Bohm’un diyalektik materyalizme bağlı olan dünya görüşü, teorisinde yeni fiziksel kavramlar bulmasına büyük ölçüde katkı sundu ve onu bilim felsefesi üzerinde yoğun bir şekilde çalışmaya sevk etti.
Yazar: Christian Forstner[1]
Çeviren: Vural Başaran[2]
1951’de David Bohm kuantum teorisinin gerçekçi (realistic) bir yorumunu geliştirdi. Teorisi, kuantum mekanik dalgalarını saf matematiksel olasılık genliği olarak tanımlayan kuantum mekaniğinin baskın olan standart yorumuyla çelişiyordu. Bohm’un diyalektik materyalizme bağlı olan dünya görüşü, teorisinde yeni fiziksel kavramlar bulmasına büyük ölçüde katkı sundu ve onu bilim felsefesi üzerinde yoğun bir şekilde çalışmaya sevk etti. Bohm’un çalışmalarındaki itkiyi anlamak için sosyal yapıda olan değişimleri de göz önünde bulundurduğumuzda, bu örnek bir fizikçinin ideolojisinin ve siyasi tutumunun bilimsel teorilerin ve varlıkların inşasında önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir.
Giriş
Bu makalede, Fleckçi düşünce-toplulukları (thought-collectives)* ve düşünce-biçimleri (thought-style) vasıtasıyla David Bohm örnek olayı üzerinden biyografik bir durum olarak sunulmuş ve fizikteki kuram inşasına dair bazı genel sonuçlara değinilmek istenmiştir.[3] 1920’lerde küçük seçkin bir fizikçi topluluğu, “fizikçiler düşünce-topluluğunda”** yeni bir düşünce biçimi olarak Kuantum Mekaniğinin Kopenhag Yorumu’nu ortaya atmışlardır. Bunu takip eden on yılda Avrupa’dan Amerika’ya bu yorum bir düşünce-topluluğundan diğerine geçiş yapmış ve kendine has Amerikan düşünce biçimiyle bütünleşmiştir. David Bohm, Pennsylvania Üniversitesi’ndeki lisans öğrenimi ve Caltech ve Berkeley’deki California Üniversitesi’ndeki lisansüstü eğitimi sırasında bu düşünce tarzıyla tanışmıştır.

Manhattan Projesi çerçevesinde Berkeley Radyasyon Laboratuvarı’nda savaş araştırmasına katkıda bulunmuştur. Manhattan Projesi döneminde karşılaştığı düzmece bir casusluk vakası McCarthy zamanında tekrardan karşısına çıkarılmıştır. Bu dönemde Bohm, Princeton’da profesördü ve cemiyeti tarafından kabul görmüştü. Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi (Committee on Un-American Activities) duruşmasından sonra Princeton Üniversitesi’nden kovulmuştur. Profesörlüğünü kaybettikten ve Einstein’la yaptığı görüşmelerden sonra Bohm, kendi düşünce biçimini kabul etmeyen topluluktan da saparak kendi kuantum mekaniği yorumu üzerinde çalışmaya başlamıştır. Brezilya’daki sürgünü süresince, diyalektik materyalizm perspektifinden kendi kuantum teorisini temellendirmiştir. Birleşik Devletler’den tecrit olmasıyla felsefi bir düşünce-biçimine yönelmiştir ve bu düşünme biçimi önceki topluluğundan oldukça farklı olmuştur.[4]
Brezilya’daki sürgünü süresince, diyalektik materyalizm perspektifinden kendi kuantum teorisini temellendirmiştir.
Bohm, idealist teoriye uygun olan, özellikle dalga fonksiyonunun, ölçüm sürecine indirgendiği standart yorumu reddetti. Bu yorumda ölçüm esnasında kuantum mekaniksel dalga fonksiyonu y, sistemin öz-fonksiyonuna (eigen-function) indirgenir. Gözlemden önce sistemle ilgili yapılabilecek şey sadece bir olasılık durumudur. Bir parçacık momentumu gerçekten ölçüldüğünde bir momentuma sahiptir. Aynısı, parçacığın enerjisi ve pozisyonu gibi diğer nicelikleri için de geçerlidir. Bohm’un görüşüne göre standart yorumda belirleyici faktör maddenin bir özelliği değil gözlemcinin bilincidir. Bohm, bunu idealist bir yorum olarak görür. Buna karşın, Bohm’un yorumundaysa, parçacık her zaman gözlemcinin durumuna bakılmaksızın iyi tanımlanabilen bir konuma ve momentuma sahiptir. Böylelikle bu görüşte madde bilinçten önce gelir ve bu yorum materyalisttir.[5] Bu materyalist yorumla birlikte Bohm, mistisizmi fizikten çıkarmak ister. O, aynı zamanda, uzun vadede insanların toplum üzerine olan düşünceleriyle bilimsel teorilerin değiştiğine inanıyordu.[6]

