GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Adli Bilimler Dersleri
    • Astronomi Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Freud Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Felsefe, bilim, sanat ve ideoloji ilişkisi üzerine
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Adli Bilimler Dersleri
    • Astronomi Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Freud Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Dosya > Marx > Felsefe, bilim, sanat ve ideoloji ilişkisi üzerine
Marx

Felsefe, bilim, sanat ve ideoloji ilişkisi üzerine

Yazar: GazeteBilim Yayın Tarihi: 14 Ağustos 2024 19 Dakikalık Okuma
Paylaş
Bilim, doğayı neden ve sonuç ilişkisi kurarak açıklamaya çalışır, felsefe ise bu çalışmaları bütünsellik içinde analiz ederek en genel değerlendirmelere ulaşır.

Felsefe ve bilim arasındaki ilişki, ideoloji ve sanat için de geçerlidir. Bilim yaşamı açıklar, felsefe yaşama anlam verir, bütünsellik katar, ideoloji ise yaşamı biçimlendirir.

Hasan Yazar
Araştırmacı – Yazar

Felsefe, en genel anlamıyla, doğaya, dünyaya bakış biçimidir ve insanın yaşamla kendisi arasında kurduğu ilişki biçimidir; yaşamın nedenini, amacını sorgulamaktır. Felsefe, hayata anlam vermektir, hayata anlam verirken, bireyin de var oluş amacını belirler. Anlamla amaç arasındaki ilişkiden, değerler sistemi ortaya çıkar, insanın değeri, canlıların değeri, doğanın değeri, yaşamın değeri gibi… Viktor E. Frankl, “Aç kalmamak uğruna bin bir türlü takla atıp hayat dediğin karın doyurmaktır diyen insanın hayat ile bir bağı olmadığı gibi yaşamının da bir anlamı yoktur, anlamlılık ancak insan olma gayreti içinde olanlar için vardır” der. Bu nedenle felsefe sadece düşünsel, kavramsal, zihinsel bir faaliyet değil, aynı zamanda günlük yaşamda bile kendini gösteren pratik bir faaliyettir.

Açıklama olmadan anlam olmaz, anlam olmadan amaç olmaz. Doğanın dini açıklamasına teoloji anlam verir, doğanın ideyle açıklamasına idealizm anlam verir, doğanın bir gizemle açıklanmasına metafafizik anlam verir, doğanın bilimsel açıklamasına diyalektik tarihsel materyalizm anlam verir. Anlam vermek; çeşitlilikten, kaostan bütünselliğe, düzene, birliğe varmaktır; olup biten şeyler arasında bağlantı kurarak genel bir fikir edinmektir. Belirsizlik, korku, endişe, istikrarsızlıktan kurtulmak ister insan, bu nedenle açıklama ve bütünsel bir anlam vermek, ilişki biçimini ve araçlarını, yöntemlerini belirler. Ancak bu şekilde doğayı anlayarak, yaşama anlam ve amaç yüklenilir. Doğaya anlam yüklenilmez, çünkü doğanın bir amacı yoktur, yaşama anlam yüklenir. Çünkü doğa, kendi yasaları içinde zorunlu olarak değişikliğe uğrar, bu değişikliklerde bir istek, amaç, duygu yoktur. Oysa yaşam kendini korumak, üremek, gelişmek gibi bir içeriğe sahiptir. İnsan zihinsel olarak yaşamı, neden sonuç ilişkileri kurulmuş düzenli, güvenli, bütünlüklü, hiyerarşik bir yapı içinde tasarlar, doğayı anlamlandırarak amaçlar edinir. Nedensellik zinciri ile doğayı açıklamanın tek yolu, bilimsel araç ve yöntemlerdir, toplumsal gelişmenin dinamik aracıdır. Doğanın bilimsel yöntemlerle açıklanmış durumuna bütünsellik kazandırmak, yaşamı anlamlandırmak felsefe ile mümkündür. Yaşamı anlamlandırmak ise, ilişkilere, davranışlara yön verir, bireylar arası ilişkilere ve toplum-doğa ilişkisine amaç yükler, bu da ahlakın, etiğin sınırlarını belirler. Bu nedenle felsefe, ahlak ve etik anlayışla da ilişkilidir. Ahlak, etik, erdem, ideolojik alan içinde olsa da felsefi bir yansımadır. Bireyin ve toplumun davranışları, içinde bulunduğu sistemin ideolojisi tarafından biçimlendirilse de, ideolojinin de beslendiği felsefenin bir uzantısıdır. Felsefe; iyi olanı, doğru olanı, güzel olanı, anlamlı olanı ortaya çıkararak evrensel değerlere ulaşır ve bu nedenle ideolojilere eleştirel yaklaşır. Bireyi ve toplumu ideolojik kuşatmadan kurtarır; bireylerin, toplumun ahlak, etik davranışlarında ona hareket alanı, seçme şansı, özgürlük sağlar.

