Görgü sadece gördüklerimizle oluşmaz ve gelişmez, okumak ve kitap bilgisi de gerekir.
İnsanoğlu var olduğu günden itibaren doğayı gözlemlemiş, doğa olaylarını anlamaya çalışmış ve deneyimlerini gelecek nesillere aktarmıştır. Bu olayların bir kısmının kaynağını ve sonuçlarını anlamış, ancak birçoğunu da çözememiştir. Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan kültürler elde ettikleri tecrübe ve bilgilerle kendi kültürlerini ve toplumsal yapılarını oluşturmuşlardır. Bütün bu kültürün aktarımında en önemli rol oynayan unsurlardan biri de bayramlardır. Bayramlar gibi kutlamaların toplumları bir arada tutma, grup kimliğini koruma ve kültür aktarımını sağlama gibi işlevleri vardır. Kutlama şekilleri zaman içerisinde değişikliğe uğrasa da ritüeli oluşturan danslar, kıyafetler, yiyecekler, şarkılar, atasözleri gibi unsurlar kolektif hafızayı canlı tutar. Nevruz bayramının da kadim Türk kültüründe böyle önemli bir yeri vardır (Eraslan, 2015).
Nevruz, doğayı anlamaya çalışan insanoğlunun baharın gelmesiyle canlanan, bolluk bereket getiren doğanın lütfunun şenliklerle kutlanmasıyla ortaya çıkmıştır. Baharın müjdecisidir. Divanü Lûgatit Türk’te, On İki Hayvanlı Türk Takvimi’nde yılbaşı 21 Mart, yani Nevruzdur. Türkler bugüne “yeni gün” demektedirler. Takvimi Celali’de sene başı ve ilkbahar başlangıcı olan bu gün, Rumi takvime göre 9 Mart’a tesadüf etmekte ve Nevruz olarak kabul edilmektedir. Türklere ait bu kaynaklara göre, Türklerde yılbaşı ve baharın başlangıcı Mart ayıdır, Nevruz’dur (Tepekaya, 2002). Nevruz Farsça bir kelime olmakla birlikte “yıl başı”- “yeni-gün” anlamına gelir (Ünver, 1978). Nevruz Türk topluluklarında Newroz, Naurus, Ergenekon, Bozkurt, Çağan gibi adlarla adlandırılmaktadır (Eraslan, 2015; Pirverdioğlu, 2002). Arkeolojik kanıtlar Sümerler, Hititler ve Babil uygarlıklarının hasat mevsiminde 21 Mart’a denk gelen zamanda kutlamalar yaptıklarını göstermektedir (Nar, 2014: 967).
Kaşgarlı Mahmûd’a göre, Müslüman olmayan göçebe Türkler, seneyi dört kısma ayırmaktaydılar. Bunların her birine birer isim (köklem, yaz, güz, kış) vermekteydiler. Onlar, “yeni gün”, yani “Nevruz’dan” itibaren ilkbaharın ilk ayına “oğlak ay” demekteydiler. Çünkü oğlaklar bu ayda doğmaktaydı. “Oğlak ay” ise, büyük bir ihtimalle Mart ayı idi (Koca, 2002). Türklerin geleneksel olarak belli bir zamanda kutladığı bu bayramın Hun devleti Göktürkler, Uygurlar, Selçuklu, Akkoyunlular, Osmanlı ve diğer birçok Türk devleti tarafından da kutlandığı bilinmektedir (Karavelioğlu, 2015; Eraslan, 2015). Nevruz bayramı bugün Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Kırgızistan, Kazakistan, Uygur ile diğer tüm Türk devletleri tarafından resmi bayram olarak kutlanmaktadır (Eraslan, 2015; Tepekaya, 2002).
Bu yazının amacı elbette Nevruz bayramı ile ilgili uzun bir bilgi vermek değildir. Bayramın gastronomi açısından önemli olan, pek bilinmeyen ve bugün hatırlanmayan bir parçasından, yani Nevruziye macunundan bahsetmektir. Saray hekimbaşıları tarafından hazırlanan ve “nevruziye” denen çeşitli baharatlardan yapılmış macunların başta padişah ve ailesi olmak üzere bütün saraya ikram edildiği de çeşitli kaynaklarda anlatılmaktadır. Bu macundan yemenin kuvvet ve şifa verdiğine inanılır. Bugün en çok tanınan ve her sene şenliği yapılan örneği Mesir Macunu’dur. Yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilen bu günde eğlenceler tertip edilir, sarayda olduğu gibi halk arasında da eczanelerde yapılan ve “Nevruziye” denilen macun rağbet görürdü. Eczacıdan gelen Nevruziye ve yedi sin (=heft sin) yani Arapçadaki sin harfiyle başlayan süt, simit, sukker (şeker), salep, sirke (sir), soğan, semek (balık) veya sefercil (ayva) bir tepsiye konulup evin efendisi önüne getirilir, evdekiler de, tepsinin etrafına iki diz üstünde otururlardı. Evin efendisi, herkesin önünde bu malzemelerden birer fincan veya tabak ile herkese dağıtır ve gün dönümü saati geldiği vakit, “Buyurun” hitabıyla önce macundan, sonra diğerlerinden birlikte alınır, evin efendisi yılın saadetle gelmesi için uzunca bir dua yapar, eller öpülür ve merasim sona erer (Tutar, 2000). Nevruziye macunu denilen bu ürün sarayda da yapılıp halka dağıtılır. Çeşitli kaynaklarda Osmanlı padişahlarının Nevruz tebriklerini kabul ettiklerini, halkın arasına katılarak Nevruz coşkusuna ortak olduklarını kaydetmekte ve padişahın katıldığı bu törenlere Nevruz-ı Sultânî isminin verildiği belirtilmektedir. Hatta, Nevruz kutlamalarının yapılmasının dinî açıdan sakınca taşımadığı yönünde fetvalar da mevcuttur (Şengül, 2008).