Eğitim, kariyer ve Amerikan karşıtı faaliyetler
David Bohm, Caltech’teki Pennsylvania Devlet Üniversitesi ve Berkeley’deki California Üniversitesi’nde fizik üzerine çalışmıştır. Bunlardan ikincisi J. Robert Oppenheimer tarafından ayrı bir teorik fizik okulu olarak kurulmuştu. Berkeley’de fiziğin olağanüstü şöhreti teorisyenlerinin Ernest O. Lawrence Radyo Laboratuvarı ile kurdukları yakın işbirliği ile bağlantılıydı.[7]
Berkeley sadece fizikte önemli bir rol üstlenmemişti. 1930’lar ve 1940’larda sol-kanat politikanın da merkezi haline gelmişti. Sosyalist Parti ve Komünist Parti temsilcileri orada söz hakkı buluyor ve pek çok sendika öğrenci organizasyonlarıyla yakın işbirliği içinde çalışıyorlardı. Olaylar ve tartışmalar İspanya’daki iç savaş ve bunun sonuçlarına göre belirleniyordu. Franco’nun zaferinden sonra İspanya’dan ayrılıp gelen göçmenler için düzenlenen eylemlerde bağışlar toplanıyordu. Alman saldırganlığı ve Avrupa’da yayılan faşizm diğer bir merkezi konuydu. Bu tartışmalar, toplanmalar ve politik olaylar yerel sol-kanat bir politik kültür oluşturdu.[8] Bohm’un politik tutumu yerel sol hegemonya ile uyum içindeydi. Nazilerin tüm uygarlık için bir tehdit olduğu düşüncesi onun anti-faşist pozisyonda konumlanmasını sağladı. İspanya iç savaşı, yatıştırma politikası ve Münih Anlaşması eni sonu Nazilerin karşısında durmaya istekli tek kuvvetin Sovyetler Birliği olduğu inancını güçlendirdi. Bohm’un felsefi ve politik görüşleri ilk yıllarında fazlasıyla müphemdi, ancak Berkeley’de diyalektik materyalizm temelinde bu görüşler kesinleşti. Diğer öğrencilerle tartışma gruplarına katıldı. Bu tartışmalar onu Marksizm temelli sistematik araştırmalar yapmaya sevk etse de kampüsteki politik olaylara bütünüyle kayıtsızdı.[9]
1941 sonbaharında, Bohm, Berkeley’deki araştırma projesiyle ilgilenmiştir. Oppenheimer, çalışması için proton ve döteryumun saçılması problemini ele almasını önermiştir. 1943’te Oppenheimer, Bohm’un gerekli çalışmayı yaptığını onaylamış ve Bohm böylece doktor ünvanını almıştır.[10] İkinci Dünya Savaşı’nda Berkeley’deki Manhattan Projesi’ne bağlı bir alt projede çalışmıştır. Radyasyon Laboratuvarı’nda uranyum plazmasının elektromanyetik ayrışmasını incelemiştir.[11] Aynı zamanda Mimarlar, Mühendisler, Kimyacılar ve Teknikerler Federasyonu adındaki sol kanatta yer alan sendikaya ve kısa süreliğine Komünist Parti’ye katılmıştır. Bohm, birkaç kez Los Alamos’a geçmeye çabalamış ama başvuruları reddedilmiştir; çünkü politik angajmanı onu ordu nezdinde güvenlik riski taşıyan bir konuma yerleştirmiştir.[12]

Savaş sonrası dönemde Bohm, Şubat 1947’de Princeton Üniversitesi’nden doçentlik* alana kadar Berkeley’de iki yıl daha çalışmaya devam etmiştir. Princeton’daki ilk değerlendirmenin ardından 30 Haziran 1951’e kadar kendisiyle sözleşme yapılmıştır. Bu süre zarfına kadar Bohm, Birleşik Devletler fizik cemiyetine iyi bir şekilde uyum sağlamıştır. 1947’de Shelter Adası’ndaki Konferansın yaklaşık otuz katılımcısından birisiydi. Shelter Adası Konferansı, Birleşik Devletler’de savaş sonrası fiziğin gelişimi için merkezi önemde olan bir konferanstı. Bu konferansta gelecekteki araştırmaların yönleri şu konulara olarak belirlendi: Kuantum Elektrodinamik (QED) ve parçacık fiziği.[13] Bohm, QED ve süperiletkenlik üzerine yayın yaptı.[14] Bununla beraber onun araştırmaları temel olarak teorik plazma çalışmalarına dayanarak metallerin elektron teorisine odaklıydı ki bu fikirleri Berkeley Radyasyon Laboratuvarı’ndaki savaş araştırmalarına kadar geri gitmekteydi.[15]
Bohm kara listeye alınmıştı ve Birleşik Devletlerde akademi sektöründe iş bulması imkansızdı. Eski bir öğrencisinin yardımıyla ve Einstein ile Oppenheimer’ın tavsiyesiyle Brezilya’da Sao Paulo Üniversitesi’nden profesörlük aldı.