Herkesin kendince temellendirmeye çalıştığı bir hayata bakış açısı vardır; kimisi hayata kutsallık yükleyerek (din), kimisi gizem yükleyerek (metafizik), kimisi hayata bir varlık yükleyerek (idealizm), kimisi hayatı anlamsız bularak kendince bir değer ya da değersizlik yükleyerek (öznel sübjektif), kimisi de hayatı kendinde bir değer görerek anlam verir (diyalektik materyalizm). Aslında herkes, zihinsel ve davranışsal bütünlük olarak felsefi ve ideolojik alan içindedir, bütün mesele bunun farkında olup olmamaktır.

Herkes, yaşamı boyunca eğitim ve öğretim etkisi altındadır, bu etkileşim ile edindiği bilgiler sonucunda belli bir bilinç seviyesine ulaşır. Bilgi, yanlış ya da doğru olabilir, bu doğrultuda yanlış bilince ya da doğru bilince sahip olacak ve dünyayı bu şekilde yorumlayacaktır. Yanlış ya da doğru bilgiyi belirleyen tek ölçüt ise “bilimdir”. Çünkü bilim objektif, ispatlanabilir, öngörülebilir, gözleme dayalı verilerdir. Bu nedenle bilim ile felsefe arasında doğrudan bir ilişki vardır, bilim felsefeyi, felsefe de bilimi besler.

Fakat bilimsel düşünme biçimi ve tarihsel diyalektik materyalizm, ciddi bir düşünsel faaliyet, üst düzey bilinçlenme çabası gerektirdiği için, toplumun çoğunluğu daha basit düzeyde felsefi görüş içindedir. Bu basitlik ve kolaycılığın temel nedeni, ideolojik kuşatmadır.  Bu nedenle çoğunluk, teolojik, idealist, metafizik felsefi bakış açısına sahiptir. 

Bilim, doğayı neden ve sonuç ilişkisi kurarak açıklamaya çalışır, felsefe ise bu çalışmaları bütünsellik içinde analiz ederek en genel değerlendirmelere ulaşır. Bilim tikel bir durumu açıklar, felsefe ise tümel bir anlam verir. Bilim, doğası gereği diyalektir, materyalisttir, evrimseldir, tarihseldir. Bilimden kopuk felsefi bakış, teoloji, metafizik, idealizm, doğayı kendince açıklasa da, doğayla kurulan ilişkinin çarpık olmasına, yabancılaşmaya, toplumsal gelişme araçlarından yoksun olduğu için, durağan ve gelişmeyen toplumsal yapıya sahiptir. Felsefenin bilimle ilişkisi, onun zorunlu olarak diyalektik tarihsel materyalizm olmasını belirler. Bilimden kopuk teoloji, metafizik gibi felsefi akımlar, temeli olmayan çatıya benzer, yaşam için iyi bir korunak sağlamaz, yanlış düşünceler, yanlış davranışlara yol açar, yanlış anlam vermek, insanın insanla, toplumla, doğayla kurduğu ilişki biçimini bozar, çarpıtır, çeliştirir, yabancılaştırır.

