GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Adli Bilimler Dersleri
    • Astronomi Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Freud Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Fosil değerlerimiz neden Avrupa’da?
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Adli Bilimler Dersleri
    • Astronomi Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Freud Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Bilim > Paleontoloji > Fosil değerlerimiz neden Avrupa’da?
Paleontoloji

Fosil değerlerimiz neden Avrupa’da?

Yazar: Nurdan İnan Yayın Tarihi: 5 Ocak 2024 14 Dakikalık Okuma
Paylaş
gergedan fosili
Münih’deki (Almanya) Ludwig-Maximilien Üniversitesi Paleontoloji Müzesi’nin ziyaretçi salonunda, Afyon- Garkın yöresinin Orta Miyosen yaşlı (14 milyon yıl önce) seviyelerinden toplanmış kısa bacaklı gergedan cinslerinden Prosantorhinus ve Lartetotherium.

Maden arama ve demiryolu yapımıyla Avrupa’ya kaçırılan fosillerimizin öyküsü…

İçindekiler
Can alıcı soru: Bu değerlerimiz nasıl Avrupa’ya gitti?Sonuç

Tıpkı arkeolojik değerlerimiz gibi fosil değerlerimiz de Avrupa’da. Özellikle Viyana, Londra (British Museum) ve Almanya Ulusal Doğa Müzeleriyle, irili- ufaklı kent ve üniversite müzelerinde hem ziyarete açık alanlarda hem de depolarda ülkemizden alınmış brakiyopod (kolayaklılar) gibi nadir omurgasızlarla, balık gibi nadir omurgalılara ait makrofosil örnekleri arşivlenmiş durumda. Bu yazıda, Münih’deki (Almanya) Ludwig-Maximilien Üniversitesi Paleontoloji Müzesi’ndeki gergedan fosilleri özelinde konuya bir örnekleme bulacaksınız.

Paleogergedan
Ziyaretçi salonunda vitrinleri süsleyen Anadolu paleogergedanları.

Ludwig-Maximilien Üniversitesi, Almanya’nın en büyük ikinci devlet üniversitesi. Köklü bir geçmişe sahip olan bu üniversitenin kuruluşu 1472 yılına kadar gidiyor. Günümüzde dört ayrı kampüste eğitim veren üniversitede bir de Paleontoloji Müzesi var. Müze, Almanya Ulusal Doğa Müzesiyle ilişkili olarak faaliyet gösteriyor. Müzede, Mesozoyik (İkinci Zaman) sürüngenleri ve özellikle Senozoyik (Üçüncü Zaman) memelileri olmak üzere iri omurgalı fosilleri sergileniyor. Erken filler, kılıç dişli kaplanlar ve gergedanlar bu fosillerin en dikkat çekenleri. Bunlar, Pliyosen ve Pleyistosen’e kadar çıkmakla birlikte özellikle Miyosen yaşlı seviyelerden alınmış örnekler ve hemen hemen neredeyse tamamı Anadolu’nun örnekleri!

paleogergedan

Bu müzede, ülkemizin Konya- Kayadibi, Afyon- Garkın-Susuz-Yaylacılar, Kütahya- Sabuncu-Sofça, Ankara- Gölbaşı-Zivra-Kalecik, Çandır, Muğla- Çatakbağyaka yörelerinden alınmış fosil örnekler ziyaret salonlarını ve depoları doldurmuş vaziyette!

paleogergedan

Özellikle Orta Miyosen’e (14 milyon yıl önce) yaşlandırılan Prosantorhinus ve Lartetotherium gibi kısa bacaklı gergedan cinsleriyle, Geç Miyosen’e yaşlandırılan (8 milyon yıl önce) Acerorhinus zernovi, Chilotherium kowalevskii gibi boynuzsuz gergedan türleri müzenin egemen fosil örnekleri. Denilebilir ki, Anadolu’nun neredeyse tüm paleogergedanları bu müzeye gitmiş!

