GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Freud Dersleri
    • Psikanaliz Pratiği Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Lacan Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Modern Orta DoğuTarihi Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nöropsikanaliz Dersleri
  • E-Dergi
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Hasta olan biz miyiz, yoksa çağ mı?
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Freud Dersleri
    • Psikanaliz Pratiği Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Lacan Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Modern Orta DoğuTarihi Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nöropsikanaliz Dersleri
  • E-Dergi
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Dosya > Depresyon > Hasta olan biz miyiz, yoksa çağ mı?
DepresyonDosya

Hasta olan biz miyiz, yoksa çağ mı?

Yazar: GazeteBilim Yayın Tarihi: 6 Kasım 2026 14 Dakikalık Okuma
Paylaş
doğa
İnsanın biyolojik yatkınlıkları, içinde yaşadığı sosyal ve ekonomik koşullarla sürekli etkileşim halindedir.

Modern yaşamın değişen koşulları depresyonu nasıl şekillendiriyor?

İçindekiler
İnsan doğası ve modern yaşam çatışmasıÇevresel stres depresyonu nasıl şekillendirir?Çevresel stresi yaşayan herkeste depresyon mu görülür?Depresyona yatkınlık yaratan biyolojik faktörler nelerdir?Çağ, kuşak ve tarihsel olayların etkileriSonuç

Doç. Dr. Özge Kılıç

İnsan doğası ve modern yaşam çatışması

Modern yaşam, bilimsel ilerleme, sağlık hizmetleri ve eğitim sistemlerinin geliştirilmesi, yaşam süresinin uzaması ve bireysel özgürlükler alanlarında büyük kazanımlar getirdi. Kültürel ve teknolojik ivmelenmeler hızlandı. Pek çok alanda seçeneklerimiz daha çok ve bunlara hızlı ulaşabiliyoruz. Daha fazla bağlantı halindeyiz. Peki kazanımlarımızın arttığı bir dünyada neden zihnimiz ve bedenimiz zorlanıyor?

Evrimsel tıp modelleri, insan biyolojisinin atalarımızın çevre koşullarına göre (kıtlık, yüksek hareketlilik, güçlü sosyal bağlar, doğal ışık döngüleri) doğal seçilimle şekillendiğini söyler. Biyolojik evrimimizin yüz binlerce yıla yayılan yavaş temposu son 10.000 yılda ivme kazansa da, son iki yüzyıldaki sanayileşme, kentleşme, kültürel ve teknolojik dönüşümün başdöndürücü hızı genetik adaptasyon şansımızı imkânsız hale getirmiştir[1]. Genetik yapımız büyük ölçüde atasal şartlara uyarlanmış halde kalmıştır. Böylece “Taş Devri” genlerimizle modern yaşam koşullarımız arasında derin bir evrimsel uyumsuzluk oluşmuştur.

Avcı-toplayıcı toplumun gün ışığında gerçekleşen yüksek hareketliliğinden; kentleşmeyle birlikte doğadan uzak ve daha hareketsiz bir yaşama geçiş yaptık. Sedanter hayatın yüksek depresyon riskiyle ilişkili olduğu[2], Batı tipi diyet ve aşırı beslenmenin de metabolik ve hormonal işleyişi bozduğu nitelikli araştırmalarla gösterilmiştir [3]. Atasal beslenmede 1:1 seviyesinde olan omega-6 ile omega-3 yağ asidi oranı, rafine şeker ve işlenmiş gıdalarla dolu modern diyetlerde 15:1 oranına tırmanarak sinir sistemimizde kronik iltihabi süreçleri tetiklemektedir[4]. Modern yaşamın 24 saatlik yapısı, düzensiz çalışma saatleri ve sürekli erişilebilirlik uyku bozuklukları üzerinden depresyonla çift yönlü ilişki içinde görünmektedir. Gece yapay ışığa maruz kalma ve fazla ekran kullanımı da biyolojik saatimizi ve uyku düzenimizi olumsuz etkileyerek uykusuzluk ile depresyon arasındaki karşılıklı beslenen döngüyü güçlendirebilir[5].

İş ve özel hayatlar arasındaki sınırlar bulanıklaşmaktadır. Çoğu kişi zamanının büyük kısmını iş yerlerinde geçirmekte, daha uzun saatler ve daha az mola ile çalışmaktadır. İş yerinde karar alma yetkisinin ve özerkliğin düşük olmasının çalışanlarda klinik depresyon, duygusal tükenmişlik ve öğrenilmiş çaresizlik gelişme riskini belirgin şekilde artırdığı gösterilmiştir[6].

