Küresel ekonomi, 400 yıl önceki bankacılık mantığından dijital algoritmalara evrilirken, insan unsuru bu denklemden hızla çıkarılmaktadır.
Osman Akın
Dijital devrim ve yapay zekâ (AI) entegrasyonu, küresel iş gücü piyasalarında yapısal bir dönüşümü tetiklemektedir. Klasik ekonomi teorileri, emeğin üretim süreçlerindeki yerini “işçi sınıfı” ve “orta sınıf” ekseninde tanımlarken; güncel sosyo-politik veriler, bu kategorilerin dışında kalan, ekonomik sistem için işlevselliğini yitirmiş yeni bir kitlenin ortaya çıktığını göstermektedir. Bu yazı, Thorstein Veblen’in “Aylak Sınıf” teorisinden hareketle, modern otomasyonun yarattığı “işlevsiz sınıf” (useless class) kavramını ve bu sınıfın toplumsal istikrar üzerindeki potansiyel etkilerini incelemektedir.
Kurumsal çözülme ve bağlantısallık
Yüzyılın başında internetin ve küresel bağlantısallığın (connectivity) artışı; perakende, medya ve politika gibi köklü kurumları yerinden etmiştir. Ancak bu dönüşüm sadece sektörel bir değişimle sınırlı kalmamış, toplumsal yapının temel taşlarını da sarsmıştır. Venedik bankalarından bu yana süregelen para odaklı sistem, özünde değişmemiş olsa da, bu sistemi ayakta tutan “insan faktörü” dijital ekonomide yeni bir krizle karşı karşıyadır.
Veblen’in öngörüsü ve modern paradoks
Thorstein Veblen, 1899 yılında yayımlanan Aylak Sınıfın Teorisi (The Theory of the Leisure Class) adlı eserinde, üretim süreçlerinden kopuk ancak ekonomik gücü elinde bulunduran elit bir tabakayı tanımlamıştır. Veblen’in “aylak” sınıfı, zenginliğin ve tüketimin sembolü olan, toplumun en üst hiyerarşisinde yer alan ayrıcalıklı bir gruptur.
Ancak günümüz otomasyon ve yapay zekâ çağı, Veblen’in tanımının tam zıttı bir “yeni sınıf” üretmektedir. Bu kitle:
Zengin değildir: Üretim araçlarına sahip olmak bir yana, kendi emeğini satacak pazar bulamamaktadır.
Ayrıcalıklı değildir: Sistemin dışına itilmiş, karar alma mekanizmalarından soyutlanmıştır.
İşlevsizdir: Ekonomik döngü içinde ne üretici ne de yeterli alım gücüne sahip bir tüketici olarak “değer” ifade etmektedir.
Otomasyonun sosyolojik çıktısı: “Useless Class”
Yapay zekâ ve ileri robotik sistemler, sadece fiziksel emeği değil, bilişsel emeği de ikame etmeye başlamıştır. Bu durum, eğitimli orta sınıfın dahi “gereksizleşme” riskiyle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır. Sisteme entegre edilemeyen, dijital ekonomide karşılığı olmayan bu insanlar, klasik sosyolojik analizlerdeki “proletarya” kavramına da uymamaktadır; çünkü proletarya, sistem için sömürülebilir de olsa bir ihtiyaçtır. “İşlevsiz sınıf” ise sistemin ihtiyaç duymadığı bir kitleyi temsil eder.
“Tehlikeli” bir risk faktörü olarak dışlanmışlık
Epstein yazışmalarında da değinilen “tehlikeli insanlar” nitelemesi, bu kitlenin potansiyel sosyo-politik yıkıcılığına işaret etmektedir. Bir insanın sisteme “düşman” olması ile sistem için “gereksiz” olması arasında derin bir fark vardır. Sistemin dışına itilen, ekonomik olarak hiçbir fonksiyonu kalmayan ve geleceğe dair umudunu yitiren kitleler, radikal akımların ve toplumsal huzursuzlukların ana kaynağı haline gelmektedir. Küresel elitlerin bu sınıfı bir “tehlike” olarak görmesi, aslında mevcut ekonomik modelin bu insanları kapsayacak bir “B Planı” (Evrensel Temel Gelir gibi) geliştiremediğinin bir itirafıdır.
Küresel ekonomi, 400 yıl önceki bankacılık mantığından dijital algoritmalara evrilirken, insan unsuru bu denklemden hızla çıkarılmaktadır. Veblen’in “aylak sınıfı” lüks içinde yaşarken, modernizmin ürettiği “işlevsiz sınıf” sistemin çeperlerinde hayatta kalmaya çalışmaktadır. Bu yeni tabakalaşma, sadece bir işsizlik sorunu değil, aynı zamanda bir insanlık ve varoluş krizidir. Toplumun bu kesimini yeniden üretim ve değer süreçlerine dahil edecek yeni bir toplumsal sözleşme inşa edilmediği sürece, “işlevsizlik” kavramı küresel istikrarın önündeki en büyük tehdit olmaya devam edecektir.

