Sorumuz epistemolojik: Hayvanların rüya görüp görmediğini nasıl bilebiliriz?
Yazan: David M Peña-Guzmán
Çeviren ve özetleyen: Okan Nurettin Okur
Hayvanların rüyalarına ilgi yeni bir merak değildir. Charles Darwin gibi on dokuzuncu yüzyıl natüralistleri, hayvanların rüyaları hakkında evrimsel bir perspektiften uzun uzun yazdılar. Örneğin İnsanın Türeyişi’nde (1871) Darwin şöyle diyor:
“Hiç kimse, aşağı hayvanlardan birinin nereden gelip nereye gittiğini, ölümün ve yaşamın ne olduğunu sorguladığını düşünmez. Ancak mükemmel bir hafızaya ve rüyalarının da gösterdiği gibi bir miktar hayal gücüne sahip yaşlı bir köpeğin, kovalamaca sırasındaki geçmiş zevklerini asla düşünmediğinden emin olabilir miyiz? Bu da bir tür özbilinç olurdu.”
Diğer hayvanlar derin varoluşsal sorular üzerine düşünmeyebilir ancak Darwin’in söylediği gibi “herhangi bir dilin yardımı olmadan” sadece rüya görmeleri bile müthiş anılara ve karmaşık hayal gücüne sahip olduklarını kanıtlar.
1892’de, İnsanın Türeyişi‘nin yayımlanmasından yirmi yıl sonra, İspanyol filozof José Miguel Guardia, Fransız dergisi Revue philosophique de la France et de l’étranger‘de, Darwin’in ardından hayvanların da geceleri ”hayal gücünün dönüşümleri olan rüyalara” bizim kadar yakından aşina olduklarını ileri sürdü. Guardia, hayvan deneyimlerinin gelgitleri olarak bu dönüşümlere o kadar önem verdi ki filozofların radikal biçimde yeni bir, mekanik olmayan hayvan felsefesi geliştirmelerinin zamanının geldiğine inandı.
Psişik olaylar olarak rüyalar, bilinçli olmayan, içgüdüsel davranışlara indirgenemeyecek kadar karmaşıktır. Bu nedenle hayvan rüyaları Avrupalılara 17. yüzyılda René Descartes’tan miras kalan hayvan-makine imajını altüst etti. Guardia, rüyaların hayvan yaşamına özgü duyarlılığa tanıklık ettiğini söylüyor. Duyarlılık (sensibilité) kelimesi burada anahtardır. Genellikle bu terim ‘duyu’ olarak çevrilir ve söz konusu olan tek şeyin bir hayvanın dış dünyaya içgüdüsel ve mekanik olarak tepki verme kapasitesi olduğu yönünde talihsiz bir izlenim yaratır. Bununla birlikte, Fransızca bağlamında bu terim ‘duyarlılık’, ‘duyusallık’ gibi daha geniş bir anlamlar kümesini yakalar. Guardia’nın argümanı tüm bu çağrışımları devreye sokuyor. Dolayısıyla hayvanların duyarlılığa sahip olduğunu söylediğinde, onların her türlü iç ve dış uyaranı kaydedip işlediğini ve kendi dünyayı algılama ve yorumlama tarzları da dâhil olmak üzere çeşitli derecelerde öz farkındalığa sahip olduklarını söylüyor. Onlar, kendi etkinlikleri aracılığıyla varoluşun yoğunluğuna nüfuz eden, ona amaç ve anlam kazandıran öznelerdir.
Uyurken hayvanlar da kendilerini hayali bir evrene teslim etmek için gerçek dünyadan vazgeçerler.
Kısacası Guardia, hayvanların yalnızca rüyalarına başvurarak deneyimlerinin canlı bir resmini çiziyor. Ona göre rüyalar mekanik bir felsefenin sınırları dâhilinde anlaşılamaz ve yalnızca insan ve insan olmayan yaşam formlarının psişelerini ortak bir biyolojik temanın varyasyonları olarak ele alan ‘karşılaştırmalı psikoloji’ perspektifinden anlaşılabilir. Bu tema elbette hayvan yaşamına özgü duyarlılıktır. “Çünkü her birimiz biliyoruz ki,” diyor, “otomatizm taraftarları hayvan-makinenin her türlü duyarlılığını reddediyor.

