GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Immanuel Kant: Aydınlanma Nedir?
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Dosya > Devrimler ve Bilim > Immanuel Kant: Aydınlanma Nedir?
Devrimler ve BilimFelsefe

Immanuel Kant: Aydınlanma Nedir?

Yazar: GazeteBilim Çeviri Yayın Tarihi: 1 Mart 2024 17 Dakikalık Okuma
Paylaş
kant
Kant

Ama şimdi her taraftan bağırışlar duyuyorum: “Düşünmeyin! Aklınızı kullanmayın!” Subay diyor ki: “Düşünme, eğitimini yap!”. Maliyeci: “Düşünme, vergini öde!”. Din adamı: “Düşünme, inan!” Özgürlüğün kısıtlanması her yerde vardır.

Çev. Beyza Şen

AYDINLANMA, insanın kendi kendine yarattığı ergin olmama durumundan kurtuluşudur. Ergin olmama ise, kişinin kendi aklını bir başkasının rehberliği olmadan kullanamamasıdır. İşte bu ergin olmama durumuna kişi kendi yarattığı şekilde düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, bir başkasının rehberliği olmadan aklı kullanmaya kararlılık ve cesaret gösteremeyen kişide aranmalıdır. Sapere aude![1] “Kendi aklını kullanmaya cesaret et!” bu nedenle Aydınlanma’nın sloganıdır.

Tembellik ve korkaklık nedeniyledir ki; doğa onları yabancı bir kontrolden (naturaliter maiorennes) çoktan kurtarmış olmasına karşın, insanların büyük bir kısmı yaşamları boyunca rızalarıyla olgunlaşmamış olarak kalır ve bu insanların başkalarının kendilerini onların gözeticileri ya da yöneticileri ilan etmelerini çok daha kolay olmaktadır. Çünkü ergin olmama durumu çok rahattır. Benim yerime düşünen bir kitabım, benim için vicdan sahibi olan bir din adamım, benim için diyetimi değerlendiren bir doktorum vs. varsa, kendim için herhangi bir çaba sarf etmeme gerek yok. Sadece ödeme yapıp yapamayacağımı düşünmeme de gerek yok; başkaları bu sıkıcı ve yorucu işten beni kurtaracaktır. İnsanlığın büyük bir kısmının ergin olmaya adım atmanın zorlu olmasının yanı sıra çok tehlikeli olduğunu düşünmesi, onlar üzerinde en nazik şekilde gözetim görevini üstlenen koruyucular tarafından zaten sağlanmıştır. Önce önlerine kattıkları hayvanlarını aptallaştıran ve bu sessiz yaratıkların hapsedildikleri yerden dışarı çıkmalarını engelleyen bu kişiler, daha sonra onlara tek başlarına yürümeye kalkıştıklarında kendilerini ne gibi tehlikelerin beklediğini gösterir. Oysa kendi başlarına kalkışacakları bu hareketlenmenin doğuracağı tehlike o kadar da büyük değildir, çünkü muhtemelen birkaç kez düşerek sonunda yürümeyi öğreneceklerdir; ancak bu tür bir örnek insanı ürkekleştirir ve genellikle tüm diğer yeni girişimlerden vazgeçirir.

Bu nedenle her bir insanın neredeyse doğası haline gelmiş olan ergin olmayıştan kurtulması çok zordur. Hatta bunu sevip buna düşkün hale bile gelmiştir ve işte bu nedenle kendi aklını kullanmaktan gerçekten acizdir çünkü bunu denemesine asla izin verilmemiştir. Dogmalar ve kurallar, kişinin doğal yeteneklerini rasyonel bir şekilde kullanmanın ya da daha doğrusu kötüye kullanmanın bu mekanik araçları, sürekli bir ergin olmamışlığın prangalarıdır. Bu engelleyici zincirleri kim atarsa atsın, en dar hendekten bile öyle kolay bir şekilde atlayamazlar, çünkü kendisine güvenerek böyle bir özgür harekete alışkın değildirler. Bu nedenle, kendi zihinlerini çalıştırarak, olgunlaşmamışlıklarından sıyrılmayı ve hala güvenle yürümeyi başaran çok az kişi vardır.