Yaşamın giderek hızlanması, başarı ve üretkenlik beklentilerinin artması, rekabetin gündelik hayatın bir parçası haline gelmesi, başkalarının hayatlarına sürekli maruz kalmak, insanı durmaksızın kendini değerlendirmeye ve başkalarıyla kıyaslamaya iter. Böylece ‘Yeterince iyi miyim’ sorusu zihnimizin arka planında sürekli çalışan bir sorgulamaya dönüşür. Artan beklentiler, insanın sürekli kendini geliştirmesi gerektiği düşüncesini de beslemektedir. Sağlıklı beslenmek, spor yapmak, bedensel ve psikolojik açıdan gelişmek şüphesiz olumlu hedeflerdir. Ancak kişisel gelişime duyulan yoğun ilgi, bireyin yaşamı üzerindeki kontrolünün azaldığını hissettiği bir dünyada, kendi hayatını yeniden yönlendirme arayışını da yansıtıyor olabilir. Çok satan kitaplar arasında kişisel gelişim eserlerinin önemli bir yer tutması bu açıdan düşündürücüdür. Öte yandan iletişim olanaklarımız artarken sosyal ilişkilerimiz zayıflıyor olabilir. Yalnızlık ise ruhsal ve fiziksel sağlık sorunlarıyla ilişkilidir. Küçük, yüz yüze ilişkilerin ve akrabalık bağlarının belirleyici olduğu topluluklarından, büyük kentlerin ve dijital ağların daha anonim dünyasına geçiş milyonlarca yabancıyla dolu metropollere ve dijital ekranlara geçiş aidiyet ve sosyal konum kaygılarını arttırabilir. Bu dönüşümün etkileri özellikle doğum sonrası gibi desteğe duyulan ihtiyacın arttığı dönemlerde belirginleşebilir. Toplumsal destek ağlarının zayıflaması, annelerin ruhsal kırılganlığını artıran etkenlerden biri olabilir[7].

Çevresel stres depresyonu nasıl şekillendirir?

Çevresel stres etmenleri birleştiğinde beynimizin ve vücudumuzun işleyişini değiştirerek metabolik ve psikiyatrik kırılganlığı arttırmaktadır. Şehirde yaşamak, uzun süreli stres, hareketsizlik ve daha az gün ışığı ve daha az uyku; vücudun stres tepki sistemini sürekli tetikleyip beynin korkuyu ve duyguları yöneten bölgelerinde değişimlere yol açar. Bu baskılar, genlerin temel yapısını değiştirmeksizin genlerin çalışma biçimi üzerinde “kimyasal izler” (epigenetik değişimler) bırakır. Gebelik döneminde ve doğum sonrasında stres, çocukluk çağı travmaları, erişkin dönemde stresli yaşam olayları, beyin kimyası ve stres hormonu dengesini olumsuz etkileyerek, ruhsal rahatsızlıklara karşı biyolojik kırılganlığı ve riski artırabilir. Bu fiziksel ve sosyal dönüşümler, organizmada düşük düzeyli kronik enflamasyona, biyolojik saat genlerinin bozulmasına ve hipotalamus-hipofiz-adrenokortikal (HPA) ekseninde işlev bozukluklarına yol açabilir. Depresif bozukluklar için elverişli bir fizyolojik ortam hazırlayabilir.

Depresyonda, kişinin, bilgileri ve yaşanan olayları olumsuz yorumlama, strese karşı çok güçlü biyolojik tepkiler (örneğin otonom sinir sistemi, bağışıklık sistemi ve beyindeki kimyasal değişiklikler) verme eğilimi genlerden, yaşanan travmalardan veya her ikisinden kaynaklanabilir. Bu eğilim kişinin kendisi, dünya ve geleceği hakkında olumsuz düşünceler geliştirmesine neden olabilir. Bu eğilimlerin temelinde, beyinde düşünme, değerlendirme ve duyguları düzenlemeden sorumlu bölgelerde ve bu bölgeler arasındaki bağlantılarda meydana gelen değişiklikler bulunur. Belirtiler, insanın evrimsel geçmişinde bazı durumlara uyum sağlamaya yardımcı olmuş olabilir. Günümüz koşullarındaysa çözülemeyen soyut stres kaynakları ve izole yaşam koşulları nedeniyle, belirtiler uzun süre devam edebilir, klinik depresyona dönüşüp ve kişinin işlevselliğini bozabilir.