Ne yazık ki Darwin ve Guardia gibi düşünürlerin hayvan rüyalarına olan ilgisi 20. yüzyılın başlarında azalmaya başladı. Bilim tarihçisi Iwan Rhys Morus, bu dönemde yaşam bilimlerinin, fiziksel bilimlerin yöntemlerini taklit etme ve kendilerini onlara göre modelleme konusunda bir baskı hissettiğini açıklıyor. Bu baskı bugüne kadar bizde de devam ediyor. Bilimsel tutumlar değişse bile, bilimin diğer hayvanların zihinsel durumları, özellikle de rüyaları hakkındaki ‘spekülatif’ tartışmalardan uzak durması gerektiğine inatla inanan önde gelen bilim adamlarını bulmak zor değil. Onlara göre, bu tartışmalar bir yere varamaz. Hayvanların yaşanmış deneyimlerine doğrudan erişimimiz olmadığı sürece Ludwig Wittgenstein’ın tavsiyesine uymalıyız: “Üzerine konuşamadığımız şeyler hakkında susmamız gerek.”
Sorumuz epistemolojik: Hayvanların rüya görüp görmediğini nasıl bilebiliriz? Konu insanlara gelince, bu soruyla ilgili olarak iki türlü delil kabul ediyoruz. Rüyayı görenlerin kendilerinden sözlü olarak alınan birinci şahıs kanıtları vardır. Ayrıca, genellikle rüya deneyimlerinin sinirsel bağıntılarını ve rüya fenomenolojisini ima eden uyku davranışlarının yorumlanmasına ilişkin araştırma biçimini alan üçüncü şahıs kanıtları da vardır. İnsanlardan, insan olmayanlara geçerken kuşkusuz, hayvanlar rüyalarını anlatamadığı için birinci şahıs kanıtlarının tümünü kaybediyoruz. Ancak bu, ilgili sinirsel ve davranışsal kanıtları incelemeye istekliysek, onların rüyaları hakkında hiçbir şey öğrenemeyeceğimiz anlamına gelmiyor.
Denklemin sinirsel tarafıyla başlayalım. Rüya uzmanları rüya görmenin sinirsel belirtilerinin ne olduğu ve bunların beyinde nerede konumlandığı konusunda hemfikir olmasalar da, iki sinirsel olayın özel olarak dikkate alınması gerektiği konusunda yaygın bir fikir birliği vardır. Bunlardan biri, insan uyku döngüsünün rüya aşaması olan REM uykusu sırasında rüya görmeyi tetikleyen PGO dalgalarıdır. Bu beyin dalgaları, ponstan (P) kaynaklanan, talamusun lateral genikulat çekirdeğinden (G) geçen ve oksipital lobda (O) sonlanan artan nöral aktivite patlamalarıdır. Diğeri ise bilincin rüya görünümünde uykuya müdahale ettiği zamanlarda düzenli olarak ortaya çıkan teta salınımlarıdır (4’ten 12 Hz’e kadar). Şaşırtıcı bir şekilde, hem PGO dalgaları hem de teta salınımları çok çeşitli insan dışı canlılarda tespit edildi. PGO dalgaları, primatlar kadar evrimsel olarak bize yakın ve zebra balığı kadar evrimsel olarak uzak hayvanlarda keşfedilmiştir. Bu arada, özellikle hipokampustaki teta salınımları çok sayıda memelide gözlemlenmiştir.

Rüya sinirbilimcisi Antti Revonsuo şöyle açıklıyor: “Teta ritmi yavaş dalga uykusunda kaybolur, ancak REM uykusunda yeniden ortaya çıkar”. Aynı zamanda hipokampal teta ritmi, hayatta kalmak için en önemli değişken çevresel bilgilere yanıt verilmesini gerektiren davranışlarla ilişkilidir. Örneğin, kedideki yırtıcı davranış ve tavşandaki av davranışı. Buradaki fikir, hayatta kalmak için önemli olan bilgiye REM uykusu sırasında erişildiği ve gelecekteki davranışlara yönelik bir strateji geliştirmek üzere geçmiş deneyimlerle bütünleştirildiğidir.
Revonsuo, uyku sırasında meydana gelen çığ gibi elektrokimyasal değişikliklerin beynimizin, çevrimdışıyken, önemli hayatta kalma becerilerini uygulamamızı sağlayan gerçeklik simülasyonlarını çalıştırmasına zemin hazırladığını öne süren “rüya görmenin tehdit simülasyon teorisinin” babasıdır. Bu gerçekliği simüle etme işlevinin atalardan kalma bir ortamda evrimleşmiş olması gerektiğini ve öncüllerimize sanal senaryoların provasını yaparak rakiplerine karşı uyum sağlama avantajı sağladığını söylüyor.