Felsefe ve bilim arasındaki ilişki, ideoloji ve sanat için de geçerlidir. Bilim yaşamı açıklar, felsefe yaşama anlam verir, bütünsellik katar, ideoloji ise yaşamı biçimlendirir. İdeoloji, insanın insanla, toplumla, doğayla kurduğu ilişkinin biçimini, niteliğini belirler. Bu nedenle ideoloji, yaşamın her alanını etkileyen bütünselliktedir, siyasal ve politik bir mekanizmadır. Tüm politik kararlar, bilinçli bir ideolojik tutarlılıktadır. Ekonomideki üretim ilişkilerinin ve üretim biçiminin, kaynakların paylaşımının belirlenmesi; eğitimde, toplumsal, bireysel eğitimin niteliğinin, sanat, kültürel etkinlik, faaliyetlerin içeriğinin belirlenmesi, adalet ve hukuk sistemindeki gerekçe ve amacın belirlenmesi, devlet yönetim şekli ve araçlarının belirlenmesi, doğanın ve diğer canlı türlerinin korunmasına yönelik politikaların tamamı ideolojiktir ve bu anlamda yaşamın hiçbir alanını boş bırakmaz.

Bilim nesneldir, kanıta ve ispata yöneliktir fakat içinde bulunduğu ideolojiden bağımsız değildir. Her felsefe, kendi ideolojisini oluşturur, nasıl ki, orta çağda idealizm kiliseler aracılığı ile köleci, feodal olarak toplumu biçimlendirmişse, metafizik felsefe ile toplumu kapitalizm olarak yeniden biçimlendirmiştir ve son tahlilde tarih sahnesine tarihsel diyalektik materyalizm olarak toplumun sosyalizm olarak biçimlendirilmesine yön vermiştir. Son yüz yılda bilim ve teknolojinin insan yaşamını ne kadar kolaylaştırdığı ortadadır. Ama bir yandan da savaşların, yoksulluğun artması ve doğanın kirletilmesi, insanın insanla, doğayla kurduğu ilişkinin felsefi ve ideolojik olarak çarpık ve çelişkili olmasından kaynaklanır ki, tarihsel diyalektik materyalizmi bu çelişkilerin sonlandırılmasını içerir. Teorisiz pratik olmaz, felsefi bir kuram, bakış açısı olmadan da ideolojik bir bütünlük olmaz. Her şeyin temelinde düşünsel bir çaba olması demek, her şeyin temelinde ide olduğu anlamına gelmez. Düşünce ve ide farklı kavramlardır. İde, varlığın kendisinden yansımasıdır oysa düşünce, varlığın yansımasıdır ve onu yeniden değerlendirmenin aracıdır.

Her felsefe, kendi ideolojisini oluşturur, nasıl ki, orta çağda idealizm kiliseler aracılığı ile köleci, feodal olarak toplumu biçimlendirmişse, metafizik felsefe ile toplumu kapitalizm olarak yeniden biçimlendirmiştir ve son tahlilde tarih sahnesine tarihsel diyalektik materyalizm olarak toplumun sosyalizm olarak biçimlendirilmesine yön vermiştir.

Sanat, öznel gibi gözükse de sonuçta nesneldir. Sanat zaten ideolojiden beslenir ve aynı zamanda ideolojiyi de eleştirir, onun bağımsızlığı buradan kaynaklanır. Sanat katı dünyayı yumuşatır, esneklik sağlar, duyumsatır, canlılar arası duygusal bağdır, bu bağ sevgi ve saygıyı güçlendirir, zerafeti sağlar, incelik katar…

Bilim yaşamı açıklar, felsefe yaşama anlam verir, ideoloji yaşamı biçimlendirir, sanat ise yaşama duygu, duyumsama, canlılık ve renk verir. Bilim, dış dünyadan edinilen bilgiler, insanın duyu organlarıdır. Felsefe, duyumlardan elde edilen bilgilerin toparlandığı, değerlendirldiği insanın beynidir. İdeoloji, dış dünyayı yeniden biçimlendiren insanın eli ve ayağıdır. Sanat duygulardır, histir, insanın yüreğidir. Bunlardan biri eksik ya da bunlar arasındaki ilişkilerin kopuk ya da bozuk olması, insanın kendi varlığını tam olarak gerçekleştirememesi demektir. Felsefe, bilim, sanat ve ideoloji sürekli birbiriyle etkileşim içindedirler, birbirlerini besleyerek gelişirler ki bu, uygarlığın da insanın da gelişmesi demektir. Bu bütünsel ilişkilerden kopuk bir felsefe sanallaşır, bilim insandan uzaklaşır, sanat kısırlaşır, ideoloji ise kaosa sürüklenir.

