Bugünün sosyal medyası, tesadüfen değil, kasıtlı olarak tasarlanmış bir makine. Amacı sizi bilgilendirmek, tartıştırmak ya da bir araya getirmek değil.
Osman Akın
Ian Bremmer’in geçenlerde paylaştığı çarpıcı veri, sosyal medyanın demokrasi üzerindeki tahrip edici etkisini bir kez daha gözler önüne seriyor. Dikkat edin: Günde bir saatten az sosyal medya kullananların yüzde 73’ü “demokrasi en iyi yönetim biçimidir” derken, günde beş saatten fazla kullananlarda bu oran yüzde 57’ye düşüyor. Yani ne kadar çok “scroll” yaparsanız, demokrasiye olan inancınız o kadar eriyor. Bremmer’in ironik notu da cabası: “Botlara duyurulur: Demokrasiye inancınız azaldıkça sosyal medyada daha fazla zaman geçiriyorsunuz.”
Bu veri, tesadüf değil. Tam da Orhan Şener’in tweet’te çok isabetli bir şekilde özetlediği gibi: “Algoritmik akışlı, reklama dayalı, eğlencelik ve sinir harbi yaşamalı sosyal medya yapısı, demokratik sistemin sağlıklı bir şekilde yürümesini imkansız kılıyor. İnsanların ve toplumların en pis yanlarını öne çıkaran, iyiyi bozan, kötüyü azdıran bir yapı bu maalesef.”

Haklı. Çünkü bugünün sosyal medyası, tesadüfen değil, kasıtlı olarak tasarlanmış bir makine. Amacı sizi bilgilendirmek, tartıştırmak ya da bir araya getirmek değil. Amacı sizi mümkün olduğunca uzun süre platformda tutmak, mümkün olduğunca fazla reklam göstermek ve mümkün olduğunca çok “engagement” (beğeni, yorum, paylaşım, öfke) üretmek. Bunun için de en güçlü silahı kullanıyor: İnsan doğasının en karanlık köşeleri.
Algoritma, sizi mutlu eden şeyleri değil, sizi kızdıran, korkutan, utandıran, kıskandıran şeyleri ön plana çıkarıyor. Çünkü öfke, korku ve utanç; sakin akıl yürütmeden çok daha fazla dopamin salgılatıyor ve sizi “bir tık daha” platformda tutuyor. Bu yüzden Facebook, Instagram, X ya da TikTok’ta gezdiğinizde karşınıza çıkan içeriklerin büyük çoğunluğu ya komplo teorisi, ya kutuplaşma, ya da “öteki”ne yönelik nefret dolu bir saldırı. Sevgi, uzlaşma, empati ise algoritmanın radarına hiç girmiyor. Çünkü onlar “viral” olmuyor.
Sonuç ortada: Toplumlar ikiye, üçe, beşe bölünüyor. Herkes kendi “balon”unda yaşıyor. Kendi gerçeğini kendi üretiyor. Karşı tarafı ise “düşman” olarak kodluyor. Bu ortamda rasyonel tartışma, uzlaşma, ortak akıl imkânsız hale geliyor. Çünkü demokrasi, “karşı tarafın da haklı olabileceği” varsayımına dayanır. Sosyal medya ise tam tersini öğretiyor: “Karşı taraf ya aptal ya hain.”
Üstelik bu sadece bireysel bir mesele değil. Toplumsal bir zehir. Araştırmalar gösteriyor ki, sosyal medyanın yoğun kullanıldığı toplumlarda popülist liderler, aşırı uçlar ve otoriter eğilimler daha kolay yükseliyor. Çünkü öfke seçmeni mobilize ediyor, akıl değil. Brezilya’dan Filipinler’e, Türkiye’den ABD’ye kadar son on yılda yaşanan siyasi kutuplaşmaların en büyük tetikleyicilerinden biri, algoritmik sosyal medya oldu.
Peki çözüm ne?
Bazı ülkeler çoktan harekete geçti. Avrupa Birliği’nin Digital Services Act’i, büyük platformlara daha fazla sorumluluk yüklüyor. Avustralya, Google ve Meta’ya “haberlere telif öde” zorunluluğu getirdi. Norveç, gençlere sosyal medya yaş sınırı getirmeyi tartışıyor. Ama asıl çözüm bireysel ve kültürel.
Önce kendimizden başlamalıyız. Günde beş saat sosyal medya kullanan bir toplumun, sağlıklı bir demokrasi kurması mümkün değil. Çünkü o toplum artık “gerçek”le değil, “algoritmanın sunduğu gerçek”le yaşıyor. Bu yüzden:
- Telefonunuzdaki “ekran süresi” uygulamasını açın ve kendinize dürüst bir rapor verin.
- Algoritmayı “eğitmeyi” bırakın; size neyi gösteriyorsa ona göre şekilleniyorsunuz.
- Gerçek hayatta, yüz yüze sohbetleri çoğaltın. Çünkü algoritma yüz yüze sohbeti kıskanıyor; orada öfke o kadar kolay yayılmıyor.
- Haber almak için hâlâ gazete, kitap, uzun form podcast ve nitelikli haber sitelerine dönün. Çünkü sosyal medya “haber” değil, “öfke bağımlılığı” üretiyor.
Sosyal medya, demokrasiyi “imkânsız” kılan bir yapıya dönüştü. Bunu kabul etmek, ilk adım. İkinci adım ise bu yapıyı kendi hayatımızdan ve toplumumuzdan söküp atmak.
Çünkü demokrasi, “beğeni” ile değil, “akıl” ile yaşar. Ve algoritma, aklı öldürmekte çok iyi.
Zaman daralıyor. Ya biz sosyal medyayı dönüştüreceğiz ya da o bizi dönüştürüp bitirecek. Seçim bizim.

