Clinton ve yaşayan tanrı Dalai Lama ile bir akşam yemeği düzenlemekten bahsetti. Bu boş bir hayal değildi. Hem kamuoyundaki imajını temizlemek hem de diğer multimilyonerleri etkilemek için Epstein, bu tür ünlülerle arkadaşlık kurma konusunda oldukça ciddiydi.
Epstein’ın Chomsky ile dost olmak istemesinin nedeni açık. Ancak Chomsky’nin, akademisyen meslektaşları bağış toplamak umuduyla Epstein ile görüşüyor olsa bile, Epstein ile olan ilişkisini nasıl haklı gösterebileceği tam anlamıyla açık değil.
En basit açıklama, Epstein’ın Chomsky ve eşini manipüle etmek ve onlarla dostluk kurmak için çok çaba sarf ettiği, onlara finansal hizmetler sunduğu ve bir noktada onlara kalacak bir yer teklif ettiği yönündedir. Bu arada Chomsky, para konusunda son derece üzücü bir ailevi anlaşmazlığın içinde olduğu için bu tür tekliflere karşı özellikle savunmasızdı. 89 yaşındaki Chomsky bu anlaşmazlığı “başıma gelen en kötü şey” olarak nitelendirmişti.
Chomsky’nin daha önce ilk eşinin beyin kanserinden acı çekip ölene kadar travmatik iki yıl boyunca ona baktığını düşünürsek bu, çarpıcı bir ifadedir. 2018’in sonlarına doğru, bu trajik olaylar dizisi şoke edici ve gerçeküstü bir duruma yol açtı. Çeşitli e-posta zincirlerinde Epstein, Chomsky’e ailesiyle yaşadığı acı verici anlaşmazlık konusunda tavsiyelerde bulunurken, Chomsky de Epstein’a cinsel istismar geçmişiyle ilgili haberlere nasıl yanıt vermesi gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunuyordu.
Birkaç yıl sonra, Mayıs 2023’te, gazeteciler tarafından Epstein ile olan ilişkisi sorgulandığında Chomsky bunlardan hiç bahsetmedi. Bunun yerine, davranışını Epstein’ın cezasını çektiğini ve bu sayede sicilinin temizlendiğini ve MIT ile çok daha kötü suçluların ilişkili olduğunu söyleyerek açıkladı. Harvard Crimson’a verdiği röportajda Chomsky daha da açık sözlüydü ve MIT’nin bağışçıları arasında en kötü suçluların da bulunduğunu, hayatı boyunca büyük savaş suçluları da dahil olmak üzere her türden insanla tanıştığını ve hiçbiriyle tanıştığına pişman olmadığını belirtti.
Aynı dönemde gönderdiği özel bir e-postada Chomsky, Epstein’a yöneltilen daha ciddi suçlamalardan habersiz olduğunu iddia etti ve 2019’da korkunç hikâyeler ve suçlamalar ortaya çıkmış olsa da Epstein’ı tanıyan akademisyenlerin hiçbirinin bu tür bir duruma dair en ufak bir fikri olmadığını; duyduklarının bildikleri Epstein profilinden çok uzak olması nedeniyle herkesin şaşkınlık ve hatta şüphe duyduğunu yazdı.
Çeşitli e-posta zincirlerinde Epstein, Chomsky’e ailesiyle yaşadığı acı verici anlaşmazlık konusunda tavsiyelerde bulunurken, Chomsky de Epstein’a cinsel istismar geçmişiyle ilgili haberlere nasıl yanıt vermesi gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunuyordu.
Anlaşılır bir şekilde birçok yorumcu, dünyanın önde gelen ABD eleştirmeninin Jeffrey Epstein’ın gerçekte kim olduğunu bu kadar bilmediğine inanmakta zorlandı. Bazıları, onun davranışını hem cinsiyet sorunlarına hem de cinsel şiddet ve istismar sorunlarına karşı körlüğüne bağladı. Chomsky’nin 2019 yılında Epstein’a gönderdiği e-postalardan birinde, “kadınlara yönelik istismar konusunda gelişen histerinin, bir suçlamayı sorgulamanın bile cinayetten daha kötü bir suç haline geldiği” şeklinde atıfta bulunması, bu suçlamayı kesinlikle daha inandırıcı kılıyor.
