Karahantepe’deki Sanat Terapisi atölye çalışmamızın 200 başvuru arasından elenerek sunum için seçildiğini duymak gurur vericiydi.
Prof. Dr. Devran Tan
Uluslararası Sanat Terapileri Kongresi (European Federation of Art Therapy Meeting-EFAT) 2-4 Temmuz 2025’te Londra Uxbridge’de Brunel Üniversitesinde gerçekleşti. Sanat Terapisinin Sosyal ve Bireysel Dönüşüm üzerine etkisini vurgulamak için Kongre’nin ana teması “Arasında ve Ötesinde ile Yaratıcılık ve Yıkım’’ olarak belirlenmişti. Yani, kişilerin ve toplumların değişmesi veya dönüşmesi, hikâyeleriyle ve geçmişleriyle etkileşerek ve temasa geçerek mümkündür. EFAT Başkanı Maria d’Elia, Howell Theatre’de Açılış konuşması yaptı. Konuşmasında şu cümleyi vurgulaması büyük beğeni topladı: “Herkesin aynı şeyi düşündüğü bir yerde, aslında çok da fazla düşünülmüyordur’’. Sanat terapisi öğrencilerinin bir anda sahneye çıkarak konuşmalar bitene kadar doğaçlama boyama yapmaları ortama ayrıca renk kattı. Bu yılın temasıyla bağlantılı olduğu için de Karahantepe’deki Sanat Terapisi atölye çalışmamızın 200 başvuru arasından elenerek sunum için seçildiğini duymak gurur vericiydi.
Kongrede Müzelerde Sanat Terapi uygulamalarına yönelik çalışmalara öncelikli yer verilmişti. Rusya ve Kırgizistan’dan 3 Sanat Terapistinin, Anna She, Antonina Trubitsyna ve Iuliia Ninenko, biraraya gelerek Rusya’da bir müzede gerçekleştirdiği “Şeylerin Hafızası’’ çalışması büyük ilgi topladı. Kişiler Moskova Müzesinde etkilendikleri temalarla iki farklı grup olarak kumaş veya plastik materyalleri kullanarak hikâyelerini geri dönüşüme sokuyorlar, aslında bu duruma geri dönüşüm değil ileri dönüşüm diyorlar. İleri dönüşümün ve çalışmanın amacının tanımını şu şekilde yaptılar: “Yeni bir şey yaratabilmek için ilkin size ait olan şeyi yıkmanız gerekir, aslında eskiye yeni bir fonksiyon ya da anlam kazandırıyorsunuz. Yıkma cesareti ise kolay mıdır?’’ Tabii ki değil, işte Sanat Terapisi bunu dolaylı olarak yaratarak, üreterek, yeni oluşumlara alan açarak yapıyor. Dedikleri, kişilere kendi hayatının sorumluluğu veriliyor.

Müzelerin ortam ve tema olarak, geçmişi, belleğimizi temsil etmesinin sanat terapisi uygulamasında katkısı büyük. Benzer bir çalışma da “Totemler, Tarantulalar, Sallantılı bir Araba’’ adlı sanat terapi atölyelerine katıldığım Sanat Terapistleri Helen Jury ve Julia Cort tarafından sunuldu. Müzede gerçekleştirdikleri uygulamayı deneyimleyerek çeşitli objelerle temas kurmanın nasıl bir etkileşim ve sorgulayış yarattığını yaşadık. Bu atölyede, belleklerimiz yeniden yapılandırarak iyileşiyor.
Bir başka ilginç sunum da Sanat Terapisti Leigh Sager tarafından, travma odaklı bir yaklaşım olarak görsel sanat aracılığı ile terapide kelimelerle çalışmanın etki gücünü gösteren sunumdu. Sözel olmayan bir ifadeden yazarak kelimelere dökülen sözlerin iyileştirici yönü vaka örnekleri ile gösterildi.