Yine de buna karşılık, halkın kendi kendini aydınlatması çok daha mümkündür; hatta onun, sadece özgürlüğüne izin verilirse bu neredeyse kaçınılmaz bir durum haline gelir. Çünkü büyük kalabalığın içinde, kamuda vasiler arasında bile, olgunlaşmamışlığın boyunduruğundan kurtulduktan sonra, kendi değerlerinin rasyonel bir değerlendirmesinin yanı sıra her insanın bağımsız düşünme anlayışını etrafına yayacak bazı bağımsız düşünenler her zaman bulunacaktır. Özellikle burada, daha önce kendileri tarafından bu boyunduruğun altına sokulan kitle, eğer kendileri de aydınlanmadan yoksun olan bazı gözeticiler tarafından buna kışkırtırlarsa, daha sonra kendileri de bu boyunduruğun altında kalmaya zorlayacaklardır; önyargıları yerleştirmek o kadar zararlıdır ki, sonuçta bu önyargıların yaratıcıları olan kendilerinden ya da kendilerinden öncekilerden intikam alırlar. Dolayısıyla halk aydınlanmaya ancak yavaş yavaş ulaşabilir. Gerçi bir devrim belki kişisel despotizmden ve edinimci ya da otoriter baskıdan uzaklaşmayı sağlayabilir ama asla gerçek bir düşünce reformu getiremez; tersine yeni önyargılar da tıpkı eskileri gibi düşüncesiz kalabalığa yol göstermeye hizmet eder.