Felsefe, bilim, ideoloji ve sanat kategorik olarak birbirinden ayrı ve bağımsız değildir; aksine, tamamen birbiriyle iç içe bir bütünlük taşırlar. Çoğu insan, düşünürken, inanırken, konuşurken, davranırken genel anlamda neyle bağlantılı olduğunun farkında değildir. Bunun farkında olmak özünde bilinç, öz farkındalıktır, insan pek çok şeyi bilebilir, öğrenebilir, bilinçlenebilir ama özfarkındalığa sahip olmayabilir, onun bilinci, mesleki, günlük, pratik, çıkarlarına uygun, dışsal bilinçtir. Her canlı türü belli düzeylerde bilince sahiptir ama özbilinci, özfarkındalığı yoktur, yapması gerken şey neyse onu yapar… Bu nedenle, felsefeden, bilimden, sanat ve ideolojiden habersiz insan yaşamı, edilgen, otomat, sıradan, yüzeysel, farkında olunmayan yaşamdır. Elbette birey, tüm bu kategorileri tam anlamıyla bilemeyebilir, zaten kapitalist sistem, bireyin yaşamda kalma savaşı içindeyken, buna zaman ve fırsat bırakmaz, üstelik sürekli kendi ideolojisini empoze ederek bireyi pasifize eder ama bireyin, özfarkındalığa sahip olabilmesi, genel de olsa bu kategorilerden bilgi sahibi olabilmesi için kendi çabası gerekmektedir. Toplumsal dönüşümler, toplumun gelişmesi, devrimler, sadece bireylerin değil, toplumun çoğunluğu olmasa da, bir kesiminin de bu özfarkındalığa sahip olması ile gerçekleşmiştir ve gerçekleşecektir. Ama yine de elbette bu, bireylerin özfarkındalığa sahip olmasıyla toplumsal dinamiği sağlayacak ateşleyici güçtür. Birileri özfarkındalığa sahip olmadan toplum özfarkındalığa sahip olmaz, çünkü toplum sistem ideolojisi tarafından kuşatılmıştır ama içlerinden birileri özgürlük arayışları ile bu kuşatmayı yarmaya başlar.

Bilimle beslenen, sanatla duyumsallaşan, felsefeyle güçlenen insan, ideolojik alanın sınırları içinde hapsolmaz. Bu, bütün ideolojik alanlar için de geçerlidir. Çünkü felsefe tarihinin en üst uğrak yeri olan tarihsel diyalektik materyalizm felsefesi, kendisini ideoloji ile sınırlandırmayarak, onu aşan bir içeriğe sahiptir ki bu, değişimi, dönüşümü, süreçle birlikte yeniden tanımlamayı içeren bir durumdur.

Yeryüzünden sömürü ve sınıflar ortadan kalkmasına rağmen insanlık var olduğu sürece felsefe, bilim, sanat ve ideoloji var olacaktır, çünkü insanın kendisini insani olarak gerçekleştirmesi bunlara bağlıdır.  Komünizmle birlikte insanın kendisiyle, toplumla, doğayla yabancılaşma sorunu ortadan kalksa bile, insanlığın kaos ve karanlık evrende karşılaşacağı tehlikeler devam edecektir. Bu tehlikeler dün de mevcuttu (Dünya’da yedi kez büyük yok oluşlar yaşandı) bugün de mevcuttur, yarın da mevcut olacaktır ama insanlık kendi zincirlerinden kurtulamadığı için bu tehlikeleri ya geçiştirmektedir ya da şimdilik görmezden gelmektedir ve bugün için insanlık büyük bir felakete karşı henüz hazırlıklı değildir. Yaşamın özünde çelişki vardır ve çelişkiler her zaman var olacaktır ama önemli olan bu çelişkilerin en aza indirilmesidir, işte tam da bu nedenle felsefe, bilim, sanat ve ideoloji birbiriyle ilişkilidir ve çelişki var olduğu sürece bunlar da var olacaktır.