4 Temmuz’da gerçekleştirdiğim sunuma gelecek olursak… 29 Haziran’da Barselona’da Sanat Terapisi Master Programını tamamlayıp mezuniyetim sonrasında soluğu kongrede aldım. Sanat Terapisti olarak meslekte ilk adımımı 2021’den beri üzerinde çalıştığım bu Projenin ilk verilerini sunarak atmış oldum. Psikiyatri ve psikoterapi alanında, akademik alanda olan, çamur ile psikoterapi gibi uzun yıllara dayanan tecrübemi, Sanat Terapisi eğitimi alma nedenim olan Karahantepe’de Sanat Terapisi Atölyesi çalışmasında birleştirmek de çalışma sonuçlarını sunarken vazgeçmeden ne kadar doğru adımlar atmış olduğumu kanıtladı. Harran Üniversitesi’nden Doç. Dr. Derya Evran (Ölçme ve Değerlendirme Uzmanı) ve Doç. Dr. Emine Teker (Sanat Eğitimcisi) ile oluşturduğumuz şu anki Proje ekibimi temsilen çalışma sonuçlarını kongrede sundum. Ziyaretçinin yani gençlerin sanat terapisi ile Karahantepe arkeolojik yapılarıyla etkileşim yoluyla kendi duygu ve düşüncelerine yeni anlamlar bulmaya çalıştıklarını gördük. Dönüşüm sürecini ve yaşam döngüsünü yansıtan yapıları gezerken zihinlerinden neler geçtiğini, nelerin merak uyandırdığını veya tedirgin ettiğini öğrendik. Yukarıda bahsettiğim diğer sunumlar gibi, bizim çalışmamız da ziyaretçilerin bilgiyi alarak, düşünerek, duygularına bakarak, kendi hikâyesini gözden geçirip yeniden yapılandırmasını hedefliyor. Ayrıca, Karahantepe’de Neolitik dönemdeki insanların keşfetme, merakla üretme ve sorgulama süreçlerini bugünün ziyaretçisi ile de buluşturuyor.
Sunumdan bahsedersem: Sunuma katılanların ortak noktası şaşkınlıktı. Çalışmanın neleri hedeflediğini duymak ve bu hedeflerin verilerle ilk sonuçlarını dinlemek dikkatlerini çekti, kafaları karıştı diyebilirim. Çünkü böyle bir şey hiç düşünmediklerini ve dinlerken etkilendiklerini, ileriye dönük sonuçları da çok merak ettiklerini geri bildirim olarak verdiler. Şu anda bilimsel yayına hazırladığımız çalışma için kısa bir bilgi verecek olursam, sonuçlar göstermektedir ki gençler ile Karahantepe’de yaptığımız sanat terapi atölyesi arkeolojik yapılarla, sanat materyalleri, yaratıcı süreç ile etkileşim sonucunda küçük bir adım başlatarak dönüştürücü bir etkinin atılabileceğini göstermiştir. Ayrıca, elde ettiğimiz bulguların ileriye dönük bireysel ve sosyal olarak nasıl bir değişim yaratacağına dair ipuçlarını da sunuma katılanlarla paylaştım ve bu konuyu da soru-cevaplarla tartıştık. Atölyenin arazide yapılmış olması sanat terapi uygulamaları için doğru bir metod olmasının yanında sanat materyalleri ile etkileşimin yapıldığı uygulama alanının açık arazide değil de daha kapalı bir ortamda gerçekleştirilmesinin kişilerle olan etkileşimi ve iletişimi güçlendireceği üzerine de konuşuldu.

Karahantepe arkeolojik alanı ise çok ilgilerini çekti, arkeolojik alanla ilgili katılımcıların zihinlerinden geçenleri dinlemek de hem kültürel hem de bilimsel tanınırlık açısından gurur vericiydi. Birçok soru gelmesinin orijinal ve yenilikçi bir çalışma olmasından kaynaklandığı izlenimini aldım. Müzelerde sanat terapisi alanında tanınan Sanat Terapisti ve Psikoterapist Helen Jury de sunumumuza katılıp hem sunumda hem de sunum sonrasında sohbetimiz esnasında sorularını yönlendirdi. “Anlattığınız şeyler aklıma o kadar soru getirdi, merak uyandırdı ki heyecan duydum’’ diyerek geri bildirimlerini paylaştı.

Projemiz gösterdik ki, gençleri (ziyaretçileri) Karahantepe arkeolojik alanın hikâyesiyle ve arkeolojik bilgiyle Sanat Terapisi aracılığyla buluşturduğumuzda kişilerin hayata bakış, hayatı sorgulayış, analiz etme, değerlendirme, problem çözme becerilerinde değişime yol açıp, yaratıcılıklarını keşfetmeyi tetikleyebileceğiz. Karahantepe yapılarında hangi kısımların daha merak uyandırdığı ya da kaos yarattığı, neyin merak edildiğini de bizlere gösterdi. Geçmişimizin belleğinin hem bireysel hem de sosyokültürel anlamda bugünün belleği ile buluşmasıyla değişim mümkündür. Hem bir hekim hem de bir terapist olmamın getirdiği bir motivasyon olarak, bir şeyin dönüştürme ve iyi gelme gücünü gördüğümde kişilere bunu gösteririm, yol çizerim, etkileşime alan açarım. Karahantepe de bu anlamda dönüşümün başladığı yerdir.

Sonuçta, Karahantepe’nin, Taş Tepeler’in ve Şanlıurfa Müzesi’nin önemli değerlerimiz olarak bu Projede yer almasıyla bireysel ve sosyal dönüştürücü etkisini dünyaya bilimsel ve kültürel anlamda göstermeyi istiyoruz. Proje ekibime de, Dr. Evran’a ve Dr. Teker’e, bu çalışmaya inanıp birlikte yol aldığımız, özverileri, emekleri için teşekkür ederim.