Oysa aydınlanma için özgürlükten başka bir şey gerekmez; ve bunun için gerekli olan özgürlük de özgürlüklerin en zararsız olanıdır, yani: Aklı her yönüyle ve her bakımdan topluluğun önünde apaçık olarak kullanma özgürlüğü… Ama şimdi her taraftan bağırışlar duyuyorum: “Düşünmeyin! Aklınızı kullanmayın!” Subay diyor ki: “Düşünme, eğitimini yap!”. Maliyeci: “Düşünme, vergini öde!”. Din adamı: “Düşünme, inan!” (Dünyada sadece bir kişi var ki o da şöyle der: “İstediğiniz kadar ve istediğiniz şeyi düşünün, ama itaat edin!”) Özgürlüğün kısıtlanması her yerde vardır. Peki ama hangi kısıtlama aydınlanmaya engeldir, hangisi değildir, hatta hangi biçimde sınırlama aydınlanmaya yardımcıdır? – Cevap veriyorum: Aklın topluluk, kamuoyu önünde açıkça kullanılması her zaman özgürce olmalıdır ve sadece bu, insanlara aydınlanmayı sağlayabilir; bununla birlikte aklın özel kullanımı, aydınlanmanın ilerlemesini özellikle engellemeden, çoğu zaman çok dikkatlice ve dar bir alanda kalacak şekilde kısıtlanabilmiştir. Ancak kişinin kendi aklını kamu hizmetinde kullanmasından kastım, bir bilgin olarak tüm okuyucu kitlesinin önünde bilgisini ya da düşüncesini yani aklını yararlı olacak biçimde kullanmasıdır. Aklın özel olarak kullanımdan ise, kişinin kendi işi çerçevesinde kendisine emanet edilen topluma ilişkin bir hizmeti ya da belirli bir görevi yerine getirmesini kastediyorum. Şimdi, kamunun çıkarına olan bazı işlerde, hükümetin yapay bir ortak anlaşmayla kamu amaçlarına uygun biçimde ya da en azından onu yok etmeyecek şekilde, kamunun bazı üyelerinin kullanabileceği bazı belirli işlemlere, mekanizmalara ihtiyaç duyulur. Burada elbette akıl yürütmeye izin verilmez; kişi yalnızca itaat etmelidir. Ancak kendisini makinenin bir parçası olarak sayan biri, aynı zamanda yine kendini topluluğun üyesi, hatta evrensel bir toplumunun üyesi olarak gördüğü durumunda, örneğin yazılar aracılığıyla kelimenin gerçek anlamında bir halka hitap eden bir bilgin niteliğinde olur; her durumda aklını kullanır ama, zamanında pasif olarak da olsa görev yaptığı işleri de zarara uğratmadan yapmıştır. Bu nedenle, üstleri tarafından bir şey yapması emredilen subayın, bu emrin uygunluğu veya yararlılığı hakkında yüksek sesle akıl yürütmesi çok tehlikeli ve zararlı olacaktır; onun görevi sadece itaat etmektir. Ancak bir bilgin olarak, askerlik hizmetinin hataları hakkında eleştirileri ve düşünceleri ve bunları kamunun yargısına sunma hakkı makul bir şekilde reddedilemez. Yine de bu gibi yurttaş, kendisine düşen vergileri ödemeyi reddedemez; hatta bu tür vergilere ilişkin eleştiriden ve ödememeye yönelik davranışlar, bunların genelleşebileceği nedeniyle cezalandırılabilir (bu da genel isyana neden olabilir). Bununla birlikte, bir bilgin olarak aynı kişi, kamu önünde bu tür vergilerin uygunsuzluğuna ya da adaletsizliğine karşı düşüncelerini açıkça ifade edecek olursa, asla vatandaşlık görevine aykırı davranmış olmaz. Aynı şekilde, bir din adamı da cemaatine ve halkına hizmet ettiği kilisenin öğretilerine göre uyum içinde ders vermekle yükümlüdür, çünkü bu şartla kabul edilmiştir. Ancak bir din bilgini olarak o, sözü geçen bu dinsel öğretilerde neyin yanlış olduğuna dair dikkatle incelenmiş ve tartılmış düşüncelerini ve dinin ve kilise yaşamının daha iyi düzenlenmesi için önerilerini halka iletme konusunda tam bir özgürlüğe, hatta mesleğe sahiptir. Bunu yaparken vicdanını rahatsız edebilecek hiçbir şey yoktur. Çünkü kilisenin bir papazı olarak görevi gereği öğrettiği şeyi, kendi yargısına göre öğretmekte özgür olmadığı, ancak kendisinin yükümlü olduğu şekilde ve başkası adına sunmakla görevlendirildiği bir şey olarak sunar. Şöyle diyecektir: “Kilisemiz şunu ya da bunu öğretir; kullandığı kanıtlar bunlardır.” O zaman cemaati için dinsel kuralların tüm pratik yanlarını ve avantajlarını, kendisinin bile tam bir inançla bağlı olmamasına rağmen yine de sunmakta isteklidir, çünkü onlarda gerçeğin saklı olması tamamen imkânsız değildir, ama her durumda en azından içsel dinle çelişen hiçbir şey bulunmaz. Papaz eğer bunlardan hiçbirini öğretilerde bulamadığını düşünürse, işte o zaman görevini vicdanı rahat bir şekilde yerine getiremeyecek ve istifa etmek zorunda kalacaktır. Bu nedenle, din adamının cemaatinin önünde bir eğitimciymiş gibi aklını kullanması sadece özel bir kullanımdır, çünkü burada cemaat ne kadar büyük ve kalabalık olursa olsun, her zaman sadece yerel bir toplantıdır; ve bu konuda papaz olarak o kişi özgür değildir, olamaz da, çünkü dışarıdan kendisine yüklenen bir görevi yerine getirmektedir. Öte yandan, yazılar aracılığıyla gerçek dinleyicilere, yani dünyaya seslenen bir bilgin olarak ve dolayısıyla aklını kamusal alanda kullanan bir din adamı olarak, aklın herkes için kullanma ve kendi şahsında konuşma konusunda sınırsız bir özgürlüğe sahiptir. Zira halkın (ruhani konulardaki) tinsel işleriyle ilgileneceklerin kendilerinin de olgunlaşmamış olması gerektiğini düşünmek, tutarsızlıkların sürekliliği anlamına gelen bir tutarsızlıktır.