Sistematik sınıflamada gergedangiller (Rhinocerotidae) ailesinden (familya) olan gergedanlar, memeliler (mammalia) sınıfının tek toynaklılar (Perissodactyla) takımından. Bu takımda, gergedanlardan başka at, eşek, zebra gibi atgillerle tapirler var. Gergedan fosillerine Eosen devrinden (56 milyon yıl önce) itibaren rastlanıyor. Miyosen döneminde tür ve birey sayısı bakımından çeşitlenen gergedangillerin (Rhinocerotidae) birçoğu Miyosen sonunda yani Miyosen/Pliyosen geçişinde Avrasya’da büyük oranda yok oluyor.

Ağır ve hantal gövdeli, kalın derili ve otçul hayvanlar olan gergedanların günümüzde yaşayanlarında burun kemiğinin üstünde bir veya iki boynuz mevcut. Ayaklarında, toynak denilen tek bir tırnak ve bu geniş, kalın tırnakla çevrilmiş üçer parmak bulunuyor. Türlerini birbirinden ayıran en önemli fark, burunlarının üstündeki boynuzların bir ya da iki tane olması. Jeolojik devirlerde yaşayan gergedanların öncüllerinde boynuz yok. Günümüzde gergedanların üçü Asya‘da, ikisi Afrika‘da olmak üzere savana ekosistemlerinde çok küçük popülasyonlar halinde yaşayan beş türü biliniyor. Bunların da soyları, insan faaliyetlerinin neden olduğu etkenlerden (antropojenik) dolayı yok olma tehlikesi altında.

Avrupa müzelerinde gergedanlarla birlikte bulunan iri omurgalılara ait fosillerimiz, genellikle Miyosen devresine ait. Zaten Miyosen devresi (23.8-5.3 milyon yıl önce), karalarda ve denizlerde memelilerin çeşitlendiği bir devre. Denizlerde Balina, Deniz İneği gibi iri memelilerle birlikte, uzunluğu 20 metreye ulaşabilen dev köpek balıkları da yaygın ve egemen. Bu devrin karalarında ormanların azalıp, çöl, savan denilen otlak alanlar ve tundra ortamlarının yaygınlaşmasına bağlı olarak yeni bir canlı çeşitlenmesi var. Mevcut canlıların morfolojik farklılaşmalarla ortama uyum sağlamaya çalışması sonucunda özellikle kuş ve memelilerde yeni türler ortaya çıkmış ve böylece bu devre biyoçeşitliliğin zirveye çıktığı bir devre olmuş. Uçamayan dev kuşlar, üç parmaklı atlar, develer, değişik özellikteki gergedanlar, dört dişli filler (Gomphotheridae) ve primatlar (Anthropoidler) bu devrede yaygınlaşmış. Geç Miyosen dönemde Avrasya ve Afrika’nın geniş bölgelerine yayılmış olan bu fauna, zamanın Anadolu coğrafyasında da yaşamış. Geç Miyosen Anadolusunda görülen memeli faunaları ekolojik olarak bu dönemde Batı Avrupa’dan Çin’in doğusuna kadar, çoğunlukla Avrasya’nın orta enlemlerindeki habitatlarda savana benzeri açık alanlara uyum sağlamışlar. Zaten Anadolu’da bugüne kadar yapılan paleontoloji ve jeoloji araştırmaları, bu coğrafyanın Neojen Dönem (23.03-2.58 milyon yıl) boyunca Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında memeli türleri için önemli bir biyocoğrafik bölge oluşturduğunu göstermiş durumda.

boynuzsuz gergedan
Ziyaretçi salonunda Konya- Kayadibi yöresinin Geç Miyosen yaşlı (9 milyon yıl önce) seviyelerinden toplanmış boynuzsuz gergedan türlerinden Acerorhinus zernovi.

Anadolu’nun bugünkü karaları büyük ölçüde Geç Miyosen’de (11,6-5,3 milyon yıl önce) yükselmiş. Özellikle İç Anadolu, Karadeniz, Marmara ve İç Ege bölgeleri karasallaşarak paleocoğrafik özellikleriyle günümüzdeki konumuna yaklaşmaya başlamış. Bu nedenle, özellikle Miyosen devresi olmak üzere Anadolu’da yaygın yüzlekleri ve bu yüzleklerde de omurgalılara ait fosil yatakları var. Geç Miyosen karasal çökellerinde yapılan kazı çalışmaları, bu lokalitelerde bulunmuş faunaların kıtalararası biyocoğrafik etkileşimlerine de işaret eden önemli taksonomik kompozisyonları simgeliyor olması bakımından önemli.