Her şey Bohm için Mayıs ve Haziran 1949’da Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi karşısında suçlanana kadar iyi gidiyor gibi gözüküyordu. Suçlama savaş döneminde Berkeley Radyasyon Laboratuvarı’nda olduğu varsayılan bir casusluk vakasıydı. Casusluğa dair bir kanıt yoktu, bundan ziyade Manhattan Projesi’nde Askeri İstihbarat Başkanlığı’ndaki eski dosyalar yeniden ortaya sürüldü. En sonunda Bohm’un eski bir meslektaşı mefruz casus olarak ilan edildi. Bohm, hem komite karşısında tanıklık yapmayı reddetti hem de ‘ABD Anayasası’nın 5. Ek Maddesi’yle (fifth amendment) kendi aleyhine tanıklığı temyize götürdü.[16] 4 Aralık 1950’de duruşmadan bir buçuk yıl sonra Bohm, tanıklığı reddetmesinden dolayı yasama meclisinin faaliyetini engellemekle suçlandı. Bunun sonucunda Princeton Üniversitesi Bohm’u açığa aldı ve üniversite kampüsüne girişini yasakladı. Bohm, 3 Haziran 1951’de aklandıktan üç gün sonra üniversitedeki görevlerine geri döndü. Zaten resmi bir işten çıkarmaya gerek de yoktu: 3 hafta sonra biten kontratını üniversite yenilemedi. Resmi olarak profesyonel nedenler öne sürüldü. Ancak, üniversite rektörünün yazışmalarından bunun politik bir karar olduğu aşikardır. Bu açıdan Bohm kara listeye alınmıştı ve Birleşik Devletlerde akademi sektöründe iş bulması imkansızdı. Eski bir öğrencisinin yardımıyla ve Einstein ile Oppenheimer’ın tavsiyesiyle Brezilya’da Sao Paulo Üniversitesi’nden profesörlük aldı. Brezilya’ya vardığında Amerikan Konsolosluğu tarafından pasaportuna el konuldu. Bu sebeple Bohm’un uluslararası konferanslar için dahi seyahat etmesi imkânsız hale geldi ve Birleşik Devletlerdeki cemiyetten iyice soyutlandı.[17]
Amerikanvari olmayan bir ders kitabı
Bohm, açığa alınmış olduğu dönemi herhangi bir sosyal baskı olmaksızın özgür bir şekilde kendi ilgi alanına dair araştırmaları yapabildiği bir dönem olarak tanımlamaktadır:
“Şimdi, üniversiteye gitme zorunluluğum ortadan kalktığı için evde çalışmak zorundayım. Bunun bir şekilde beni özgürleştirdiğini hissediyorum. Daha temel ve özgürce düşünebiliyorum, yani, başka insanların dilinden konuşmak zorunda kalmaksızın.”[18]
Bohm, baskıdan kurtulduğunu hissettikten sonra kuantum teorisinin “gizli değişkenler yorumu” üzerine çalışmaya başlamıştır. Ancak kuantum mekaniğinin bu yorumu üzerine çalışmaya başlamadan önce 1951’de yayımlanan Quantum Theory[19] adlı derskitabını tamamlamıştır. Kitap 1947 ve 1948 yıllarında Princeton’da verdiği kuantum teorisi derslerinden derlenmiştir. Bohm, hiç yoktan ortaya çıkmış ve ancak büyük bir dâhinin keşfedebileceği gibi gözüken Schrödinger’in denklemlerini, kuantum mekaniğinin merkezi denklemleri olarak görüyordu. Ancak böylesi bir izlenimden kaçınmak için Bohm, kitabının ilk 150 sayfasında klasik teoriden kuantum teorisine geçişteki deneyleri açıklamıştır. Bu yolla okur için Schrödinger denklemlerini üretmiştir. Bu, o dönemin Amerikan ders kitapları için alışılmadıktı, çünkü Bohm dalga-parçacık ikiliğini detaylandırmıştı. Amerika’da konuyu bu kadar uzun ve detaylı bir şekilde tartışan başka bir ders kitabı yoktu. Kuantum mekaniğinin temeli ister aksiyomatik[20] ister operatörel olsun, sıklıkla Percy Brigman’ın the Logic of Modern Physics[21] adlı kitabına atıfta bulunuyordu. Bu yüzden Bohm’un ders kitabı Amerika’daki bütün ders kitaplarından farklıydı.

Ders kitabıyla birlikte Amerikan fizikçilerinin operatörel düşünce biçiminden biraz ayrılmıştı.[22] Aynı zamanda Bohm, kuantum mekaniğini sağlam maddi temellere oturtmak istemiştir. Bu, kuantum mekaniğinin gerekliliğine dair bir dâhinin anlayışı değildi, ancak Bohm’un gördüğü üzere maddenin atomik seviyelerdeki özellikleriydi.[23]
Bohm, kuantum mekaniğindeki indetermizmi maddenin temel bir özelliği olarak yorumlamıştır. İndeterminizmi, sistemin uyumsuz özelliklerinin üzerine bilgimizdeki kısıtlılığının bir sonucu olarak gören Kopenhag Yorumu’nun temsiline karşı olarak Bohm, bunu gözlemciden bağımsız olarak maddenin temel bir özelliği olarak görmüştür.[24]
Bohm, kendi kitabında Bohr’un görüşlerini sunduğuna inanıyordu. Bohr’da da, tıpkı Bohm gibi tek kuantanın hareketinin tahmin edilemezliği ve kuantum süreçlerinin bölünemezliği hususunda ortak görüşler mevcuttu.[25] Bununla birlikte bazı farklılıklar da vardı. Bohr’a göre klasik kavramları kullanma ihtiyacı veya daha kesin bir ifadeyle söylersek kuantum fenomenlerini tanımlamak için klasik bir dil kullanmak tamamlayıcılık ilkesinin sonucuydu. Bohr’un aksine Bohm, kuantuma ait yeni bir dilin imkansızlığında ısrarcı değildi ve yeni kavramlar yaratmaya çağrı yaptı.[26]
Bohm dalga-parçacık ikiliğinde Friedrich Engels’in diyalektik materyalizm üzerine felsefi yazılarından ilham alarak zıtların birliği diyalektik ilkesini görmüştür. Bir elektronun zıt özelliklerinin hangisinin gerçekleştiği çevreyle etkileşimine bağlıdır:
“Bizi yönlendiren en önemli yeni kavram herhangi bir madde parçasının (örneğin, bir elektron) bir parçacık ya da bir dalga ile tamamen özdeş olmadığı, bunun yerine potansiyel olarak davranışının bu yönlerinden birini diğerinin yerine geliştirebilecek bir şey olduğu. Belirli bir durumda elektronun karşıt potansiyellerinden hangisinin gerçekleşeceği elektronun kendisiyle olduğu kadar elektronun etkileşime girdiği sistemin doğasıyla da bağlantılı. Elektron, her biri farklı potansiyeller geliştiren birçok farklı türden sistemle sürekli olarak etkileşime girdiğinden onun farklı olan davranış biçimleri (yani dalga veya parçacık) arasında sürekli dönüşüme uğrayacaktır.”[27]
Bohm, kuantum mekaniğindeki indetermizmi maddenin temel bir özelliği olarak yorumlamıştır.
