İdeolojik ve duygusal yaklaşımlardan uzak, olabildiğince bilimsel kriterlere bağlı kalındığı ölçüde ortaya konan çalışma da değerli olur. Cumhuriyet’imizin 100. Yılında Matematik Tarihi yayınlarımızın büyük kısmında bu nesnelliğin sağlandığı görülmekle beraber, yine de temkinli olmak gerekir.
Bilim tarihinin alt dallarından olan Matematik Tarihi, ilk zamanlarda marjinal bir konu olmuş ve birkaç ilgili araştırmacının odaklandığı bir alan olarak kalmıştı. Zamanla hem dünyada hem ülkemizde Matematik Tarihi ilgi çekmeye başlamış, gittikçe daha fazla araştırmacıyı cezbetmiştir. Bunun muhtelif sebepleri olabilir. En başta, bilim tarihinin ilgi çekmesi (ki bunun sebebinin ideolojik olduğunu düşünüyorum), Matematik Tarihine de ilginin uyanmasına sebep olmuş olabilir. Bir diğer gerekçe ise kanaatimce, matematiğin kendisinden kaynaklanmıştır. Matematik, bilindiği üzere, diğer bütün bilimlerin temeli ve dilidir. Bu bakımdan özel bir yeri ve rolü olduğu düşüncesiyle matematiğin tarihini araştırma arzusu doğmuş olabilir. Karakteri ve yöntemi açısından kanıtları apaçık olan matematiğin (ki bu yönüyle Dekart’ın hayranlığını kazanmıştı) tarihi bu bakımdan da ilgi çekmiştir. Ayrıca, günümüzde Matematik Tarihinin matematik eğitiminde yardımcı olarak kullanılması söz konusudur. Çeşitli sınıflarda okutulacak matematik tarihi derslerinin öğrencilerin matematiği öğrenmelerini ve sevmelerini kolaylaştırıp kolaylaştırmadığı üzerine araştırmalar yapılmaktadır. Buna örnek olarak şu araştırmaları verebiliriz: Murat Baş, “Matematiğin Tarihsel Gelişimi ve Matematik Tarihinin Matematik Eğitiminde Kullanılması”, Türk Akademik Yayınlar Dergisi, 2019, 3(1), 1-22; S.B. Bayam, İlköğretim Matematik Eğitiminde Öğrencilerin Matematik Tarihi Bilmelerinin Matematiğe Yönelik Başarı ve Tutumlarına Etkisi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kastamonu Üniversitesi, 2012.
Matematik Tarihinin gelişmesi, matematiğin çeşitli dallarının ortaya çıkış sürecinin merak edilmesine ve araştırılmasına sebep olmuştur. Matematiğin özel dallarının incelenmesi ise bu özel düşüncelerin daha derinden anlaşılmasına yardım eder. Böylelikle insanoğlunun çağlar boyunca ilgi duyduğu, merak ettiği ve araştırmayı arzu ettiği matematik konuları hem daha iyi anlaşılır hem de bu konulara sempati doğması söz konusu olur. Aslında Matematik Tarihi bizzat matematikçinin işine yarar, onun konuya hâkimiyetini tamamlar ve George Sarton’un ifadesiyle neşe verir. Çünkü insan aklının, şerefsiz ve gaddar olmayan sonsuz zaferlerini önümüze serer (Sarton, The Study of the History of Mathematics, Harvard University Press, 1936). Matematik Tarihçisinin görevi, araştırmasını bilimsel ilkelere göre yapmak olduğu kadar, matematikteki bu hümanizmayı da açığa çıkarmaktır, yani matematiğin güzelliğini ve kıymetini göstermek suretiyle yüzyıllar boyunca insanoğlunun sürekli gayreti ve dehasıyla bu görkemli eseri nasıl meydana getirdiğini tasvir etmektir.
Aslında Matematik Tarihi bizzat matematikçinin işine yarar, onun konuya hâkimiyetini tamamlar ve George Sarton’un ifadesiyle neşe verir. Çünkü insan aklının, şerefsiz ve gaddar olmayan sonsuz zaferlerini önümüze serer.