Daha özel ortamlar gerektirdiği ve bulunuşu mikrofosillerde olduğu gibi sistemli olmadığı için omurgasız ve omurgalılara ait makrofosiller tüm dünyada ve ülkemizde bilimsel anlamda çok değerliler.

Can alıcı soru: Bu değerlerimiz nasıl Avrupa’ya gitti?

Arkeolojik değerlerimizin Avrupa’ya gidişinde; Padişah tarafından hediye edilme, yapılan anlaşma koşulları gereğince ve kaçırılma örnekleri mevcut. Örneğin, Almanya’daki Pergamon Müzesi’ndeki “Bergama Sunağı”nın gidişi, 2. Abdülhamid döneminde 1878 yılında Osmanlı-Almanya arasında yapılan anlaşmada, çıkarılan eserlerin 1/3’inin kazı yapan devlete verilmesini öngören maddeyle açıklanmaya çalışılıyor(?). Anadolu kapılarının Alman ve İngiliz araştırıcılara açıldığı Padişah Abdülaziz dönemine ise kaçırılma olayları damga vuruyor. Bunlardan en bilineni 1871’de Truva kazılarına (Çanakkale) başlayan Schliemann’ın, sistemsiz olarak yaptığı kazılarla elde ettiği değerleri 3 parti halinde kaçırması.

Fosil değerlerimizin kaçırılmasında ise daha çok maden arama ve demiryolu yapımı rol oynuyor. Osmanlı İmparatorluğu döneminde; önceleri sanayi kuruluşlarının yetersiz olması, sonraları da kapitülasyonlar nedeniyle madenlerin ülke yararına kullanılmadığı, Avrupalıların kendi fabrikaları için ülkemiz madenlerinden faydalandıkları görülüyor. Burada, madenler ve maden sevkiyatının demiryollarıyla nakliyesinin hızlandırılması aşaması olarak iki aşama ve bu aşamalarda madenler için “Türk-Alman Linyit Araştırmaları Projesi” ve verilen diğer demiryolları imtiyazlarıyla birlikte “Berlin-Bağdat Demiryolu Projesi” arkeolojik, paleontolojik, biyolojik değerlerimizin Avrupa’ya gidişindeki ana başlıklar olarak dikkat çekiyor.

Fosil değerlerimizin kaçırılmasında ise daha çok maden arama ve demiryolu yapımı rol oynuyor.

Tarihsel süreç incelendiğinde, Osmanlı Devleti’nde ancak II. Abdülhamid döneminde stratejik bir önem atfedilerek demiryolu yatırımlarına öncelik verilmeye başlandığı görülüyor. Osmanlı topraklarında herhangi bir emperyalist emeli olmadığı düşünülen tek büyük devletin de Almanya olduğu önkabulüyle demiryolu imtiyazları genellikle Almanlara verilmiş. Ancak, tek bir ülkeye bağımlı kalmamak için İngiltere ve Fransa da bu demiryolu imtiyazlarından pay almış.

boynuzsuz gergedan
Ziyaretçi salonunda Afyon- Garkın yöresinin Geç Miyosen yaşlı (8 milyon yıl önce) seviyelerinden toplanmış boynuzsuz gergedan türlerinden Chilotherium kowa levskii.