Cinsiyet ilişkileri ve bunların dilin kökenlerindeki rolü üzerine çalışan bir antropolog olarak, Chomsky’nin cinsiyet körlüğünün farkındayım. Ancak, bununla birlikte, onun ilerici ve solcu davaları savunmasının samimi olduğuna da inanıyorum. Bu, ünlü akademisyenin her zaman bir yönüydü. Ama bir de başka bir yönü vardı. Chomsky’nin bu yönünü anlamak için, bir anlamda Epstein bağlantısının olağan bir durum olduğunu kavramak yardımcı olabilir. MIT’deki profesyonel hayatında Chomsky, suçlu olarak gördüğü insanlarda olumlu özellikler bulmaya alışkındı.

Bu durumun çarpıcı bir örneği, CIA direktörü olmadan önce Pentagon’un nükleer ve kimyasal silah stratejisinde öncü rol oynayan MIT bilim adamı John Deutch’tur. Kararlı bir antimilitarist olan Chomsky, Deutch’u bir tür “savaş suçlusu” olarak değerlendirmiş olmalıdır. Ancak MIT bilim adamı olarak, Deutch’u daha sonra Epstein için kullanacağı kadar övgü dolu sözlerle övmekten çekinmedi. Chomsky birçok konuda aynı fikirde olmasalar da Deutch ile “arkadaş olduklarını ve iyi anlaştıklarını” açıkladı. New York Times, Chomsky’ye Deutch hakkında soru sorduğunda, Chomsky’nin sözleri daha sıcak olamazdı:
“Akademik yaşamda ya da başka herhangi bir yaşamda tanıştığım herkesten daha dürüst ve namuslu biridir. … CIA’yı yönetmesi gereken biri varsa, onun o (Deutch) olması beni mutlu eder.”
MIT’de savaş araştırmaları
Chomsky’nin üniversitesinde iyi anlaştığı tek kişi ABD ordusundan Deutch değildi. 1989’da şöyle demişti: “MIT’deyim, bu yüzden Pentagon için füze üzerinde çalışan bilim insanlarıyla sürekli konuşuyorum.”
Tüm bu dostane tavırlarının altında Chomsky, MIT’deki meslektaşlarının suçlu olduğunu çok iyi biliyordu. 1969’da Vietnam Savaşı’na karşı öğrenci protestolarının doruk noktasında tasarladıkları nükleer füzeler kullanılırsa milyonlarca insanın öleceğine kayıtsız kalmaları nedeniyle bazılarını Nazi bilim adamlarına bile benzetmişti. Ancak Epstein ve Deutch ile iyi geçindiği gibi, Chomsky bir şekilde MIT’de tanıştığı çoğu kişiyle (ister savaş bilimcileri ister savaş karşıtı öğrenciler olsun) iyi geçinmenin bir yolunu buldu.
MIT’nin savaş karşıtı öğrencileri, üniversitelerinin askeri bağlantılarını özellikle sert bir dille eleştirerek şöyle yazdı:
“MIT, insanlığa hizmet eden bir bilimsel ve sosyal araştırma merkezi değildir. ABD’nin savaş makinesinin bir parçasıdır. … MIT’nin amacı, ABD hükümetine ve büyük şirketlere araştırma, danışmanlık hizmetleri ve eğitimli personel sağlamaktır. Bu araştırma, hizmet ve personel onların dünya halkları üzerindeki kontrolünü sürdürmelerini sağlar.”
MIT’deki öğrenci protestocuların enerjisi ve radikalizmi, 2022 yapımı MIT Regressions adlı belgeselde güçlü bir şekilde ortaya çıkıyor. Belgesel, bir noktada Chomsky’nin neden MIT’de çalışmak üzere işe alındığını hatırlatıyor: Chomsky, başlangıçta Pentagon bilim adamı ve daha sonra Başkan Kennedy’nin baş danışmanı olan Dr. Jerome Wiesner tarafından soğuk Savaş için araştırma yapmak üzere işe alınmıştı.