Uzun süreli yoksunluk ve stres, bazı genlerin çalışma biçimini değiştirerek beynin tehditlere daha duyarlı hale gelmesine ve stres sisteminin daha kolay tetiklenmesine yol açabilir. Benzer şekilde, modern yaşamın doğayla ve mikroorganizmalarla temasımızı azaltması, bağışıklık sistemimizin çalışma biçimini etkileyebilir. Bunun sonucunda vücutta düşük düzeyli ama uzun süre devam eden bir iltihabi yanıt ortaya çıkabilir. Bu tür değişiklikler, beynin duygu durumunu düzenleyen sistemlerini de etkileyerek depresyona yatkınlığı artırabilir.

Çevresel stresi yaşayan herkeste depresyon mu görülür?

Çoklu çevresel stres etmenlerine rağmen, mutluluk ve iyilik halinin yetişkinlik dönemi boyunca genel olarak istikrarlı ve iyi bir seviyede kaldığı geniş çaplı küresel araştırmalarla gösterilmiştir. Mutluluk ve iyilik hali işsizlik ve ihtiyarlık dönemlerindeyse düşebilmektedir. Bu, toplum ölçeğinde çevresel stres yaşayan kişilerin az bir kısmının mutluluk ve iyilik halinin bozulduğuna işaret eder.

Bir insanın işinden sıkılması, yalnız hissetmesi, hayatının anlamsız geldiğini düşünmesi, birkaç hafta mutsuz olmasının, otomatik olarak depresyon anlamına gelmediği de unutulmamalıdır. Depresyon ‘hayat koşullarına verilmiş normal bir tepki’ ya da ‘stres’ değildir. Stres tepkisi biyolojik ve genetik yatkınlık ve koruyucu etkenler doğrultusunda şekillenir (diyatez-stres modeli). Genetik varyasyonlar, nörobiyolojik farklılıklar veya çocukluk travmalarından kaynaklanan içsel kırgınlıklar (diatez) olayların olumsuz bilişsel değerlendirmeyle süzgeçten geçirilmesi sonucu klinik semptomlara dönüşür. Sosyal destek, çift desteği, iyimserlik, azim, psikolojik dayanıklılık, olumlu bilişsel değerlendirmeyse depresyona karşı koruyucu işlev görür.

Depresyona yatkınlık yaratan biyolojik faktörler nelerdir?

Depresyona genetik yatkınlık, stres yanıt sistemindeki farklılıklar (HPA ekseni gen varyasyonları) aracılığıyla olabilir. Poligenik risk skorları, tek bir genin değil, binlerde genetik varyasyonun birleşerek oluşturduğu toplam depresyon yatkınlığını temsil eder ve tek başına bozukluğu doğrudan başlatmaktan ziyade, yaşanan stresli yaşam olaylarıyla etkileşime klinik depresyon riskini katlayarak arttırır. Epigenetik mekanizmalar (serotonin taşıyıcı geninde metilasyon, DNA metilasyonu) nörobiyolojik yapı (artmış amigdala aktivitesi, nöral duyarlılık farklılıkları) HPA ekseninde bozulmalar, iltihabi belirteçler, nöroplastisite azalması, uyku bozuklukları da depresyona yatkınlık yaratan diğer biyolojik faktörlerdir.

Çağ, kuşak ve tarihsel olayların etkileri

Depresyonun küresel ve tarihsel görünümü, toplumların sosyoekonomik gelişmişlik seviyelerine, tarihsel kırılma anlarına ve doğulan kuşaklara göre farklılık göstermektedir. 1990-2019 yılları arasında yaşa göre depresyon sıklığının yüksek sosyoekonomik düzeydeki ülkelerde arttığı, bu artışın özellikle 1990 sonrası doğan genç kuşaklardan kaynaklandığı gösterilmiştir. Genç kuşaklardaki sıklığın fazla olması; dijitalleşme, ekonomik belirsizlikler, tüketim kültürü ve derinleşen sosyal izolasyon ile yakından ilişkili bulunmuştur. Düşük sosyoekonomik düzeydeki ülkelerde ise depresyon sıklığında artış görülmemiştir[8]. Büyük tarihsel krizlerden 2008 Büyük Resesyonu Avrupa genelinde ileri yaş depresyon riskini %23 oranında artırmış[9]; savaş ve silahlı çatışmaya maruz kalan sivil toplumlarda depresyon yaygınlığı %35’e ulaşmıştır[10]. En büyük küresel krizlerden biri olan COVID-19 pandemisi, depresyonun küresel yaygınlık oranını yükseltmiş ve yıllardır süren kademeli gerilemeleri tersine çevirmiştir[11].