Hayvanların uykudayken sanal gerçeklikleri prova ettiği fikri, uyuyan beynin uyanıkkenki hayattan bölümleri tekrar oynattığı zaman ortaya çıkan, nöronal bir olay olan zihinsel tekrar üzerine yapılan araştırmalarla destekleniyor. Örneğin kuşlar, uyurken şarkılarını daha iyi ezberleyebilmek için tekrar çalarlar. Fareler ayrıca işitsel deneyimlerden ziyade görsel deneyimleri yeniden yaşama eğilimindedirler. Uykuya daldıklarında genellikle kendilerini gerçek mekânsal koordinatları kusursuz bir şekilde yansıtan çok yönlü bir rüya dünyasına kaptırırlar.

2021’de hayvan rüyaları üzerine heyecan verici makaleler yayınlayan Josie Malinowski, David Scheel ve Mitchel McCloskey’e göre uyku uzun ve monoton bir zihinsel süreç değildir. Bu ‘bilinçli deneyimlemenin’ memelilerden kuşlara ve böceklere kadar uzandığı tahmin ediliyor. Yani bal arıları bile rüya görüyor olabilir!
Tüm bu sinirbilimsel kanıtları tamamlayan ise denklemin davranışsal tarafıdır. Uzun zamandır, çok farklı kültürlerden insanlar, uyuyan hayvanların davranışlarının rüyalarında neler olduğunu ortaya koyduğunu biliyorlardı. Bir hayvanın hızlı göz hareketleri (REM), uykuda ses çıkarma, koşma ve mücadele gözlemlendiğinde söz konusu hayvanın bu davranışların anlamlı olduğu sanal bir gerçeklikte olduğu söylenebilir. Uykularında konuşan şempanzelerin durumunu düşünün. 1990’larda primatolog Kimberly Mukobi, Amerikan İşaret Dili (ASL) eğitimi almış şempanzelerin uyurken açıkça ASL işaretleri yaptığını keşfetti. Loulis adında bir şempanzenin gece yarısı ‘iyi’ işareti yaptığını gözlemledi. Ve Loulis tek değildi. ‘Kahve’ anlamına gelen işareti yapan Washoe dahil, başka işaretler yapan şempanzeler de vardı.
Bal arıları bile rüya görüyor olabilir!
Hayvanların rüya görmesinin felsefi sonuçları çok büyüktür. Ancak bunlar muhtemelen rüya görmeye ilişkin arka plan inançlarımıza bağlı olarak değişecektir. Örneğin bazı filozoflar rüyaların hayal ürünü olduğuna inanır, bazıları bunların inanç, bazıları da bunların halüsinasyonların bir alt türü olduğuna inanır. Eğer rüyalar hayal ürünüyse bu durum, hayvanların fiziki çevrelerine uymayan duyusal görüntüler üretebileceği anlamına mı gelir? Hayvanlar olmayanı hayal edebilir mi? Buna karşılık, eğer rüyalar inançsa, bu durum uykunun nörofizyolojisi nedeniyle dünyayla bağlantıları kesilse bile hayvanların dünya hakkında inançlar oluşturabileceği anlamına mı gelir? Eğer öyleyse bu durum tüm inançların önermesel bir yapıya sahip olduğunu ve dolayısıyla insana özgü olduğunu söyleyen felsefi görüş açısından ne anlama gelir? Diğer hayvanların rüyaları, kendi zihinlerimizin nasıl çalıştığına dair yaygın felsefi teoriyi çürütebilir mi?
Peki rüyalar halüsinasyonsa ne olacak? Hayvanlar algı ile halüsinasyon arasındaki farkı anlayabilir mi? Bunun, insanların bile halüsinasyon ile gerçek algı arasında içeriden ayrım yapmasının imkânsız olduğu teorisi üzerinde ne gibi bir etkisi olabilir?
Hayvanların rüya görmesinin felsefi sonuçları çok büyüktür. Ancak bunlar muhtemelen rüya görmeye ilişkin arka plan inançlarımıza bağlı olarak değişecektir.
