Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmenler için hazırladığı ders planında yer çekimini Newton’un değil Hâzinî’nin bulduğunu ima etti.
Haber: Emrah Maraşo
Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında hazırladığı 5. Sınıf Fen Bilimleri Dersi kitabının 2. Ünitesi olan “Kuvveti Tanıyalım”da öğretmenler, Newton’un bilim tarihine katkısıyla ilgili yanlış yönlendiriliyor. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli için hazırlanan ve öğretmenlere yönelik ders planının anlatıldığı sayfada, İslam dünyası bilginlerinden Hâzinî’nin “yer çekiminin her cismi yerkürenin merkezine doğru çeken bir gücün varlığı ile ilgili teorisi”ni “Newton’un 500 yıl sonra kanıtladığı” ileri sürüldü. Yani aslında kütle çekim teorisini Newton’un değil Hâzinî’nin bulduğu, Newton’un ise bu “teori”yi sadece kanıtladığı ima edildi. MEB bu iddiasına dayanarak öğretmenlerin öğrencilere “performans görevi” verebileceklerini de belirtti.
Konuyla ilgili GazeteBilim yazarı, bilim tarihçisi Prof. Dr. Yavuz Unat’ın görüşlerine başvurduk. Unat, “gerçekte Newton kütle çekimini bulana kadar eski bilim insanları Yeryüzünün ağır olanları çektiği düşüncesine ulaşmışlardı. Ancak burada söz konusu olan ağır olanların Yeryüzüne düşmesidir. Newton’un yaptığı çalışma da Hâzinî’nin “teorisi”nin bir kanıtlaması değildir.” diye konuştu. Unat’ın açıklamaları şöyle:
Hâzinî yerçekimini buldu mu?
Yine bazı lise Fen kitaplarında yer alan yanlış bilgilerden birisi Meşhur İslam bilim insanlarından Hâzinî’nin yerçekimini bulup bulmadığı meselesidir.
Hâzinî ne yaptı?
Hâzinî, 11. yüzyılın sonları ile 12. yüzyılın başlarında yaşamıştır. Hayatı hakkında pek fazla bilgi bulunmamaktadır ve mevcut bilgi Beyhâkî’nin eserlerinden alınmıştır. Hâzinî, Mervezî’nin kölesidir. Merv’de geometri ve felsefe eğitimi almıştır. İki önemli eseri vardır. Bunlardan birincisi el-Zîc el-Muteber el-Sancarî (Sencer’in Muteber Zîci) adını taşır ve 1115-1116 yılları arasında yapılan gözlemlere dayanarak yıldızların konumlarını gösterir ve Merv’in enlemini bildirir.
Ancak Hâzinî’nin asıl önemli kitabı fiziğin hidrostatik ve mekanik konularını kapsayan Kitâb Mizân el-Hikme’dir (Fizik Terazisi, 1121-1122). Burada Hâzinî birçok katı ve sıvının özgül ağırlığını tablolar hâlinde vermiştir. Kitabın diğer bir önemi de, konunun tarihini anlatmış olmasıdır. Hâzinî ayrıca teraziyi geliştirmiş ve Fizik Terazisi adını verdiği bir terazi de yapmıştır. Bu terazi, iki tarafında, 2 metre uzunluğunda ve 6 santimetre kalınlığında taksimatlı bir terazi kolundan oluşmaktadır. Terazide farklı kefeler mevcuttur ve bu farklı kefeler yardımıyla çeşitli ölçümler yapılabilmektedir. Meselâ, bir kefeyle, katışık olan maddelerin katışıklıkları, diğer bir kefeyle de cisimlerin ağılıkları ölçülebilmektedir. Bu işler için kefeler dengede duruncaya kadar hareket ettirilir ve taksimatlı kol üzerinden istenilen ağılık okunur.[1]
Hâzinî bu eserinde konuyla ilgili şu ifadeler geçer “Bu adil denge, geometrik gösterime dayanır ve iki bakış açısından fiziksel sebeplerden türetilir. Ağırlık merkezlerini ima eder ki bunlar kesin bilimin en yüce ve asil bölümünü oluşturur, yani ağır cisimlerin ağırlıklarının ortak bir noktadan uzaklık farklılıklarına göre değiştiği bilgisi ki bu kantarın temelidir. 2. Ağır cisimlerin ağırlıklarının, cismin tartıldığı sıvıların nadirlik veya yoğunluk farkına göre değiştiği bilgisidir ki bu bilgelik dengesinin temelidir.”[2]