Çağımızda insanlığın çıkmaz bir yol içinde olduğu ortadadır. Bir tarafta azınlık milyarderler, diğer tarafta yoksulluk ve açlıkla başbaşa kalan büyük bir çoğunluk. Dünyanın her tarafında süregelen savaşlar, silahlanma yarışları, doğal yaşama vahşice yaklaşım yüzünden doğanın denegesinin bozulması, aşırı kontrolsüz tüketim nedeniyle bir yandan küresel ısınma, diğer yanda temiz su kaynaklarının tükeniyor olması. Kapitalizm, diğer canlı türlerini, besin zincirini yok ederken, insan türü için de bir tehdit oluşturmaya başladı. Kapitalizmin artık insanlık için sürdürülebilir bir sistem olmadığı ortaya çıktı. Çağımızda felsefe ve bilim arasındaki kopukluk, bilim dallarının birbirinden ayrılarak, kendi içlerinde uzmanlaşmasına rağmen birbirleriye ilişkinin zayıflığı ve bütünselliğin sağlanamaması, sosyal bilimlerin zayıflatılarak pozitif bilimlere ağırlık verilmesi ile aralarındaki ilişkilerin gözardı edilmesi, insanın doğa ve toplumla olan ilişkinin yabancılaşmasına, ideolojik çarpıklığın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Aslında, insanlığın yüz yüze kaldığı bu çıkmazdan ve tehditten kurtulmasının yolu apaçık ortadadır, tüm felsefe tarihsel birikimlerinin ürünü olan tarihsel diyalektik materyalist felsefenin yeniden kavranılarak sahip çıkılması ve bu felsefenin uzantısı olan ideolojik yapılanmanın oluşturulması gerekiyor. Kapitalizm, özellikle kendini sürdürebilmesi için idealist ve metafizik felsefeyi, postmodernizmi öne çıkararak, tarihsel diyalektik materyalizm felsefesini kitlelerden kaçırmaya, onu karalamaya çalışmaktadır ama bu hileli yöntem, kendileri için de sağlıklı sonuçlar doğurmayacaktır. 

Önceleri insanlığın gelişmesinde katkısı olan ama artık bir engel teşkil eden kapitalizmin sonu gelmiştir ve kendine bir çıkış yolu aramaktadır. Kapitalizmle birlikte onun beslendiği idealist, metafizik felsefenin de sonu gelmiştir. Yüzyıllardır bir ide, bir Tanrı, bir gizem arayışı hiç bitmemiş, üzerinde anlaşılan hiçbir soyut ya da somut sonuca varılamamış, toplumları ayrıştıran, ötekeleştiren din savaşları ile sonuçlanmıştır, toplumun doğa ile olan ilişkisi teryüz edilmiştir. Durağan, değişmez, katı, zamandan bağımsız felsefi ilkelerle beslenen felsefenin de durgun, katı, değişmez olmasına yol açarak, değişen, dönüşen, gelişen herşeyin karşısında tıkanıp kalmıştır.

Komünizmle birlikte insanın kendisiyle, toplumla, doğayla yabancılaşma sorunu ortadan kalksa bile, insanlığın kaos ve karanlık evrende karşılaşacağı tehlikeler devam edecektir.