Rüya görmenin doğası ve işleviyle ilgili hayvan bilincini anlamamız açısından öngörülemeyen çıkarımlara sahip olabilecek diğer teoriler şunlardır:
1. Zengin bir duygusal yaşam olmadan rüyaların imkânsız olduğu teorisi;
2. Rüyaların yukarıdan aşağıya zihinsel nedensellik gerektirdiği teorisi;
3. Rüyaların gerçek dünyadaki sorunları çözmemize yardımcı olabileceği teorisi;
4. Rüyaların travmanın iyileşmesine yardımcı olduğu teorisi;
5. Rüyaların anlatısal benlik duygumuzu şekillendirdiği teorisi;
6. Rüyaların üstbiliş eylemleri olduğu teorisi;
7. Rüyaların arzu giderme biçimleri olduğu teorisi;
8. Rüyaların bilinçdışının detaylandırılması olduğu teorisi.
Bu görüşlerden herhangi birini benimsememiz gerektiğini söylemiyorum (benim favorilerim olsa da). Ancak, paradoksal bir şekilde, hepsinin aynı sonucu verdiğini söylüyorum: Diğer düşünen yaşam formlarında şimdiye kadar bilinmeyen sosyal, bilişsel ve duygusal karmaşıklık katmanlarını ortaya çıkarıyorlar; diğer rüya görenlerin psişik yaşamlarında belki de şimdiye kadar çok az fikrimiz olan renkleri, ahenkleri ve güzellikleri ortaya çıkarıyorlar.
Her ne kadar heyecan verici olsa da, hayvanların hayal dünyasına yapılacak bir yolculuk dikkatli olmayı gerektirir. Her şeyden önce doğanın çeşitliliğine saygı duymalı ve rüya gören tüm canlıların bizim gibi rüya gördüğünü varsaymamalıyız. Büyük olasılıkla hayvanlar rüyalarını uyanıkkenki gerçekliklerini inşâ ettikleri şekilde inşâ ederler. Örneğin insanlarda rüyaların görsel içeriği oldukça yoğundur, ancak diğer hayvanların rüyalarının da benzer şekilde görsel olması gerekmez. Ayrıca aynı davranışları üretmeleri de gerekmez. İnsanların çoğunluğu REM uykusu sırasında sürekli olarak hızlı göz hareketleri sergiler ancak fareler hızlı bıyık hareketleri yapar, bunun nedeni muhtemelen onların dünya deneyimlerinde dokunmanın görmeden daha önemli olmasıdır. Atlar hızlı nazal-dudak hareketleri yaparlar, bu da bizi işitsel unsurların atlarda daha önemli olabileceğinden şüphelenmeye sevk ediyor. Başka hangi bedensel hareketler hayvanların sırlarını ele verebilir? Uyuyan deve kuşu, kartal veya yılan balığında hangi davranışları aramalıyız? Tek bildiğim şu: Açık fikirli olmaktan başka seçeneğimiz yok.
Her hayvanın “türüne göre” rüya görmesi, o canlının evrimsel mirasından, yani yaşayanların ölülerden aldığı devredilemez doğuştan haklar olan o uzun avantajlar ve yükümlülükler, özgürlükler ve yükler, artılar ve eksiler listesinden asla ayrılamayacağı anlamına gelir. Ancak bu mirasın büyüklüğünün bakış açımızı etkilemesine izin vermemeliyiz. Hayvanlar dünyaya, türe özgü, nihai hale getirilmiş rüyalarla gelmezler. Bir türün tüm üyelerinin aynı rüyayı (ya da bir dizi rüyayı) son nefeslerine kadar tekrar tekrar görmeye mahkûm olduğu söylenemez. Her hayvan türüne göre rüya görse de deneyim her türe sonsuz farklılıklar aşılar. Yani doğal yaşamındaki bir tilkiyle hayvanat bahçesinde kafeste doğup büyümüş bir tilkinin rüyaları aynı olmayacaktır.
Burada gelişimsel bir bakış açısı, evrimsel bakış açısıyla kesişir ve iki zamansallığın sonsuza kadar birbiriyle iç içe geçtiği yeni bir rüya anlayışı doğurur. Türün filogenetik zamanı ve bireyin ontogenetik zamanı. Her rüya, rüyayı görenin bir türün üyesi olarak kimliğinin yanı sıra bir birey olarak kendine özgü meraklarını, arzularını ve kaygılarını yansıtır.
Tarih: 7.6.2022
Kaynak Linki: https://aeon.co/essays/what-do-the-dreams-of-nonhuman-animals-say-about-their-lives
Kaynak ve İleri Okuma:
Peña-Guzmán, D. (2022). When Animals Dream: The Hidden World of Animal Consciousness. Princeton: Princeton University Press. https://doi.org/10.1515/9780691220109