Ancak bir kilise cemaati ya da (Hollandalıların deyimiyle) Presbiteryen kiliselerindeki kutsal yönetim kurulu gibi bir din adamları topluluğunun, hem kendi üyelerinin her biri üzerinde hem de onlar aracılığıyla halk üzerinde sürekli bir denetim uygulamak ve böylece onu ebedileştirmek için kendi aralarında yeminler ederek kendilerini belirli değişmez bir dinsel öğretilere bağlama hakkına sahip olması gerekmez mi? Ben derim ki: bu tamamen imkânsızdır. Şöyle ki, insan ırkının daha fazla aydınlanmasını sonsuza dek engelleyecek böyle bir anlaşma, en yüce güç tarafından, parlamentolar veya en gösterişli ve görkemli barış antlaşmalarıyla onaylansa bile, tamamen hükümsüz ve geçersizdir. Bir çağ, bir sonraki çağı, (çok fazla talep gören) bilgisini genişletmesinin, hatadan arındırmasının ve genel olarak aydınlanmada ilerlemesinin imkânsız hale geleceği bir duruma sokmak için anlaşma kuramaz. Bu, asıl kaderi tam da bu ilerlemeden ibaret olan insan doğasına karşı işlenmiş bir suç olacaktır; ve bu nedenle daha sonraki kuşaklar bu kararları yetkisiz ve suçlu bularak reddetmekte tamamen haklıdırlar.

Bir halk üzerinde yasa olarak kararlaştırılabilecek her şeyin mihenk taşı şu soruda yatar: Bir halk kendi üzerinde böyle bir yasa uygulayabilir mi? Şimdi bu muhtemelen, daha iyisinin beklentisi içinde, belirli bir düzeni getirmek için belirli bir süre için mümkün olacaktır; aynı zamanda yurttaşların her biri, özellikle de din adamları, bir bilgin sıfatıyla, yani yazılar aracılığıyla, mevcut kurumun hataları hakkında görüşlerini belirtmekte özgür olacaklar, bu arada kurulu düzen, bu meselelerin doğası hakkında halkın anlayışı o kadar ilerlemiş ve kanıtlanmış olana kadar devam edecekti ki, daha iyi anlayış kavramlarına göre, onu olduğu gibi bırakmak isteyenleri engellemeden, değişen bir dini kurum üzerinde anlaşan toplulukları korumak için tahtın önüne bir teklif getirebilecekti. Ancak, bir kişinin yaşam süresi içinde bile kimsenin açıkça şüphe edemeyeceği kalıcı bir dini anayasa üzerinde anlaşmaya varmak, insanlığın ilerlemesinde daha iyi sonuçlar için bir dönemi olduğu gibi yok etmek ve sonuçsuz bırakmak ve böylece gelecek nesillerin zararına bile olsa, kesinlikle yetkisizdir. Bir kişi, elbette, bilmenin kendi sorumluluğunda olduğu şeyin açıklığa kavuşturulmasını ancak belirli bir süre için erteleyebilir; ama ister kendi şahsı için, isterse gelecek kuşaklar için olsun, bundan vazgeçmek, insanlığın kutsal haklarını ihlal etmek ve ayaklar altına almaktır. Yine de bir halkın bile kendi adına karar veremediği şeye, bir hükümdar halk adına karar veremez; çünkü onun yasama saygınlığı tam da halkın tüm iradesini kendi iradesinde birleştirmesine dayanır. Eğer sadece gerçek ya da varsayılan tüm iyileşmelerin sivil düzenle birlikte var olmasıyla ilgileniyorsa, tebaasının kurtuluşları için gerekli buldukları şeyi kendileri için yapmalarına izin verebilir; bu onu ilgilendirmez, ancak birinin diğerinin kaderi ve ilerlemesi için elinden gelen en iyi şekilde çalışmasını engellemesini önlemek onun işidir. Hatta tebaasının içgörülerini saflaştırmaya çalıştığı yazıları kendi hükümet denetimiyle onurlandırarak buna müdahale etmesi majesteleri için zararlıdır; hem bunu kendi yüce içgörüsüyle yaparsa, ki bu durumda kendisini “Caesar non est supra grammaticos” suçlamasına maruz bırakır, hem de yüce gücünü, devletindeki bazı tiranların diğer tebaasına karşı ruhani despotizmini destekleyecek kadar alçaltırsa daha da zarar verir.