Bu imtiyazlardan en büyüğü olan “Bağdat Demiryolu Projesi”nin, aslında Almanya’nın Orta Doğu’ya girerek İngiltere karşısında avantajlı duruma geçmek istemesi şeklinde de özetlenebilecek olan, Alman emperyalizminin Osmanlı’ya sızdığı proje olduğu düşünülüyor. Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında araştırma yapan Alman arkeologlar, paleontologlar, biyologlar ve diğer bilimsel topluluklar da demiryolunu finanse eden sermayeyle bağlantılı olarak bölgeye gelmişler. Çünkü Alman sermayesi kullanılarak, Berlin-Bağdat arasını demiryolu aracılığıyla birbirine bağlayacak olan bu projeyle “…. hattın geçtiği bölgelerdeki tüm yer üstü ve yer altı kaynaklarının işletilmesi için Alman sermayesiyle kurulmuş olan Anadolu Demiryolu Şirketi’ne imtiyaz verilmiş.”

Almanlar, “Bağdat Demiryolu” hattının yapımını öncelikli olarak kendi stratejik planlarını gerçekleştirmek için isteseler  de Rusya, İngiltere ve Fransa Ortadoğu’daki çıkarlarını tehdit ettiği gerekçesiyle bu projeye hep karşı çıkmışlar. Yapımı 1880’lerde başlayan proje, 1903’ten itibaren fasılalarla devam ederek iki dünya savaşına da tanıklık etmiş. I. Dünya Savaşı’nın sonunda ancak Nusaybin’e kadar gelebilmiş olan demiryolu projesi, 1940’da İngilizler tarafından tamamlanabilmiş. “Bağdat Demiryolu” projesi, demiryollarının emperyalist araçlara dönüşmesinin bir örneği olarak kalmış ve hiçbir zaman arzu edilen stratejik hedeflere uygun bir şekilde kullanılamamış. Ancak, “…. hattın geçtiği bölgelerdeki tüm yer üstü ve yer altı kaynaklarının işletilmesi…” imtiyazı kullanılarak Anadolu’daki arkeolojik, paleontolojik, biyolojik değerlerin keşfedilmesi ve büyük çoğunluğunun götürülmesiyle bir başka stratejik hedefe ulaşılmış.

“Bağdat Demiryolu Projesi”nin, aslında Almanya’nın Orta Doğu’ya girerek İngiltere karşısında avantajlı duruma geçmek istemesi şeklinde de özetlenebilecek olan, Alman emperyalizminin Osmanlı’ya sızdığı proje olduğu düşünülüyor.

Cumhuriyet döneminde madenlerin ülkemizin sanayileşmesinde kullanılması fikri ilk kez İzmir’de toplanan “Türkiye İktisat Kongresi”nde (1923) ele alınmış. ‘30’lu yıllarda, önce İller Bankası (1933), Etibank, Sümerbank gibi maden yataklarının çıkarılıp, işletilmesi için kredi sağlayacak bankaların kurulması (1935), maden arama faaliyetleri için Maden Tetkik Arama Enstitüsü’nün kurulması (1935), kükürt, kömür ve bakır madenlerinin yabancı sermayede olan hisselerinin satın alınması, maden çıkartılan bölgelere demiryolu/liman yapımlarına başlanması, Karabük Fabrikalarının temellerinin atılması gibi adımların atılmasından sonra madencilik faaliyetleri hız kazanmış. Ancak, II. Dünya Savaşı’nın başlaması bazı olağanüstü uygulamaları da beraberinde getirmiş. 26 Ocak 1940’ta yürürlüğe giren “Milli Koruma Kanunu” ile Zonguldak Kömür Havzasında bulunan İş Bankası’na ait Maden Kömürü İşleri, İtalyan sermayeli Türk Kömür Madenleri ve diğer küçük işletmeler birleştirilerek Etibank Ereğli Kömür İşletmelerinin yönetimi altında birleştirilmiş. 1939-1945 yılları arasında, Raman’da ekonomik olarak işleyecek değere sahip petrol bulunmuş, Karabük Demir Çelik Fabrikaları, krom, bakır madenleri üretime geçmiş, böylece madenlerin savaş ekonomisi içinde Türkiye için döviz kaynağı olarak kullanılmasının yolu açılmış.