‘Dönem Etkisi’, belirli bir tarihsel kesitte toplumun tümünü ya da büyük bölümünü aynı anda etkileyen makro olayları (ekonomik krizler, enflasyon dalgaları, pandemiler) ifade eder. Bu makro krizlerin soyut birer başlık olarak kalmayıp; bireylerin gündelik hayatına, işsizlik, geçim sıkıntısı, sağlık harcamaları ve ailevi gelecek kaygısı gibi somut yaşam koşulları olarak yansıdığı öne sürülmüştür[12] [13].

Psikiyatrik tanı sistemlerinin sınırlılıkları ve geçirdiği değişimler de farklı dönemlerde farklı depresyon sıklıklarıyla ilişkili olmuştur. Psikiyatride ruhsal hastalıkları tanımlamak ve sınıflandırmak için kullanılan DSM’nin 4. Baskısında (DSM-IV) bir yakının kaybı sonrası ilk iki aydaki depresif belirtiler “doğal yas” kabul edilip teşhis dışı bırakılırken, 2013 yılında kullanıma giren DSM-5’te bu kural kaldırılmış ve iki haftayı aşan belirtiler kriterleri karşılıyorsa klinik majör depresyon kapsamına alınmıştır. Yüksek gelirli ülkelerdeki vaka sayıları artmış[14] (örneğin Fransa’da yas tutanlar arasındaki depresyon yaygınlığı %54’ten %64’e tırmanmış) ve veri istatistiklerinde yöntemsel bir vaka tırmanışı oluşmuştur[15][16].

Sonuç

İnsanın biyolojik yatkınlıkları, içinde yaşadığı sosyal ve ekonomik koşullarla sürekli etkileşim halindedir; savaşlar, ekonomik krizler, pandemiler ve kuşakların karşılaştığı farklı yaşam koşulları bu etkileşimin yönünü değiştirebilir. Hareketin azalması, uykunun bozulması, dijitalleşme, sosyal bağların zayıflaması ve sürekli performans baskısı gibi modern yaşamın özellikleri de bazı kişilerde stres sistemlerini zorlayarak bu biyolojik kırılganlığı görünür hale getirebilir. Depresyondaki, çağa bağlı değişimleri değerlendirirken yalnızca yaşam koşullarını değil, neyi ve nasıl ölçtüğümüzü de hesaba katmak gerekir; tanı ölçütlerinin zaman içinde değişmesi, bazı dönemlerde depresyonda görülen artışların bir bölümünü açıklayabilir.

Karşımızdaki tablo insan genomunun evrimsel mirası, çevresel stres etmenleri ve içinde yaşanılan çağın özgün koşullarının kesiştiği sürekli bir etkileşim döngüsüdür. Bu döngü değişmez bir kader değildir: biyolojinin çevreyle etkileşimi, aynı zamanda çevreyi ve yaşam biçimini değiştirerek bu sürecin yönünü değiştirebileceğimiz anlamına gelebilir. Belki de asıl soru “İnsan biyolojisiyle yaşadığımız dünya arasındaki uyumu nasıl yeniden kurabileceğimizdir’.


Kamu sağlığı ve koruyucu ve önleyici sağlık politikaları insan biyolojisi ile modern yaşam arasındaki uyumsuzluğu düzeltecek bütüncül bir çerçeveyle başarıya ulaşabilir. Bireysel psikolojik dayanıklılığın güçlendirilmesi, iş yeri koşullarının insani özerkliğe kavuşturulması ve toplumsal destek ağlarının geliştirilmesiyle ile insan biyolojisi ile modern çağ arasındaki çatışmayı iyileşme yönünde dönüştürmek mümkündür.


[1] C. Larsen, “The Past 12,000 Years of Behavior, Adaptation, Population, and Evolution Shaped Who We Are Today,” Proceedings of the National Academy of Sciences of the United States of America 120 (January 2023), https://doi.org/10.1073/pnas.2209613120.

[2] Dawei Wang et al., “Sedentary Behavior and Physical Activity Are Associated with Risk of Depression among Adult and Older Populations: A Systematic Review and Dose–Response Meta-Analysis,” Frontiers in Psychology 16 (2025): 1542340.

[3] Loren Cordain et al., “Origins and Evolution of the Western Diet: Health Implications for the 21st Century,” The American Journal of Clinical Nutrition 81, no. 2 (2005): 341–54.

[4] S Boyd Eaton et al., “Evolutionary Health Promotion,” Health Psychology, 2016, 174–86.