Belgesel daha derinlemesine araştırma yapsaydı, Dr. Wiesner’ın komuta ve kontrol sistemleri de dahil olmak üzere ABD’nin tüm nükleer füze programının kurulmasında oynadığı kilit rolden bahsedilebilirdi. Wiesner ve Pentagon’daki meslektaşlarının, Chomsky’nin dilbilim araştırmalarına, komuta ve kontrol açısından sonunda kâr getireceği umuduyla fon sağlamaya devam ettiklerine şüphe yok.

Chomsky’nin iyi bilinen iddialarına rağmen, dilbilim araştırmaları her zaman günlük insan dilinin temellerini anlamaya yönelik girişimlerden çok askeri gündemler tarafından şekillendirildi. 1960’lar ve 1970’lerden kalma çeşitli belgeler, Pentagon bilim adamlarının Chomsky’nin teorilerini, Teğmen Jay Keyser’ın elektronik ekipmanlar için “kontrol dili” ve Albay Anthony Debons’un “askeri komuta ve kontrol sistemlerinde bilgisayar işlemleri için diller” olarak adlandırdığı şey için kullanmayı umduklarını açıkça ortaya koymaktadır. Daha sonra Chomsky’nin uzun süredir arkadaşı ve MIT dilbilim bölümünün başkanı olacak olan Jay Keyser, Chomsky’nin teorik çalışmalarının bir gün B-58 nükleer bombardıman uçakları da dahil olmak üzere füzelerin ve uçakların bilgisayarlı kontrolünde yararlı olabileceğini açıkça belirtmiştir.
MIT’nin bir yan kuruluşu olan MITRE Corporation’daki dilbilimciler, Chomsky’nin fikirlerine özellikle ilgi duyuyorlardı. Baş araştırmacıları Donald Walker’ın yazdığı gibi, “Dilbilimsel ilham kaynağımız (ve hala da öyle) Chomsky’nin dönüşümsel yaklaşımıydı.” Chomsky’nin yetiştirdiği dilbilim öğrencilerinden on kadarı MITRE’de araştırma yaptı. Bu çalışmaların amacı her zaman ABD Hava Kuvvetleri tarafından sağlanan komuta ve kontrol sistemlerinin geliştirilmesini desteklemekti. Bu öğrencilerden biri olan Barbara Partee, Walker’ın askeriyeyi onları işe almaya ikna ettiğini şöyle açıkladı:
“Nükleer savaş durumunda generaller yeraltında bazı bilgisayarlarla işleri yönetmeye çalışacaklardı ve generallere programlamayı öğretmektense bilgisayarlara İngilizceyi öğretmek muhtemelen daha kolay olacaktı.”
1960’lar ve 1970’lerden kalma çeşitli belgeler, Pentagon bilim adamlarının Chomsky’nin teorilerini, Teğmen Jay Keyser’ın elektronik ekipmanlar için “kontrol dili” ve Albay Anthony Debons’un “askeri komuta ve kontrol sistemlerinde bilgisayar işlemleri için diller” olarak adlandırdığı şey için kullanmayı umduklarını açıkça ortaya koymaktadır.
Bu durum ve özellikle MITRE’nin Vietnam Savaşı’na katılımı göz önüne alındığında, antimilitarist Chomsky’nin kaçınmasını bekleyebileceğimiz tek kurum MITRE Corporation olurdu. Ancak Chomsky hem MITRE hem de nükleer silah komuta ve kontrolüyle uğraşan başka bir şirket olan SDC için danışman olarak çalışmış görünüyor.