Eğer şu soru sorulursa: Şu anda aydınlanmış bir çağda mı yaşıyoruz? Cevabı: Hayır, aydınlanmış bir çağda değil ama aydınlanmaya giden bir çağdayız. Şu anki haliyle insanlığın, bir bütün olarak, bir başkasının rehberliği olmadan din konularında kendi akıllarını güvenli ve iyi bir şekilde kullanabilmesi ya da bu konuma getirilebilmesi için daha çok yolumuz var. Ancak bu yönde özgürce çalışabilmeleri için alanın artık onlara açıldığına ve evrensel aydınlanmanın önündeki ya da kendi kendilerine yarattıkları olgunlaşmamışlıktan çıkışın önündeki engellerin giderek azaldığına dair açık işaretlere sahibiz. Bu açıdan bu çağ Aydınlanma Çağı ya da Friedrich’in yüzyılıdır.

Bir prens, halkına din konusunda hiçbir şey buyurmamayı ya da yükümlülük yüklememeyi görevi bakımından bir küçüklük olarak görmez ve halkını özgürlüğe doğru yöneltirse, hatta bu prens hoşgörü gibi kibirli bir sıfatı kabul ederek bir zayıflık da gösterse kendisi aydınlanmıştır kimsedir ve minnettar dünya ve gelecek kuşaklar tarafından, en azından hükümet açısından, insan ırkını ilk kez olgunlaşmamışlıktan kurtaran ve vicdan meselesi olan her konuda herkesi kendi aklını kullanmakta özgür bırakan kişi olarak övülmeyi hak eder. Onun yönetiminde, saygıdeğer din adamları, resmi görevlerinin yapılmasını gerekli gördüğü konularda önyargılı davranmaksızın ve karşı koymadan kabul edilen bir bilim adamı gibi kendi güç ve olanakları el verdiği sürece özgürce ve halka açık kendi düşüncelerini dünyaya sunabilirler; hatta bu davranış yer yer, şurada burada Ortodoks öğretiden sapmaları da beraberinde getirse de, herhangi bir resmi görevle kısıtlanmayan herkes için geçerlidir. Bu özgürlük ruhu, kendi işlevini yanlış anlayan, görevini kötüye kullanan bir hükümetin dış engelleriyle mücadele etmek zorunda kaldığı yerlerde bile dışarıya doğru yayılır. Çünkü önünde, özgürlükle birlikte kamusal barış ve ortak varlığın birliği için en ufak bir endişe duyulmadığına dair bir örnek vardır. İnsanlar, eğer kasıtlı olarak yapay bir şekilde içinde tutulmazlarsa, yavaş yavaş kendilerini bu acımasızlıklarından kurtaracaklardır.

Aydınlanmanın temel noktasını, yani insanların kendi kendilerine dayattıkları ergin olmama durumundan kurtulmalarını özellikle din meselelerine yerleştirdim, çünkü sanat ve bilimler söz konusu olduğunda yöneticilerimizin bu konular üzerinde söz sahibi olmanın ve koruyuculuk yapmanın hiçbir çıkarı yoktur, ayrıca ergin olmama durumu en zararlısı olduğu kadar en onursuz olanıdır da. Ama birincisinden yana olan bir devlet başkanının aklı daha da ileri gider ve yasama konusunda bile tebaasının kendi aklını kamusal olarak kullanmasına ve daha iyi bir formülasyona ilişkin düşüncelerini dünyaya sunmasına, hatta daha önce verilmiş olanın açık bir eleştirisini yapmasına izin vermenin tehlikesiz olduğunu görür; bunun, saygı duyduğumuz hükümdardan önce hiçbir hükümdarın yapmadığı muhteşem bir örneğine sahibiz.