Bu noktada, 1924’den 1944’e kadar artarak ve kesintisiz devam eden Türkiye-Almanya ekonomik ilişkilerine yakından bakmakta fayda var. Özellikle II. Dünya Savaşı yılları olan zaman diliminde Türkiye ile Almanya arasında yoğun bir ticari ilişki yaşanmış, maden ihracatının zirveye çıktığı dönem olarak kayda geçen bu dönem bir anlamda Alman Sanayi Devrimi’nin de gerçekleştiği dönem olmuş.

1940’lı yıllarda ülkemizdeki Linyit yataklarının envanterini oluşturmayı amaçlayan ve maden rezervlerinin araştırılması ve tespiti amacıyla kurulmuş olan Maden Tetkik Arama Enstitüsü’yle birlikte oluşturulan “Türk-Alman Linyit Araştırmaları Projesi” de, linyit araştırmaların yapıldığı bölgelerdeki tüm yer üstü ve yer altı kaynakları için Almanlara imtiyaz vermiş. Bu envanter çalışması sonucunda, Linyit yataklarımızın oluşumunun değişik yaşta olmakla birlikte genellikle Miyosen ve Pliyosen yaşlı olduğu, Eosen-Oligosen yaşlı linyit yataklarının daha az olduğu belirlenmiş. Örneğin Yerköy, Çeltek linyitlerinin Üst Kretase ve Eosen; Soma, Seyitömer, Değirmisaz, Tavşanlı, Ağaçlı linyitlerinin Oligosen-Miyosen; Erzurum ve Ankara ili sınırları içindekilerin Üst Neojen’e ait olduğu belirlenmiş. Anadolu’da bulunan fosil lokalitelerinin birçoğu da bu Türk-Alman Linyit Araştırmaları Projesi sırasında keşfedilmiş. Zaten Avrupa müzelerinde bulunan fosil değerlerimiz de aşağı- yukarı aynı coğrafyalardan gitme!

Anadolu’da bulunan fosil lokalitelerinin birçoğu da bu Türk-Alman Linyit Araştırmaları Projesi sırasında keşfedilmiş. Zaten Avrupa müzelerinde bulunan fosil değerlerimiz de aşağı- yukarı aynı coğrafyalardan gitme!

Bir denge politikası yürüterek savaşın dışında kalmaya çabalayan Türkiye, savaşın müttefik devletler lehine gelişmesiyle birlikte, 1943 yılından itibaren savaşa girmesi yönünde baskılara uğramış, silah sanayisinde kullanılan kromu Almanya’ya ihraç etmesi, ticari ilişkilerini sürdürmesi Amerika ve İngiltere’nin Türkiye’ye nota vermesiyle sonuçlanmış ve böylece iki ülke arasındaki ticari faaliyetler durdurulmuş. Türk-Alman ticari ilişkileri ancak 1949’da tekrar başlayabilmiş.

fosil örnekleri
Depo gözünde bulunan, Kütahya- Sabuncu-Sofça, Ankara- Gölbaşı-Zivra- Kalecik-Çandır, Afyon- Susuz-Yaylacılar, Muğla- Çatakbağyaka örnekleri.

Böylece hem Osmanlı döneminde hem de Cumhuriyetin ilk dönemlerindeki ilişkiler nedeniyle Anadolu’nun madenleriyle birlikte, arkeolojik, paleontolojik (fosil) ve biyolojik değerleri Avrupa’ya götürülmüş. Halen de iyi denetlenmeyen ortak projeler yoluyla bunun tam olarak önüne geçildiğini savunamayız!

Sonuç

Anadolu’nun sahip olduğu zengin fosil yatakları özellikle memeli türlerinin evrimi ve biyocoğrafik dağılımı, dünyanın doğa tarihi ve doğal miras araştırmaları açısından son derece önemli.

fosiller
Depo gözlerini dolduran Anadolu paleogergedan fosilleri.

Son yıllarda çoğunlukla üniversite araştırma gruplarının yüzey araştırmaları ve kazı çalışmaları artmış, Bursa- Paşalar, Burdur, Nevşehir, Kırşehir, Çanakkale, Denizli, Çankırı- Çorakyerler, Çorum, Kırıkkale- Delice, Kayseri- Yamula Barajı çevresi, Kahramanmaraş- Gavur Gölü Bataklığı, Iğdır- Tuzluca gibi Geç Eosen’den (40 milyon yıl önce)- Miyosen-Pliyosen’e kadar yaşlandırılan 300 kadar fosil lokalitesi bilinir hale gelmiş. Böylece, “götürülen” değerleri tekrar elde etme imkânımız mevcut.