Bohm’un Quantum Theory kitabı “gizli değişkenler” teorisine reddiye de içeren standart yorumu devam ettiriyordu. Bununla beraber metnin paragraflarında fiziksel yorum merkezî bir duruma geldi. Bohm, standart kuantum mekaniği yorumundan sapmaya başladı ve kendi pozisyonunu ortaya koydu. Bohm’un diyalektik materyalizme bağlı olan dünya görüşü kitaptaki (Quantum Theory) birkaç paragrafta belli oluyordu ama kitabın bütününe baskın değildi.
Kuantum mekaniğinde yeni bir yorum
Bohm, kitabını (Quantum Theory) bitirdikten sonra, kuantum teorisinin yeni bir yorumu üzerine çalışmaya başlamıştır. 1952’de Physical Review’de gerçekçi (realistic) bir kuantum mekaniği yorumu ileri sürmüştür.[28] Bu, Niels Bohr, Werner Heisenberg ve Max Born tarafından gerçekleştirilen kuantum mekaniğinin Kopenhag Yorumunun başarıyla kurulmasından 25 yıl sonra gerçekleşmiştir. Onların teorisinde kuantum mekanik dalga boyu y, saf matematiksel bir niceliktir: Bu, bir olasılık yoğunluğu tanımlar ki, bir ölçüm sonucunun olasılığının tahminine izin verir. David Bohm’un yorumunda, dalga fonksiyonu gerçek bir fiziksel anlam taşır. Bu, fırlatılan bir parçacığı yönlendiren pilot dalga halini alır ki verili ilk koşullarla beraber deterministik bir şekilde saptanabilir. Yani; biz parçacığın belirli bir zamanda momentum ve konumunu bilirsek, parçacığın hareketi gelecekteki tüm zamanlar için tahmin edebiliriz. İstatistiksel durumlar sadece gözlemcinin bilgi yoksunluğundan dolayı gereklidir ve teorinin temel bir bileşeni değildir.
Bohm’u standart yorumdan temelinden farklı bir yoruma sevk eden motivasyon neydi? En basit açıklama tarihsel öncülerin yeniden keşfiyle olabilir ama bu işe yaramaz. Bohm, ne Erwin Madelung’un ya da Louis de Broglie’nin 1920’lerde ne de Nathan Rosen’in 1945’te yaptıkları çalışmalardan haberdardı. Wolfgang Pauli, Bohm’un makalesinin ön-basımı için eline aldıktan sonra Bohm’u onlar hakkında bilgilendirdi. Bohm’un yazışmaları Sovyet fizikçiler Yavov Terletsky ve Dmitri Blokhinzev’in çalışmalarını da o zamanlar bilmediğini gösteriyor.[29]
Bohm, makalenin sonunda Einstein’a çok sayıdaki tartışmaları için teşekkür etmiş ve onu Kopenhag Yorumu’nun en ünlü eleştirmenlerinden biri olarak koymuştur. Bohm, kitabı Quantum Theory’yi Einstein’a gönderdikten sonra, Einstein Princeton’da onunla irtibat kurmuştu. O günden sonra da ikili Einstein’ın ölümüne kadar mektuplaştı. İkisi arasındaki tartışmaya dair çok şey bilmiyoruz. Bütün bilgimiz Bohm’un verdiği bir röportajdan sonra elde edilmiştir. Bohm-Einstein mektuplaşmalarının sadece 1951’den sonrası korunmuştur ve yayımlanmıştır. Önceki tartışmalar pek bilinmemektedir. Sonraki röportajlarında Bohm, kuantum mekaniğinin tamamlanmadığına dair şüphelerini Einstein’ın canlandırdığını söylemiştir.[30]

Murray Gell-Mann’ın hatıraları Einstein’ın yeni teori için ufuk açıcı tesiri olduğu iddiasını desteklemektedir. Kitabı The Quark and the Jaguar’da David Bohm’u Princeton’dan tanıdığını belirtmektedir. Pek çok yürüyüşlerinde kuantum mekaniğini ve yorumunu tartışmışlardır. Gell-Mann, Bohm’un teorisini dünya görüşüyle uyumlu hale getirme girişimini hatırlar, bu nedenle de kuantum teorisi üzerine bir kitap yazmıştır. Einstein’la tartışmasından hemen sonraysa, Gell-Mann’a “Einstein beni vaz geçirdi. Kitabı yazmadan önce olduğum yere döndüm” demiştir.[31]
Böylece Bohm ve Einstein arasındaki tartışmaların Bohm’un yeni yorumuna giden yolda önemli bir alevlenme noktası olduğu yorumunda bulunabiliriz. Bununla birlikte Bohm, fizik cemiyetinin düşünce-biçiminden ayrılmak zorundaydı, aksi takdirde Einstein ile olan tartışmaları belirleyici olamayabilirdi. Quantum Theory kitabında eski düşünce-topluluğundan uzaklaşma süreci görülebilir ve Princeton’dan açığa alınma süreci bu durumu da iyice pekiştirmiştir.