Neyse ki, Chomsky’nin anti-militarist vicdanı sayesinde, çoğunlukla MIT’nin Elektronik Araştırma Laboratuvarı’nda (RLE- Research Laboratory of Electronics) yürüttüğü dilbilim araştırmaları, gerçek silah sistemlerine dönüştürülmekten yıllarca uzak kaldı. Ancak buna rağmen vicdanının tamamen rahat olup olmadığını şüpheliyim. Chomsky’nin Vietnam Savaşı’na karşı çok az şey yaptığı için suçluluk duyduğu ve 1967’de Pentagon ile olan yakın bağlantıları nedeniyle MIT’den istifa etmeyi düşündüğü iyi bir şekilde belgelenmiştir.
Elbette Chomsky istifa etmedi. Aksine iş yerinin doğası hakkında bir tür inkâr sürecine girdi, hatta MIT’nin kampüste askeri çalışmalar yapılmadığı yönündeki resmi görüşünü tekrarladı. Bunu, MITRE ve SDC gibi yerlerde kampüs dışında silah sistemlerinin üretilmesinin teorik temelini RLE’nin kampüs içindeki araştırmalarının oluşturduğunu çok iyi bildiği halde yaptı.
Bu inkârına rağmen, Chomsky kendi iş yeri olan RLE’nin bir “askeri laboratuvar” olduğunu her zaman biliyordu. Bana göre, askeriyeye çalışarak para kazanmaktan duyduğu anlaşılabilir rahatsızlık, onu aynı askeriyeye karşı bir ömür boyu aktivizm yapmaya motive etti.
Ayrıca, Chomsky’nin dilbilim teorilerinin çarpıcı soyutluğunu yoğunlaştıranın da bu tür ahlaki endişeler olduğunu düşünüyorum. Bu teoriler sadece sürekli olarak reddedilip değiştirilmeyi gerektirmekle kalmıyor, neredeyse uygulanamaz olduklarını kanıtlamak için tasarlanmış gibi görünüyorlar. Uygulanamaz derken, hiçbir bilim insanının bunları hiçbir amaçla kullanamayacağı, silah komuta ve kontrolü bir yana, o kadar soyut ve gerçek dışı olduklarını kastediyorum.
Bu argüman tartışmalıdır. Ancak Chomsky’nin antimilitarist politikası ile gerçek dışı dilbiliminin nihayetinde nasıl bağlantılı (bu bağın nasıl olduğu sorusu hem destekçilerini hem de eleştirmenlerini şaşırtmıştır) olduğunu açıklamak için daha iyi bir yol bulamadım.

Chomsky’nin “dünyadan kopuk” dilbilimi
“Dünyadan kopuk” derken neyi kastettiğimi açıklayayım. Chomsky’nin dil anlayışı, dilin beyindeki dil organından kaynaklandığı yönündedir ve bunu Platon veya Descartes’ın ruh kavramına benzetir. Chomsky’ye göre, dilin Darwinist evrim yoluyla türümüzde ortaya çıktığını söylemek, ruhun evrimini tartışmak gibi bir şey olur. Chomsky, ruh gibi dilin de ya var ya da yok olduğunu, yarım ruh olamayacağını söylüyor. Dolayısıyla dilin aşamalı olarak evrimleştiğini düşünmek mantıklı değil.
Dilin gerçekte nasıl ortaya çıktığını soranlara yanıt olarak Chomsky, kendi deyimiyle “peri masalı”ndan biraz daha fazlasını sunmuştur: Tek bir tarih öncesi insanın beyni “belki de hafif bir mutasyonla yeniden kablolanmıştır”. Her şey aniden ve herhangi bir evrimsel öncüle dayanmadan gerçekleşmiştir.
Yine ruh gibi- Chomsky’ye inanacak olursak- dilin iletişimle özel bir bağlantısı yoktur. Chomsky, “insanların yaptığı her şey gibi” iletişim için kullanılabilir, ancak “dil, bir iletişim sistemi olarak doğru bir şekilde değerlendirilemez” diyor. Ardından, “kitap” veya “karbüratör” gibi dilde kullandığımız kavramların, gerçek kitaplar veya karbüratörler ortaya çıkmadan on binlerce yıl önce, türümüzün ortaya çıkışından beri insan beyninde var olduğunu iddia ederek daha da garip bir iddiada bulunuyor.