Peki, Matematik Tarihini kimler araştırmıştır? Bu açıdan da zaman içinde köklü değişiklik yaşanmıştır. İlk zamanlarda Aydın Sayılı, Sevim Tekeli gibi bilim tarihçileri bu araştırmaları yürütmüşlerdi. Aydın Sayılı’nın Abdülhamid ibn Türk isimli bir Türk Ortaçağ matematikçisinin cebir kitabının günümüze ulaşmış parçasını neşrettiği yayını, Sevim Tekeli’nin de meşhur on altıncı yüzyıl Osmanlı astronomu Takiyüddin’in matematik eserlerine dikkat çektiği yayınları bizim Matematik Tarihi araştırmalarımızın tarihi bakımından önemli dönemeçlerdi. Bilim tarihimizdeki araştırma geleneklerimize paralel olarak matematik tarihimizde de Ortaçağ İslâm Uygarlığının Arapça matematik yazmaları üzerinde bilim tarihçilerimizin araştırmaları devam ederken, matematik tarihçisinin asgari ölçüde de olsa belli düzeyde matematik bilgisine sahip olması gerektiği anlaşıldığından, zamanla bu araştırmaları yapanlar matematikçiler içinden çıkmaya başlamıştır. Burada şöyle bir problem kendini göstermiştir: Bir tarih disiplini olan Matematik Tarihi araştırmasını, tarih eğitimi almamış ya da zayıf olan matematikçi nasıl yürütecekti? Aslında benzer problem bilim tarihinin geneli için de söz konusudur. İşte Cumhuriyet’imizin 100. Yılında, elimizdeki literatür Matematik Tarihindeki bu probleminin çözülmüş olduğunu göstermektedir. Önceleri amatör matematik tarihçisi varken, artık mesleği Matematik Tarihi olan araştırmacılar ortaya çıkmıştır. Amatör matematik tarihçisi konuyla hobi olarak ilgilenirken, profesyoneller mümkün olduğunca iyi bir eğitimden geçmiş, bu işi meslek olarak benimsemişlerdir. Bunun için, lisans eğitimini matematik alanında almış olan ilgililer, lisansüstü eğitimlerinde Matematik Tarihine yönelerek, tarih disiplininin gerektirdiği donanımı edinmişlerdir. Bu donanım, elbette başta kaynak dil bilgisini ve tarih yöntemlerini öğrenmeyi içeriyordu. Aslında bu problem gelişmiş ülkelerde çoktan fark edilmiş ve üzerine yazılar yazılmış, tartışmalar yürütülmüştür. İlgilenenler, referans olarak şu yayınlara müracaat edebilirler: Judith V. Grabiner, “The Mathematician, The Historian, and The History of Mathematics”, Historia Mathematica, 2, November 1975, 439-447; “Should We Be Mathematicians, Historians or Generalists?”, Historia Mathematica, 1, May 1974, Editorial, 127-128.
Peki, Matematik Tarihini kimler araştırmıştır? Bu açıdan da zaman içinde köklü değişiklik yaşanmıştır. İlk zamanlarda Aydın Sayılı, Sevim Tekeli gibi bilim tarihçileri bu araştırmaları yürütmüşlerdi.
Tarih araştırmalarının çoğunda olduğu gibi matematik tarihinde de araştırma konusunun seçilmesinde bibliyografya çalışmalarının büyük önemi vardır, geçmişte kaynaklara ulaşmada zorluklar yaşanırken, günümüzde bilgiye erişme vasıtalarındaki muazzam teknik ilerlemeler sayesinde artık Matematik Tarihi araştırmalarında bibliyografya tarama problemi büyük ölçüde kalkmıştır. İnternet vasıtasıyla konuyla ilgili yayınlara çok kısa sürede ulaşılmaktadır. Dijital kaynaklar çoğalsa da, Osmanlı Matematik Literatürü Tarihi (2 cilt, Ed. Ekmeleddin İhsanoğlu,1999) gibi bibliyografya çalışmaları değerini hiç yitirmemiştir.