Bohm’un ‘Hidden Variable’ (gizli değişkenler) yazısında onun düşünce-topluluğundan bütünüyle ayrılmadığını görebiliriz. Makalesinde pluralis modestiae kavramını sıklıkla kullanması onun da topluluğunun hâlâ bir parçası olduğunu açık hale getirmektedir. Ayrışmanın tamamlanmadığının bir diğer işareti ölçüm süreci analizlerinde standart kuantum mekaniği yorumuna ait olan “tahmin edilemez” (unpredictible) ve kontrol edilemez (uncontrollable) gibi kelimeleri kullanmasıdır. 1952 makalesi Fleck’in bilim dergisinden pek çok işaretler göstermektedir. Makalenin giriş mahiyetinde olduğu, başlığındaki “bir yorum önerisi”nden açıkça görülmektedir ve parçacık fiziği seviyesindeki deneylerde standart kuantum mekaniğinin ihlalini ummakla birlikte Bohm’un yeni kavramlara giriş yaptığı da açıktır.[32]
Ona göre felsefe ne kadar gerçekliği temsil ederse bilimin keşiflerine o kadar yardımcı olabilirdi ve diyalektik materyalizm bunu başarmada hepsinin içinde en iyisiydi.
Bohm, Physical Review’e makalesini sunduktan sonra diyalektik materyalizm temelinde teorisi üzerine yeniden düşünmeye başlamıştır. Bohm, felsefeyi fizik çalışmalarına kılavuz olarak kabul etmiştir. Ona göre felsefe ne kadar gerçekliği temsil ederse bilimin keşiflerine o kadar yardımcı olabilirdi ve diyalektik materyalizm bunu başarmada hepsinin içinde en iyisiydi.[33]
Fizik, dünya görüşü ve toplum arasındaki bu sıkı ilişki Bohm’un nedensellik kavramını açık hale getirir. Bu kavram iki yön içerir. Bir yandan, birisi nedenleri biliyorsa etkileri üzerine tahmini mümkün olur. Diğer taraftan, nedenlerdeki bir değişim etkilerdeki değişimi tahmin edilebilir kılar. Eğer insanlar sosyal olarak yanlış yönetimin farkına varabilirlerse, o zaman toplumu da değiştirebilirlerdi. Bohm’un görüşünde değişim olasılığı, sadece tahminlere izin verip değişime izin vermeyen basit determinizmden temelde farklıydı.[34]
Brezilya’da fizik ve diyalektik materyalizm
Bohm, Brezilya’da kendi nedensellik kavramı üzerine çalışmaya devam etti. Bu çalışmaları sonucunda Causality and Chance in Modern Physics[35] (Modern Fizikte Nedensellik ve Tesadüf) adlı kitabı yayımladı. Bu kitabın Engels’in Doğanın Diyalektiği adlı yapıtıyla büyük oranda uyumlu olduğunu görebiliriz. Bohm, bu kitabı lisansüstü yıllarında okumuş ve Brezilya’da Portekizce öğrenmek için kullanmıştı.[36]
Bohm’un kitabının temel problemi nedensellik ve tesadüfün fizik yasaları ile olan irtibatıydı. Eğer doğayı gözlemlersek sabit ilişkiler buluruz, bu sabit ilişkileri gereklilik olarak düşünürüz ve bir sonraki adımda bu gerekli ilişkileri nedensel yasalar olarak ifade ederiz. Bu nedensel yasalar tanımı tamamen Engels’in Doğanın Diyalektiği ile benzerdir. Bohm, nedensel yasayı tesadüfün (Chance) diyalektik zıttı olarak addediyordu. Örneğin düşen bir kâğıt parçası ani bir kuvvetli rüzgarla tekrar yükselebilir. Gereklilik ve tesadüf, biri diğerini dışlayan iki kategoridir ancak ikisi de nesnenin uygun bir açıklamasının yapılması için gereklidir.[37]

Bohm’a göre nedensel yasalar gerçeklik için farklı tahmin düzeylerine yol açar. Bu düzeylerin her biri muhtelif nedensel faktörlerle belirlenir her bir düzey için karakteristik olan nitelikler, kavramlar ve ilişkiler göreli bir otonomiyle tanımlanır. Bu düzeyler arasındaki geçişler diyalektik sıçramaların bir formu olarak gerçekleşir. Küçük niceliksel değişimler niteliksel sıçramalara neden olur. Bu sıçramalar Bohm ve Engels’in saf niceliksel değişimlere izin veren mekanizm görüşüyle zıtlık içerir. Bohm, katı temel niteliklere ve tamamen niceliksel mekanizma yasalarına karşı sonsuz sayıda özellik, nitelik, sistem ve düzey koydu. Her bir tekil düzey nedensel olarak tanımlanabilir. Bohm, bu seviyeler ve doğanın sonsuzluğunun merkezi kavramı arasındaki nitel sıçramaları kabul etmekle basit bir deterministik kavramdan kaçınmayı başardı. Marksizm-Leninizm klasikleri denilen pek çok metinde de doğanın sonsuzluğu nosyonu bulunabilir. Nitekim Lenin elektronun sonsuzluğundan, Mao Tse-Tung doğa maddelerinin sonsuz çeşitliliğinden bahseder. Engels’in yazılarında da benzer kısımlar bulunur.[38]