Buraya kadar sadece bayramdan ve macundan bahsettik. Şimdi ise okumanın önemine bağlayalım. Yaptığım kaynak araştırmalarında yukarıda bahsi geçen Mesir macunu ve evde yapılan macunun kesin olmayan tarifleriyle karşılaştım. Ne zaman ki Refik Halid Karay’ın Memleket Yazıları-4 Mutfak Zevkinin Son Günleri kitabını okudum, işte o zaman bir şeyler değişti. Karay’ın yiyecekler üzerine yazdığı köşe yazılarını zorlu bir çalışma sonucunda başarıyla derleyen Tuncay Birkan’ın hazırladığı bu eser bizlere Türk mutfağı ve yemek zevki ile ilgili müthiş ve nefis bilgiler veriyor. İşte bu kitapta Nevruziye Macununun bir eczacı tarafından tam ölçüleriyle verilen tam reçetesini gördüm. Reçeteyi Karay’ın anlatımıyla paylaşıyorum.
“30 dirhem Şam fıstığı, 100 dirhem abdülleziz yahut (doğrusu) habulleziz ile birlikte tunç havanda karıştırılarak ve ezilerek iyice dövülecek. Bir tarafta da şeker şurubu hazırlanacak; şurup henüz soğumadan o ezilen şeyler içine katılacak ve yine sıcak iken 5 dirhem hindistancevizi, 5 dirhem kakule, 5 dirhem karanfil tozu (iri karanfiller toz haline gelinceye kadar dövülmüş olacak) da ilave edilecek.” İşte macun hazırdır (Karay, 2019).
Görgü sadece gördüklerimizle oluşmaz ve gelişmez, okumak ve kitap bilgisi de gerekir. Bir aşçı bugün döner, hünkârbeğendi, orman kebabı, revani veya kazandibi hazırlarken kökeni ile ilgili bilgi sahibi olmadan asıl yapılışının kendi pişirdiği gibi olduğunu iddia etmesi de, yiyen kişinin yemek pişirmekle veya önüne gelen yemekle ilgili hiçbir bilgisi olmadığı halde yorum yapması da bu görgü ile ilgilidir. Gerçek Ankara döneri nasıl olur, menemen soğanlı mı soğansız mı olur tartışmaları bunun en iyi iki örneğidir. İlgi bilgiyi, bilgi sevgiyi, sevgi tekrar ilgiyi doğurur. Bu nedenle okumak önemlidir ve bazen de karşınıza Nevruziye macunu gibi tatlı bir sonuç çıkarıverir. Karay’ın da söylediği gibi, “Şu var ki terkedilen adetleri büsbütün unutulmadan böylece tespit bir hizmettir.”
Kaynakça:
Eraslan, A. (2015). Antaya’da Yaşayan Özbeklerde Nevruz Bayramı ve Nevruz Tatlısı: Sümelek. Folklor/Edebiyat, 21 (84) , 109-129. Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/fe/issue/39298/462924
Karavelioğlu, M. A. (2015). 16. Yüzyılda Derlenmiş Bir Şiir Mecmuasında Dört Nevruziye Örneği: Medhî, Sücûdî, Cafer Çelebi ve Lutfî’nin Nevruziyeleri. Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi,15 (15), 223-262. Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/devdergisi/issue/77490/1303963
Karay, R. H. (2015). Memleket Yazıları-4 Mutfak Zevkinin Son Günleri. (Haz. Tuncay Birkan). İstanbul: İnkılâp Yayınevi
Koca, S. (2002). Eski Türklerde Bayram ve Festivaller. H. C. Güzel, K. Çiçek, S. Koca (Editörler), Türkler Ansiklopedisi, Cilt.3, İçinde s. (51-57). Ankara: Yeni Türkiye Yayınları.
Nar, M.Ş.(2014). Halk İnanışlarında Toplumsal Bir Sembol Olarak Nevruz Ritüelleri. International Journal of Human Sciences, 11(2), 964-979. doi: 10.14687/ijhs.v11i2.3016
Pirverdioğlu, A. (2002). Türklerde Yılbaşı ve Bahar Geleneği. H. C. Güzel, K. Çiçek, S. Koca (Editörler), Türkler Ansiklopedisi, Cilt.3, İçinde s. (44- 50). Ankara: Yeni Türkiye Yayınları.
Şengül, A. & Şengül, A. (2008). Türk Kültüründe Nevruz ve Anadolu’da Nevruz Kutlamaları. Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, (26), 61-73. Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/tdded/issue/12696/154501
Tepekaya, M. (2002). Türk Kültüründe ve Tarihinde Nevruz. H. C. Güzel, K. Çiçek, S. Koca (Editörler), Türkler Ansiklopedisi, Cilt.3, İçinde s. (600-610). Ankara: Yeni Türkiye Yayınları.
Tutar, H. (2002). Tarihte ve Mitolojide Nevruz. H. C. Güzel, K. Çiçek, S. Koca (Editörler), Türkler Ansiklopedisi, Cilt.3, İçinde s. (611-621). Ankara: Yeni Türkiye Yayınları.
Ünver, S. (1978). Türkiye’de Nevruz ve Nevruziye. Vakıflar Dergisi. (11): 221-237.