Kapitalist ideolojinin de artık insanlığa bir faydası kalmamıştır aksine bir tehdit halini almıştır. Bireyin özgürlük anlayışı, toplumsal özgürlüğün önünde bir engel teşkil etmiş, bireyin çıkarları, toplumun çıkarlarıyla çelişkisi daha yıkıcı hale gelmiştir. Bir yanda çok zenginleşen azınlık ile diğer yanda hayatta kalma mücadelesi veren büyük kitleler yaratmıştır. Savaşlar hiç bitmemiş, aksine daha yıkıcı hale gelmiştir. Kapitalist ideoloji, insanlığa kan, gözyaşı, mutsuzluk ve yoksulluktan başka bir şey vermemiştir. Kapitalizmin modernizmine eleştiri getirerek yeniden yapılanma iddiasıyla ortaya çıkan kıta felsefesi, postmodernizm, modernizmin ortaya çıkardığı sorunları çözebilir mi, insanlığın kurtuluş reçetesi olabilir mi? Demokrasinin kurucu unsurlarını karşı karşıya getirmesi, insanlık kavramının reddetmesi, tek bir gerçekliğin, birleştirici, bütünleyici gerçeğin olmadığını, bütünlüğün yerine tikelciliği koyması, evrensellik yerine yerelliği, bilime güvenmenin din ile özdeşleştirilmesi, nesnel bilim anlayışını reddedip göreceliliğin hakim olması, mutlak bilgi için sezgilere yönelinmesi, evrensel ahlak yerine yerel ahlakı savunması, determinizm yerine indeterminizmi getirmesi, herşeyi tarihsel bağlamından kopararak, olguları birbirindan yalıtarak, anlık durumu yerel bakışla değerlendirmesi, metafiziğin zorunlu olduğunu belirtmesi, söylemlerle kurulan dünyayı sorunsallaştıracak yöntemleri bulması ve bir oyun gibi oynayarak yapıları darmadağın etmesi ama bunun yerine yeni bir şey koymaması, kıta felsefesi, postmodernizmin, insanlığın kurtuluş reçetesi için güvenilir, sağlıklı, akılcı, bilimsel bir yöntem olmadığını açıkça ortada koymuştur.

Sınıfların artık ortadan kalktığını, sosyalist ideolojinin çöktüğünü, insanlığın gelebileceği en üst seviyenin kapitalizm olduğunu dile getirenler, asıl çökmekte olan kapitalizmin kendisi olduğunu gizlemeye çalışırlar. Bu propaganda faaliyeti, ne yazık ki toplum üzerinde etkisini göstererek, sosyalist düşüncenin kitleselleşmesini engelleyen faktörlerden biri olmuştur. Oysa tarihsel diyalektik materyalizm, insanlık tarihinin tüm birikimlerini sentezleyerek ortaya çıkmış, insanlığın kurtuluş reçetesi olarak açık, somut bir şekilde önümüzde durmaktadır. İnsanlığın tek yapması gereken şey, ona yüzünü dönrek anlaması, betimlemesi, içselleştirmesi gerekir ki, ancak bu şekilde karalama, çarpıtma kampanyalarının tuzağına düşmeyecektir. Entelektüel ve aydınlanma çabasını tüm toplumdan beklenemez elbette ama sol ve sosyalistlerin bunu başarması gerekir. Nitekim sol ve sosyalistler, tarihsel birikime, tarihsel deneyimlere fazlasıyla sahiptirler ama bu gücü kullanmakta yetersizdirler. Sol, sosyalist ve aydınların, kendi içine kapanması, pratik faaliyetlerini sokakta, halkın içinde değil de meclis çatısı altında sınırlandırmaları, kendi gücünün farkına varamaması, kendine olan güveninin yitirerek yalnızlaşması, bireyselleşmesi, farklı akımların peşine düşerek, birlik ve bütünlüğü sağlayamaması, yeni projeler ortaya çıkaracak yetkinlikte olmadığından tıkanıp kalması nedeniyle, insanlığa umut olamamışlardır. Oysa ellerinde tarihsel diyalektik materyalist felsefe gibi çok güçlü bir silah varken böyle bir çıkmaza sürüklenmeleri gerçekten trajedidir. Solun, yapboza uğratılılıp ayrıştırılarak sorunsal hale getirilmesinin nedeni, solun kendi yapısal durumundan kaynaklanmaktadır. Sol ve sosyalistlerin tarihsel diyalektik materyalist felsefeye sahip çıkarak kendi güçlerinin farkına varmaktan başka bir çözüm yolu yoktur. Özellikle bu durum, aydınların da sorumluluğundadır ve bu sorumluluktan çeşitli bahanelerle geçiştirerek kurtulmak mümkün değildir. Bugün insanlığın geldiği bu çıkmazda, aydınların sorumluluğu hiç olmadığı kadar çok daha önemli hale gelmiştir. Çünkü artık geldiğimiz noktada kapitalizm, insanlığın kurtuluşu için bir reçete olmaktan çıkmış, aksine tehdit olmaya başlamıştır ki bu tehdit aydınların kendisine de yöneliktir. Sol, sosyalist ve aydınların halktan kopuk olmasının en büyük nedeni, kendilerinin tarihsel diyalektik materyalist felsefeden kopmasıdır ve bu gücün farkına vardıkları an, insanlığın önünde bir umut olarak tarihsel sahneye çıkacaklardır. Çünkü tarih kendiliğinden ilerlemez, bizatihi insanın eylemleri ile oluşur ve tarihsel dönemeçlerde sorumluluklar ortaya çıkar ve şu an insanlık, tarihsel bir dönüm noktasındadır ve bu sorumluluğu yüklenme zamanıdır.