Ülkemizin eşsiz doğa örneklerini, gelişmiş ülkelerin müzelerinde hayranlık, kıskançlık, kızgınlık ve derin üzüntüyle izlemekten, ancak doğal mirasımıza sahip çıkıp, bunların halkın eğitsel, kültürel, turistik ve ekonomik kalkınmışlığına hizmet edebildiği, arşivlenerek gelecek kuşaklara aktarılabildiği, toplumsal bir bilinçle sahiplenildiği, korunma altına alındığı, bilimsel çalışmalarla desteklenen daha çok sayıda Doğa Tarihi Müzesi’ne sahip olduğumuzda kurtulabileceğiz.

Kaynaklar

Avcı, R., 2015, Sömürünün Ulaşım Aygıtları: Bağdat Demiryolu Özelinde Alman Emperyalizmi / Transportation Devices of Exploitation: German Imperialism Especially at Bagdad Railway, Dergipark, Cilt: 6 Sayı: 2, s. 263 – 282.

İnan, N. (2008). Jeolojik Miras ve Doğa Tarihi Müzeleri. Bilim ve Teknik Dergisi, 493, 80-84.

İnan, N., 2017, Tarihsel Jeoloji, Jeolojik Zamanda Yaşam ve Önemli Evrim Adımları, 2. Baskı, Seçkin Yayıncılık, 224s.

Kahya, Ö., 2016, Anadolu Üst Miyosen Dönem Rhinocerotidae faunası. Cumhuriyet Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Antropoloji Ana Bilim Dalı, Paleoantropoloji Bilim Dalı, Yüksek Lisans tezi, 125.

 (Chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://acikerisim.cumhuriyet.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12418/12234/%C3%96zge%20KAHYA%2010131640%20ANTROPOLOJ%C4%B0.pdf?sequence=1&isAllowed=y)

Karavar, H., 2020, İkinci Dünya Savaşı Yıllarında Türkiye’de Madenciliğin Durumu (1939-1945), MT Bilimsel, Yıl:8, Sayı:18.

https://anabilgi.anadolu.edu.tr/?contentId=230395

https://atif.sobiad.com/index.jsp?modul=makale-detay&Alan=sosyal&Id=AWkJ5oHwV_NiHlSgzrQw

https://dergipark.org.tr/tr/pub/iutarih/issue/31576/398371

https://dergipark.org.tr/tr/pub/mukaddime/issue/19680/210183

https://doi.org/10.19059/mukaddime.16663

http://www.iucnredlist.org

https://librakitap.com.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=960:osmanli-topraklarinda-almanya-demiryollari-ve-arkeoloji&catid=10&Itemid=105

https://tr.wikipedia.org/wiki/Gergedan

https://tr.wikipedia.org/wiki/Almanya-Türkiye İlişkileri

https://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCnih_Ludwig_Maximilian_%C3%9Cniversitesi