Dilin iletişim için evrimleşmediğini veya tarih öncesi insanların “kitap” veya “karbüratör” gibi kavramlarla doğuştan donatılmış olduğunu iddia etmek, hiç mantıklı değildir. Bu ve diğer nedenlerden dolayı, birçok çağdaş dilbilimci, Chomsky’nin teorilerinin tamamen uygulanamaz olduğu ve ünlü evrimsel psikolog Michael Tomasello’nun nihai çıkmaza ulaştığı sonucuna varmıştır. Ancak soru hala geçerli: Chomsky gibi zeki bir kişi neden bu tür fikirleri bu kadar tutarlı bir şekilde savunmuştur?
Bu konuyla ilgili kendi kitabımda, Chomsky’nin dili ruh gibi bir şeyle eşleştirerek, gerçek bilimden fark edilmeden bir tür bilimsel teolojiye kayabildiğini ve dilbilimini olası askeri kullanımlardan koruduğunu savunuyorum. Bu, onun dilbilim teorilerini tamamen pratik olmaktan uzaklaştırsa da Chomsky için ahlaki avantajları açıktı: Ruhu silah olarak kullanarak kimseyi öldüremezsiniz!
Chomsky’nin dili ruh gibi bir şeyle eşleştirerek, gerçek bilimden fark edilmeden bir tür bilimsel teolojiye kayabildiğini ve dilbilimini olası askeri kullanımlardan koruduğunu savunuyorum.
“İki Chomsky”
Chomsky’nin dilbilimini askeri kullanım riskinden korumak için yaptığı sofistike manevra – MIT’de çalışmaya devam ederken bile – son derece başarılı oldu. Kariyerinin ilk on yıllarını aynı ordunun maaşıyla geçirmiş olmasına rağmen ABD ordusuna karşı yorulmak bilmeyen bir kampanya yürütücüsü olmak için yaptığı eşit derecede etkileyici manevrası da başarılı oldu. Aslında, bu manevralar o kadar başarılı oldu ki, artık “iki Chomsky” varmış gibi görünüyordu: ABD kurumları için çalışan MIT profesörü – Deutch ve Wiesner gibi kişilerle ilişki kurmaktan oldukça memnun olan bir kişi – ve aynı kurumlara karşı yorulmak bilmeden mücadele eden antimilitarist aktivist.
Üniversitenin kampüste askeri çalışmalar yürütmediğine dair resmi çizgiyi benimseyen ilk Chomsky yozlaşmış bir MIT profesörüydü. Üniversitesinin askeri faaliyetlerine protesto etmek için MIT’den istifa etmeyi ciddi olarak düşünen ise ikinci Chomsky ise ilkeli bir aktivistti.
Bu ikilemi sürdürerek, benim görüşüme göre, akademik meslektaşlarıyla birlikte Epstein ile arkadaşlık kuran ve onunla dostluk kuran, 2023 yılının mayıs ayında ise bu davranışını, cinsel suçlunun cezasını çektiği gerekçesiyle haklı gösteren kişi, ilk Chomsky yani yozlaşmış MIT profesörüydü. Ve tüm bunların tam tersi olmaya çalışan kişi ise, ikinci Chomsky, yani yorulmak bilmeyen aktivistti. Chomsky’nin eski asistanı Bev Stohl, artan eleştirilere yanıt olarak “Onun insanlığa olan tam adanmışlığını gözlemledim. Neredeyse hiç uyumuyordu ve yemek yemesi için ona hatırlatılması gerekiyordu” derken, işte bu kişiyi tanımlıyor.
Akademik meslektaşlarıyla birlikte Epstein ile arkadaşlık kuran ve onunla dostluk kuran, 2023 yılının mayıs ayında ise bu davranışını, cinsel suçlunun cezasını çektiği gerekçesiyle haklı gösteren kişi, ilk Chomsky yani yozlaşmış MIT profesörüydü.