[5] Brandon Hidaka, “Depression as a Disease of Modernity: Explanations for Increasing Prevalence,” Journal of Affective Disorders 140 (January 2012): 205–14, https://doi.org/10.1016/j.jad.2011.12.036.

[6] T. Theorell et al., “A Systematic Review Including Meta-Analysis of Work Environment and Depressive Symptoms,” BMC Public Health 15 (August 2015), https://doi.org/10.1186/s12889-015-1954-4.

[7] Jennifer Hahn-Holbrook and Martie Haselton, “Is Postpartum Depression a Disease of Modern Civilization?,” Current Directions in Psychological Science 23, no. 6 (2014): 395–400.

[8] Fan Yang et al., “Thirty-Year Trends of Depressive Disorders in 204 Countries and Territories from 1990 to 2019: An Age-Period-Cohort Analysis.,” Psychiatry Research 328 (August 2023): 115433, https://doi.org/10.1016/j.psychres.2023.115433.

[9] Benjamin Aretz, “The Short- and Long-Term Effects of the Great Recession on Late-Life Depression in Europe: The Role of Area Deprivation,” Social Science & Medicine 294 (February 2022): 114697, https://doi.org/10.1016/j.socscimed.2021.114697.

[10] Isis Claire Z. Y. Lim et al., “Prevalence of Depression, Anxiety and Post-Traumatic Stress in War- and Conflict-Afflicted Areas: A Meta-Analysis,” Frontiers in Psychiatry Volume 13-2022 (2022), https://www.frontiersin.org/journals/psychiatry/articles/10.3389/fpsyt.2022.978703.

[11] Jinlei Zhou et al., “Accelerated Global Burden of Depressive Disorders during the COVID-19 Pandemic from 2019 to 2021,” Scientific Reports 15, no. 1 (2025): 9529, https://doi.org/10.1038/s41598-025-93923-4.

[12] Yang et al., “Thirty-Year Trends of Depressive Disorders in 204 Countries and Territories from 1990 to 2019: An Age-Period-Cohort Analysis.”

[13] Aretz, “The Short- and Long-Term Effects of the Great Recession on Late-Life Depression in Europe: The Role of Area Deprivation.”

[14] Shilpa Thakur and Swarali Tadwalkar, “1482Comparative Epidemiology Analysis of Major Depressive Disorder with DSM-5 and DSM-IV Criteria in High-Income Countries,” International Journal of Epidemiology 50, no. Supplement_1 (2021): dyab168.657, https://doi.org/10.1093/ije/dyab168.657.

[15] Clesse Florence et al., “Bereavement-Related Depression: Did the Changes Induced by DSM-V Make a Difference? Results from a Large Population-Based Survey of French Residents,” Journal of Affective Disorders 182 (August 2015): 82–90, https://doi.org/10.1016/j.jad.2015.04.039.

[16] Thakur and Tadwalkar, “1482Comparative Epidemiology Analysis of Major Depressive Disorder with DSM-5 and DSM-IV Criteria in High-Income Countries.”

Etiketler: insan
GazeteBilim 6 Kasım 2026
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Önceki Yazı serotonin SSRI’dan sonrası: Depresyon tedavisinde yeni ufuklar
Sonraki Yazı evrim Kederin evrimsel mantığı: Evrim depresyonu neden elemedi?

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Kederin evrimsel mantığı: Evrim depresyonu neden elemedi?

Kedere başka türlü bakmak onu kutsamak anlamına gelmiyor.

DepresyonDosya
6 Kasım 2026

SSRI’dan sonrası: Depresyon tedavisinde yeni ufuklar

Serotonin hipotezi sorgulanıyor, peki elimizdeki ilaçlar neden hâlâ işe yarıyor?

DepresyonDosya
6 Kasım 2026

Makinenin şefkati: Yapay zekâ ruh sağlığında nereye kadar?

Yapay zekânın yakın gelecekte iyi bir terapist kadar nitelikli psikoterapötik müdahaleler yürütmesi bize uzak bir ihtimal gibi görünmüyor.

DepresyonDosya
6 Kasım 2026

Mustarip sanatçı miti: Yaratıcılık ile ruhsal hastalıklar arasında gerçekten bağ var mı?

Yaratıcı insanlarda duygudurum bozukluğu biraz daha sık görülüyor olabilir; ama duygudurum bozukluğu olan insanlar daha yaratıcı değildir.

DepresyonDosya
6 Kasım 2026
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
imunify-bot-check

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?