Etiketler: almanya, anadolu, at, cumhuriyet, demiryolu, fosil, gergedan, londra, maden, madencilik, osmanlı, paleontoloji
Nurdan İnan 5 Ocak 2024
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Yazar: Nurdan İnan
1958 Bulancak (Giresun) doğumludur. İlk öğrenimini Giresun‘da, Orta, Lise ve Üniversite öğrenimini Ankara’da (AÜFF) tamamladı. 1980’de Jeoloji Mühendisi olarak MTA Enstitüsünde çalışmaya başladı. 1983’de Yüksek Lisansını bitirdi. 1984’de Cumhuriyet Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü‘nde (Sivas) akademik hayatına başladı. Paleontoloji (Fosil Bilim)‘nin Mikropaleontoloji disiplininde Foraminiferler konusunda Kretase/Tersiyer yaşlı seviyelerde uzmanlaşan İnan, 1987’de doktorasını verdi. 1991’de Doçent, 1997’de Profesör ünvanını aldı. 2000 yılından itibaren Mersin Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nde Profesör olarak çalışan İnan, 2020 yılında emekli oldu. İnan’ın, Ulusal ve Uluslararası dergilerde yayınlanmış çok sayıda bilimsel makalesi, aldığı ödüller, verdiği birçok seminer ve konferans, kurduğu okul müzeleri ve katkıda bulunduğu devlet müzeleri vardır. Ocak 2013’de Mersin Deniz Müzesi’nde “Jeolojik Zaman Denizlerinden Fosiller” başlıklı özgün bir bölüm, 2016 Mayıs ayında Mersin Arkeoloji Müzesi’nde “Zaman Tüneli” başlıklı bölüm, 2017’de Tarsus Amerikan Koleji’nde “Manisaciyan kolleksiyonu” tasnifiyle “Doğa Bilimleri Sergisi” ve 2019’da kalıcı “Prof.Dr.Nurdan İnan Fosil Sergisi” ‘ni oluşturmuş, malzemeleri teşhir ve eğitim amacıyla bu müzelere bağışlayarak, bölümlerin sürekli olarak halkın ve öğrencilerin ziyaretinde olmasını sağlamıştır. Yayınlanmış “Tarihsel Jeoloji”, “Paleontoloji” gibi çok sayıda Ders Kitabı, “Geo- Yerbilimleri Sözlüğü” (Seçkin Yayıncılık), “Omurgasız Fosilleri” gibi Fosil Atlası (TÜBİTAK) yanısıra, çocuklara yönelik bilim kitapları (ODTÜ Yayıncılık) vardır. 2010 yılından itibaren “Bilim ve Ütopya” Dergisi’nde düzenli olarak her ay “Doğa Tarihinden Notlar” köşesini yazmış olan İnan, Bilim ve Teknik gibi diğer dergilerdeki yazılarıyla, yoğun bir “Popüler Bilim” çalışmasına yönelmiş, bu yazılarından yaptığı seçkilerden “Fosiller, Doğa ve İnsan”, “Yerbilim Tarihi” (Gündoğan Yayınları) ve “Gizler” (Sarmal Kitabevi) başlıklı popular bilim kitaplarını oluşturmuştur. Evli, iki çocuğu ve bir torunu olan Prof.Dr. Nurdan İnan, kitaplar ve yazılar yoluyla doğa ve yerbilimleri disiplininin yaygın kitlelerce içselleştirilmesi ve toplum aydınlanması hedefinde çalışmalarını sürdürmektedir.
Önceki Yazı demans hastası Demans diye bir hastalık yoktur… (2)
Sonraki Yazı felsefe ve dil Felsefenin çağı, felsefenin dili ve felsefenin sözü

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Anadolu’nun kırılgan ekosistemleri

"Bölgesel Bir Bakış" sunan bu yazılar, Türkiye’nin doğal mirasını geleceğe aktarmanın bir tercihten öte, yaşamın ta kendisini savunmak olduğunu hatırlatmayı…

İklim Değişiminin Biyolojik Etkileri
12 Mayıs 2026

Grönland’ı bu kadar özel yapan şey ne?

Jeolojik açıdan bakıldığında Grönland'ın, petrol ve gazdan nadir toprak elementlerine ve değerli taşlara kadar doğal kaynakların oluştuğu üç temel sürecin…

Enerji
19 Ocak 2026

Antik çağda yaşanan büyük felâketler

İnsanların yaşadığı coğrafyadaki bu değişimlerle büyük uygarlıkların bölgesel ya da yerel olarak yok oldukları ya da toplumların, insanların yaşamında büyük…

Jeoloji
23 Ekim 2025

5 soru 5 cevapla Nadir Toprak Elementleri (NTE)

Ülkemizin sadece rezerv ülke değil, aynı zamanda Nadir Toprak Elementi (NTE) üreticisi hedefiyle hareket etmesi, olması gereken en kritik stratejilerden…

Enerji
8 Ekim 2025
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?