Buna göre ağır cisimlerin ağırlıklarının ortak bir noktadan uzaklık farklılıklarına göre değişmektedir. Ancak buradaki uzaklık farklının değişimi ağırlık ve özgül ağırlıktır. Kütle değildir. Özgül ağırlık da Archimedes’ten beri bilinen bir olgudur. Dolayısıyla ona göre ağırlık cismin bünyesinde bulunan bir kuvvet olup onun arzın merkezine doğru hareketine sebep olur ve özgül ağırlığına bağlıdır.[3]
Yer merkezli kuram
Kopernik’e kadar kabul edilen Yer merkezli kurama göre Yer evrenin merkezindedir. Toprak yani Yer Aristoteles’e göre en ağır cisim olduğundan merkezde olmalıydı. Dolayısıyla tüm cisimler ağırlıklarına bağlı olarak Yer’e yani merkeze doğru hareket etmeliydi. Daha ağır olan daha hızlı hareket etmekteydi. Bu bağlamda yer ağırlık anlamında bir cazibe-çekim merkeziydi. Yer’in ağırlık anlamında bir çekim merkezi olarak varsayılması günümüz Newton kütle-çekim yasasından farklıdır. Newton çekim anlayışını kütle üzerine oturtmuştur. Oysa Aristoteles ontolojinde bilindiği üzere varlığı form-madde ikilemine dayandırmıştır. Bu anlayışta kütle kavramı yoktur.
Meşhur coğrafyacı el-İdrisî bu konuya ilişkin sözleri şöyledir: “Yer feleğin ortasında durur. Bunun sebebi feleğin süratle dönüşüdür. Bütün yaratıklar Yer’in üzerindedir. Rüzgâr onların bedenlerindeki hafifliği, Yer ise ağırlığı çeker. Bu çekim mıknatısın demiri çektiği gibidir.”[4]
Meşhur bilgin Ebu Yahya Zekeriyyâ bin Muhammed el-Kazvînî (1202-1283) Acâ’bü’l-Mahlûkât ve Garâ’ibû’l-Mevcûdât adlı meşhur eserinde konuyla ilgili şunları yazar: “Eğer bir taşı havaya atsalar bu tarafta, geri yere gelir. Ol tarafta dâhi atsalar, yine ol dahi yere gelir. Zira ki taş sakildir, yer dahi sakildir, sakil sakile meyleder.”[5]
Aristoteles kozmolojisi
Aristoteles kozmolojisinde Ay-altı Evren, her türlü değişimin, oluş ve bozuluşun yer aldığı bir evrendir. Burası, ağılıklarına göre, Yer’in merkezinden yukarıya doğru sıralanan dört temel öğeden, yani toprak, su, hava ve ateşten oluşmuştur; bu dört öğe, evrende de bir dizilişe sahiptir. Bu dizilişi belirleyen de öğelerin ağırlıklarıdır. Toprak, diğer üç öğeye nispetle daha ağır olduğu için, en altta, ateş ise daha hafif olduğu için, en üstte bulunur.[6]
Her tür değişimin yer aldığı Ay-altında ise birbirinden farklı iki tür hareket söz konusudur: Doğal ve Zorunlu. Dış bir kuvvetin uygulanması sonucu gerçekleşen harekete Zorunlu Hareket, kuvvet ortadan kalktıktan sonra nesnenin kendi doğal yerine doğru yaptığı harekete de Doğal Hareket denir.[7] Zorunlu Harekette, hareketi sağlayan dış bir kuvvet iken, Doğal Harekette ise nesnenin ağırlığıdır.[8]
Aristoteles cisimlerin doğal hareketlerini modern kütle ve çekim kavramlarıyla değil, nesneler içindeki devingenlik düşüncesiyle açıklamıştır. Buna göre nesnelerin her birinin doğada saptanmış doğal yerleri vardır ve nesneler kendilerine saptanmış olan doğal yere doğru hareket ederler ve bu yere geldiklerinde dururlar.[9]
İbn Sina ve eylemsizlik ilkesi