Bohm, bu felsefi yansımaları alt-kuantum düzeyleri formunda fiziğe sokmuştur. Analoji yoluyla bir argüman kullanmıştır ve dalga fonksiyonu olan y’yi Schrödinger denklemleriyle karşıladığı gerçek bir alan olarak düşünmüştür. Bu alan parçacık üzerine kuantum mekaniksel bir kuvvet uygular ve ’nin büyük olduğu alana onu çeker. Alan, parçacığa yol gösterir. Buna ek olarak Brownien hareketle analoji kurabileceğimiz tesadüfi bir hareket zıt bir eğilim olarak var olmalıdır. Bu kaotik hareketin nedeni Bohm’da açık değildi. O, bunun y-alanındaki dalgalanmanın (fluctuations) sonucu mümkün olabileceğini düşündü. Onun için önemli olan sadece alt-kuantum düzeyleri varlığının temel kabulüydü ve bu düzeyden sonuçlanan etkilerin araştırılmasıydı. Mevcut kuantum mekaniğini termodinamikteki kinetik gaz teorisi gibi alt-kuantum düzeylerine bir yaklaşım olarak algıladı. Aynı zamanda kuantum etkilerini açıklamak için yeni teorilerin keşfini umuyordu.[39]
Bu düşünceler genel olarak Physical Review ve Nuovo Cimento dergilerinde 1952-57 yılları arasında bir dizi makaleye yol açtı. Bu makalelerin bazılarında ve yazışmalarında y alanını parçacıkların içinde hareket ettiği bir tür sürekli akışkan olarak tanımladı. Bu sürekli akışkan eski bir düşünce olan uzayı dolduran eteri anımsatıyor. Gerçekte Bohm, “ether” kavramını kullandı ama sadece yazışmalarında, hiç bir metninde buna rastlanmaz. Bu oldukça spekülatif fikirler onu plazma fiziği üzerine çalışmaya sevk etti. Plazmada olduğu gibi serbest parçacıkların “ether”deki kaotik hareketi serbest parçacığın hareketini tanımlayan organize edilmiş y-alanına neden olur. Bu durumda kaotik hareket nedenselliğe sebep olur. Nedensellik ve tesadüf diyalektik bir birim oluşturduğundan tam tersi yani kaosa sebep olan nedensellik de mümkün olabilir.[40] Böylece Bohm, serbest parçacıkların çok küçük sapmalarının hareketin kontrol edilemez etkilerine neden olan olasılık teorisi üzerine çalışmaya başladı. Bu düşünceler modern kaos teorisiyle yakından irtibatlı görülüyor.[41]

Sonuç
Kuantum mekaniğinin “Kopenhag Yorumu” Kopenhag, Göttingen ve Münih merkezli küçük bir fizikçiler cemiyeti tarafından yaratılmıştır. Bu seçkin grup yüksek seviyede bilimsel dönüşüm ve düşünce transferi gerçekleştirmiştir. Yeni teori adım adım Amerikan düşünce-biçimine sokulmuş, alımın ilk safhası Avrupa’daki tartışmaların etkisinde kalmıştır. Dergilerden, el kitapları ve ders kitaplarına geçildikçe benzerlikler git gide azalmış, Kopenhag Yorumu, Avrupa’daki tartışmalardan ayrışarak fiziğin pragmatik ve operatörel tutumuyla beraber onların düşünce biçimiyle bütünleşmiştir. David Bohm, Berkeley, Caltech ve Pennsilvanya Devlet üniversitelerinde bu düşünce biçimiyle tanışmıştır. Berkeley’de bu topluluğun düşünce tarzını oluşturan başka bir düşünce-topluluğuyla, politik solla ve diyalektik materyalizmle temasa geçmiştir. Bohm’un felsefi görüşleri Amerikan fizik topluluğundan bütünüyle kopana kadar fiziksel teorilerinin inşasında çok etkili değildi. Bohm, ilk topluluğunun düşünce-biçiminden ayrılmak zorundaydı, aksi takdirde Einstein’la olan tartışmaları belirleyici olamazdı. Düşünce-topluluğundan uzaklaşma süreci ve tarzı Quantum Theory kitabından fark edilebilir ve Princeton’da cezalandırılmasından sonra bu kopuş hızlanmıştır. Bununla beraber gizli değişkenler makalesinde düşünce-topluluğunca tanınmak için pek çok atıf buluruz. Kendisini bilginler topluluğundan bütünüyle izole edene kadar Bohm, teorisini diyalektik materyalizm ışığında düşünmeye başlamış ve yeni fiziksel teori ile varlıkların inşası için bir rehber olarak onu kullanmıştır.
