Kuzey Kutbu hızlı bir ısınma süreci geçiriyor ve bu durum deniz buzu ile buzulların geri çekilmesine neden oluyor. Yeni bir araştırma, artan buzdağı trafiğinin okyanus tabanındaki biyoçeşitliliği okyanusun derinliklerinde nasıl yeniden şekillendirdiğine dikkat çekiyor.
Çeviri: Binali Furkan Alper
GazeteBilim Yazı İşleri
Kuzey Kutbu hızlı bir ısınma süreci geçiriyor ve bu durum deniz buzu ile buzulların geri çekilmesine neden oluyor. Nature’da yayımlanan yeni bir araştırma, artan buzdağı trafiğinin okyanus tabanındaki biyoçeşitliliği okyanusun derinliklerinde nasıl yeniden şekillendirdiğini ortaya koyuyor.
Buzullar karadan denize doğru ilerlerken, altlarındaki veya çevrelerindeki dağlık alanlardan taş ve moloz kütlelerini içlerine hapsederler. Bu buzullar kırılarak denize düştüğünde ve buzdağlarına dönüştüğünde, içlerindeki taşları açık denize taşırlar. Buzdağları eridikçe, taşıntı taşları (dropstones) adı verilen bu irili ufaklı taşlar okyanus tabanına düşer. Normal şartlarda çamurla kaplı olan derin deniz tabanına düşen bu taşlar, sert zeminlere ihtiyaç duyan deniz canlıları için yepyeni kolonileşme noktaları oluşturur.
Grönland ile Svalbard arasında yer alan Fram Boğazı’ndaki HAUSGARTEN adlı derin deniz gözlemevinden elde edilen veriler, bilim insanlarına bu ilginç süreci inceleme fırsatı sundu. Alfred Wegener Enstitüsü tarafından işletilen gözlemevinde yapılan deniz tabanı kamera çekimleri 2015 ve 2017 yılları arasında okyanus tabanına düşen taşlarda yoğunluğunda belirgin bir artış gözlemlendi.

Yaklaşık 2.500 metre derinlikte yapılan incelemelerde, eriyen buzdağlarından dökülen bu yeni ve küçük taşların okyanus tabanında kümeler oluşturduğu tespit edildi.Taş yoğunluğundaki bu artış, süngerler ve anemonlar vb. gibi okyanus tabanı canlılarının yoğunluğunu ve tür zenginliğini önemli ölçüde artırdı. Okyanus tabanındaki boş zeminler, sert taban arayan deniz canlıları tarafından hızla işgal edilerek bölgedeki ekolojik zenginliği artırdı.
Kırk yıllık gemi kayıtları gerçeği doğruluyor
RV Polarstern araştırma gemisinin son 40 yıllık görsel kayıtları incelendiğinde, 2000’li yılların başından itibaren buzdağı görülme sıklığında ani bir artış yaşandığı ve her on yılda bir %6,4 oranında artış olduğu saptandı. Ayrıca, beşten fazla buzdağının bir arada görüldüğü kalabalık buzdağı gruplarının oranı da her on yılda bir %4,5 oranında artış gösterdi. Uydu verileri kullanılarak buzdağlarının rotaları geriye doğru izlendiğinde, batı Fram Boğazı’ndaki buzdağlarının Kuzeydoğu Grönland’daki devasa buzullardan (Nioghalvfjerdsfjorden ve Zachariæ Isstrøm) geldiği tespit edildi. Doğu Fram Boğazı’nda görülen buzdağlarının ise çoğunlukla Rusya Kuzey Kutbu’nda yer alan Severnaya Zemlya ve Franz Josef Toprakları’ndaki buzullardan koptuğu anlaşıldı. Araştırmalar, bu bölgelerdeki buzul dengesizliğinin tam da buzdağı artışının yaşandığı döneme denk geldiğini gösteriyor.
Daha az deniz buzu, daha çok erime
Bilgisayar modellemeleri, buzulların hızla kırılmasının yanı sıra, deniz buzu örtüsündeki azalmanın da bu sürece katkı sağladığını gösteriyor. Azalan ve daha hareketli hale gelen deniz buzu, kopan buzdağlarının açık denizde daha hızlı sürüklenmesine yol açıyor. Açık suda kalan buzdağları, rüzgarlara ve dalgalara daha fazla maruz kalarak daha hızlı eriyor ve taşıdıkları taşları okyanus tabanına bırakıyor.
Ekosistem için fırsat, gemiler için tehlike
Kuzey Kutbu ısınmaya devam ettikçe ve buzul kütlelerindeki kayıp hızlandıkça, denizlere giren buzdağı sayısının artması bekleniyor. Bu durum okyanusun derinliklerindeki ekosistemlere yeni bir yaşam alanı kaynağı sunmaya devam edecek ve bölgenin biyoçeşitliliğini şekillendirecektir. Ancak artan bu buzdağı trafiği, buzullardan binlerce kilometre uzaktaki derin deniz yaşamını desteklerken, Kuzey Kutbu’nda her geçen gün artan denizcilik faaliyetleri ve gemi trafiği için de navigasyon riskleri oluşturabilir.
Kaynakça:
Krumpen, T., Meyer-Kaiser, K.S., Wekerle, C. et al. Amplified Arctic iceberg traffic reshapes benthic biodiversity. Nature (2026). https://doi.org/10.1038/s41586-026-10630-4