Gerçekte konuyla ilgili belki de en önemli çalışma İbn Sina’ya (980-1037) aittir. İbn Sînâ’ya göre, bir nesne fırlatıldığında, fırlatıcıyla fiziksel bağı ortadan kalktıktan sonra bir süre daha yol almaya devam eder. Ancak bunun nedeni Aristoteles’in söylediğinin aksine ortama aktarılan kuvvet değil, nesneye kazandırılan hareket etme isteğidir. Böylece hareket ettirici kuvvettin nesneye kazandırıldığı veya depolandığı yeni bir anlayış geliştiren İbn Sînâ’ya göre, bu hareket etme isteği veya özgün adıyla kasri meyil, nesnenin özelliğine göre farklılık göstermektedir. Yaptığı gözlemlerden hareketle, İbn Sînâ’ya göre, ağır nesneler daha fazla kasri meyil kazanmaktadırlar. Mantar ve taş parçasını aynı anda fırlatarak ve taşın daha uzağa düştüğü görülerek bu durumu gözlemek olanaklıdır. Bu bakış açısıyla hareketin daha tutarlı bir şekilde açıklanacağını öngören İbn Sînâ, aynı zamanda kazanılan kasri meyilin süreklilik taşıdığını ve ortamın dirençsiz olması halinde hareketin tükenmeyeceğini ve adeta sonsuza kadar devam edeceğini belirtmiştir. Bu olağanüstü bir öngörüdür ve 11. yüzyılda yaşayan bir bilim insanı olmasına karşın, İbn Sînâ, bu öngörüsüyle 18. yüzyıl fiziğinin ancak temellendirebildiği bir ilkeye yani eylemsizlik ilkesine belli ölçüde yaklaşmayı başarmıştır.[10]
Newton, Hâzinî’nin “teorisi”ni kanıtlamadı
Gerçekte Newton kütle çekimini bulana kadar eski bilim insanları Yeryüzünün ağır olanları çektiği düşüncesine ulaşmışlardı. Ancak burada söz konusu olan ağır olanların Yeryüzüne düşmesidir. Newton’un yaptığı çalışma da Hâzinî’nin “teorisi”nin bir kanıtlaması değildir.
[1] Sevim Tekeli, Esin Kâhya, Melek Dosay, Remzi Demir, Hüseyin Gazi Topdemir, Yavuz Unat, Ayten Aydın Koç, İnan Kalaycıoğulları, Bilim Tarihine Giriş, , On Birinci Baskı, Nobel, Ankara 2020, s. 194.
[2] Chevalier N. Khanikoff, “Analyses and Extracts of Book of The Balance of Wisdom, An Arabic Work on the Water-Balance, Written by Al-KHâzinî in the Twelfth Century”, (s. 1-128), Journal of the American Oriental Society, Sixth Volume, New Haven, 1860, s. 10.
[3] Sadettin Ökten, “Abdurrahman el-Hâzinî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 1, İstanbul 1988, 164-165.
[4] El-İdrisî, Kadim Dünya Coğrafyası, çev: Ramazan Şeşen, Yeditepe, İstanbul 2021, s. 14.
[5] Tercüme-i Acâ’bü’l-Mahlûkât ve Garâ’ibû’l-Mevcûdât, Mütercimi: Meçhul,Hazırlayan: Bekir Sarıkaya, Editör: Günay Kut, T.C. Yazma Eserler, İstanbul 2019, 64b, s. 183.
[6] Aristoteles, Oluş ve Bozuluş Üzerine, Çev., Yasin Gurur Sev, Pinhan Yayıncılık, İstanbul 2019, 328b30–35-329a5 ve 329b30-330a5..
[7]Grant, E., Orta Çağda Fizik Bilimleri, çev: A. Göker, V Yayınları, Ankara 1986, s. 43-44.
[8]Cushing, J. T., Fizikte Felsefi Kavramlar 1, Felsefe ve Bilimsel Kuramlar Arasındaki Tarihsel İlişki, çev: B. Ö. Sarıoğlu, Sabancı Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2003, s. 30.
[9] Esra Belgeli, Aristoteles, John Philoponus ve İbn Sînâ Fiziğinin Zorlamalı Hareket Üzerinden Karşılaştırmalı İncelenmesi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Bilim Tarihi Anabilim Dalı Bilim Tarihi Programı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Danışman, Prof. Dr. Mustafa Kaçar, İstanbul 2021, s. 22.
[10] Hüseyin Gazi Topdemir ve Yavuz Unat, Bilim Tarihi ve Felsefesi, Üçüncü Baskı, Pegem A Yayınevi, Ankara 2024, 123.