Bohm’un kuantum teorisini oluşturması ve daha sonraki gelişmeler felsefi düşünce biçimlerinin fiziksel teoriler kurulması için bir rehber olarak nasıl etkin olabileceğini göstermiştir. Ayrıca düşünce-biçimleri Bohm’un durumunda görebildiğimiz üzere topluluklara aittirler ve bu topluluklar farklı düşünce biçimlerini sınırlarlar. Bohm, yeni teorisi üzerinde çalışmaya bilginler topluluğundan ayrıldıktan sonra başlayabilmişti ve bu felsefi düşünce biçimi daha önceki topluluğunda düşünen üzerindeki kısıtlamasından dolayı etkili olması imkansızdı.
[1] Max Planck Enstitüsü Bilim Tarihi, Berlin, Almanya, ve Regensburg Üniversitesi, Bilim Tarihi. Bu araştırma projesi Hans-Böckler-Stiftung ve Max Planck Enstitüsü Bilim Tarihi tarafından desteklenmiştir. Makalenin künyesi: Christian Forstner, “Dialectical Materialism and the Construction of a New Quantum Theory: David Joseph Bohm”,
1917–1992
[2] Dr. Öğretim Üyesi, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi Ana Bilim Dalı
* Thought-collectives düşünce-toplulukları, thought-stye düşünce biçimleri olarak çevrilmiştir. Esasen thought-collectives epistemik cemaat kavramı ile de örtüşmektedir. Ancak aralarında anlam farkı olduğundan düşünce-toplulukları ile karşılanması tercih edilmiştir. (ç.n)
[3] Ludwik Fleck, Genesis and Development of a Scientific Fact (Chicago: Chicago University Press, 1979, ilk basımından çeviri 1935). Fleck, tıpta Wassermann reaksiyonu örneği ile bilginin düşünce-toplulukları (thought-collectives) adını verdiği sosyal gruplara ait olduğunu gösterir. Her bir düşünce topluluğu kendine has düşünce biçimlerine sahiptir ve üyelerinin düşüncelerini belirler. Bir bilim insanı bilimsel, politik ve hatta dinsel bir düşünce-topluluğunun üyesi olabilir. Her bir topluluk kendi düşünce biçimine sahiptir. Bilgi, bağımsız bir yazarın kişisel bilgisinden (dergilerde sunulan) topluluğun düşünce biçimine uyumlu kişisel olmayan bilimsel el-kitaplarına geçiş yapar. Kişisel bilgiden bilimsel el kitaplarına, kişisel bilgilerin topluluğun düşünce biçiminden çok uzaklaşmaması kaydıyla, geçiş yapması kolaydır. Aksi takdirde o görmezden gelinir.
** Tırnaklı vurgu bana ait (ç.n)
[4] Biyografi için bkz: F. David Peat, Infinite Potential, The Life and Times of Bohm (Reading, MA: Addison-Wesley, 1997); Russel Olwell, “Physical Isolation and Marginalization in Physics. David Bohm’s Cold War Exile”, ISIS 90 (1999): 738-758 Bohm ve soğuk savaş üzerine odaklanır, Alexei Kojevnikov, “David Bohm and Collective Movement’, Historical Studies in the Physical and Biological Sciences, 33 (2002): 161-192 Bohm’un dünya görüşü ve plazma fiziği üzerine araştırmaları arasındaki irtibatı analiz eder.
[5] David Bohm’dan Miriam Yevick’e mektup. 28 Ocak 1952, David Bohm Yazıları, Kataloglanmamış.
[6] David Bohm’dan Miriam Yevick’e mektup. 28 November [1951], David Bohm Yazıları, Kataloglanmamış.
[7] Peter Goodchild, J. Robert Oppenheimer. Shatterer of Worlds. (New York: Fromm, 1985). John L. Heilbron and Robert W. Seidel, Lawrence and his Laboratory: A History of the Lawrence Berkeley Laboratory (Berkeley: University of California Press, 1989).
[8] Giovanni R. Lomanitz ile görüşme, nakleden Shawn Mullet, 26/27 Temmuz 2001, American Institute of Physics, Center for History of Physics, College Park, MD, USA, 16-7, 24. Ellen W. Schrecker, No Ivory Tower: McCartyism and the Universities (New York, Oxford: Oxford University Press, 1986), 24-62, Gregg Herken, Brotherhood of the Bomb: The Tangeled Lives and Loyalities of Robert Oppenheimer, Ernest Lawrence, and Edward Teller (New York: Owl Books, 2003), 28-32.
[9] David Bohm ile görüşmeyi nakleden Martin Sherwin, 15 Haziran 1979, David Bohm Papers, Birkbeck College, London, UK, Folder A.116; David Bohm ile görüşme, nakleden Maurice Wilkins, 1986, American Institute of Physics, Center for History of Physics, College Park, MD, USA, 198-226.
[10] Bohm-Wilkins görüşmesi, 257-8.
[11] A. Gutherie and R.K. Wakerling (eds.), The Characteristics of Electrical Discharges in Magnetic Fields (New York: McGraw-Hill, 1949).
[12] United States Atomic Energy Commission, In the Matter J. Robert Oppenheimer. Transcript of the Hearing before Personnel Security Board and Text of Principal Documentsand Letters, Washington D.C. Nisan 12, 1954, Haziran 29, 1954 (Reprint Cambridge: M.I.T. Press, 1971), 149-50.
* Assistant Professor
[13] Silvan S. Schweber, QED and the Man who Made it: Dyson, Feynman, Schwinger, and Tomonaga (Princeton: Princeton University Press, 1994), 156-205.