Ancak hiçbir yönetici bizim kendisini onurlandırdığımız bu kimseyi şimdiye değin aşamamıştır. [Büyük Friedrich, ç.] Ama kendisi aydınlanmış, hayaletlerden korkmayan bir yönetici elinde iyi örgütlenmiş ve kalabalık bir orduyu toplumun güvenliğini sağlayabilme için bulundursa da, devletin cesaret edemediği şu sözü söylemek yürekliliğini kendinde bulabilir: “Ancak sadece kendisi aydınlanmış, gölgelerden korkmayan, ama aynı zamanda kamu barışını garanti altına almak için iyi disiplinli, çok sayıda orduya sahip olan kişi, özgür bir devletin cesaret edemeyeceği şeyi söyleyebilir: İstediğiniz kadar ve istediğiniz konuda düşünün; ama itaat edin! Böylece burada insansal konularla ilgili garip, beklenmedik bir seyri ortaya çıkarmaktadır; tıpkı bütüne bakıldığında diğer her şeyin paradoksal olduğunu anladığımızda buna benzer sonuca varmamız gibi. Toplum özgürlüğün daha yüksek bir düzeyi, insanların zihinsel özgürlüğüne elverişli görünür ve yine de ona aşılmaz sınırlar koyar; öte yandan daha aşağı bir düzeyde olması, ona gücünün sonuna kadar yayılma alanı verir. O halde, eğer doğa bu sert kabuğu altındaki tohumu özgürlüğe kavuşturmuş yani özgür düşünmeye yönelik eğilimi ve hizmeti geliştirmişse, bu yavaş yavaş insanların zihnine (böylece yavaş yavaş daha fazla eylem özgürlüğüne sahip olurlar) ve nihayetinde artık bir makineden daha fazlası olan insana onuruna göre davranmayı uygun bulan hükümetin ilkelerine bile geri döner.

Königsberg, Prusya, 30 Eylül 1784

UTOPIE kreativ, H. 159 (Ocak 2004), S. 5-10 5


[1] Bilmeye cesaret et!

Etiketler: akıl, aydınlanma, aydınlanma nedir, din, kant
GazeteBilim Çeviri 1 Mart 2024
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Yazar: GazeteBilim Çeviri
GazeteBilim Haber ve Çeviri Birimi gönüllü, kolektif bir topluluktur ve profesyonel nitelikte çeviri katkılarına açıktır. İletişim için gazetebilimceviri@gmail.com.
Önceki Yazı anestezi hayvan Anestezi bilinci açıklamamızda bize yardımcı olabilir mi?
Sonraki Yazı İngiliz aydınlanması İngiliz Aydınlanması’nın kıta Avrupasına felsefi etkileri

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Okullarda ve toplumda şiddet dalga dalga yayılıyor: Çeyrek yüzyıllık politikaların ve mevcut eğitim modelinin kaçınılmaz sonucu

Rekabet savaş demektir. Bu durumda okullarımızın baştan sona şiddet sahneleri ile dolmasına şaşmalı mıyız?

Felsefe
16 Nisan 2026

Karl Marx, ulusların özgür halklar olarak kuruluşu ve insanlığın kurtuluşu

Modern dünyada insanlık ulusları ortaya çıkarmış; bu, insanlığın nihai kurtuluşu yolunda zorunlu bir adımdır; fakat egemen devletler olarak örgütlenmiş uluslar…

Felsefe
19 Temmuz 2025

Açlıkla büyüyen estetik

Dayatılan toplumsal güzellik normları sağlıklı bir kadın bedenini değil; metalaştırılmış, hem ruhsal hem fiziksel olarak tüketilmiş bir kadın bedenini vurguluyor.

FelsefePsikiyatriPsikoloji
2 Temmuz 2025

Teolojik tarihten modern zamanların tarihine: İnsan özgürlüğü ve kurtuluşu

Özgürleşmek, tarihi anlamak ve inşa etmek için ilk koşulsa, bu önce özgürleşmenin şartlarını ve tanımını yapmayı gerektirecektir.

Felsefe
2 Temmuz 2025
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?