Aydın Sayılı’nın yayınladığı Abdülhamid İbn Türk’ün cebir kitabı örneğinde olduğu gibi, önceleri Ortaçağ İslâm Dünyası’nda üretilmiş Arapça matematik metinlerinin incelenmesi şeklinde yürütülen Matematik Tarihi çalışmaları, günümüzde yakın geçmişimizi oluşturan Osmanlıların matematik eserlerini, yani çoğunlukla Osmanlı Türkçesi ile kaleme alınmış yazma ve basma metinlerin ele alınması biçimine dönüşmüştür. Osmanlıca kaynaklara ulaşma ve bu dili öğrenme kolaylığı, matematik kökenli araştırmacılar için büyük avantaj sağlamıştır. Bu da Cumhuriyet’imizin 100. Yılında profesyonel matematik tarihçisi sayısının büyük oranda artmasını sağlamıştır.
İlk zamanlarda matematik tarihçiliği ile astronomi tarihçiliği genellikle bir arada yürütülürken, artık bu iki alan tamamen birbirinden ayrılmış, yani bilim tarihinin alt disiplinlerinde uzmanlaşma başlamıştır. Bundan nasibini alan Matematik Tarihi disiplini de diğerleri gibi derinleşen uzmanlaşmayla genişlemiştir. Uzmanlaşmanın olduğu bazı Matematik Tarihi araştırmalarına şu tezleri örnek verebiliriz: Osmanlılarda Koni Kesitleri: Seyyid Ali Paşa, Osmanlılarda Diferansiyel İntegral Hesap, Osmanlılarda Analitik Geometri, Osmanlılarda Sayılar Teorisi ve Mehmet Nadir, Ondalık Kesirlerin Osmanlı Muhasebe Matematiği Eserlerindeki Yeri (15. – 17. Yüzyıl): Câmi’ul-Hisâb Örneği, İsmail Gelenbevi’nin Hisâb el-Küsur Adlı Eserinin El-Cebr ve’l-Mukâbele Adlı Bölümünün İncelenmesi, Hüseyin Rıfkı Tamani’nin Çalışmaları Işığında Öklid Geometrisinin Türkiye’ye Girişi, Osmanlılarda Logaritma, Salih Zeki Bey’in Hülâsa-i Hesâb-ı İhtimâlî Adlı Eseri ve Olasılığın Türkiye’ye Girişi, Ortaçağ İslâm Dünyasında V. Postülat Geleneği.
İlk zamanlarda matematik tarihçiliği ile astronomi tarihçiliği genellikle bir arada yürütülürken, artık bu iki alan tamamen birbirinden ayrılmış, yani bilim tarihinin alt disiplinlerinde uzmanlaşma başlamıştır.
Bu çalışmalar, son yıllarda ülkemizdeki Matematik Tarihi araştırmalarının Osmanlılar üzerinde yoğunlaştığını göstermektedir. Bu da normaldir, her memleket kendi kültürel değerleriyle ilgilenir. Ortaçağ İslâm Dünyası’ndaki matematik çalışmalarını miras alan Osmanlılar, bunun üzerine özgün katkıda bulunmamışlarsa da matematik gündemlerini mecburen hep güncellemek durumunda kalmışlardır. Bu mecburiyet, Batı’nın üstünlüğü karşısında geride kalmamak isteğinden kaynaklanmıştı.
Yapılan bu çalışmalarda önemli bir mesele de nesnel olabilmektir. İdeolojik ve duygusal yaklaşımlardan uzak, olabildiğince bilimsel kriterlere bağlı kalındığı ölçüde ortaya konan çalışma da değerli olur. Cumhuriyet’imizin 100. Yılında Matematik Tarihi yayınlarımızın büyük kısmında bu nesnelliğin sağlandığı görülmekle beraber, yine de temkinli olmak gerekir.
Günümüzde matematik lisans eğitimini tamamladıktan sonra matematik tarihçisi olmaya karar veren ve Matematik Tarihi tezleri hazırlamak suretiyle kendisine bu yolu seçen genç araştırmacıların sayısı oldukça artmış, ancak daha önce karşılaşılmayan bir problemle yüz yüze gelinmiştir: Üniversitelerde kadro bulmak! Gerçi bu problem, diğer alanlarda da geçerli olmakla beraber, matematik tarihçilerinin önünde ciddi bir mesele olarak durmaktadır. Cumhuriyet’imizin ikinci yüzyılında bu meselenin hallolması, temennimizdir.