[14] David Bohm, ‘Note on a Theorem of Bloch Concerning Possible Causes of Superconductivity’, Physical Review 75 (1949): 502-4; David Bohm and M. Weinstein, ‘The Self-Oscillations of a Charged Particle’, Physical Review 74 (1948): 1789-98.
[15] Alexei Kojevnikov, ‘David Bohm and the Collective Movement’, Historical Studies in the Physical and Biological Sciences 33(2002), S. 161–192.
[16] Hearings Regarding Communist Infiltration of Radiation Laboratory and Atomic Bomb Project at the University of California, Berkely, Calif.—Vol. I. Hearings before the Committee on Un-American Activities, House of Representives, Eighty-First Congress (Washington 1949), 319-27, 347-53.
[17] Russel Olwell, ‘Physical Isolation and Marginalization in Physics. David Bohm’s Cold War Exile’, ISIS 90(1999): 742-51.
[18] David Bohm ile görüşmeyi nakleden, 8 Mayıs 1981, American Institute of Physics. Center for History of Physics. Niels Bohr Library. One Physics Ellipse, College Park, MD 20740, USA,
11.
[19] David Bohm, Quantum Theory (New York: Prentice Hall, 1951).
[20] Pauling, Linus and E. Bright Wilson, Introduction to Quantum Mechanics: With Applications to Chemistry (New York: McGraw-Hill, 1935).
[21] E.g. Arthur E. Ruark und Harold C. Urey, Atoms, Molecules and Quanta (New York: McGraw-Hill, 1930); Edwin C. Kemble, The Fundamental Principles of Quantum Mechanics with Elementary Applications (New York: McGraw-Hill, 1937).
[22] Silvan S. Schweber, Silvan S., ‘The Empiricist Temper Regnant. Theoretical Physics in the United States 1920–1950’, Historical Studies in the Physical and Biological Sciences 17 (1986), S. 55–98.
[23] David Bohm’dan Miriam Yevick’e mektuplar, 7 Ocak 1952, David Bohm Papers, Kataloglanmamış.
[24] David Bohm, Quantum Theory, (New York: Prentice Hall, 1951), 100.
[25] Ibid., 114.
[26] Ibid., 165; Mara Beller, Quantum Dialogue: The Making of a Revolution (Chicago: Chicago University Press, 1999), 208.
[27] David Bohm, Quantum Theory, (New York: Prentice Hall, 1951), 138-40.
[28] David Bohm, ‘A suggested interpretation of quantum theory in terms of ‘hidden variables’. Part I and II’, Physical Review 85 (1952): 166-179, 180-193.
[29] David Bohm’dan Miriam Yevick’e Mektuplar, 7 Ocak 1952, David Bohm Papers, Kataloglanmamış. David Bohm, ‘A suggested interpretation of quantum theory in terms of ‘hidden variables’. Part I’, Physical
Review 85 (1952): 167.
[30] Interview Bohm-Wilkins, 348-51, Interview Bohm-Hoddeson, 13-4.
[31] Murray Gell-Mann, The Quark and the Jaguar. Adventures in the Simple and the Complex (London: Abacus, 1995), 170.
[32] David Bohm, ‘A suggested interpretation of quantum theory in terms of ‘hidden variables’. Part I and II’, Physical Review 85 (1952): 166-179, 180-193.
[33] David Bohm’dan Melba Philips’e mektuplar, Tarihsiz [Bahar/Yaz 1954], David Bohm Papers, Folder
C.47.
[34] David Bohm’dan Miriam Yevick’e mektuplar, 31 Mart [1952], David Bohm Papers, Kataloglanmamış.
[35] David Bohm, Causality and Chance in Modern Physics (London: Routledge, 1984)
[36] Joseph Weinberg’den aktaran F. David Peat, bkz F. David Peat, Inifinite Potential: The Life and Times of David Bohm (Reading, MA: Addison-Wesley, 1997), 59; Letter from David Bohm to Miriam Yevick, 20 Kasım [1951], David Bohm Papers, Kataloglanmamış.
[37] Bohm, Causality and Chance, 1-3; Friedrich Engels, ‚Dialektik der Natur’, in Marx Engels Werke, Vol. 20 (Berlin: Dietz Verlag, 1965), 497, 486-7.
[38] Bohm, Causality and Chance, 34-57; Engels, ‘Dialektik der Natur’ 325, 349-50, 516-20. Wladimir I. Lenin, ‘Materialismus und Empriokritizismus’, : Lenin Werke, Band 14 (Berlin: Dietz Verlag, 1962), 262, see also 282; Mao Tse-Tung, ‘Über denWiderspruch’, Ausgewählte Werke, Band 1 (Peking: Verlag für Fremdsprachige Literatur, 1968), 375.
[39] David Bohm, Causality and Chance, Chapter III and IV, 68-129.
[40] David Bohm und Jean-Pierre Vigier, ‘Model of the Causal Interpretation of Quantum Theory in Terms of a Fluid with Irregular Fluctuations’, Physical Review 96 (1954): 208-216 David Bohm’dan Miriam Yevick’e mektup, 7 Ocak 1952, David Bohm Papers, Kataloglanmamış; David Bohm’dan George Yevick’e mektup Tarihsiz [Ocak/Şubat 1952], David Bohm Papers, Kataloglanmamış.
[41] David Bohm und Walter Schützer, ‘The General Statistical Problem in Physics and the Theory of Probability’, Supplemento al Nuovo Cimento 2 (1955): 1004-47.