Bu oldukça sağlıksız yaşam tarzının, Chomsky’nin Haziran 2023’te geçirdiği felçte ne kadar etkili olduğu söylemek zor. Duygusal stresin (belki de savunulamaz bir hata yaptığının farkına varmasının neden olduğu) de bir faktör olup olmadığını bilmek daha da zor. Ancak Chomsky’nin, gazetecilerin Epstein hakkında sorularını yanıtladıktan sadece birkaç hafta sonra felç geçirmesi, Chomsky’nin nihayet arkadaş seçiminde yaptığı korkunç hatanın farkına vardığını düşündürebilir.
Chomsky, pek çok takipçisinin hayran olduğu, ilkeleriyle tam anlamıyla uyumlu bir anarşist entelektüel değildi. Bana göre, o ideal bir figür olsaydı, MIT’den çoktan istifa etmiş olurdu. Ancak öyle yapsaydı, ABD askeri kurumunu içeriden tanıyarak bu kurumun en bilgili ve kendinden emin eleştirmeni de olamazdı.
Steve Bannon ve Ehud Barak ile yaptığı buluşmalar hakkında ne düşünülürse düşünülsün her ikisi de Epstein tarafından düzenlenen dostane toplantılar. Bu toplantılar Chomsky’nin ABD ve küresel politika hakkındaki yorumlarını kesinlikle daha bilgili ve emin hale getirdi.
Bu yorumları kesinlikle özlüyorum. Çünkü giderek çılgınlaşan bir dünyada önemli açılardan bir akıl sağlığı ışığıydılar. O yıkıcı felci geçirmeden birkaç ay önce Chomsky şu sözleri yazmıştı:
“Ukrayna yıkılıyor. … Nükleer savaşa tırmanma tehdidi yoğunlaşıyor. Belki de en kötüsü, uzun vadeli sonuçlar açısından küresel ısınmayı ele almak için yapılan yetersiz çabalar büyük ölçüde tersine döndü.

Bazıları iyi durumda. ABD ordusu ve fosil yakıt endüstrisi, yıllar boyunca sürecek yıkım misyonları için büyük beklentilerle kâr içinde boğuluyor. … Bu arada, yaşanabilir bir dünyayı kurtarmak ve çok daha iyi bir dünya yaratmak için çaresizce ihtiyaç duyulan kıt kaynaklar; yıkım, katliamlar ve daha da büyük felaketler için yapılan planlamalarda israf ediliyor.”
Bu, Chomsky’nin en iyi hali. Dünyamızın durumu hakkında açıkça gerçeği söylemesi ve ABD destekli Gazze’deki soykırımın başlamasından sadece birkaç ay önce “daha da büyük felaketler” olacağını doğru bir şekilde öngörmesidir.
Elli yılı aşkın bir süredir, “İki Chomsky” (MIT’ye sadık kurumsal bilim adamı ve zengin veya güçlü herkese güvensiz anti-kurumsal aktivist) oldukça ayrı hayatlar yaşıyor gibi görünüyordu. Chomsky’nin, itibarını yitirmiş finansçı Epstein’ın özel jetinde çekilmiş fotoğrafları, bu ayrılığı ortadan kaldırarak Chomsky’nin çift hayatını herkesin gözleri önüne serdi.
Bazı insanlar için Chomsky’nin Epstein ile olan dostluğu, onu bir daha okumaktan veya dinlemekten vazgeçirecektir. Diğerleri için ise onun küresel politikaya ilişkin görüşleri göz ardı edilemeyecek kadar değerlidir. Her halükârda umarım bu makale okuyucuların hem son derece çelişkili dünyamızı hem de Chomsky’nin buna isyan etmek için hayatı boyunca verdiği mücadelede ödediği bedeli daha iyi anlamalarına yardımcı olmuştur.
Kaynak:
https://www.counterpunch.org/2026/02/06/the-chomsky-epstein-puzzle/ (Son erişim tarihi: 10.02.2026)