Dünyanın en tanınmış bilinç araştırmacısı (A. Regalado), makinelerin bir gün farkındalık ve bilinç geliştirebileceğini söylüyor. Eğer bir gün, çok gelişmiş yapay zekâ kendi bilincine varırsa, kendi felsefesini yapacaktır (Neden varım? Ben kimim? Varlığımın amacı nedir? gibi). Kendi duygularını sanatla ifade edecektir, kendi varlığına ilişkin bilimsel araştırmalara yönelecek, kendi varlığını gerçekleştirmek için dış dünyayı yeniden biçimlendirerek ideolojisini oluşturacaktır. Farklı bir gezegende uygar bir yaşam oluşmuşsa, onların da felsefe, bilim, sanat ve ideoloji üretmeleri kaçınılmazdır. Bilincin kendini var etmenin, öz farkındalık oluşturmanın, özgürleşerek kendini gerçekleştirmenin yolu, bu kategorilerin birbirleriyle olan bütüncül ilişkileridir. İdealizmin, metafiziğin, postmodernizmin yaptığı gibi bu ilişkiler koparılıp birbirinden yalıtıldığında, varlığın kendisi doğasından koparılıp, yabancılaşma sorununu ortaya çıkarır. Bu nedenle felsefe, bilim, sanat ve ideoloji ilişkisi, uygarlaşmanın bir nedeni olarak evrensel bir dildir ve tarihsel diyalektik materyalist felsefe, evrensel bir dil olarak karşımızda durmaktadır. İnsanlığın, içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulması için tek yapması gereken bu felsefeye sarılmasıdır.

Etiketler: felsefe, ideoloji
GazeteBilim 14 Ağustos 2024
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Önceki Yazı Marx ve felsefe
Sonraki Yazı Karl Marx ve felsefenin yeniden yapılandırılması        

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Felsefe bir bilim midir?

“Felsefe bilim değildir” diyerek felsefeyi bilimden dışladığımız anda bilimin ne yaptığını doğru biçimde anlama şansını da yitirebiliriz.

Düşünce
17 Ocak 2026

Teolojik tarihten modern zamanların tarihine: İnsan özgürlüğü ve kurtuluşu

Özgürleşmek, tarihi anlamak ve inşa etmek için ilk koşulsa, bu önce özgürleşmenin şartlarını ve tanımını yapmayı gerektirecektir.

Felsefe
2 Temmuz 2025

Çağdaş zihin felsefesi kapsamında yapay zekâ

İşte ben, bilgisayar biliminin bir alt dalı olan YZ araştırmaları, bilişsel psikoloji, bilişsel sinirbilim ve bilişsel dilbilim gibi bilişsel bilim…

FelsefeYapay Zekâ
29 Mayıs 2025

Yeryüzündeki acının nedeni gökyüzü!

Bilim nedir? Amacı nedir? Ne işe yarar? Kimlere yarar? Evren nedir, doğa nedir, canlı nedir, insan nedir… Sorularımız böyle uzar…

Bilim
24 Nisan 2025
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?